‘Aykırı’yla ‘standart’ın yüzleşmesi: ‘Tümünü Görüntüle’

Tamer Gülbek, her ne kadar doksanlı yılların sonunda şiir yayımlamaya başlamış olsa da dönemsel bir ayrım yapılacaksa, milenyum şairidir. Kitabın adı da aslında bu görüşü destekler niteliktedir. Teknolojik gelişmelerle birlikte dilde yeni sözcükler, yeni kavramlar, deyişler ortaya çıkıyor. Gülbek’in kitabına adını veren tabir de öyle. Milenyum Çağı teknolojisiyle dile giren bir tabir “tümünü görüntülemek”. Tamer Gülbek, dildeki bu yeni filizlenen sözcüklerden, tabirlerden ustaca yararlanıyor.

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

Milenyumdan itibaren modern Türkçe şiirde beliren kırılmanın, büsbütün bir kopuş oluşturmasa da hatırı sayılır bir farklılık yarattığını söyleyebiliriz. Şiirin lirik yapısının bozumu, sökümü bu dönemde daha da arttı. Anti lirik şiirin dikkate değer bir pratiği ve deneyimi oldu. Bununla birlikte yirmi yılı bulan süreçte önemli bir savrulmaya, şiirden uzaklaşmaya, şiirsiz metinlerin şiir olarak onay almasına da tanık olduk, oluyoruz. Şiirde de kısa süreli modalar söz konusu. Postmodern zamanların ortamına uygun olarak bir arada düşünülmesi imkânsız birçok şey aynı anda tezahür edebiliyor. Çok parçalılık her şeye olduğu gibi şiire de, dile de, söze de egemen olmuş durumda. Bir yandan şiir kolay iş olarak görünüyor, ama aslında bu amorf, her şeyin her şey olabildiği, aslının kaybolduğu, taklitlerin gerçeğin yerini aldığı yüzer-gezer ortamda en zor şey şiir yazmak. Şiire, şiirin değerlerine bağlı yapıtlar ortaya çıkarmak… Şiirin şiir olarak değişmesi, dönüşmesi, gelişmesi başka bir şey. Şiirin ölümü anlamına gelen çanına ot tıkanması başka bir şey… Şu da bir gerçek ki ancak şiirin kendi diyalektiği, kendi diyalekti içerisinde değişime, yenilenmeye katkıda bulunan yapıtlar şiirin geleceğinde var olabilir.

‘MİLENYUM ŞAİRİ’ TAMER GÜLBEK

Lirik şiirdeki kırılmaya öncülük eden ve “milenyum şairi” olarak tanımlayabileceğimiz isimlerden biri de Tamer Gülbek. 1965 doğumlu Gülbek, 1998 yılında Varlık’ta çıkan ilk şiirinden bu yana başta dergi ve fanzinler olmak üzere değişik mecralarda yapıtlarıyla yer alan bir isim. Tamer Gülbek’in son kitabı “Tümünü Görüntüle” adıyla okurla buluştu. Şairin daha önce yayımlanan dört şiir kitabı bulunuyor: “Zefiran” (2008), “Suda Tuhaf Hareketler” (2009), “Güven Park” (2010), “Yabancı Dil” (2013).

“Tümünü Görüntüle” Gülbek’in son beş yıllık dönemde yazılan şiirlerini içeiyor ve değişik başlıklar altında tek bölümden oluşuyor. Kitapta otuz altı şiir yer alıyor. “Tümünü Görüntele” yeni bir yayınevi olan Dünyadan Çıkış yayınlarının okurla buluşturduğu on üçüncü şiir kitabı.

Tamer Gülbek, her ne kadar doksanlı yılların sonunda şiir yayımlamaya başlamış olsa da dönemsel bir ayrım yapılacaksa, milenyum şairidir. Kitabın adı da aslında bu görüşü destekler niteliktedir. Teknolojik gelişmelerle birlikte dilde yeni sözcükler, yeni kavramlar, deyişler ortaya çıkıyor. Gülbek’in kitabına adını veren tabir de öyle. Milenyum Çağı teknolojisiyle dile giren bir tabir “tümünü görüntülemek”. Tamer Gülbek, dildeki bu yeni filizlenen sözcüklerden, tabirlerden ustaca yararlanıyor. Bununla birlikte şairin dilsel kaynağının bir hayli geniş olduğunu görüyoruz. Kitabın ilk şiiri “Hava” başlığını taşıyor. O şiirden bir parça okuyalım:

