Kafka Okur dergisi editörü Merve Özdolap: Özgün ve nitelikli işlerin peşindeyiz

Kapaklarıyla, yazarlarıyla, 'popülerlikleriyle' çok tartışıldılar. Yeni nesil dergiciliğin dikkat çekici ürünlerinden Kafka Okur dergisi editörü ile dergicilik mefhumunu konuştuk.
Fotoğraf: Sosyal Medya...

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Sanattan kültüre, siyasetten sosyolojiye geniş bir yelpazede içerik üreten, on binlerce kişi tarafından ilgiyle takip edilen, kapaklarında dünün ve bugünün “fiyakalı şahsiyet”lerinin portrelerinin yer aldığı dergiler, çok değil, bundan beş altı öncesinde yok denecek kadar azdı. Belirli bir kesimin, “popüler kültür dergisi” olarak nitelediği bu dergilere, dönemin “kallavi edebiyatçıları” da yazarken, bu dergiler özellikle nitelikleri bağlamında edebiyat camiasında tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Özellikle dergi yazarlarının imza günlerinde sıkça tartışmaya konu olan bu meseleyi, duvarın öte yanına geçip, işin mutfağında yer alan dergi çevresine sormak istedik. İlk olarak, yaklaşık beş yıl önce yayın hayatına başlayan, çıktığı günden bu yana okur tarafından ilgi ile karşılanan Kafka Okur ile başladık. Dergi editörü Merve Özdolap, sorularımıza ilgiyle cevap verdi.

Soner Sert ve Merve Özdolap

Son beş altı yılda, tirajları elli altmış bini bulan, içinde öykü, şiir, anı vs.’yi barındıran, özellikle belirli bir yaş grubunun alıcısı olduğu dergiler, elden ele dolaşmaya başladı. Çoğu kişinin “popüler kültür dergisi” tanımlamasıyla nitelediği bu dergiler, sıkça takip edilir oldu. Siz, Kafka Okur’u nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce popüler kültür dergisi mi üretiyorsunuz, edebiyat dergisi mi?

Öncelikle, bahsettiğiniz bu son beş altı yıllık sürecin sosyal ve kültürel anlamda pek çok getirisi olduğunu ancak belli oranda da kirlilik yarattığını düşünüyorum. Özellikle gençlerin edebiyattan, sanattan neredeyse sadece sosyal medya paylaşımları üzerinden haberdar olduğu bir dönemde, bu tarz dergilerin daha gerçek bir temasa olanak sağladığına inanıyorum. Ancak vasatlığın ödüllendirildiği bir dönemden geçerken bu popülerlikten nemalanmak isteyen yazarların da türediğini görüyoruz. Aynı zamanda yalnızca “ünlü” ve “çok takipçili” kişilere yazılar yazdırarak ortaya çıkarılan ürünlerin edebiyat dergileri bünyesinde yer alması da bu kirliliğin yayılmasını destekliyor, bence. Dergimizi “çok satan” bağlamında popüler bir dergi olarak niteleyebilirim ancak başlangıcından itibaren edebiyat ve sanat içeriklerinden kopmamasıyla da bir fikir, sanat, edebiyat dergisidir diyebilirim.

‘NOSTALJİ, POZİTİF DUYGULAR DEPOSU…’

