TR!P dergi genel yayın yönetmeni Murat Arda: Yazarlarımız da okurlarımız da deli!

Popüler kültür dergisi TR!P'in genel yayın yönetmeni Murat Arda ile sohbet ettik. Arda, "...Biz dergi yapmış olmak için ya da para kazanmak için dergi yapan sıradan popüler kültür dergilerinden farklıyız; biz deliyiz ve yazarlarımız da deli, okurlarımız da. Bundan memnunuz" dedi.
Murat Arda

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Yayın camiasında bir süredir tartışılan ve çeşitli fikir ve görüşlerin sık aralıklarla gündemi oluşturduğu meselelerden biri, “popüler kültür dergiciliği” hadisesidir. “Sen de mi oralara yazıyorsun?” sorusuyla başlayan ve bir dizi tartışmayı getiren muhabbetler, herkesçe konuşulur oldu. Ancak “duvarın öte yanına” hiç girilmedi. Geçen hafta başladığımız seriye devam ediyoruz.

Yayın hayatına geçtiğimiz 2018 yılı içerisinde başlayan ve Murat Arda yönetiminde hazırlanan TR!P dergi, çok geçmeden yoğun bir okur ilgisi ile karşılaştı. “TR!P’i biz ‘bilim sanat edebiyat dergisi’ olarak tanımlıyoruz ve ana akım dergicilik anlayışına, ‘embedded entelektüel’ kafasına bir alternatif olarak ortaya çıktık” sözleriyle tarif ettiği dergiyi yayın yönetmeni Murat Arda ile konuştuk. “Popüler kültür dergiciliği”, TR!P’in hedef ve amaçları, dergiciliğin ekonomik sorunları konuşmamızın içeriğini oluşturdu.

Son beş altı yılda, tirajları elli altmış bini bulan, içinde öykü, şiir, anı vs.’yi barındıran, özellikle belirli bir yaş grubunun alıcısı olduğu dergiler, elden ele dolaşmaya başladı. Çoğu kişinin “popüler kültür dergisi” tanımlamasıyla nitelediği bu dergiler, sıkça takip ediliyor oldu. Siz, TR!P’’i nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce popüler kültür dergisi mi üretiyorsunuz, edebiyat dergisi mi?

TR!P’i biz “bilim sanat edebiyat dergisi” olarak tanımlıyoruz ve ana akım dergicilik anlayışına, “embedded entelektüel” kafasına bir alternatif olarak ortaya çıktık. Piyasadaki popüler kültür dergileri modasının, iktidarın eksikliğini hissettiği kültürel hegemonya savaşımının bir yan ürünü olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Yeni tip bir entelektüel yaratmak isteniyor. Bu konuda başarısız olan mevcut iktidarın kültür sanat alanındaki eksikliklerini fırsat bilen kurnaz ve tüccar-gazeteci rolünü oynamaya heves eden bazı kişilikler var. Devlet ile adı konulmamış bir anlaşma halindeler bunlar.

Zira Yeni Türkiye’nin ehlileştirilmiş aydınını yaratmak bağlamında popüler kültür dergiciliğinden daha verimli bir alan bulamazsınız, onlar da görevlerini ifa ediyorlar; zira dünyanın en romantik işlerinden biridir kültür dergiciliği, yel değirmenlerine karşı savaştır. Tertemiz bir alandır ve bu alanın romantizmine şiddetle ihtiyacı var iktidarın ve iliştirilmiş aydınlarının. Her şeyin ticarileştirildiği piyasa diktatörlüğü çağında malum; kendilerine açılan alan üzerinden yürüyen bahsettiğim bu görece genç “tüccar-gazeteci” heveslileri kendilerini sihirbaz gibi sunup 50 bin – 60 bin satıyoruz algısıyla kültürel iktidarın maddi-manevi kaynak aktarımının kendilerine akmasının keyfini sürüyor.

Peki ama neden kültür sanat alanı? Neden dergicilik? Zira TV’lerin ve ana akım medyanın etkisi altındaki kitlelere yönelik ek bir çalışma yapmaya gerek yoktur çünkü onlar cepte. Ama ya okumuş romantikler? Ya Gezi kuşağı? İşte onları ehlileştirmek için, ana akımdan dışlanmış “liberal” ve “sol” küskünleri, “loser”(ezik) edebiyatçıları ve sadece kendilerine mecra arayan demokrat yazarları, sivriliklerini de törpüleyerek, yeni tür bir uslu asi, embedded isyankâr tipi oluşturmak adına bu dergiler kendilerine açılan alan üzerinden kültürel hegemonya savaşımında güçlenmiştir. TR!P, işte bu ucuzluğa ve ehlileştirilmiş aydın mantalitesine bir tepki olarak kurulmuştur.

