Vedat Sakman: Sahnede uçup gideceğiz bir gün...

Müzik yazarı, şair Deniz Durukan, Vedat Sakman'ın hayatına 'Usulca Vedat Sakman – Müzisyen” isimli kitapla ışık tuttu. Kendi hayatını kitaptan okuduğunda “Hiç ummadığım bir şey oldu” diyen Sakman, “Hiçbir zaman müziğe saygımı yitirmedim. Bizler onun içine küçük bir çentik atabiliyorsak ne mutlu. Müzik, kendimi ifade etme şekline, yaşam şekline dönüştü artık. Bunun artık geriye dönüşü yok. Böyle gidecektir ve böyle bitecektir. Ağaçlar ayakta ölür. Sahnede uçup gideceğiz bir gün. Ama müzik hep olacak tabii ki. Bundan sonra ayar tutmayız biz” diye konuştu.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Çocuk yaşta bir Vedat Sakman ile tanışıyorsunuz Deniz Durukan’ın ‘Usulca Vedat Sakman-Müzisyen” isimli kitabında. Durukan, o çocuğun elinden tutma fırsatı veriyor okuyucuya. Sessiz, sakin ve ‘Usulca’… Çocuğun yolu belli. Sadece notalardan geçiyor. Tüm zorluklara rağmen. Dile kolay 54 yıllık bu müzik serüveni: Müzisyen’de anlatılıyor. Kitabı hazırlarken bazen soru cevap, bazen de başlıklar halinde bölümlere ayırarak ilerlediklerini belirten Durukan, çalışmaların toplam üç yıl sürdüğünü söylüyor.

Vedat Sakman’ın hayatının, müzik aşkının ve dönemin politik atmosferinin sanata ve müziğe dokunularak anlatıldığı kitap, yakın tarihe de ışık tutuyor. Deniz Durukan ve Vedat Sakman’la bir araya geldik ve kitabı konuştuk.

Vedat Sakman ve Deniz Durukan

Tanışma hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Deniz Durukan: Vedat Sakman’la kitap çalışmasından önce tanışıklığımız vardı. Ancak bu kitap sayesinde onu daha yakından tanıma, anlama olanağım oldu. Anlayıp öğrendikçe hem bu coğrafya için hem de müzik için ne kadar kıymetli olduğunu keşfettim. Bu anlamda benim için de önemli bir deneyimdi. Onu anlatırken, tarihsel olaylara, politik atmosfere, o günkü müziğe de baktım. Bu, bütüne ulaşmak anlamında önemliydi. Onun tüm oluşlarını, kırılmalarını görmek için. Elbette unutturmama gayreti de var bu çalışmada.

Önsözde Vedat Sakman için “Tam bir müzisyen” ifadesini kullanmışsınız. Kitaba da Sakman’ın ilk albümü olan “Müzisyen” ismini verdiniz. Vedat Sakman bu müzisyen kavramının içini sizin gözünüzde nasıl dolduruyor?

D.D: Müzisyen tanımın ağırlığı var. Sadece iyi bir enstrümanist, besteci veya yorumcu olmanız yeterli değil. Hayat ve sanat görgünüz, birikiminiz, hayattaki ve müzikteki duruşunuz, samimiyetiniz de dahil bu tanıma. Tüm bu birikimle o kimliği taşıyorsunuz. Vedat Sakman da bu kimliği, müzisyen olmanın gerektirdiği tüm deneyimleri taşıyan biri. Sadece buraya ait sesleri değil, tüm dünya müziklerini çok iyi bilen, takip eden biri. Mesele bütüne ulaşmak. Yerelden evrensel olana gitmek. Vedat Sakman bunu yapıyor.

‘BABAANNESİ VEDAT SAKMAN’I MANİLERLE HAYATA HAZIRLAMIŞ’

Vedat Bey’in hayatını dinlediğinizde sizi en çok şaşırtan neler oldu?

D. D: Birçok şey var. Bunlardan biri anne ve babasının boşanmasından sonra çocuk yaşta Vedat Sakman’ın, annesiyle babası arasında Konya-İzmir arasında sürekli kaçırılmasıydı. Yine çok renkli bir kişiliği olan babaannesinin evde ona yarattığı özgür ortam da çarpıcıydı. Vedat Sakman eşyanın otoritesinin olmadığı bir zaman geçirmiş babaannesiyle. Müthiş bir özgürlük deneyimi yaşamış. Babaanne aynı zamanda mânici bir kadın. İlk kocasını savaşta kaybetmiş. Onun acısını yüreğinden atamamış. Vedat Sakman da anne özlemi yaşıyor. İkisinin acısı birleşmiş. Aralarındaki büyük yaş farkı acının etkisiyle ortadan kalkıyor. Birbirlerine sarılmaları ve babaannesinin torununa “beşiğin ardı gurbet” deyişini sürekli fısıldaması da beni etkilemişti. Babaannesi aslında Vedat Sakman’ı mânilerle hayata hazırlamış. Ayrılık acısını öğrenmesini telkin etmiş.

