Hakan Kızıltan: İnternet, etiği ve derinliği aşındırma riski taşıyor

Psikokültürel analiz dergisi SURET'in editörü Hakan Kızıltan ile dergiciliğe ve SURET'e dair sohbet ettik. Konu internetin dergiciliğe etkisine geldiğinde Kızıltan, "...İnternet ortamı insanın içindeki görünme ve alkış alma arzusunu da kışkırttığı ölçüde –ki bu anlamda “sosyal medya” gibi birçok imkâna sahip– bilimsel, sanatsal etiği ve derinliği aşındırma riski taşıyor" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Psikokültürel analiz dergisi SURET, “içinde yaşadığımız dünyayı, değişik boyutlarıyla anlama, açıklama ve bunun için farklı söylemleri barındırma amacında olan bir alana” ulaşmayı amaçlarken, görünenin arkasında olana, “bilmeden bildiğimiz” şeyleri çözümlemeye çabalıyor.

Altı aylık periyodik aralıklarla yayımlanan, yayın kurulunda Berrak Karahoda, Burçak Erdal, Ceren Korulsan, Deniz Arduman Kırcalı, Hakan Kızıltan, M. Işıl Ertüzün, Meral Erten, Özgür Öğütcen, Sanem Tayman, Sinan Tınar, Yavuz Erten isimlerini barındıran derginin editörü Hakan Kızıltan ile düşünsel süreçlerini, Türkiye dergiciliğini ve dergicilikte gelenek meselesini konuştuk.

İlk olarak, bilimi, felsefeyi ve/veya düşünce biçimlerinin tamamını konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

SURET dergi formatını aşan, daha çok kitap formatında tasarladığımız süreli bir yayın. Her sayıda odaklandığımız bir dosya konusunun yanı sıra dosya dışı yazılara da yer veriyoruz. Suret’in bir yazar ağı var; dosya konusu belirlendikten sonra öncelikle ağ içindeki yazarlara ulaşıyoruz. Ancak ağı kısıtlayıcı bir çerçeve gibi düşünmüyoruz, dışarıdan gelecek değerli yazıların olacağını da biliyoruz. İnternet sitemiz ve sosyal medya aracılığıyla yazı çağrımızı takipçilerimize duyuruyoruz.

SURET dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Hakan Kızıltan

SURET psikokültürel analiz aracılığıyla insanı ve insanlığı, varlığı ve zamanı anlamaya, anlamlandırmaya çalışan bir yayın. Deneyimin her ânı ve fenomeni ilgi alanımız içinde. Bilimsel, felsefi, sanatsal ve kültürel her disipline açık. Psikanaliz yazar yelpazemiz açısından büyük ölçüde ortaklaşılan bir perspektif, ancak diğer perspektifleri dışarıda bırakan, onlara nazaran egemenlik iddiasında olan bir ele alış biçimi değil bu. Ele aldığı konuya kavrayış derinliği katan bir tür yorumsamanın peşindeyiz öncelikle. Yazarın konusuna hâkimiyeti, metni güvenilir bir literatüre yaslaması ve yazıyı okunur kılan bir yazarlık üslubu yazılarda aradığımız diğer önemli özellikler.

‘YAZAR-EDİTÖR İLİŞKİSİ GERİLİM DE İÇERİYOR’

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Dergiyi ortaya çıkaran ana malzeme olan yazı, son tahlilde, yazardan gelir. Editör, yazılardan oluşacak dergi kompozisyonunu ve süreci yönetir nihayetinde. Elbet işin incelikli kısımları var; “iyi” metinleri yazacak “uygun” yazarları dergi ekibiyle birlikte belirlemek –ki SURET’te genelde işleyiş bu yönde–, yazıların yayın takvimine uygun olarak yetişmesini sağlarken yazarla sürekli bağlantıda kalmak, eğer gerekiyorsa yazının okunaklı hale gelmesi için yazara geri bildirimlerde bulunmak gibi birçok aşaması var.

