Milliyetçilik ve milletin yükselişi

Yener Orkunoğlu’nun İletişim Yayınları'ndan çıkan “Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus” kitabı, insanın tarihsel doğasına karşılık gelen birçok teziyle milliyetçiliğin nedenlerini gözler önüne seriyor. Milliyetçiliğin 19. yüzyılda analiz edilememesinin sonuçlarını, tarihsel açıdan geçerliliğini sürdüren ve politik alanda hala etkili olan ideolojileri irdeleyerek derin ve sade bir dille okuyucuya sunuyor.

Deniz Mahabad

DUVAR – İnsanlık tarihi ve uygarlık görkemli bir teknolojiye ulaşırken kendi arasında bir dirlik ve ahenk yaratmada sancılı ve sarsıcı bir dönemden geçiyor. Ölümcül ve kaotik oyunlara bulaşan insanlık, yarattığı uygarlığa ve tarihe yön vermekte zorlanıyor. Başat ve egemen sınıflar, kendi çıkarları için milliyetçiliği ve dini körüklerken, kendi varlıklarını bir amaç haline getirerek insanlığı çürütmekten kaçınmıyorlar. Türkiye ve Ortadoğu’da var olmak için savaş veren ve milliyetçiliği yaygınlaştıran demokratik sistemlerde de (Gerçekten demokratik olabilindi mi?) katmanlı, koyu milliyetçiliğin nedenlerini anlamak önem kazanıyor. Güzel insanlığın zihnini daraltan ve kanserli bir hücre gibi yayılan kör milliyetçilik dalgasının yükselerek tüm dünyayı tehdit etmesi insanı ürkütüyor.

Yener Orkunoğlu’nun İletişim Yayınları’ndan çıkan “Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus” kitabı, insanın tarihsel doğasına karşılık gelen birçok teziyle milliyetçiliğin nedenlerini gözler önüne seriyor. Milliyetçiliğin 19. yüzyılda analiz edilememesinin sonuçlarını, tarihsel açıdan geçerliliğini sürdüren ve politik alanda hala etkili olan ideolojileri irdeleyerek derin ve sade bir dille okuyucuya sunuyor.

Orkunoğlu, sessizlik kültürünün büyüyen çatlaklarından, kimlik/sınıf ve uluslaşma çatışmalarının güçlendiği bu zamanda “Marksizm, milliyetçilik ve demokratik ulus” kavramlarına farklı boyutlar ekliyor. Kitabın ön sözünde milliyetçilikten kurtulmak için milletin/ulusun yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çekerek milliyetçiliğin gücünü kıran tezlere zemin hazırlıyor.

Çok geniş bir kaynak sahasından beslenen kitap özellikle 19. ve 20. yüzyılda millet, kimlik, milliyetçilik ve proletaryayı evrensel değerler olarak gören birçok düşünürün görüşlerini sunarken aynı zamanda düşüncelere eleştirel bir boyutla yaklaşıyor.

MİLLET NEDİR?

Kimlik ve kültür politikalarının, toplumların varoluşlarını sağladığı göz önüne alınırsa Türkiye gibi demokratik sancılar çeken ülkelerde bu özbilincin ve farkındalığın gerek felsefi gerek bilimsel olarak yetersiz olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu nedenle bu kapsamlı çalışma, eleştirel bakışı canlandırabilecek bir içeriğe sahip. Orkunoğlu İngiliz ve Alman filozoflarının, Marx-Engels, Otto Bauer, Karl Renner, Kautsky, Rosa Luxemburg, Lenin ve Stalin’in görüşlerini mercek altına alıyor. Bununla beraber 1980’li yıllarda gündeme gelen iki önemli tarih bilimcisinin, Ernest Gellner ve Eric Hobsbawm’ın, düşüncelerini açıkladıktan sonra Türkiye somutuna geliyor. Eser; Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya’dan sonra Abdullah Öcalan’ın görüşlerine de yer veriyor.

