Fotoğraf Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Serkan Bakır: 23 yıldır tarafsız bir yayın yapıyoruz

Türkiye’de bugüne kadar çıkan en uzun süreli fotoğraf yayını oldu Fotoğraf Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Serkan Bakır ile konuştuk. Bakır, "Fotoğraf Dergisi 23 yıldır aralıksız yayınlanan bir dergi. Bu geçen uzun süreçte pek çok kırılım ve değişime de uğradı tabii ki… Değişmeyen bir konu var ki o da fotoğraf severlere; doğru, güncel ve tarafsız bir yayın yapıyor olmamız" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Yayın hayatına 1995 yılında başlayan, “fotoğrafseverlerin fotoğraf sanatı ile ilgili her türlü bilgi bulabileceği bir platform” olma amacıyla yola çıkan Fotoğraf Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Serkan Bakır ile dergicilik ve sosyal medya ilişkisini, dergicilikte gelenek meselesini ve editör – yazar ilişkisini konuştuk. Konu matbu yayıncılıktan açıldığında Bakır, “Okuyucu kitlesi artık gazete bayilerinden gidip dergi almıyor ya da çok az sayıda dergi alıyor” sözleriyle görüşlerini açıklıyor ve devam ediyor: E-dergi olarak çıkmamızdaki ikinci önemli sebep ise tabii ki ekonomik. Kâğıt, baskı ve dağıtım maliyetleri günümüzde artık karşılanamaz oldu. Özellikle dövizdeki dalgalanmalar kâğıt alımlarında çok ciddi sıkıntı yaratıyor.

İlk olarak, fotoğrafı ya da sanatı konu edinen herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Genellikle e-posta ile iletişim kuruyorlar. Fotoğraf Dergisi 23 yıldır çıkan, konusundaki en eski yayın olduğu için kişiler bazen çekinerek iletişim kuruyorlar. Ancak bir aksilik olmadığı sürece herkese anında cevap veriyoruz. Yazılar ve fotoğraflar ise biraz daha incelememiz gereken bir konu. Bazen “Şöyle bir yazı yazsam yayınlanır mı?” şeklinde de çok e-posta geliyor. Bizim konuyu tam olarak anlamamız için mutlaka tam metin ve fotoğrafların da bize ulaştırılması gerekiyor ki bir sonuca varabilelim.

‘TARAFSIZ BİR YAYIN YAPIYORUZ’

Fotoğraf Dergisi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Biraz önce de kısaca söylediğim gibi Fotoğraf Dergisi 23 yıldır aralıksız yayınlanan bir dergi. Bu geçen uzun süreçte pek çok kırılım ve değişime de uğradı tabii ki… Değişmeyen bir konu var ki o da fotoğraf severlere; doğru, güncel ve tarafsız bir yayın yapıyor olmamız. Bu söylediğim hiçbir zaman değişmedi. Şu anda e-dergi, web sitemiz ve sosyal medya hesaplarımızda eskiye göre çok daha fazla fotoğraf severe ulaşabiliyoruz.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Bahsettiğiniz konu çok önemli. Eğer editör, yazar ile düzgün bir ilişki kuramazsa bu bir süre sonra bazı sorunlarla size geri dönebiliyor. Fotoğraf Dergisi’nde 20 yıldan uzun süredir yazan yazarlarımız var. Şu anda yaklaşık 20 tane yazarımız var ve hepsiyle farklı bir iletişim kuruyoruz. Geçen sene kaybettiğimiz ve 22 yıl aralıksız yazarımız olan Prof. Sabit Kalfagil, yazılarını el yazısıyla yazardı ve bittiğinde gidip o yazıları beraber bilgisayara geçirirdik.

Dergideki yazar sayımız fazla olsa da hepsinin farklı bir konusu ve uzmanlığı var. Gezi, portre, düğün, teknik, görüntü işleme, mobil fotoğrafçılık, siyah-beyaz gibi daha pek çok konu altında farklı köşelerimiz var. İlk kez bir dergiye yazı göndermek biraz sıkıntılı bir süreç olabilir. Çünkü editörün ne istediğini tam olarak anlayabilmek bir yazı ile pek mümkün olmayabilir. Bu yüzden yazı tarzının önceden mutlaka konuşulması gerekir. Fotoğraflar için ise benim tavsiyem, kullanılacak olandan daha fazla seçilip editöre gönderilmesi…

‘BASILI YAYININ GÜCÜNÜ ÖNEMSİYORUZ’

