Beatles’ın ilk günlerinden bir aşk hikâyesi

Tüm dünyayı sarsan efsanevi İngiliz rock grubunun, arka planında Astrid Kirchherr ile John Lennon’un en değerlisi Stuart Sutcliffe’in bu kıyıda köşede kalmış, sessiz ama bir o kadar da derin aşk öyküsü kesinlikle okunmaya değer. Jean Cocteau’yu, Juliette Greco’yu ve Elvis Presley’i ve daha nice sanatçıyı bir arada bulabileceğiniz bu grafik roman sadece Beatles severlere hitap etmiyor, grafik roman seven bütün okurlar için de çok iyi bir tavsiye…

Sena Özçırpıcı

DUVAR – Yeraltı edebiyatın bir parçası olan çizgi romanın yetkinlik kazanmasıyla önü açılan grafik romanın son yıllarda kendine has bir okur kitlesi oluşturduğu söylenebilir. Kompleks kurgusuyla, çizgi romanın popüler dilini edebiyata yakınlaştıran, daha yavaş ve insani hikâyeler anlatan bu yeni türün kimi örnekleri de yapılan çevirilerle okurlarına ulaşıyor. Ekim 2018’de Tanıl Bora’nın çevirisiyle ve Alman Sevgili adıyla İletişim Yayınları’ndan çıkan Arne Bellstorf’un Baby’s in Black’i türünün en iyi örneklerinden biri. İlk grafik romanı Acht, neun, zehn ile 2005’te Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında yılın en iyi genç yeteneğine verilen Sondermann Ödülü’ne layık görülen Bellstorf, bu romanında ise okuyucularını efsanevi rock grubu The Beatles ile buluşturuyor. Kısacık ama bir o kadar da yoğun ve samimi olan bu aşk hikâyesiyle Beatles’ın ilk dönemlerine ve Hamburg’a doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. 1960’lar, Fransız varoluşçuluğu, Sartre’dan Chuck Berry’e hatta Paolozzi’ye kadar simsiyah ve olduğu gibi…

Alman Sevgili, Arne Bellstorf, çev: Tanıl Bora, 208 syf., İletişim Yayınları, 2018.

Hikâyeye bakacak olursak, Beatles denilince akıllara gelen daima neşeli, çok yetenekli dört “cool” Liverpoollu oğlanın hikâyesi yerine; trajik, insanın içini burkan bir sürü talihsizlikler silsilesiyle karşılaşıyoruz. Beatles grubunun hikâyesi 1962-66 ve 1967-70 yılları olarak iki döneme ayrılabilir ve Beatles ruhunun oluşmasında bu ilk dönem çok önemlidir. Liverpool’dan Hamburg’a gelen grupta John Lennon, George Harrison, davulda Pete Best ve basta John’un en yakın arkadaşı Stuart Sutcliffe vardır. John Lennon, aksi ve biraz kavgacı bir karakter olarak lafını hiç esirgemez, grubun en sivri dilli üyesidir. Ancak bir o kadar da vefalı ve arkadaşlarına düşkündür. Sanat okulunda tanıştığı ve kısa zamanda dost olduğu Stuart Sutcliffe, olağanüstü çekiciliğiyle James Dean’i andırır. Aslında sanatla ilgilenmek istediği halde en yakın arkadaşı John’un isteğini kıramaz ve grupta yer alır. Hamburg’ta her kesimden insanın geldiği, her gece kavganın ve gürültünün hiç eksik olmadığı, ucuz bir genelev mahallesinde çalmaya başlarlar. Güzeller güzeli, yetenekli fotoğrafçı Astrid Kircherrin’in de yolu bir gün grafiker arkadaşı Klaus Voorman ile bu mahalleye düşer. Artık esas hikâye başlamıştır… Bellstorf’un dili ustalıkla kullanıp, dönemin gençliğini sansürsüz ve bir o kadar da doğal bir şekilde aktardığını görürüz. İnce bir ironi, yerinde ve tatlı kelime oyunlarıyla taşı gediğine koyar. John’un küfürleri, George’un sert üslubu ve Stu’nun romantik dili, Bellstorf’un simsiyah çizgileriyle, tüm tezatlıklara rağmen tam yerine oturur. Diyalogsuz sayfalarda ise kareler kelimelere ihtiyaç bırakmadan her şeyi olanca netliğiyle anlatır.

İLK GÖRÜŞTE AŞK VE BELLSTORF’UN ÜSLUBU

Bellstorf’un sade ve net çizimleri, karakterlerin mimiklerini, bakışlarındaki ufak detayları kolayca görmemizi sağlıyor. Aynı zamanda dili de ustalıkla kullanan Bellstorf, etkili diyaloglarıyla da okuru kendisine çekiyor. Örneğin Stu ve Astrid’ in ilk karşılaşmalarından sonra birbirlerinden ne kadar etkilendiğini karelerden görüyoruz. Buna ek olarak, Astrid’in şu sözleri durumun çarpıcılığını iyi açıklıyor: ‘’Zihnimde kurmuş olduğum imgeler bir anda kayboldular ve yerlerini yeni bir şey aldı. O çehreleri sahnede gördüğüm andı bu… Önce John, sonra sırayla ötekiler… Sonra Stuart bana doğru döndü işte, daha önce Klaus’ta arayıp durduğum şey vardı onda ve o ‘şeyi’, onu gördüğüm anda fark ettim… Bulmuş olduğuma inanamadığım bir şeydi o.” Astrid’in tam olarak ne hissettiğini ilk okuduğumuzda anlarız ve o his bize de geçer çünkü her şey çok çıplaktır, olduğu gibidir. Bellstorf, ilk görüşte aşkı o kadar iyi aktarır ki, ‘o şey’i biz de bulmuş kadar oluruz.

Dönemin diğer sanatçılarına da değinen Bellstorf, ara ara atıflarda bulunarak tüm bunları hikâyenin akışına yediriyor. Böylece biz de o dönemin havasına girebiliyoruz. ‘60 kuşağı gençlerinin dönemini, kavgalarından en ihtiraslı aşklarına kadar olduğu gibi yansıtan Bellstorf’un bu net ve doğal üslubu, siyah-beyaz tarzıyla birleşince 1960’ların varoluşçuluğunu, melankoliyi, çok da yolunda gitmeyen işleri ve her şeye rağmen tüm yoğunluğuyla yaşanan aşkları olduğu gibi önümüze koyuyor.

Tüm dünyayı sarsan efsanevi İngiliz rock grubunun, arka planında Astrid Kirchherr ile John Lennon’un en değerlisi Stuart Sutcliffe’in bu kıyıda köşede kalmış, sessiz ama bir o kadar da derin aşk öyküsü kesinlikle okunmaya değer. Jean Cocteau’yu, Juliette Greco’yu ve Elvis Presley’i ve daha nice sanatçıyı bir arada bulabileceğiniz bu grafik roman sadece Beatles severlere hitap etmiyor, grafik roman seven bütün okurlar için de çok iyi bir tavsiye…