Kendi trajedisiyle doğanların fotoğrafçısı: Diane Arbus

Tekinsiz gece kulüpleri, gecekondular, sado-mazoşist randevuevleri... Diane Arbus, fotoğraf üzerine yoğunlaşırken çalışmaları benzersiz, rahatsız edici bir tarzda gelişmeye başlar; korkuyu ve bilinmezi, maceracı yaratıcılığı için bir sıçrama tahtası olarak kullanır ve çektiği fotoğraflar ikonlaşır...

Sinem Erenler  serenler@gazeteduvar.com.tr

Amerikalı fotoğrafçı Diane Arbus, denklanşörü onun deyimiyle “kendi trajedisiyle doğanlara” çevirdiğinde, “fotoğraflamaya ve uzun uzun bakılmaya değer olan üzerine” yürütülen hakim algıyı derinden sarstı. Arbus alışıldık, tekdüze, takdir edilen görüntüler yerine fotoğraflanmaya değer bulunmayan, tekinsiz ve nahoşun fotoğrafını çekmeyi tercih etti. Objektifini sokakta karşılaştığı, evlerine konuk edildiği sıradışı insanlara çevirdiğinde, tarihe not düştü: “Kesinlikle inanıyorum ki ben fotoğraflamasaydım kimse görmeyecekti.”

Onun siyah beyaz cesur portreleri her kusuru, zekice sakladığımızı düşündüğümüz karanlık ifadeleri bir şekilde yakaladı. Arbus, 1960’larda alışılmadık bir tavır olarak toplumun normlarıyla bağdaşmadığı düşünülen hayatların, farklı ve tuhaf olarak nitelendirilen insanların fotoğrafını çekti: İkizleri, travestileri, geyleri, freakleri (cüceler), nüdistleri (çıplaklar) fotoğrafladı. Arbus’un fotoğrafik dünyasında karmaşayı, kaosu ve bilinmezi tercih eden bir bakıştı bu.

Patricia Bosworth, Diane Arbus Ötekilerin Fotoğrafçısı, Everest Yayınları, 2018.

Patricia Bosworth, Diane Arbus Ötekilerin Fotoğrafçısı adlı kitabında Arbus’un hayatını yakın bir gözlem gücüyle, ayrıntıları atlamadan sunuyor. Biyografi sayfaları açılır açılmaz Arbus’la ilgili bir anıyı aktarıyor okuyucuya: Central Park’ı gören 11’inci kattaki aile evinde, gençlik zamanlarına tekabül eden bir zaman aralığında Arbus, dairenin penceresine çıkar ve pervazlarına basarak durabildiği kadar dururmuş. Annesi bu manzarayla karşılaşıp da onu içeri çekene kadar Diane uzaktaki ağaçları ve gökdelenleri seyredermiş. Bu anıyı Arbus, dünyada yapmak istediği şeylere kolay erişemediğini söyleyerek, “Krallığımı çok uzun zaman elde edemedim” diyerek anlatıyor. Bosworth’un aktardığına göre Diane Arbus’un yeryüzündeki herkesin fotoğrafını çekmek gibi bir hayali vardı ve krallığını çektiği bu fotoğraflarla kuracaktı.

Diane Arbus karış karış bildiği ve zamanının çoğunu geçirdiği Central Park’da yakaladığı pozları ve ilk kez gerçek anlamda fotoğraf çekmeye başladığı zamanlarda hissettiği duyguları ise şöyle anlatıyor: “Fotoğrafladığım insanlar bana utanç, korku ve hayranlık karışımı bir duygu veriyorlardı.” Para kazanmak için dergilerin, gazetelerin kendisine önerdiği işleri yaparken bile en ortalama portre fotoğraflarında, en basit portrelerde bile garip bir şeyleri, tuhaf bir ifadeyi ortaya çıkardı.

