Toplum ve Bilim dergisi editörü Aybars Yanık: Yazar dergiye şahsiyet kazandırır

Toplum ve Bilim Dergisi editörü Aybars Yanık ile Türkiye dergiciliğini, editör yazar ilişkisini ve dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk. Dergilerin, yazara fikrî âlemin bir parçası olmayı vaadettiğini söyleyen Yanık, yazar için ise "Yazar dergiye şahsiyet kazandırır, dergiyi biçimlendirir" ifadelerini kullanıyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Yayın hayatına 1977’de başlayan Toplum ve Bilim Dergisi, kurulduğu günden bu yana toplum bilimlerdeki kuramsal gelişmelere odaklanıyor, özgün fikirleri masaya yatırıyor ve yeni tartışmalar yaratmaya çalışıyor. Toplum bilimlerinin somut tahliline dair yarattığı sağlam ve kalıcı içeriklerle kayda değer bir yere yerleşen dergi, uluslararası çalışmaları da göz ardı etmiyor. Derginin editörü Aybars Yanık yayın politikası, “Toplum ve Bilim dergisi, bu hattı izleyerek çeşitli disiplinlere katkı yapan, yalnızca muhalif olmakla yetinmeyip eleştirel bir mesafeyle bakan, bu yanıyla hayata “anlamlı” bir katkı yapan bir çizgiyi benimsiyor” sözleriyle açıklıyor.

Geçmişten bugüne, akademisyenler ve öğrenciler için güvenilir bir kaynak olan derginin, editörü ve yayın sekreteri Aybars Yanık ile Türkiye dergiciliğini, editör yazar ilişkisini ve dergicilikte gelenek mefhumunu konuştuk.

Aybars Yanık

İlk olarak, bilimi, kültürü ya da sanatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

İnternet sitemizde “Yazar İçin” diye bir bölüm var. Oradaki mail adresimiz üzerinden ulaşıyorlar. Uzun yıllardır yayın hayatına devam etmekte olan dergiler için geçerli olabilecek bir ilişki biçimi de oluyor tabii. Daha önce yazısını yayımladığımız, kitabını bastığımız, aklına fikrine güvendiğimiz kişiler aracılığıyla bize ulaşan yazarlar da oluyor.

Toplum ve Bilim dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Dergimizin tam anlamıyla üzerinde uzlaşıp karara bağladığı ve bu doğrultuda sapmadan ilerlediği bir felsefi temelden bahsedilemez herhalde ancak bir düşünsel derdi, çabası var ki o da akademik ciddiyeti olan -bununla kesinlikle son derece biçimsel bir kısırlık olarak gördüğüm basit akademizmi kastetmiyorum-, gerçek anlamda tartışabilen, yani yazarın kendini ortaya koymaktan sakınmadığı ve farklı disiplinlere metodolojik, teorik, eleştirel katkı yapan bir düşünsel tercihten söz edilebilir sanıyorum.

‘ÜRETİM EGOSUZ GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ BİLMİYORUM’

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Akademik üretim, daha doğrusu belki de her türden üretim, egosuz gerçekleşebilir mi bilmiyorum. Bunu öyle kötü bir şey olarak da görmüyorum. Seni düşünsel bir katkı yapmaya iten “hayırlı” egodan bahsediyorum. Bu tabii bazen o üretim sürecinin sonrasına da sarkabiliyor ve editör ile yazar arasında bir çekişme yaratabiliyor. Bu çekişme yaratıcı ve verimli bir hal de alabilir, metni iyileştirmeye doğru yönlendirilebilir ama yazarın yahut editörün birbirine üstünlük kurma çabasının aracı da olabilir. Mesele her halükarda söz konusu literatür her neyse, oraya bir katkı var mı, ne bileyim bir tarih metni ise, içinde bir tarihçilik, bir iz sürme iştahı var mı, daha önce girilmemiş bir kaynak havuzuna girip onu yoğurmuş mu, ona göre belirlenmeli. Biz elimizden geldiğince, yazı kurulumuz ve hakemlerimiz ile bu süreci gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bizim açımızdan bu hep böyleydi, böyle de olmalı.

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Önceki senelerden anlamlı bir farklılık yok. Krizin sürekliliği ayrı bir bahis ancak krizin dergi için henüz niteliksel bir etkide bulunduğundan bahsedemeyiz sanıyorum.

Toplum ve Bilim, sayı 144.

‘OKUR MEKTUPLARININ YERİNİ SOSYAL MEDYA ALDI’

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında bilimsel yazılara etkisi sizce nedir?