Yay içinde yaylar yanıp sönmedeler
Kümüs kümülüs durmadan indiriyor
Bir güneş çıkar gibi kelleşen bölgeden
İzleyen günler nelere gebe

Rüzgâr oku boku bokuna yeri gösteriyor
Hava dönüyor durumuyla beraber

Kulaklarımda bir akın
Hava çok yüklü
Aklım her zamankinden yere yakın

Kılgısal gerçeklik yani zaman
Azmış
Yüzüme vuruyor köksüzlüğü.

Kitabı geçmişine ithaf etmiş Tamer Gülbek. Bunun ne anlama geldiği şiirler okunup sayfalar çevrildikçe daha da açığa çıkıyor. Geçmiş muhasebesinden çok geçmişle yüzleşme, zaman zaman özeleştiriyi de getiren bir yüzleşme söz konusu. “Tümünü Görüntüle” için aslında bir “yüzleşme” kitabı da diyebiliriz. “Uzun Bir Ara” başlıklı şiirden bir bölüm okuyalım:

Uzun bir aradan sonra açıklıyorum
O eski sömürgede yaşandı bunların hepsi
Nehirler kan taşıdı gece gündüz
Kollarıyla bacakları yer değiştirdi ölü maceranın
Kasıldın kaldın terle kanla uyandın geceleri
Ölümün yapışkan telâşını taşıdın sırtında

Uzun bir aradan sonra suçluyorum
Oyuncak sandın başkalarının rejimini
Herkes aynı kuşa inanmazdı bilemedin
Başkasının zinasıydı senin eğlencen
Demokrasi ve barış geçer akçe değildi orda
Faili meçhuller vaka-i adiyeden

Geldin gördün yendin ve yenildin
Başkaları ödedi yenilginin bedelini
O çok iyi tanıdığını sandıkların
Uzun sürdü başka hayatları anlaman
Takas ettin kendi kurtuluşunu
Kurtarmaya geldiğin hayatlarla.

Anlam daralmasına uğramış, yıpranmış, yorulmuş, içeriksizleşmiş, etkisini kaybetmiş sözcüklerin deneyimli şairlerin yapıtlarında şiirsel bir dokunuşla onarıldığına, dirildiğine, tazelik kazandığına tanık oluruz. O dokunuş dil becerisinin, şairlik hünerinin kendini gösterdiği ana işaret eder. Tamer Gülbek’in dille, sözcüklerle ilişkisinde de bu becerinin, hünerin ortaya çıktığını görüyoruz. Şu dizeler “Kaset” başlıklı şiirden:

Son gidişimde bir park vardı enikonu
Ve dizi çekiyorlardı silâhlı milâhlı
Park adını Haziran direnişinden almıştı

Çocuğun muhakkak bir derdi vardı bu kesin
Saçının dalgaları kadar yeniydi sürdüğü dalga

Ben her zamanki gibi senden yola çıkıyordum
Ve çok değişik limanlarda soluklanıyordum
Üstümdeki melekler kanatlarını döküyordu hafiften

Şair geçmişiyle, yaşadıklarıyla, acıları, sevinçleri, mutlulukları ve mutsuzluklarıyla yüzleşmek amacıyla günlük yaşamın içinden bazı anların, durumların, olayların “tümünü görüntülüyor” ve şiirin diline çevirerek aktarıyor. Köksüzlüğüne kök arıyor. Ya da köksüzlüğünü iyice kanırtıyor diyebiliriz. “Yapakalmak” şiirinin son bölümünü okuyalım:

Babalar gününde kayınpederi
Ziyaret ettik dün

Bir eksikliği bir başka eksiklik
Kapatır her zaman
Gibi bir yargıda bulunmak istemem
Çünkü yargılar yanıltır

Bu da bir yargı madem
Yazakalıyorum.

Şiir uyuyan sözcükleri yeri geldiğinde uyandırmakla kalmaz. Sıradan bir anın, durumun şiire sıçratılması için uyuyan bir sözcüğün uyanışını kullanabilir.
Tamer Gülbek kitabında bir araya getirdiği şiirlerde günlük yaşantıdan bazı olayların, durumların, anların ortaya çıkardığı gülünçlükleri, gariplikleri, acizlikleri, kendi halinde yuvarlanıp gitme hallerini de yakın plana alıyor. “Kaygı Oyunu” başlıklı şiirden bir betik aktaralım:

Tercüme Türkçesiyle söylemek gerekirse ki gerekiyor burada
Bilirsin, biraz kilolu olanlar çok denize girmez
Genelde şortlu ve tişörtlü güneşlenirler
Yıllar sonra anlayacağım bir gerçek
Ama yüzünden fışkıran Belgin ve Türkân değerdi buna

GÖZÜ KARA ŞAİR… 

Tamer Gülbek için gözü hayli kara bir şair diyebiliriz. Bu gözü karalığın da etkisi olsa gerek, şiirlerde de bir ‘kara’lık söz konusu… Ancak onun “kara”lığı şiiri kaosa sürüklemiyor. “Kara”lık daha çok şiir aklının işletiliş biçiminde; duygunun, düşüncenin, duyarlılığın ortaya çıkışında, dile getirilişinde kendisini gösteriyor. Paylaşacağımız betikler “Rağmen” başlıklı şiirden:

Sonra Hırkalı Şarkıcı’nın yaşam öyküsünü izledim
Onun zamanında da her gün birilerini öldürüyorlardı
O kendisini öldürmeyi tercih etti
Güzel ve bunalımlı bir insandı hepimiz gibi
Savruluşların insanıydı ve Volvo’ların
Sarışın bir patronu vardı

Bir ülkenin bir yerleri kanıyordu pansuman yapan yoktu
Birçok ülkenin bir yerleri kanıyordu
Biz ülkelere değil kendimize pansuman yapıyorduk

“Tümünü Görüntüle”, bir yanıyla şairin geçmişiyle yüzleştiği şiirleri bir araya getiriyor, ama bir yanıyla da hayatı şiirle kanırtan protest bir tavır sunuyor. İşte “Sivil” başlıklı şiirden bir üçlük:

Çek elini sivil kardeş
Elin benimsemediğim
Aidiyetimi ispata zorluyor

Tümünü Görüntüle, Tamer Gülbek, Dünyadan Çıkış Yayınları, 2019.

Kitabın, şiirlerin, metnin sesi diyebileceğimiz iç sesindeki heavy metal ton bir hayli dikkat çekiyor… Modern Türkçe şiir birçok yönden ele alınmış olmasına karşın şiir ve müzik ilişkisi yeteri kadar incelenmiştir diyemeyiz. Oysa metin olarak şiirin iç sesinin sorunsallaştırılması son derece önemlidir. Bu konuda modern Türkçe şiirde Ece Ayhan’ın kendi şiiriyle ilgili “atonal” tanımlaması dışında pek bir şey yoktur diyebiliriz. Oysa örneğin Debussy’nin müziğiyle sembolist şiir arasındaki ilişkiye benzer bir ilişkiyi sergileyecek bir incelemeden öğreneceğimiz çok şey olabilir… Modern Türkçe şiirdeki sesler merak etmeye değer diye düşünüyoruz. “Tümünü Görüntüle”nin iç sesine, kitabın müziğine örnek oluşturacak özellikler taşıdığı kanısıyla “Naif” başlıklı şiirden bir bölüm aktarıyoruz:

Nasıl düştün buralara’nın çağdaş versiyonu
Yine fazla kaçırmışım vicdanı
İyi davranıyorum bana seni anlatıyor
Senin beni çok sevdiğini anlatıyor
Ve kızarmış alnından püsküren lavları

Zamanlamada hiçbir zaman iyi olmadın
Yazlık istiyorsun suçlanıyorsun
Kucağımdan sazlıkların arasına yuvarlanışın
Asitli bir iyiliği yutmaya zorlanışın
Sahte merhamet ve acınası kibarlık
Seni zorlayanlar aslında bunlar ve bunlar

Sana anahtar yok çünkü kabarıyorsun
Çünkü lâf dönüp dolaşıp ona gelecek
Mahallenin kızları mı, mahalle mi kaldı
Okullar yıkıldı şeytan tepesi yandı
Şimdi yine herkes herkesi öldürüyor
Şimdi yine yanıyor dağlar ve şehirler