MODA FOTOĞRAFÇILIĞINDAN SIRADIŞI İNSANLARI FOTOĞRAFLAMAYA

Diane Arbus, 14 Mart 1923’de varlıklı bir Yahudi ailesinin kızı olarak New York’ta doğdu. Oyuncu ve fotoğrafçı Allan Arbus’la evlendiğinde sadece 18 yaşındaydı. Çift olarak fotoğrafa ilgi duymaya başladılar ve birkaç sene sonra birlikte bir moda fotoğraf stüdyosu açtılar. Allan fotoğrafçılık işini üstlenirken Diane sanat direktörlüğü kısmını üstlendi ve bundan hep nefret etti. Evliliği sona ermeden bir süre önce de moda fotoğrafçılığı işini tamamen bırakır ve kendine bir fotoğraf makinesi alır.

Diane, fotoğraf üzerine yoğunlaşırken çalışmaları benzersiz, rahatsız edici bir tarzda gelişmeye başlar. Onu tedirgin eden mekanlarda ilham bulur: Tekinsiz gece kulüpleri, gecekondular, sado-mazoşist randevuevleri… Diane, korkuyu ve bilinmezi maceracı yaratıcılığı için bir sıçrama tahtası olarak kullandı. Çektiği fotoğraflara ilgi günden güne artarken ikonlaşan fotoğraflarından bazıları şöyle sıralanabilir:

Tek Yumurta İkizleri (1967)

TEK YUMURTA İKİZLERİ (1967): Diane Arbus muhtemelen en bilindik çalışmasında,1967’de New Jersey’de çekilmiş bu fotoğrafta 7 yaşındaki ikiz kardeşler Cathleen ve Colleen Wade yer alıyor. New Jersey’de ikizlerin ve üçüzlerin katıldığı Noel partisinde çekilmiş bu fotoğrafta ikizlerin, yan yana aynı şekilde duran elbiselerin, saç kesiminin birbiriyle uyumlu olduğu görüntüde, yüz ifadelerindeki farklılık dikkat çekiyor. İfadelerdeki farklılık her iki çocuğun da güçlü bireyselliklere sahip olduğunu anlatıyor. Hatta aile bu fotoğrafın, ikizlerin benzerliklerini yansıtan bugüne kadar çekilmiş en kötü fotoğraf olduğunu söylüyor. Fotoğrafın popülerliği Stanley Kubrick’in kült korku filmi The Shining’deki ürkütücü ikizler karakterlerine verdiği ilhamla tescillenir.

Oyuncak el bombası taşıyan çocuk, Central Park (1962)

OYUNCAK EL BOMBASI TAŞIYAN ÇOCUK (1962): Bu fotoğraftaki oğlan Colin Wood, Arbus’un bir patlama anında onu yakaladığını iddia ediyor. Bu fotoğraf çekildiğinde, Colin’in Amerikalı ünlü tenisçi babası Sidney Wood ve annesi boşanıyordu. Ve muhtemelen oğulları Colin yalnız ve terk edilmiş hissediyordu. Fotoğrafta, çocuk kendini gergin bir şekilde tutuyor, sağ elinde oyuncak bir el bombası tutuyor ve sol elini de aynı şekilde sıkıyor. Bu, çocuğun yüzündeki tuhaf ifadeyle birleştiğinde, çocuğun yaşadığı hayal kırıklığını ve kendince iletişim kurmaya çabaladığı ifade ediyor.

Yahudi bir dev,1970 New York

YAHUDİ BİR DEV (1970): Halk arasında “Yahudi Dev” olarak bilinen Eddie Carmel, genç yaşlarına kadar her çocuk gibi gelişimini sürdürüyordu. Hipofiz bezindeki bir tümörün neden olduğu tedavi edilemez bir durum yüzünden, Carmel şaşırtıcı bir şekilde büyüdü. Bu fotoğrafta Carmen’in boyunun ailesinin oturma odasının yüksekliğini geçtiği görülüyor. Arbus, bu fotoğrafta annenin tedirgin bakışlarını yakalamış.

