Babamın inci küpeleri!

"Karanlık Odada" okundukça karelerin kolajlanıp zihinde akmaya başladığı bir film rulosu. Kim bilir kaç insan ömrüne benzeyen ama nedense 21. yüzyılda bile “sıradışı” bir hayat. Neyse ki babasının geride bıraktığı inci küpeleri çok güzel taşıyor Susan Faludi!

Ayşen Güven  aysenimsi@gmail.com

“Babamın suratını inceledim, hayattayken de çoğu zaman olduğu gibi başka tarafa bakıyordu” diyor gazeteci Susan Faludi, çelişkilerle geçen bir ömrü babası henüz geride bırakmışken. Faludi, 2016 yılında çıkan “Karanlık Odada” kitabıyla Pulitzer 2017 Biyografi Ödülü’nün üç finalistinden biri oldu. New York Times editörlerince yılın en iyi on kitabı arasında gösterilen kitap, Elvin Vural’ın çevirisiyle Kaplumbaa Kitap etiketiyle bir süre önce Türkiye’de yayımlandı.

“Sana ilginç gelecek bir haberim var. Aslında hiçbir zaman olmadığım o sinirli, maço adam rolünü yeterince oynadığıma karar verdim” yazmıştı Susan’a Steve/Stefánie Faludi, Tayland’daki hastane odasında, geçirdiği cinsiyet değiştirme operasyonu sonrası çekilmiş fotoğraflarını eklediği bir e-postada. Bu maili gönderdiğinde Baba Faludi 72 yaşındaydı ve Susan babasını şimdi baştan keşfedecekti. Bütün çocukluğuna, ilk gençliğine, o kahvaltı masalarına, tatillerde gidilen kumsallara, sessizliklere, kavgalara, sevinçlere, tozlu fotoğraflardan başlayıp önündeki e-postada duran kadına kadar babasının ömrüne bir daha bakacaktı. Ergenliğinde hatırladığı agresif, zor, karışık işleri olan ve gizemli bu adam yani babası, yazar kızından kendisinin kitabını yazmasını istiyordu çünkü.

BABANIN MEDCEZİRİ

Susan Faludi deneyimli bir gazeteci ve bu kitapta babasıyla arasındaki medcezirden öteye geçerek babasının medcezirine bakıyor. “Karanlık Odada” babasının neyi varsa bulup çıkarıyor yazar bu biyografik çalışmasında. Bir Macaristan Yahudisi olan babası Steven/Stefánie’nin Budapeşte’de István Friedman olarak başlayan hayatı, ilk gençlik yıllarında Nazi işgaliyle, ağır bir korkuyla, ilk dönüşümünü yaşıyor. Sonraki yıllarda Danimarka, Brezilya ve ABD arası bir hatta dökülen hayatı Tayland’da artık en gerçek kimliği Stefánie’yi almasıyla tamamlanıyor.

Ancak Susan Faludi’nin yerinde olmayı düşünerek de okuduğunuzda kitap bambaşka denizlere çıkarıyor yolları. Önce çocukluğundaki o en iyi tanıdığını düşündüğü babasıyla başlıyor. Hani fotoğraflar, filmler çeken… O zamanda hareketli olanı durağana tercih ettiğini hatırlıyor ve bu nedenle film çekmeyi fotoğraftan daha çok seviyor Steve/ Stefánie Faludi. Belki erken edindiği ve ona sonraları çok lazım olacak bir yaşam düsturu bu. Ve aradaki kayıp yıllar… Stefánie olmaya giden süreç… Kadın olduğunu kavramasıyla edindiği arkadaşlarla da konuşuyor Faludi bu kitap için. Nihayetinde kitabı bitirdiğinde babası “benim hakkımda benden çok şey biliyorsun” diyor Susan Faludi’ye. Yazar, babasının haya hikayesini gazeteciliğinin tüm ustalığıyla tasarlayıp, hazırlarken kızı olarak hislerini de açık yüreklilikle anlatıyor.

Zamirlerin cinsiyetsiz olduğu bir Macar olarak babasıyla ilgili geldiği yerde onu bütün çelişkileriyle tanıyan Susan Faludi, hep ikiliklerle geçen bir hayata ayna tutuyor. Steve/Stefánie Faludi, kadın mı erkek mi olduğu, Yahudi mi Hristiyan mı olduğu, Macar mı Amerikalı mı olduğu sorularıyla bir yaşamı tüketmişti. Kitaptan sonra, babası öldüğünde ise Susan Faludi onun hareketsiz bedenine bakarken tek zıtlığın aslında yaşam ve ölüm olduğunu düşünüyordu.

“Karanlık Odada” okundukça karelerin kolajlanıp zihinde akmaya başladığı bir film rulosu. Kim bilir kaç insan ömrüne benzeyen ama nedense 21. yüzyılda bile “sıradışı” bir hayat. Neyse ki babasının geride bıraktığı inci küpeleri çok güzel taşıyor Susan Faludi!