Siz babaannenizin size katkılarını nasıl anlatırsınız Vedat Bey?

Vedat Sakman: Deniz çok güzel anlattı. Belli bir tonlamayla “Yavrum, beşiğin ardı gurbet” demesi kulağımdadır hep. Çocukken bunun ne anlama geldiğini anlamıyorsunuz. Ya da anlayabildiğiniz kadarını anlıyorsunuz. Ama yıllar sonra diyorsunuz ki “Ne kadar doğru!”

Annem dominant bir kadındı. Ayrıldıktan sonra iki oğlan çocuğuyla bir başına kaldı. Dedem annemi reddetmiş, çünkü babamla evlenmesini istememişti. O yüzden annem boşanıp Konya’dan İzmir’e geldiğinde tek başına mücadele etti. İzmir’de o zamanlar aile evleri vardı. Büyük bir avlusu olan, mutfağın ortak kullanıldığı, ailelerin odalarda yaşadığı evlerdi bunlar. O odalarda kaldığımız yıllarda annemin gece uyanıp topuklu ayakkabısıyla tahta kurusu öldürdüğünü hatırlıyorum. Böyle bir mücadeleden çıkıp geliyorsunuz. Şimdi annemi düşünüyorum da nasıl yaptı bu işi bilemiyorum. Çok zor… Kadınlar çok güçlü. Onlara büyük saygı duyuyorum. Biz herhalde başaramazdık bu kadarını diyorum.

Usulca Vedat Sakman- Müzisyen, Deniz Durukan, 200 syf., Hep Kitap, 2019.

Kitaba nasıl hazırlandınız? Soru cevap şeklinde mi ilerlediniz?

D.D: Bazen soru cevap şeklinde, bazen de başlıklar halinde bölümlere ayırarak gittik. Onun anlattıklarını hikâyeleştirdim. Kitabın ana hatları ortaya çıkıp, taslak haline getirdikten sonra asıl çalışma başladı. Ayrıntılara inmek gerekiyordu. O nedenle geriye defalarca dönüp, tekrar tekrar sorduğum konular oldu. O bilgileri alıp tekrardan kitabın kurgusu, dili üzerinde çalışıyordum. Toplam üç yıl sürdü. Yakın çevresi, ailesi, dostlarıyla da görüştüm bu esnada. Onlardan da bilgiler aldım. Yine kitapta geçen tarihsel olaylarla ilgili, maddi hata olmaması adına birtakım araştırmalar yapmam gerekti.

Peki bu politik olayları nasıl ve nerelerden teyit ettiniz?

D.D: İlk kaynağım Vedat Sakman’dı. Mesela o, 60 ihtilalinden veya 80’lerdeki 90’lardaki bir olaydan söz ederken, ben ona daha çok kendi duygusunu ve çevresindeki insanların neler yaşadığını soruyordum. O kendindeki kırılmayla beraber meseleye dair gözlemlerini de anlatıyordu. İşin bilgi kısmını yani tarih ve kişileri teyit etmek için gazeteleri taradım daha çok. Mesela onun anlattığı olaylardan biri de 1977 yılındaki 1 Mayıs mitingiydi. 1 Mayıs 1977 yılında Grup Doğuş’la beraber İzmir’den İstanbul’a geldikleri gün, büyük bir şok yaşadıklarından söz ediyordu Vedat Sakman. Otobüsten akşama doğru indiklerinde kanlı biten 1 Mayıs mitinginden haberleri yoktu. Üstelik İstanbul’a gelir gelmez, orkestrada çalan Nezih Yeşilnil’in kuzeni Jale Yeşilnil’in 1 Mayıs mitinginde öldüğünü öğrendiler. Vedat Sakman bunları anlatırken ben de kendi birikimimi, bilgilerimi gözden geçirirdim.

‘MÜZİSYEN, YAKIN TARİHE DE BAKIYOR’

Bu politik atmosferin sanata ve müziğe yansımasını da görüyoruz bu kitapta. Siz birçok zorluğa göğüs germişsiniz müzisyen olmak için. Bunun pek çok örneğine rastlıyoruz kitapta. O zamandan bugüne neler değişti?