Bu seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Fotoğraf Dergisi, 2017 başından beri sadece e-dergi olarak yayınlanıyor. Bu kararı almamız esasında çok kolay olmadı. Basılı bir yayının gücünü halen çok önemsiyoruz. Ancak bu kararı almamızda iki önemli etken rol oynadı. Biri, basılı bir yayın ile artık çok az sayıdaki okuyucu kitlesine ulaşılabiliyor. Okuyucu kitlesi artık gazete bayilerinden gidip dergi almıyor ya da çok az sayıda dergi alıyor. Bu değişim tüm dünyada son birkaç yıldır basın sektörünü kökten değiştirdi. e-dergi olarak basılı olduğumuz günlerden en az on kat fazla fotoğraf severe ulaşıyoruz.

E-dergi olarak çıkmamızdaki ikinci önemli sebep ise tabii ki ekonomik. Kâğıt, baskı ve dağıtım maliyetleri günümüzde artık karşılanamaz oldu. Özellikle dövizdeki dalgalanmalar kâğıt alımlarında çok ciddi sıkıntı yaratıyor.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Sosyal medya sayesinde yapılan çalışmaları anında okuyucu ile buluşturma fırsatı doğdu. En önemlisi de interaktif yani karşılıklı etkin bir iletişim kurma imkânımız oldu. Bu sayede yarışmalar, anketler, okuyucu görüşleri gibi konuları çok daha hızlı ve etkin yapabiliyoruz.

İnternet yeni bir çağın başladığı gibi bizim klasik anlamdaki basın çağını da bir anlamda bitirmiş oldu. Artık insanlar bilgisayarları, tabletleri ve cep telefonları ile bilgiye ulaşıyor. Anlık bir etkileşimden bahsediyoruz burada! Bu da beraberinde tabi ki hızlı bir tüketim ve acımasız bir piyasa hazırladı.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Türkiye’de bugüne kadar çıkan en uzun süreli fotoğraf yayını oldu Fotoğraf Dergisi. Bizim sektöre baktığınızda hiçbir zaman onlarca yayın olmadı. Bundan 10-15 sene önce de 2-3 tane fotoğraf yayını vardı, şimdi de öyle… Ancak farklı sektörlerde özellikle web ortamında bir patlama söz konusu. Burada kurumsal yayınlardan çok blog tarzı, daha kişisel web sitelerinin artmasından bahsedebiliriz. Bu noktada en büyük sıkıntı doğru bilgiye ulaşmak ve bu bilgilerinin güvenilirliği kısmındaki kafa karışıklığı oldu.

Yazın dünyasının özellikle Gezi ile beraber insanların politikleşmesi sonrası, talep görmesinin dergiciliğe olan etkisi nedir sizce? Bu durum üretiminizi nasıl etkiledi?

Bizim yayın politikamız sanat ve fotoğraf dünyamız üzerine… Dolayısıyla bu durum bizi pek etkilemedi.

‘ARTIK HERKESİN KENDİ MEDYASI VAR!’

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Bu söylediğiniz şey özellikle son 10 yıldır epeyce değişti. Artık herkesin kendi medyası var! Herkes basit bir şekilde blog açıp, yazılarını orada paylaşabiliyor. Facebook, Twitter gibi ortamlarda her aklına geleni özgürce yazabiliyor. Bunları bir dergide yapmak mümkün değil. Her derginin kendi kuralları ve yayın ilkeleri var. Eskiden dergide bir yazınızın çıkması ya da bir fotoğrafınızın yayınlanması büyük bir olaydı. Şimdi aynı etkiyi yaptığını düşünmüyorum. Ancak tabi ki tanınmış bir dergide yazınızın çıkması, yazarın ismini duyurması ve kendine olan güveni açısından çok önemli. Dergilerle yazarları arasında koşullara bağlı olarak farklı ilişkiler olabilir. En önemlisi ise karşılıklı fayda sağlanması…

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Evet, haklısınız. Türkiye’de son 40-50 yıl içerisinde dergiler için söylenebilecek bir gelenek vardı. Baktığınızda yazarların kitlelerle bulaşabileceği en büyük iletişim kanalı dergilerdi. Ben de son 23 yıl içerisinde farklı konularda çıkmış birçok dergi oluşumunda yer aldım. Bu dergilerden bazıları ülkemizde konularında çıkmış ilk yayınlar oldu. Özellikle fotoğraf yayıncılığı içerisinde yaptığımız çok önemli yayınlar ve hizmetler var. Uzun yıllar sonra fotoğraf tarihimize bakıldığında tüm bunların hatırlanacak olması sevindirici…


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.