Elbette gerilimleri de içeren ama nihayetinde kolektif bir çabanın yaratıcı ortakları olarak görüyorum yazar-editör ilişkisini. Yazar yazısının değerleneceği, metne dönüşmüş düşüncenin ifade bulacağı bir mecraya ihtiyaç duyar; editör ise dergide “iyi” metinleri bir araya getirmek ister. SURET yukarıda ifade ettiğim gibi yazar ağı dışından yazarlara da açık. Her yeni tanıdığımız, tanıştığımız yazar sonraki sayılarda bizim için yazar ağına dâhil olmuş oluyor; giderek genişleyen bir halkadan bahsediyorum.

Sorunun ikinci kısmına gelirsem; ilk kez yazı gönderen yazarın editörle ilişkisi hakkında söylenecek standart bir şey olmasa gerek. Yazardan yazara değişebiliyor. Öncelikle şunun farkında olmak önemli: Yazar yazıyı gönderdiği dergiyi önemsemektedir, söz konusu dergiyi kendini yazınsal olarak ifade edebileceği bir mecra olarak değerli bulmaktadır ve bu mecranın ona açılacağına dair bir umut taşımaktadır.

‘KRİZ ORTAMINDAN YAYINEVİMİZİN DESTEĞİYLE ÇIKTIK’

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Yılda iki sayıyı hedefliyoruz. Ancak bu yıl hacimli bir “Sapkınlık” dosyası hazırlamak, epey emeğimizi ve vaktimizi aldığı için tek sayı çıktık. Bir başka nedeni ise Haziran’da çıkmaya hazırken iki ölümle sarsıldı SURET ailesi. Yazarımız Onur Saltuk Dönmez ile Danışma Kurulu üyemiz İskender Savaşır’ı Haziran ayı içinde art arda yitirdik.

Duygusal sarsıntının yanında onları anacak bir şey yapmadan çıkmaya gönlümüz razı gelmedi; sevgili Saltuk ve Sevgili İskender Savaşır için bir anma sayısı da oldu bu son sayı bizler için.

Ekonomik kriz elbette epey etkiledi. Her şeyi hazır hale getirdiğimizde bu sefer kâğıt fiyatlarındaki büyük artış nedeniyle baskının yapılıp yapılamayacağı endişesi yaşadık bir süre. Neyse ki, bu kriz ortamında yayınevimiz İthaki’nin destekleriyle epey hacimli bir halde çıktık; tabii fiyat artışı maalesef kaçınılmaz oldu. Krizin devamını izleyeceğiz, şu an için üretimimizi etkileyecek bir risk yok. Olsa da üretimimiz her halükarda devam edecektir, zira SURET’te değerli ve anlamlı şeyler yaptığımızı düşünüyoruz bütün bir “aile” olarak.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında bilime ya da sanata etkisi sizce nedir?

Bence şöyle olumlu bir katkısı oldu: Okur ile daha hızlı ve yakın ilişki kurma imkânlarını artırdı; tanıtımda ve okurdan geri bildirim almada çokça avantaj sağladı. Ancak sorunuzda belirttiğiniz gibi topyekûn bir çağ bağlamında düşünürsek mesele çok daha girintili çıkıntılı. Yazılı yayın elektronik yayın karşısında epey geriledi ve muhtemelen bu sürecin çok daha başındayız. Okumanın biçimi, tarzı ve dahası sabrı değişti.

Ben basılı veya elektronik olsun yazılı metnin kendine her zaman bir güçlü bir mecra bulacağına düşünüyorum. Elektronik mecra basılı olana galebe çalacak olsa da basılı olanı ortadan kaldıramayacağına inananlardanım; zira kâğıtta elektronik olanın ikame edemediği ve edemeyeceği bir şeyler var sanki. Belki de bir kuşak önyargısıyla konuşuyorum kim bilir?

Ancak daha riskli gördüğüm şu: “Okuma sabrı” dediğim, derinlikli ve uzun uzadıya okuma sebatı, daha ziyade görselliğin ve yüzeyselliğin hâkim olduğu elektronik mecrada popüler bir okuma ve bilgilenme stili değil izlediğim kadarıyla. İnternet ortamı insanın içindeki görünme ve alkış alma arzusunu da kışkırttığı ölçüde –ki bu anlamda “sosyal medya” gibi birçok imkâna sahip– bilimsel, sanatsal etiği ve derinliği aşındırma riski taşıyor.