Günümüzde hayat, teknolojinin ilerlemesi, insanın kodlama ve kavramsallaştırma anlayışının değişmesi sonucu inanılmaz bir hız kazandı. Göstergeler, iki yüz yıl öncesinden farklı anlamlara büründü ya da insan değiştiği için günümüzde başka anlamlara geliyor. Bugün, kapaklara taşınan –ölü ya da sağ- pek çok kişinin nostaljinin melankolisine hitap ettiği söylenebilir. Konu, “popüler kültür dergiciliği” olduğunda geçmişi yeniden üretmeyi ve bir pazarlama alanı olan kapak mefhumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Günümüzde her alana sirayet etmiş olan yavanlık, vasatlık ve ruhsuzluktan uzaklaşmayı sağlayan şeylerin bir şekilde “nostaljinin melankolisi”ne hitap ettiğine inanıyorum. Nostaljinin –tabiri caizse- hafızada pozitif duygular deposu olarak çalıştığını okumuştum. Bu koşturmacanın içerisinde belirttiğiniz gibi korkunç bir hız kazanan hayatın insanların üzerinde maddi manevi yıpratıcı etkileri olduğunu görüyoruz. Herkesin güvenli alanına, pozitif duygularla donatılmış depolarına dönme, dinlenme ihtiyacı var. Sanat, her zaman bu kaçış için güzel bir alandır. Sanatla ilgili önemli kişileri anlatmayı eserlerinden ve hayatlarından bahsetmeyi geçmişi yeniden üretmek olarak değerlendirmiyorum. Dergimiz adına diyebilirim ki değerli bulduğumuz sanatçıları kapak yaparak özellikle gençlere daha detaylı biçimde tanıtmak istiyoruz. Onlardan haberdar olmaları, eserlerini incelemeyi arzulamaları ve hatta esinlenmelerini sağlamak bizi mutlu ediyor. Bunun yanında çok “sattığı” için aynı kapakları -içerikte bir yenilik yapmadan- birkaç kere basarak pazarlama alanına dönüştürmeyi çok etik bulmuyorum. Örneğin; biz de şubat ayı civarı ilk sayılarımızın kapaklarından dört tanesini tekrar işleyerek tamamen kapaktaki sanatçıyla ilgili içeriklerle yeniden basacağız. Bunun amacı: ilk sayılarımızda, amatör bir ruhla başladığımız için kapaktaki sanatçıları istediğimiz dolulukta işleyemediğimizi fark etmemiz ve şimdiki vizyonumuzla bu değerli isimlerin hakkını vererek arşivlik kaynaklar oluşturmak istiyor olmamız.

‘GENÇ YAZARLARDA ISRARCIYIZ’

Bugün, dergiciliğin boyut değiştirmesinde ve başka bir anlayışa bürünmesinde, sabit yazan yazarların ve her sayıda takip ediliyor oluşlarının payı büyük. Peki, derginize yazmak isteyen yazarlar/yazar adayları size ulaşabiliyor mu? Yeni yazı kabul ediyor musunuz?

Aslında dergimizin önemli ayırıcı özelliklerinden biri genç yazarların, yazar adaylarının yazılarını okura ulaştırmaktaki ısrarını ilk sayısından beri koruyor olması. Zaten dergimizin sabit yazarlarının çoğunluğunu da ilk sayılardan, hatta dergiden önce blog zamanlarımızdan, bizi bulan, yazılarını ulaştıran yazarlarımız oluşturuyor. Aynı zamanda hâlen okurlarımızın e-mail üzerinden bize ulaştırdıkları yazıları değerlendirip yerimiz el verdiğince yayımlamaya devam ediyoruz.

Kafka Okur Dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Kafkaokur, dergi olmadan önce varoluşçu edebiyat ve edebiyatçılar üzerine bir blogdu ve buradan feyz alarak dergi yayıncılığı hayatına başladı. Zaman içerisinde okurlarla olan etkileşimi ile birlikte şeklini değiştirdi ve geliştirdi. Bu süreçte ben derginin sabit yazarlarından biriyken son iki yıldır editörlüğünü üstlendim. Bu iki yıl içerisinde özellikle genç yazarları edebiyat dünyasına kazandırma arzusuyla, özgün ve nitelikli işlerin peşindeyiz ve okurlara fikirsel ve edebi anlamda verimli olabilecek kaynaklar sunmayı arzuluyoruz. Sadece “okuyup bir kenara bırakılmalık” olmaktansa her sayımızı arşivlenmeye değer bir kalitede sunmak istiyoruz.

‘EKONOMİK SIKINTILAR BİZİ YORDU’

Doların tavan yapması, kâğıt sıkıntısının ayyuka çıkması, dağıtımcının değişmesi, yaşanan politik gelişmelere göre ekonominin dalgalanması üretiminizi nasıl etkiledi/etkiliyor?

Tüm bu sıkıntılar, bütün yayıncılar gibi bizi de fazlasıyla etkiledi. Üretimsel olarak odak noktamız her zaman yeni şeyler, özgün ve anlamlı işler ortaya çıkarmak, ürettiklerimizin üstüne koyarak ilerlemek, ancak bu sıkıntıların bizi yorduğunu söyleyebilirim. Çok daha verimli üretebilecekken uğraşmak zorunda kaldığımız maddi olumsuzlukların inandığımız değerleri tüketmemesi adına da direnç gösteriyoruz.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında içeriğe ve satışa etkisi sizce nedir?