Günümüzde hayat, teknolojinin ilerlemesi, insanın kodlama ve kavramsallaştırma anlayışının değişmesi sonucu inanılmaz bir hız kazandı. Göstergeler, iki yüz yıl öncesinden farklı anlamlara büründü ya da insan değiştiği için günümüzde başka anlamlara geliyor. Bugün, kapaklara taşınan –ölü ya da sağ- pek çok kişinin nostaljinin melankolisine seslendiği söylenebilir. Konu, “popüler kültür dergiciliği” olduğunda geçmişi yeniden üretmeyi ve bir pazarlama alanı olan kapak mefhumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Posta Gazetesi neden en çok satar? Çünkü vasata, popülere, ortalama vatandaşa hitap eder. Yapılan popüler kültür sanat dergiciliği de bunu biraz daha estetize ediyormuş gibi yapıp “dergi okuma hazzını” pazarlıyor aslında. Evrensel anlamda bir karşılıkları yok. Sadece hep aynı isimleri dönüp dolaşıp kapağa taşımaları ise sığ olmalarından kaynaklanıyor. Kapasiteleri o kadar. Geçmişe, nostaljiye saplanıp kalmak, genç insanları umuttan, yeniden, yaratıdan uzak tutmak bilinçli bir alçaklık bana göre.

Hababam Sınıfı filmini ben de çok seviyorum ama gençlere ve nitelikli okura Hafize Ana nostaljisinden ötesini de sunmak gerek. Bugün banka reklamlarından popüler kültür dergiciliğine mide bulandırıcı bir nostalji cıvıklığı var ve bu da ideolojik bir tutumdur, sadece geriye bak, diyor, ilerisi ve şimdi önemsiz! Umut yok. Kaybettiniz. Biz de TR!P olarak diyoruz ki? Yok ya! Dünya dönüyor, siz dönmüyor deseniz de… Doğan Tılıç şunu söylemişti: Hızla değişen mevcut durum ve koşullar karşısında, siyasi yelpazenin herhangi bir yerindeki bir siyasi hareket, ayağını var olan gerçekliğe basarak akla yakın ve gerçekleşebilir bir gelecek vizyonu ortaya koyamadığında, umudu ete kemiğe büründüremediğinde, meydan nostalji pazarlayanlara kalıyor. Bu sıkıcılığı aşmak gerek. Bu, okura da saygı açısından bir zorunluluktur. Yoksa biz de biliriz her sayı Kemal Sunal ya da Atatürk kapağı basmasını ama ayıptır. Genç kitlelere saygısızlık, manevi değerlerin saygısızca sömürülmesidir ve samimi de değildir bu tüccar-gazeteci heveslileri.

Bugün, dergiciliğin boyut değiştirmesinde ve başka bir anlayışa bürünmesinde, sabit yazan yazarların ve her sayıda takip ediliyor oluşlarının payı büyük. Peki, derginize yazmak isteyen yazarlar/yazar adayları size ulaşabiliyor mu? Yeni yazı kabul ediyor musunuz?

Çok fazla yazı yazan oluyor ve TR!P bilim sanat edebiyat kurulunun kabul ettiği yazıları yayımlıyoruz. Biz, çağdaş yayıncılık ile geleneksel dergicilik biçimlerini harmanlamaya çalışıyor ve tripdergi.com ile fiziksel dergimiz aylık TR!P’i bütünleştirmeye çalışıyoruz.

Trip Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Günümüzde her şey “–mış gibi yapma” üzerine kurulu. “Akademisyen –miş gibi yapmak”, “bilim insanı –ymış gibi yapmak”, “felsefeci –ymiş gibi yapmak”… Biz kültür sanat dergiciliğinde de kendini gösteren vasatlaşma, sığlaşma, ehlileşme eğilimlerine karşı Türkiye’de “tu kaka” edilen ancak evrensel manada karşılıkları olan gerçek bilim, derinlikli sanat, nitelikli edebiyat, hakikatli felsefe üzerinde duruyor ve “derinleşmeyi” öneriyoruz.

Doların tavan yapması, kâğıt sıkıntısının ayyuka çıkması, dağıtımcının değişmesi, yaşanan politik gelişmelere göre ekonominin dalgalanması üretiminizi nasıl etkiledi/etkiliyor?

TR!P bir misyon dergisi ve bilim iletişimini Türkiye’de popülerleştirmek, nitelikli edebiyatın ve yazarların sesi olmak, tüm bunları yaparken de eğlenceli olmayı, sıkıcı olmamayı başarmak gibi gayeleri var. Okurlarımız dergiye sahip çıktıkça yolumuza devam ederiz, başaramazsak da bırakırız. Ancak biz bıraksak da gerçek bilim aşkı, nitelikli sanat ve edebiyat, bilgelik ve yaşama sevinci ekonomideki dalgalanmalardan etkilenmeden yoluna her türlü devam edecektir.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında içeriğe ve satışa etkisi sizce nedir?

İnternetin görece demokratik bir faydası var. Çağdaş dergicilikte sosyal medya uygulamaları ile bütünleştirmediğiniz bir yayımcılığın şansı yok. İnterneti nasıl kullandığınız da önemli; derinleşmenize mi yarıyor sığlaşmanıza mı? Bu dengeyi tutturmak önemli. Biz “çevrim-dışı” olmayı, zaman zaman unplugged kalmayı, kendinle baş başa kalmayı önemseyen bir dergiyiz; bu yüzden kâğıt dergimizi çok seviyoruz. Ancak dijital dünyayı da iyi anlamak ve içselleştirmek kaydıyla… Örneğin sinemada film izlerken önümdeki koltukta biri telefonuyla oynarsa kafasına bir şaplak atmayı düşünürüm. Dergi ya da kitap okumak da ciddiye alınması gereken bir eylemdir, bazen çevrimdışı kalmayı becerebilmek gerekli.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? Yazarların, sözcüklerinin tartışılmasından öte, yazılarının yanında yer alan görsellere kadar müdahil olması dergiciliği nasıl etkiliyor?

Yazarın görsellere ve biçime müdahil olması doğal bir durum. İşini ciddiye alan sanatçıları seviyoruz. Biz dergi yapmış olmak için ya da para kazanmak için dergi yapan sıradan popüler kültür dergilerinden farklıyız, biz deliyiz ve yazarlarımız da deli, okurlarımız da. Bundan memnunuz. Yazarlarımızla, editörlerimizle kavga, dövüş, kan, gözyaşı; tutkulu bir aşk gibi ve bence yayıncılığında haz veren unsurları bunlardır…

Çağ, dijitale doğru evrilirken, insanlar “bir tık”la istediğine ulaşabiliyorken, matbu dergiciliğin bu denli popüler olmasını nasıl açıklarsınız?

Bununla ilgili İsveç Stockholm Üniversitesi’nden akademisyen arkadaşlarımızla ortaklaşa bir araştırma içerisindeyiz, sebep ve sonuçları içeren makaleyi TR!P dergide yayımlayacağız. Ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim. Entelektüel haz için kâğıt dergi ve kâğıt kitap daha fazla mutluluk veriyor. Daha çok iş ile özdeşleşen akıllı telefon ve bilgisayardan uzaklaştırması bir etken. Fişsiz yaşamın, çevrimdışı kalmanın olumlu psikolojik etkisini de yadsıyamayız. Ancak tüm verileri ve daha global ölçekteki araştırmamızın sonuçlarını yakında açıklayacağız.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Yazı, çizi ve dergilerle ilişkim çocukluktan bu yana neredeyse fetiş derecesinde, Türkiye’nin en eski fanzinlerini okuyarak ve yazarak ilk gençliğimin yapı taşlarını oluşturdum, tüm entelektüel altyapım okuma yazma bilmediğim, ablamın takip ettiği Gırgır’lardan başlayarak bugüne ulaştı. Okyanus ötesinden Mad dergi, The New Yorker hoşuma giden dergilerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise Akbaba dergisi, Markopaşa dergisinin o devlete meydan okuyan tarzı… Bunlar ile genetik bir akrabalığımızın olabileceğini düşünüyorum. İçimdeki Aziz Nesin aşkı bambaşka çünkü.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.