Aykut Akgül: Şiir, öfkemin ehlileşmiş hali

Şair Aykut Akgül'ün, yeni kitabı Manhattan ve Rakı Kaos Çocuk Parkı tarafından yayımlandı. Akgül, "Şiir benim isyanım, insanın öfkeye zaafı olunca, şiire de zaafı olabiliyormuş" dedi.
Aykut Akgül

Batuhan Saç

DUVAR – Manhattan ve Rakı’yı okurken kavga sesleri geliyor. Diğer bir yandan da öfke dolu bir film sahnesini seyrediyorum. Yani hem dışarıda hem de içeride olan bir ses ve görüntü. Gene de doğrudan öfkeyle bağlantılı bir soru sormamıştım, ama Aykut Akgül soruları yanıtlarken bahsettiğinde, gülümsemeye başladım. Belki şimdi şunları söyleyebilmeye hakkım var: Manhattan ve Rakı ciddi ciddi bir kavga sahnesi. Bir Aykut Akgül yere düşüyor, bir kavga ettiği öteki insanlar. Sonu bitmeyecek bir arbede ve hengâme. İşte bu yüzden karada yürüyor şiiri.

İlk şiirinizi hatırlıyor musunuz? Ne zamandı, hangi duyguyla yazmıştınız acaba?

İlk şiirimi hatırlıyorum tabii: “selvilere çarpan rüzgarlar eşliğinde gel ve bu sefer ayrılık senfonisi çalmasın ıslıkların, belki o zaman kırılmaz dallarım, dökülmez yapraklarım.”

Zamana gelince, sanırım 2007-2008 yılları arasında kalmış bol karlı bir kıştı. İşin açığı,böyle okuyunca her ne kadar romantik görünse de, aslında kızgındım, çünkü; ters giden bir şeyler vardı, hesapta olmayan, açıklanamaz bir şeyler ve yalnızdım. Yakın arkadaşlarımdan birisi, henüz gencecik yaşta kalbine yenik düşmüştü, ortada hiçbir şey yokken gidivermişti öylece işte. Nedim, güzel bir dostum, güzel bir insandı.

Klişe olmasına rağmen önemli: Aykut Akgül’e şiire yönlendiren neydi?

Dediğim gibi şiir benim kızgınlığım, biraz arabesk olacak ama isyanım aslında. Öfkemin en ehlileşmiş hali. Haklı savrulan bir yumruk, ağız dolusu edilen küfürler ve unutulmayacak kadar büyük yanlışlar düzelten çirkin bir kahraman. İnsanın öfkeye zaafı olunca, şiire de zaafı olabiliyormuş demek ki. Anlamaya, yani kızmaya başladığım günden beri şiir yazmak benim için hem rahatlama hem çıldırma hali oldu. Biliyoruz ki insanoğlu her ikisine de muhtaçtır. Şiire yönelmemin ana başlığına “Öfke” diyebiliriz, elbette alt başlıklar da yok değil.

Manhattan ve Rakı, Aykut Akgül, 86 syf, Kaos Çocuk Parkı, 2018

‘YAZI DİLİM ÖFKELİ AMA HER ŞEYİN FARKINDA’

İlk kitabınızın adı Operadaki Darbuka (roman). İkincisi Manhattan ve Rakı (şiir). Her ikisinde de daha kapakta bizi buyur eden bir gerilim var, yanılıyor muyum? 

Manhattan ve Rakı çıktığından bu yana Operadaki Darbuka sorulur oldu. Kendi adıma hakkı verilmemiş, ama elden gelenin yapıldığı bir romandı, öte yandan bu kadar merak edilmeye onunla alakalı acaba ne yapabilirim tekrardan diye düşünüyorum kimi zaman. Benim yazım dilim, bakış açılarım ve herhangi bir konuyu işleyiş tekniğim şaşmaz bir şekilde hep ben oluyor, yani öfkeli ve hep kavgalı ama her şeyin farkında. Sakin, ama umursamaz değil. Hal böyle olunca somut olarak hangi işi koysan ortaya kendi kendine bir kıyafet biçmiş oluyor.

‘İSKENDER ŞİİRLERİNİN OKUDUKÇA DEVLEŞEN YANLARI VAR’

Siz hangi şiirleri yahut şairleri okursunuz?

Sevdiğim şiirler çok oluyor, ama hafızama kazınan ve unuttukça dönüp okuduğum birkaç şiir var tabii.

  • Şenol Erdoğan/bazen değil bazan
  • Alper Gencer/Kral pornografik
  • Mevlana Celaleddin Rumi/kardeşim
  • Mevlana İdris Zengin/beni yanlışsız sakla
  • küçük İskender/birçok şiiri
  • Akgün Akova/baba bana bağırma

Anlaşıldığı üzere küçük İskender bolca okurum, çünkü okudukça derinleşen, devleşen ve devşiren yanları var İskender şiirlerinin. Alper Gencer’in sıkı takipçisiyimdir, gerçek bir devrimci, gerçek bir naiftir. Eski ama eskimemiş birçok şair de var tabii okuduğum.

Sözcüklerin yemeklerle bağını düşündüğümden beri sorarım: Bu kitap nerede, hangi malzemelerle, nasıl bir ateşle pişti?