Okurla direkt etkileşime geçebilmek adına sosyal medya bize bir alan sağlıyor. Bu bağlamda okurlar fikirlerini, eleştirilerini çok kısa sürede bize ulaştırabiliyorlar ve yaptığımız işin karşılığını olumlu veya olumsuz görebilmek gelişmemiz adına bir yol haritası çıkarmamızda bize güzel bir taslak sunmuş oluyor. Aynı zamanda internet üzerinden okurlar, yazar ve yazar adaylarının yazılarını dergimize ulaştırabilmesi de içeriğe katkı sağlayan başka bir unsur. Ve tabii sosyal medya, derginin beğenen okurlar tarafından paylaşılmasıyla doğal bir tanıtım aracına dönüşüyor.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? Yazarların, sözcüklerinin tartışılmasından öte, yazılarının yanında yer alan görsellere kadar müdahil olması dergiciliği nasıl etkiliyor?

Editör ve yazar birbirleriyle açık ve besleyici bir iletişim hâlinde olmalı ki ortaya hakkını veren güzel yazılar çıksın. Ancak tabii her zaman böyle olmadığını veya olamadığını da görüyoruz, duyuyoruz. Editörlerin yazarlardan yazıyı ve yazarın üslubunu geri planda bırakarak, yazının kalitesini yok sayarak yalnızca kişisel zevkleri üzerinden yahut dergi okurlarının taleplerini gerçekleştirme kaygısıyla isteklerde bulunması, yönlendirmeler yapması kesinlikle kısır işler ortaya çıkaracaktır. Aynı zamanda yazarların da verimli olabilecek, olumlu tartışma ortamlarında ürettiklerini tartışmaya açık bırakabilmeleri de önemli. Yazının içeriği, kullanılan- kullanılmayan sözcükler ve hatta yazının yanında kullanılacak görsel konusunda karşılıklı fikir alışverişi her zaman olmalı ancak yazar, mizanpaj, içerik ve görsellerin uyumluluğu açısından dergiye hâkim olan sanat yönetmeninin, tasarımcının, yayın yönetmeninin, editörün vs. tercihlerine tutarlı işler ortaya çıkması adına güvenmeli diye düşünüyorum.

‘TÜKETİM ÇILGINLIĞI’ GERÇEĞİ VAR’

Çağ, dijitale doğru evrilirken, insanlar “bir tık”la istediğine ulaşabiliyorken, matbu dergiciliğin bu denli popüler olmasını nasıl açıklarsınız?

Romantize edecek olursam; insanların bu kadar kolay elde etmekten ve çabuk tüketmekten sıkıldıklarını düşünebilirim. Ancak “tüketim çılgınlığı” gerçeği var ki buna bağlı olarak insanlar bir şeylere sahip olma, alma ve aldıklarını sosyal medyada paylaşma gibi bir güdü içerisindeler. Dergileri biriktirmek isteyen, koleksiyon yapan ve hâlâ kâğıttan, kokusunu, dokusunu hissederek okumak isteyen ve belki nostaljik özlemlerle alan okurlar olduğu gibi bahsettiğim tüketim güdüsüyle ve dediğiniz gibi çağın dijitale evrilmesinin de etkisiyle sosyal paylaşımlar üzerinden etkilenerek yalnızca “sahip olmak” adına alanlar da var. Yani insanlar “bir tık”la istediği bilgilere ulaşabiliyorlar, ama “bir tık”la da olmak istedikleri kişiler olarak kendilerini sergileyebiliyorlar. Bu arzunun da popülerliğe hizmet ettiğini düşünüyorum.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 100 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Günümüzde sanal olmayan bir ortamda bir araya gelerek bir şeyler üretme durumu epey azaldı. Kafka Okur da daha önce bahsettiğim gibi sanal bir ortamdan, bir edebiyat blogundan bir dergiye evrildi. Blogu oluşturan genel yayın yönetmenimiz Gökhan Demir’di ve yine blogun dergiye evrilmesinde kendisi rol aldı. Umarım bundan yıllar sonra dönüp bakıldığında dergimiz samimiyeti, özgünlüğü ve içeriksel zenginliğiyle daha önce de bahsettiğim dönemin vasatlık çamuruna bulaşmamış hâliyle anılır. Umarım üzerinde çalışmakta olduğumuz genç yazarları, şairleri edebiyat dünyasına kazandırma idealimizi gerçekleştirmiş oluruz. Ve umarım bundan yıllar sonra zevkle ve imrenerek okunan şairlerin, yazarların bir zamanlar Kafka Okur dergisinden geçmiş oldukları anekdotu biyografilerinden zamanın okurlarına gururla göz kırpar.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.