Tamer Gülbek’in kitabı bize şiirden ödün vermeden şairin hem özgün, hem de yeni bir ses, söz üretebilmesinin nasıl mümkün olabileceğini de gösteriyor. Şu bölümler “Tren Kalkmadan Önce” başlıklı şiirden:

Etkisiz bir gecenin sabahında
Taksicinin hafifseyen bakışları
Ve yaşlandıran yorumlarıyla
Büyük bir sırtı aşarak
Ve Boğaz’ın kenarına inerek
Yola koyulmak üzere olan bir kafileye
Son kişi olarak eklenerek

Etkisiz bir gecenin sabahında
Geç kalkmak ve geç kalmaktan dolayı
En çetin yüzleşmelere hazırken
Karşılaştığım o sevecen soğukkanlılık

Tren kalkmadan önce
İnsanlıktan aldığım ibret.

Tamer Gülbek’in tema olarak odağına “aykırıyla standart” arasındaki yüzleşmeyi ve bundan doğan gerilimi alan şiirlerini bir araya getiren yapıtı kitaplıkların, kütüphanelerin şiir raflarında kalıcı olacak nitelikte. Yazımızı “Eski Ahit Modernistleri” başlıklı şiirden bir bölümle bitirelim:

Vurdumduymazlığı yangınla eşleştiriyorsun
Bananecilik sana yakışmıyor
Okumuş adamsın
O dediğin teknoloji eskiyeli çok oldu
Artık bir yabancı dili bildiğinle övündüğünü
O yabancı dili Türkçe okunuşuyla yazsan bile
Saklayamıyorsun
Modası çoktan geçti
Metalci imgelerinin
Metalin ateşi kesemediğini biliyoruz artık

Yüksek sesle değil de daha çok göze hitap eden optik şiirler toplamı olmasına karşın eleştirinin, ironinin, çatışmanın yarattığı enerji temposunu yükseltiyor “Tümünü Görüntüle”nin.
Özellikle şiir okurunun dikkatine sunuyoruz…

BU AYIN DERGİLERİ

Yeni e 27. sayı

Okurla yirmi yedinci kez buluşan Yeni e dergisinin bu sayısında şiirleriyle yer alan şairler şunlar: Refik Durbaş (“Çırak Aranıyor” adlı şiirinin 1978 tarihli el yazısıyla), Serkan Atay, İzel Graca, Uğur Akbaş, Mustafa Erginkılıç, İlhami Sidar ve Hüseyin Ferhad.

Yıl biterken son iki sayısını (25 ve 26) “Gözetim Çağında Şiir Yapıtı” sorununu dosya konusu yapan Yeni e dergisinin soruşturması bir hayli önemliydi. Soruşturmaya katılan isimlerin tümünün de genç kuşaktan, yeni bir şiir arayışında olan isimlerden seçilmesi dikkat çekiciydi. Soruşturmada dile getirilen düşüncelere, verilen yanıtlara birçok açıdan itiraz etmek mümkün. Belki başlı başına bir yazı konusu yapmak yerinde olur.

Soruşturmaya katılan genç isimlerin eleştirmensizlikten şikâyetçi olmasının altını çizmek gerekir. Ancak yeni kuşaklar, genç isimler için asıl sorun galiba “editoryal seçicilik” denilen süzgecin ortadan kalkmış olması.

Öte yandan gençlerde genel olarak görülen bir eğilim; hiçbir dergide şiir yayımlamadan, hiçbir yayın süzgecinden geçmeden, parasını verip bastırdıkları kitaplarla ya da katıldıkları tek ödülde aldıkları derecelerle “olgun şair”, “olmuş şair” beklentisi içine girmeleri, ki bu da bir başka önemli sorun. Bir sorun da birçok genç ismin şiirin şiire “adanma”yı gerektirdiğini gerçekten bilmiyor oldukları izlenimi vermesi; şairliğin şiire adanmış olmayı zorunlu kıldığından habersiz olması. Öyle anlaşılıyor ki yeni kuşaktan şiir yazan gençler; “şiir de yazıyorum, öykü de yazıyorum, roman da yazarım” yaklaşımının aslında bir gelecek vaadi olmadığının, olamayacağının farkında değiller.

Genç isimlerin imkânsızı istemelerine itiraz edecek değiliz. Dileğimiz biraz da gerçekçi olmaları…


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).