Remzi Tutak: Dergi yazara ilk önce özgüven vadeder

Sinada Dergi'nin editörü Remzi Tutak ile Türkiye dergiciliğine, sosyal medya ve okur iletişimine dair sohbet ettik. Tutak, "Her yazarın ilk kurduğu hayaldir, severek takip ettiği bir dergide eserlerinin yer alması. Özgüvenini kazanmak, kendini geliştirmek için bir basamak görevindedir. Dergi, yazara ilk önce bunu vadeder" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Yayım hayatına altı yıl önce başlayan, üç ayda bir yayımlanan Sinada Dergi ekibi, üretimlerini “Mevsimlik Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi” olarak niteliyor. Geçtiğimiz günlerde yirmi birinci sayısı yayımlanan dergi, her ne kadar Afyon odaklı olsa Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde okur ile buluşuyor.

“Altı yıl önce Afyon’da kurulduğumuzda sadece Afyon’a özgü kalmadık. Ülkenin her bir köşesine ulaşmaya çalışan bir dergi olduk” sözleriyle bu çalışmalarını anlatan dergi ekibinden editör Remzi Tutak ile Türkiye dergiciliğini, sosyal medya ve okur iletişimini ve dergicilikteki gelenek meselesini konuştuk.

İlk olarak, kültürü ya da sanatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Eserlerini, word dosyası içinde “sinadadergisi@gmail.com” adresine mail atarak ulaşabilirler.

Sinada Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

“Biz, bir damla gibi düşerek başladık edebiyat denizine…” demişti ilk sayımız. Altı yıl önce Afyon’da kurulduğumuzda sadece Afyon’a özgü kalmadık. Ülkenin her bir köşesine ulaşmaya çalışan bir dergi olduk. Genç bir ekiple, her birimiz başka şehirlerde… Sadece edebiyat, kültür ve sanat, dedik. Bizi bir araya getiren ve bunca zaman bir arada tutan da bunlar oldu. “Edebiyat, insanların en güzel afyonudur” felsefesiyle edebiyat dünyasında her daim umut olmayı amaçladık. Her sayımızda en az bir okula kütüphane düşüncemizle bugüne kadar iki yüz bini aşkın kitap ile iki yüz elliye yakın kütüphane kurduk. Ve kurmaya da devam ediyoruz.

‘YAZAR KELİMELERİNİN ARKASINDA OLMALI’

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Remzi Tutak

Burada iki farklı durum var benim yaşadığım ve gördüğüm. Biri editör tarafından, diğeri yazar tarafından… Yazar olarak çekingenlik oluyor biraz veya tam tersi fazla özgüven. Kendisini karşısındaki dergiden, editörden küçük görme veya büyük görme oluyor. Kendine güvenmeli bir yazar. Arkasında olmalı kelimelerinin. Ama sınırı aşmamalı. Yazısı alınmadığı zaman hakarete varan mesajlar alıyoruz bazen yazarlardan. Üzülüyoruz. Bu iki durumun arasını bulmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü ancak o zaman geliştirebilir insan kendini veya kendini geliştirmek zaten budur.

Editörler ise bazen bir yazar ve eserin kaderinde belirleyici faktör olabiliyor. Mesela yazmaya ilk başladığım zamanlar çekiniyordum şiirlerimi paylaşmaya. Sonradan sonraya kendime güvenim geldiğinde sevdiğim, takip ettiğim dergilerden bazılarına gönderdim. Kimi dergiden gayet yapıcı eleştiri alırken kimi dergiden de kırıcı dönüşler aldım. Bu, yazma hevesini olumsuz yönde etkileyen bir olay. Sinada Dergisi’nde yazı işleri görevini aldığımda buna çok dikkat ettim.

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Son zamanlarda kâğıt fiyatlarının nasıl arttığını; dergilerin, yayınevlerinin nasıl etkilendiğini çokça gördük. Bizim üretimimizi de etkiledi elbet, her dergi gibi ayakta kalmak için direniyoruz. İlk günden bugüne maddi kaygılardan uzak kalmaya çalıştık. Ama bu başka… Yirmi birinci sayımızı bir öncekine göre daha az sayfayla çıkarttık, fakat daha fazla ödedik. Kriz, niteliğimizi etkilemedi ama dilerim ki sürekliliğimizi de etkilemez. Yakın zamanda her şey yoluna girer ve diğer dergiler de aramıza döner.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında kültüre ya da sanata etkisi sizce nedir?

Teknoloji doğru kullanıldığı her alanda yararlıdır. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla okur; dergiye ve yazara daha hızlı ulaşır oldu. Her istediğini sorar, daha rahat bir okur oldu açıkçası. Bir nevi içli-dışlı olduk. Bunun sayesinde daha fazla eser alıyoruz. Daha fazla eleştiri, öneri… Yani üretim açısında olumlu denebilir. Fakat tüketim açısından bakarsak okur sadece sosyal medyayla yetiniyor artık. Dergiyi eline alıp, dokunup, koklayıp okumaktan vazgeçti. Dergiler de bu yüzden basılıdan vazgeçip e-dergiye yönelmeye başladı. Kâğıt fiyatlarıyla bu daha da arttı.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Edebiyatla ilgilenen kesimin büyüdüğünü düşünerek mutlu olurum. Ne kadar güzel ki edebiyat için kültür, sanat için çabalayan dergilerimiz artmış derim. Fakat nitelik olarak, öne konulmuş amaç olarak başkayız. Gerçekten üreten dergilerimiz yok değil tabii ama genel olarak o yıllara göre olumsuz yönde değiştiğini düşünüyorum.

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Her yazarın ilk kurduğu hayaldir, severek takip ettiği bir dergide eserlerinin yer alması. Özgüvenini kazanmak, kendini geliştirmek için bir basamak görevindedir. Dergi, yazara ilk önce bunu vadeder bence. Her yazarın da dergiye vaadi başkadır. Yeter ki içinde çıkar beslemesin bu vaatler. O samimiyeti hisseden dergi zaten eseri alır, yazara sahip çıkar. Yani Sinada için bunu söylemem mümkün. Biz buna inanıyoruz. Ve her sayımızda yazmaya yeni başlamış, daha ilk defa gönderen birçok arkadaşa özellikle yer veriyoruz. Böylelikle de geleceğin önemli yazarlarına “umut” olduğumuzu düşünüyorum.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Kime sorsak farklı cevap verecektir. Gelenek olarak şudur diyemem. Tamamen farklı kişiliklerle dolu bir ekip, belli kalıba sokulamayacak bir dergiyiz, diye düşünüyorum. Mükemmel değiliz, fakat uğraşımız sadece edebiyat, sadece okumak, yazmak… Bundan 200 yıl sonra da “Sinada, her daim güzel çalışmaların içinde yer almış; hiçbir dergiye veya oluşuma düşman olmayan, yolunu bozmayan bir dergiydi. Edebiyat dünyasında umudu yeşertti, genç yazarları destekledi ve yetiştirdi…” diye anılmak isteriz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.