Sosyal medyanın okur ile iletişime katkısı, okurun kanaatini her zamankinden daha kolay öğrenmek oldu galiba. Bazı dergiler ilk sayfalarında okur mektubu yayımlardı evvelden. Şimdi mektuba yahut maile bile gerek yok. Dergi olarak sosyal medyada var iseniz, paylaşımlarınızı örneğin Facebook yahut Twitter’dan duyuruyorsanız, oradan hemen bir tepki geliyor, görüyorsunuz. Bazen küfür yiyorsunuz, onu da görüyorsunuz. Diğer yandan, bu tepkilere kanaatimce gereğinden fazla angaje olan dergiler var. Bunun çok olumlu ve anlamlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Entelektüel mesaiden götüren bir şey olabiliyor bazen bu tutum.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin -olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Portal ve dergi sayısının arttığı gerçeği tartışılmaz. Tartışılır olan, bunun nitelikle ilişkisi. Böyle bir ilişkiyi tartışabilmek için erken davranıyoruz gibi geliyor bana. Ben, iletişim araçlarının gelişmesiyle niteliğin azalacağını düşünen karamsarlardan değilim ama niteliksel düşüşün emareleri de yok değil. Öte yandan, nefis blog’lar, online dergiler, fanzinler filan var, yahut matbu yayın yapan dergilerin bir de online platformları var.

Geleneksel yoldan yayıncılığa bir alternatif söz konusu. Bu alternatifin özsel olarak iyi ya da kötü olduğundan söz edilemez. Bu alternatifin kendisiyle değil, sonuçlarıyla ilgilenmek gerekir. Sonuçlara şimdi bakılınca, çok iyi işler de var, bunu görmez olaydım dediğiniz işler de… Kısacası nicelik de değişiyor, nitelik de; bu kaçınılmaz.

‘GEZİ SONRASI DERGİLERDEKİ POLİTİKLEŞME ARZIN NETİCESİ’

Yazın dünyasının özellikle Gezi ile beraber insanların politikleşmesi sonrası, talep görmesinin dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Bu durum üretiminizi nasıl etkiledi?

Gezi sonrası neredeyse birörnek dergilerin çoğalmasını politikleşme alameti olarak görmüyorum açıkçası. Başka bir ifadeyle, dergilerin sayıca artış göstermesinin bir politikleşme talebinden çok, bir kanaat doğrultusunda arzın neticesi olduğunu düşünüyorum. Ancak bu dergilere de rağbet yok diyemeyiz -demek ki bu kanaat de büsbütün yersiz değil. Bu rağbetin olumsuz bir gelişme olduğunu söyleyemem ama nedenleri konusunda şüphelerim var; ciddi araştırma konusu bunlar bir yandan da. Fikrî mecraların kanaatler bombardımanı altındaki bir kamusal alanda çok daha önemli hale geldiği açık ve biz üretimimizi bu doğrultuda yapıyoruz, yapmaya devam ediyoruz. Nicelik, bu anlamda bir nitelikle sınandığında, oradan geriye kalan fikir dünyası için ciddi bir kazanımdır diye düşünüyorum.

‘DERGİCİLİK YAZARLA İTİŞMEYE MESAİ HARCAMAKTIR’

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Mümkün. Yazı yazmak, kendini görme, sınama, mukayese etme imkânıdır da. Klişedir ya, önceki yazdıklarımı okuyunca utanıyorum filan denir. İşte iyi veya kötü, istikâmetini izleyebilirsin. Fikrî ortamları, mecraları müdafaa etmek, desteklemek gerekir. “Dergiler yazara ne vaat eder?” sorusunun cevabı benim nazarımda buradan doğuyor. Fikrî âlemin bir parçası olmayı, oraya bir katkı sunabilmeni vaat eder. Öte yandan, bazen -keşke imkânlar daha fazla el verse- telif vaat eder, emeğinle geçinebilmen anlamında, o da bir motivasyondur, moraldir. Bugün böyle bir şeyden söz edemiyoruz tabii.

Yazar ise dergiye şahsiyet kazandırır, dergiyi biçimlendirir bir yanıyla. Bu hep böyle olmuyor tabii, yazma mesaisinin okuma ve idrak etme mesaisini katbekat aştığı bir dönemdeyiz. Her meselenin araştırma sorusu/problemi olduğunu, her yanıtın anlamlı bir sorudan türetildiğini düşünüyoruz ama öyle değil. Gelen metinlerde zaman zaman bunu görüyoruz. İşte dergicilik, yayıncılık bazen de bunu belirlemek, üzerine gitmek, yazarla itişmeye mesai harcamaktır.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Üzerinde büyük bir uzlaşı olduğu düşünülen hazır kalıpları, kavramları, kuramları sorgulama kapasitesini her daim ön planda tutmak gerekiyor. Toplum ve Bilim dergisi, bu hattı izleyerek çeşitli disiplinlere katkı yapan, yalnızca muhalif olmakla yetinmeyip eleştirel bir mesafeyle bakan, bu yanıyla hayata “anlamlı” bir katkı yapan bir çizgiyi benimsiyor. 200 sene sonra bugüne bakan birinin, üretimini toplumsal yaşamla bu biçimde ilişkilendiren bir dergi görmesini arzu ederiz.

 


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.