Fakat internet ortamının bilginin iletişimi, kullanımı ve paylaşımında muazzam avantajlar sağladığını da görmeliyiz. Bu avantajları yanımıza alıp derinlikli üretimlerde ısrarcı olmak ve bunları ilgilisine ulaştırmak gibi bir sorumluluğumuz var, hem yazılı hem de elektronik ortamda.

‘GİDENİ VE GELMEKTE OLANI DOĞRU ANLAMAK İÇİN SURET’E İHTİYAÇ VAR’

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz– değiştiğini söylemek mümkün mü?

Sosyolojik ve teknolojik gelişmeler iç içe pay sahibi sanki bu artışta. Dergilerle beraber dergilerin hedef kitlesi de epey çeşitlendi ve arttı; elektronik yayıncılığın ulaşılabilirliği ve nispeten ekonomik oluşu da eklenince evet bir patlama yaşanıyor sanki. Bu gelişimin diyalektiği var elbette; yaratıcılığa ve üretime açılan alan muazzam genişledi. Daha evvel yaratıcı bir ürün/eylem kendini ifade edecek kanal bulamazken şimdilerde hak ettiği değeri daha kestirmeden bulabiliyor.

Mevcut imkânlar bir tür adaleti de getirdi bir bakıma. Ama bu kolaylık bir bollaşma, fuzuli bir üretime, nitelikte bir kayba da yol açtı kaçınılmaz olarak. Öncesini çok kutsamadan şimdiyi de çok değersizleştirmeden altını çizmek gerek bunların. Nitelik her zaman vardı ve her zaman olacak, tersi de doğru. Çağ bir yöne doğru gidiyor; bunu görmeliyiz. Ancak değişenin ne olduğunu, değişimin getirdiği imkân ve riskleri doğru analiz etmek önemli. SURET gibi bir yayına bu bağlamda da ihtiyaç var; gideni ve gelmekte olanı doğru anlamak ve yaratıcı bir tavır geliştirmek.

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Yazar ilk evvel yazdığını görünür kılacak bir mecra arar. Okura ulaşsın, hatta mümkün olduğunca çok okura ulaşsın ister ve yazdığının yankısını bekler. Dergiler bu anlamda yazarın okurla temasını sağlayan önemli buluşma yerleridir. Evet, dergi bazen ilk ürünlerin çıktığı başlangıç istasyonudur. İleride ortaya çıkacak derinlikli ve hacimli eserlerin egzersiz alanıdır. Yazarların beraberce çalıştıkları, okurlarla yarenlik ettikleri bir yaşam alanıdır. Dergi açısından baktığımızda ise “güzel” metinlere ve yaratıcı yazarlara ev sahipliği yapmanın, yazarla okurun buluşmasını sağlamanın, onlar tarafından tercih edilen bir zemin olmanın keyfi, neşesi, gururu, hazzı.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

En yakın bulduğum gelenek Defter dergisi olmuştur. Yayını sonlanana dek bir şekilde hep takip ettim. Şimdi ne mutlu ki Defter’i var etmiş isimlerden bazıları Danışma Kurulu’muzun üyeleri ve hala feyz aldığımız dostlarımız, büyüklerimiz. 200 sene sonra mı? Hâlâ SURET’in çıkıyor olmasından çok mutlu olurdum doğrusu. O zamandan bugüne dönüp bakanlar için SURET’te zamanını iyi kavramış, gelip geçici olandaki sabiti yakalayabilmiş yazıları bulmaları çok değerli olurdu.

Şimdisini düşünmek daha anlamlı benim için aslında: İçinde bulunduğu zamanı ve hayatı güzelleştirebilmek umuduyla onu anlamaya çalışan, aydınlatıcı saptamalarda, yaratıcı ilhamlarda bulunan; alınıp bir köşeye konmayan, gerçekten okunan, dahası keyifle okunan ve takip edilen; saygıdan, sevgiden ve yaratıcılıktan yana tavır koyan bir yayın olmak.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.