V.S: 1949 doğumluyum. Çocuklukta konuşulanları hatırlıyorum. Ne olduğunu çok iyi analiz edemesem de, ters giden bir şeyler olduğunu evdeki havadan seziyorsunuz. Mesela, 6-7 Eylül olayları evde konuşulmuştu. Bunun çok kötü bir şey olduğunu anlamıştım sadece. 60 ihtilalini de hatırlıyorum. Dünyadaki akımlarla beraber 70’li yıllarda biz de grup olmak, müzik yapmak gibi bir çabanın içindeydik. O dönemin öğretilerine, politik duruşuna saygı duyduk, bunu kendimize bir yol olarak gördük. Sadece kendimize bakmadık, sokaktaki mevzuların da anlatılması gerektiğini öğretti bize ustalarımız. Onun için çok yakından takip ettim Türkiye’deki ve dünyadaki meseleleri. Daha ziyade yaşadım. Biz aşk şarkısı da yapsak onun arkasında bir tavır, kimlik var. Bu anlamda “Müzisyen” yakın tarihe de bakıyor.

D. D: Yaşadığınız coğrafya, tüm toplumsal olaylar, kültürel değişimler sonuçta bizi biçimlendiren, hayatta alacağımız tavrı keskinleştiren nedenler. Bizi biz yapan ne varsa biriktirdiklerimiz de var bunun içinde. Vedat Sakman’ın hikâyesine bakarken bu anlamda hepimizin hikâyesine de bakmış olduk.

Basmane’deki bir pavyon anınızdan bahsederken “Demek ki o zamanlar mutluymuş müzisyenler” demişsiniz. Şimdi nasıl hissettiniz o zamana bakınca?

V.S: Biz şanslı bir kuşağız. 68 kuşağıyız. 70’li yılları gördük, o dönem popüler müzikte sanat kaygısı vardı. Grup anlayışı vardı. Orkestramız Grup Doğuş çok popülerdi o yıllar. Çok konuşuldu, büyük ilgi gördü. Yaptığınız müziğin dinlenir olmasından daha büyük sevinç olabilir mi? Tabii çok gençtik o yıllarda. Öyle bir altın çağ yaşandı. Dünyada da ülkemizde de. “Imagine” şarkısının peşine milyarlarca insanın döküldüğü bir dönemden söz ediyoruz. Bu dönemi yaşayan şanslı nesillerden biriyiz. Taksim’den Şişli’ye 40 tane gece kulübü vardı. Ve her kulüpte orkestra vardı. Hatta bazı kulüplerde iki orkestra vardı. Programa çıkan kişiler de o zamanın yeni starları Neco, Ajda Pekkan gibi isimlerdi. Gözünüzün önüne getirin müzisyenlerin yaşadığı o zamanki mutluluğu… Sonraları zaten kitapta da anlattığımız gibi dünyada da, Türkiye’de de birey öne çıktı. Grup anlayışı bitti. Starlık kavramı, popülizmin çok yükselmesi kapitalizmin bir projesi. Dünyada da böyle. Bugün iyi şarkı yapan gençler var. Sadece şu an yaşama zorluğu çekiyorlar. Ama ben onlara “Sakın bırakmayın, altın altındır, bir gün mutlaka parlayacaktır” diyorum.

‘BUNDAN SONRA AYAR TUTMAYIZ BİZ’

Müzik için çok bedel ödediğinizi söylemişsiniz. “Her şeyi silip atabildiğim, ulvi bir sanat o” demişsiniz. Geriye dönüp baktığınızda bu 54 yılı nasıl anlatırsınız?

V. S: Hiçbir zaman müziğe saygımı yitirmedim. Bizler onun içine küçük bir çentik atabiliyorsak ne mutlu. Müzik, kendimi ifade etme şekline, yaşam şekline dönüştü artık. Bunun artık geriye dönüşü yok. Böyle gidecektir ve böyle bitecektir. Ağaçlar ayakta ölür. Sahnede uçup gideceğiz bir gün. Ama müzik hep olacak tabii ki. Bundan sonra ayar tutmayız biz.

Peki siz kitabı Deniz Hanım’ın anlatımıyla okuduğunuzda, kendi hayatınıza dışarıdan bakmak size ne hissettirdi?

V. S: Hiç ummadığım bir şey oldu. Yaşantımda geriye attığım şeyler ortaya çıktı. Hep iyi şeyleri hatırlar insan. Kötü şeyleri pek hatırlamaz. Ama şimdi burada kötü yaşanmışlıkları da hatırlayınca gözlerimiz epey doldu. Hatta okumayı bırakıp ağladıklarım oldu. Aslında kendinsin ama o çocuğa ağlıyorsun.

Yeni bir albüm geldi. “Nar Çiçekleri”… Bu albümü nasıl anlatırsınız?

Vedat Sakman: Bahar duygusu var bu albümün içinde. Kendimi iyi ifade ettiğim bir albüm oldu. Birkaç enstrüman haricinde tüm enstrümanları kendim çaldım. Albümde iki şarkı sözü kızım Tomris Sakman’a ait. Diğer söz ve müzikler bana ait. Kendimi ifade edebileceğim bir sound üzerine çalıştım. 8 Mart’ta Razaki Müzik’ten çıktı albüm.