Kitap “millet ve milliyet” ile başlayıp “demokrasi ve demokratik ulus” bölümü ile dokuz ayrı başlıktan oluşuyor. Yazar, “Millet, milliyetçilik nedir, bu kavramlar nasıl ve neden ortaya çıkmıştır?” sorularından hareketle sanayi toplumlarından sonraki süreçte etkili olan kafatasçı algının yerine yeni toplumsal bir formasyona işaret ediyor. Kimlik/kimliksizlik, politik mücadele ve demokratik çözümlerle yaşanılabilir siyasi zeminlerin varlığına işaret eden Orkunoğlu, modern çağın keskin ve sinsi bıçağı olan milliyetçiliğin 19. yüzyıldaki etkilerine dönemin düşünürlerinden yararlanarak cevaplar arıyor. Yazar aynı zamanda örgütlenme biçimlerinin ağırlıklı olarak iktisadi düzeyde ezen-ezilen mücadelesi eksenli oluşunun nedenlerine vurgu yaparak Marx ve Engels’in bir ulus teorisi geliştirmediklerine işaret ediyor, Marksizm de dâhil olmak üzere bütün soysal bilimlerin millet ve milliyetçiliğin analizinde yetersiz kaldığına dikkat çekerek…

MARX’IN ULUSAL SORUN KARŞISINDAKİ ZAYIFLIĞI 

Kitabın “Marx- Engels ve Ulusal Sorun” başlıklı üçüncü bölümünde Marx’ın ulusal sorun konusunda zayıflığının nedenlerine değiniyor. Michael Löwy’nin,“ Marx ne sistematik bir ulusal sorun teorisi, ne ‘ulus’ kavramının tam bir tanımını verdi ne de bu konuda proloterya için genel bir siyasal strateji geliştirdi.” sözünden hareketle sınıf çatışmalarının sadece emek sömürüsü ile sınırlı kalmayacağının ve günümüzün en korkunç hastalığı olan milliyetçiliğin kapitalizm ile olan güçlü bağının altını önemle çiziyor.

19. yüzyılın koşulları, milliyetçi düşünceden ziyade ekonomik koşulların temeli olan proleter zemine odaklandığı için, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik kalkınma projeleri 60’lı yıllardan sonra yerini demokratikleşme çabalarına bırakmıştır. Ancak günümüzdeki koşullar ele alındığında işçi sınıfının milliyetçi bir tavır takındığının kanıtları görmezden gelinmemeli. Kimlik/öteki kavramları bugünün koşullarında makro özellikler gösterirken sosyal adalet, eşitlik, demokratik yaklaşımlar, farklılıkların güçlendirilmesi gibi reel kavramlar ise mikro düzeyde kalıyor.

Elbette sadece farklılıkların demokrasiyi ve eşitliği yapılandıracağını düşünürken Türkiye örneğini ele aldığımızda ulus kavramının homojen düzeyde güçlendiği tarihsel bir gerçek.

‘FAŞİZM KİTLELERİN AYAKLANMASIDIR’

Marksizm, Milliyetçilik Ve Demokratik Ulus, Yener Orkunoğlu, 376 syf., İletişim Yayınları, 2018.

Orkunoğlu, Türkiye’de çok baskın olan “millet” ve “milliyet” kavramları üzerinden kimlik ve kültüre dayalı siyasallaşmayı sosyolojik bir bakış açısı ile sunuyor. Tek bir milleti ve tek bir devleti diğerlerinden izole olarak ele alıp inceleyen metodolojik milliyetçiliği eleştiriyor. Milliyetçiliğin en önemli iki ilkesine (devlet ile ulusun özdeşleşmesi ve her ulusal-devletin tek ortak dile sahip olması gerektiği) dikkat çekiyor.

1920-1930’larda Avrupa’da güçlenen faşizmin, dünyayı kavuran savaşa neden olan ve bugün de bütün dünyayı etkisi altına alan milliyetçi hareketlerin kaynağında ise Alman romantizmi olduğunu ileri sürüyor. Orkunoğlu, Milliyetçiliğin Almanya’da doğuşunun nedenlerini ve Isaiah Berlin’in Avrupa’yı kitlesel olarak savaşa sürükleyen temel zeminini Sauer’in “Faşizm kitlelerin ayaklanmasıdır.” sözüyle ortaya koyarken Alman romantizminin, aydınlanmanın evrensel ilkelerine karşı tepki olarak doğduğuna değiniyor ve Alman entelektüellerinin evrensellikten milliyetçiliğe geçiş yapmalarının tarihsel nedenlerini açıklıyor.