Bu kitap, sizin deyiminizle, yemek çok çeşitli malzemelerden ve birçok farklı tencere, tava değiştirerek neredeyse en yüksek ateşte pişirildi. Şiirlerin yazıldığı ana vatan Beşiktaş, sokakları ve bütün insanları. Elimdeki onlarca şiirden sadece on beş yirmi tanesiyle çıkan Manhattan ve Rakı kitabı ederinde en az dört kitap daha çıkacak şiirlerim var hazırda. Bu yüzden birçok şehir ve insan ilişkileri arasında gezdiğimi, hayatta kalma, hata yapma ve vazgeçme gibi birçok tecrübe edindiğimi söylemek isterim. Şiirlerimden de anlaşılacağı ve itiraf ettikleri üzere sürekli kavga eden ve yenilen ama onca yenilgiye rağmen hala yenilmekten korkmayan bir tadı var bu kitabın. Okuyucuya yenilmeyi değil, kavga etmeyi öğretiyor ayrıca.

‘ANILARLA ARANDA SAĞLAM DOSTLUKLAR KURAMAZSAN BELLEKTEKİ ÖMÜRLERİ DE KISA OLUYOR’

Daha öncesinde Kaos Çocuk Parkı gibi toplandığınız, bir geleneği ve düşünceyi sürdürmek için bir arada olduğunuz insanlar var mıydı? Bu tarz birleşmeler şiir için gerekli mi?

Vardı evet. Maling edebiyatı çatısı altında kurulan “it kuşağı” isimli bir akım kurmuştuk, yanlış hatırlıyor olabilirim 10 sayı falan yazdık, tabi ben de yazanlar arasındaydım. Fakat o oluşumdan, ki bunu birazda kendime kızarak söylüyorum tek bir yazan arkadaşımı dahi hatırlamıyor ve görüşmüyoruz. Zaten biraz da onların bazı kararlarına karşı çıkmış, kendimi orada tutmak istememiştim. Sanırım, bazı anılarla aranda sağlam dostluklar kuramazsan bellekteki ömürleri de kısa oluyor. Garip, birçok şeyini hatırlamıyorum.

Benim en sevdiğim ve içinde bulunmaktan gurur duyduğum bir akımımız daha vardı “yedinci yeni harekatı” isminde. Sevgili dostum, her ne kadar uzun zamandır görüşemesek de hala dost olduğumuzu düşündüğüm Batuhan Dedde. Hala dostluğumuzun taptaze devam ettiği Burak Dikoğlu’nun temellerini attığı bu harekat tam hayata geçecekken bazı sorunlardan (ben de bilmiyorum inanın) dolayı hayata veda etti. Şimdi içinde bulunduğum Kaos Çocuk Parkı ise sesini bir yerlere duyurmuş ve piyasaya dozunu arttıran rahatsızlıklar vermiştir. Lokman Kurucu’ya gelirsek şayet, dostumdur.

‘EN DİBİNDEN TIRMANACAĞIZ’

Öte yandan bir de “Balta” isminde bir dergimiz çıktı yakın zamanda, orada çok iyi işler yapacağıma inanıyor ve istiyorum. İlk birkaç sayısında doğum sancısı çekeceğimiz bir gerçek, çünkü herkes sadece ve sadece kendi emeğiyle bir şeyler yapma çabasında olduğu için tepeden inme bir iş olmayacak. En dibinden tırmanacağız.

Bu tarz birleşmeler şiir için gerekli mi? Bence gerekli değil tabi, ama isteyerek, hissederek ve benimseyerek yapınca da tadından yenmiyor. Kaldı ki şiir yazdığını zanneden ve sadece lafı uzatan bir sürü insan birbirini kolluyor, savunuyorken, bizim gibi insanların yalnız olması demek, şiirin de yalnız bırakılması demek oluyor.

k. İskender Rimbaud’ya Akıl Notları kitabında “Ben bir şair değil, bir savaş muhabiriyim!” diyor. Ne dersiniz? Manhattan ve Rakı ne tür bir savaşı içeriyor?

Evet, çok doğru bir tanım. Yalnız saygısızlık olmayacaksa tabi ki, ben biraz da bu cümleyi kendimi de dahil ederek aranje etmek isterim: “Ben bir şair değil, sadece bir savaşçı ve savaş muhabiriyim.”

Manhattan ve Rakı’nın sadece bir zaafı var, dövüşmeyi ve silahları kullanmayı iyi biliyor, fakat kanı bazen çok deli akıyor ve bu profesyonellikten uzak ataklar neticesinde pişmanlıkları olabiliyor. Elbette kendi yarasını kendi usulünce iyileştiriyor hep. Bu kitabın asıl hedefi bundan sonraki çıkacak asi ve kavgacı şiirlerin önünü açmaktır, tek tip edebiyat ve pamuk şekerlere sarılı dizelere karşı yere sağlam basan şairlere örnek olmaktır. Daha doğrusu arkadaşlara boyundan büyük işlere kalkışmaya motive etmektir. Kimi kesim buna “Yeraltı Edebiyatı” der, kimi kesim “Dip” kimi kesim ise “edebiyat işte”. Belki de sadece “zırva” diyenler de olacaktır. Olsunlar, ama bundan sonra bir gerçek var ve bu çok net bilinmeli, bu savaş meydanında ben de olacağım, ister yalnız, ister kalabalık, isterse bir yerlerden fırlatılmış gibi. Yani tıpkı o meşhur slogan gibi bu daha başlangıç.