BİGUDİLİ GENÇ ADAM (1966): Diane Arbus’un cinsiyete ve kimliğe olan ilgisi, hazırlık aşamasında genç bir adamın sürüklendiği bu samimi portresinde açıkça görülmektedir. Görüntünün belirsizliği, kadınsı ve erkeksi özellikler arasındaki tezatlıkta yatıyor – büyük, erkeksi ellerdeki mükemmel manikürlü tırnaklar, çizilmiş kaşlar ve makyaja rağmen erkeksi bir hava seziliyor. Bununla birlikte, gözündeki meydan okuyan bakış, zor zamanlardaki kararlı duruşu ve kendini kabul ettirme gücünü yansıtıyor.

İsimsiz serisinden bir fotoğraf (1970-1971)

İSİMSİZ SERİSİNDEN BİR FOTOĞRAF (1970-1971): Diane Arbus “İsimsiz” serisini 1970 ile 1971 arasında oluşturur. Ziyaret ettiği zihinsel engellilerin kaldıkları kurumlarda fotoğraflar çeker. Bu fotoğraflar, zihinsel engellilerin gerçekten de “Diğerleri” olarak tanımlandığı dönemde çekildi. Fotoğrafta çılgınca gülen iki kadın var. Bu fotoğraf toplumun kasıtlı olarak uzak tutmak istediği insanların fotoğraflarını kamunun seyrine sunar.

Zihinsel engellilerin fotoğraflama konusundaki tavırları diğer insanlardan farklıydı, resimler çekilirken Diane’le işbirliği yapmıyorlardı, onun gözüne bakmıyor, Diane’in varlığının onlar için anlamlı olmadığını belirtiyor, ona hikâyelerini anlatmıyorlardı. Dünyaları Diane’in asla giremeyeceği bir dünyaydı ve bu Diane’i hüsrana uğratıyordu.

26 TEMMUZ DIANE’IN İNTİHARI

1971’in bahar aylarında Diane Arbus’un yaşadığı Wesbeth’te bir dizi intihar vakasıyla karşılaşıyorlar. Wesbeth’deki bu karanlık atmosferin Diane’deki melankoliyi ve depresifliği arttırdığı söylenebilir. Bosworth kitabında, Diane’in bir arkadaşına intihar etmeyi onun da düşündüğünü ama yarım kalmış çalışmalarını düşünüp vazgeçtiğini söylediğini aktarıyor.

1971 yılı Arbus’un ününün arttığı üniversitelerden, bianellerden, çeşitli kurumlardan iş tekliflerinin geldiği, kendisine ilginin yoğun olduğu bir dönem aynı zamanda. Arbus bu dönemde, fotoğraflarının neden bu kadar ilgi gördüğünü anlayamadığını muhtemelen fotoğraflarının yanlış yorumlandığını söylüyor sık sık. Sanat eleştirmeni Hilton Kramer bu popülerlik için, “Diane’in ismi büyük bir hızla, kültürümüzün fazlasıyla alışılmadık deneyimler konusunda uzmanlaşanlara bahşettiği türden yarı mitolojik bir statü edinmeye başlamıştı” diyor.

Diane, sonsuza kadar “hilkat garibelerinin fotoğrafçısı” olarak anılacağını düşünüyor ve bu etiket inanılmaz canını sıkıyor. “Çünkü en iyi portrelerin her birimizin içinde bulunan gizli deneyimleri ima ettiğine” inanıyordu. Diane, bu cesaretini izah etmek, sanatını mükemelleştirmek için insanlardan uzaklaştı ve depresif ruh halini derinleştirdi.

Diane Arbus, 28 Temmuz’da dairesinde ölü bulundu. Defterine, 26 Temmuz son akşam yemeği yazılmıştı. Ders verdiği bir öğrencisi onun son dönemiyle ilgili şu izlenimi aktarıyor: “Yüzünün derinliklerine gömülmüş gözleri, o keskin hiçbir şeyi kaçırmayan gözleri, delici bakışlara sahipti.”