Fransız İhtilali’ndan sonra ulus devlet bütünlüğüne dayalı bağımsızlık hareketleri hızlanırken, ulus devletin örgütsel yapılanmasının ana temellerinin biricikliği, Ortaçağ’daki din-devletleri ile modern ulus-devletler arasındaki bir analojiye örnek olarak, Ortaçağ’da kutsal kitaplar ve dinin, esas olarak devletin ideolojik çimentosunu oluşturduğunu vurgulayan Orkunoğlu, burjuvazinin sınıfsal çıkarları gereği, özellikle Fransa’da devlet ve dinin birbirinden ayrışmasından, yani laisizmden yana olduğunun altını çiziyor. Burjuva aydınlanması, devlet ve dini işlerinin birbirinden ayrıştırarak insan aklını, kilisenin ve dinin dogmalarından kurtarmış; dini, kamusal alandan uzaklaştırıp devlet üzerindeki etkisini zayıflatmış ve dinin öznel bir inanç olarak özel bir duruma indirgenmesi bilincini yaratmıştır.

Burjuvazi, çıkarlarını sağlamak için dinin etkisini kırmış görünse de bu ayrışmanın gelecekte çıkarlarını tehdit edeceği düşüncesi ile dinin yerine milleti geçirerek, esas olarak tek dil ve tek kültüre dayanan ulus-devlet anlayışını savunup desteklemiştir. Böylelikle aynı topraklarda yaşayan farklı dillerin ve kültürlerin yok olmasına neden olmuştur.

ULUS VE DEVLETİN AYRIŞMASI 

Orkunoğlu, politik bir egemenlik aracı olan devlet ve milletin özdeşleşmesini sorgularken sosyalist aydınlanmanın da ulus ve devleti birbirinden ayırması gerekliliğini savunuyor. Akılcı politik ilkeler ve hukuka dayanan devleti, yalnızca bir milliyetin duygusal ve kültürel ihtiyaçlarına bağımlı kılmanın yarattığı sorunlara parmak basıyor.

Orkunoğlu’nun “Demokratik ulus” ile ilgili tezi şöyle: “Birincisi, akıl ulusçuluktan ve ulus dogmatizmden kurtulur, özgürleşir; ikincisi, ulusal kimlik ve devlet birbirinden ayrılır. Öyle ki devlet, herhangi bir ulusal kimliğin tarafını tutmak zorunda kalmaz. Devlet kendi sınırları içindeki tüm uluslara ve ulusal kimliklere eşit mesafede durmak zorunda kalır; böylece devlet kaynaklı ulusal baskılar genel olarak sona erer; üçüncüsü, ulusal kimlik özel alan olarak görülmeye başlar.”

Farklı kültürlerden ve milletlerden oluşan bir coğrafyada kaotik ortamlardan ve savaşlardan kurtulmanın yolu, devlet ve ulusu birbirinden ayırarak devletin demokratikleşmesi, farklı kültürleri benimsemesi, her anlamıyla kültürel dokuya ve dillere müdahale etmeden Fransız aydınlanmasında olduğu gibi din, millet ve devlet işlerinin birbirinden ayrışarak tarafsızlığını sergilemesidir. Demokratik ulusçuluk devletin, bir etnik kimliğe, bir kültüre ve bir dile bağımlılığını sorgular. Kültür ve dil üzerindeki tekeline son vermeyi amaçlayan özgürlükçü bir yapılanmayı içerir.

Yener Orkunoğlu’nun “Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus” temelinde ele aldığı bu kapsamlı araştırma sade ve anlaşılır bir dille insanlığın önünde en büyük engel olan milliyetçiliği tüm yönleriyle sorguluyor. Hazırlanan bu kitabın okunması ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum.