Hitler'i tutuklamak isteyen son komutan

Hammerstein’in Suskunluğu yalnızca Alman faşizminin iktidara geldiği dönemin Almanyası'nı anlatmıyor. Sosyalist tarih açısından da önemli anekdotları içinde barındırıyor. Yakın tarihin bu en önemli anlarının birinci elden anlatımlarına dayanan aktarımları ile yalnızca bir biyografi yada yakın tarih çalışması değil aynı zamanda bir roman kurgusu ile gazetecilik çalışmasının harmanlandığı akıcı bir eser olarak okuru bekliyor.

Sadık Güleç  sgulec@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Bugünlerde Alman tarihinin yirminci yüzyıldaki faşizm deneyimi anlaşılabilir nedenlerden dolayı çok ilgi çekiyor. Ülkelerin tarihinde her önemli dönemeçte en büyük rolü askeri yapının tavrı belirlemiştir. Elbette ileride tarihi yazanlar bizim ülkemizde de ordunun son yirmi yılda oynadığı rolü çok tartışacaklar. Kurt Von Hammerstein, Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılında çok partili dönemin son genelkurmay başkanıdır. Ve elinin altında bulunan güç dolayısıyla da Hitler’i durdurabilecek son kişidir. Ancak bunu yapmaz ya da yapamaz!

Hitler dönemi Almanyası ve öncesi ile ilgili birçok yayın okumama rağmen Kurt Von Hammerstein’dan Everest Yayınları tarafından yayımlanan “Hammerstein’in Suskunluğu” kitabını okuyana kadar haberdar olmamıştım. Gazeteci, oyun yazarı,çevirmen, şair gibi birçok sıfatı olan Hans Magnus Enzensberger tarafından yazılan Hammerstein’in Suskunluğu bir biyografinin çok ötesinde otuzlu yıllardan ellilere kadar Alman politik yaşamını aktaran çok önemli bir eser. Hammerstein üzerine yazılan bir biyografi gibi görünmesine rağmen Hans Magnus Enzensberger daha çok bir dönemi, özellikle Hitler’e direnen bütün politik aktörler üzerinden başarılı bir şekilde yansıtıyor. Enzensberger kitapta okuyucunun dönemi ve yaşananları daha iyi anlaması açısından zor bir yöntemi deneyerek aktarmaya çalışıyor. Belli dönemleri ve olayları aktarırken zaman zaman o kişiler ile hayali röportajlar gerçekleştirerek dönemin atmosferinin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.

Kurt Von Hammerstein

ALMAN ORDUSUNA SUBAY YETİŞTİREN ARİSTOKRAT AİLENİN ÜYESİ

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Versailles Antlaşması sonucunda ağır silahları olan bir ordu olmaktan uzaklaştırılan bu en kritik dönemde kariyerini ağırlıklı olarak Alman genelkurmayında yapan Kurt Von Hammerstein geçmişinde birçok yüksek rütbeli subayı barındıran aristokrat bir aileye mensuptu. Askerlik neredeyse bir aile geleneğiydi. Yalnızca kendi ailesi değil; eşinin ailesi de Alman ordusunun neredeyse bir parçasıydı. Kayınpederi Walther von Lüttwitz 1920’li yıllarda Alman ordusunda üst düzey bir generaldi. Üstelik Rosa Luksemburg’u öldüren birlik kayınpederi Walther Von Lüttwitz’e bağlıydı. Aristokrat soylu bir ailenin asker bir üyesi olarak Kurt Von Hammerstein siyasi atmosferde elbette kendisini ‘sağcı’ olarak tanımlıyordu. Ancak ülkenin politik durumunu tahlil ederken oldukça gerçekçi davranıyordu. Bir konuşmasında “Biz elbette sağcıyız. Ama ülkenin politik durumunun bu hale gelmesinden sağ partilerin sorumlu olduğunu da unutmayalım” demişti. Kariyerini Alman genelkurmayının kalbinde yapan bu asker için orduda ona takılan lakap ‘Kızıl’dı.

KIZIL ORDU İLE YAKIN İLİŞKİLERİ VARDI

Bu lakabın takılmasının sebebi ise ne Sovyet tarihinde ne de Alman tarihinde çok değinilmeyen tarihin arka odalarında kalmış bir gerçekte gizliydi. Versailles Antlaşması ile ağır silahlara sahip olmayan subay ve asker sayısı sınırlandırılmış Wehrmacht yani Alman ordusu bu ağır yaptırımları atlatmanın yolunu yeni kurulan dünyanın ilk sosyalist devleti ile anlaşarak bulmuştu. Sovyetler Birliği silahlı kuvvetleri yani Kızıl Ordu ise büyük emperyalist orduların elindeki teknolojik silahlara ulaşmanın yolunu ise Alman ordusu üzerinden gerçekleştirecekti. Bu amaçla uçsuz bucaksız Sovyetler Birliği topraklarında eğitim kampları kurulmuş Alman ordusunun subayları buralarda ağır silahlar ile eğitimlerini gerçekleştirmişlerdi. Bu projenin kurucusu ise Kurt Von Hammerstein’dı. 1930 yılında Alman genelkurmay başkanı olan Hammerstein bu amaçla sık sık Sovyetler Birliği’ne gizli ziyaretler gerçekleştirmiş ve Sovyet Kızıl Ordu’sunun üst düzey yöneticileri ile sıkı ilişkiler kurmuştu. Bu ilişkiler öylesine güçlüydü ki Hitler’in iktidara gelmesinden sonra Nazilerin Hammerstein’i çok sevmediğini bilen Voroşilov ona isterse Sovyetler Birliği’ne gelebileceği mesajını göndermişti.

HAMMERSTEİN’İN KOMÜNİST KIZLARI

Ama ‘Hammerstein’in Suskunluğu’ yalnızca tarihin bu gizli kalmış ayrıntılarını aktarmıyor. Onu bir biyografi ya da tarih kitabının ötesine geçiren bir polisiye roman örgüsü ile döneminin olaylarını ve kişilerini aktarması. Hammerstein faşizm’in iktidara gelmesi öncesi ve sırasında genelkurmay başkanı olması nedeniyle elbette önemli bir kişilik. Fakat aristokrat bir ailenin parçası olan Hammerstein’ın çocuklarının yaptığı politik tercihlerde aileyi o dönemin bütün politik karmaşasının merkezine yerleştiriyor. Üçü kız dördü erkek yedi çocuğu olan Kurt Von Hammerstein’ın çocukları da bir devrimler ve karşı devrimle çağı olan yirmilerin ve otuzların politik ortamından onun fark etmediği bir şekilde etkilenmişlerdi. Özellikle üç kızı Maria Luise, Maria Therese ve en küçükleri Helga Alman Komünist Partisi’nin gençlik örgütünde aktif yer almaktadırlar.

Ve bu durum Adolf Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılında casusluk romanlarını andıran bir olayla ortaya çıkacaktır. Yıllar sonra kızların en büyüğü Maria Therese anılarında o dönemdeki siyasal ortamdan etkilenmesini şöyle anlatıyor: “Marx’ın klasiklerini, ayrıca Engels ve Lutwig Feurbach okuyordum.Alman İdeolojisinin yanı sıra Das Kapital’i de okudum ve bir anda dünyayı anladığımı, karışık dünyanın kapısını açan bir anahtar bulduğumu düşünüyordum. Tarihsel materyalizmle ayağımın sağlam bir şekilde yere bastığı hissini taşıyordum ve dünyayı tanımaya başladığım on dört yaşımda olduğum kadar mutluydum ilk kez. Annemle babamı ve onların arkadaşlarını bir süre kendi sınıflarının temsilcileri olarak gördüm ve hala onlarla birlikte yaşamama karşın yaşamlarına dahil olmaktan vazgeçtim.”

Hammerstein’in Suskunluğu, Hans Magnus Enzersberger, çev: Regaip Minareci, 340 syf., Everest Yayınları, 2018.

HİNDENBURG AVUSTURYALI ONBAŞIYI SEÇTİ

Kızlar zamanla çeşitli gençlik örgütlerinin gezilerine katılmak, işçi eylemlerine destek vermenin ötesine geçen bir eylemlilik içine girerler. Kızların pozisyonunun farkında olan Komünist Parti onları göz önünde olan eylemlerden geri çekerek daha profesyonel bir çalışmaya katar. Parti, faşizmin yaklaşan iktidarının farkındadır. Alman ordusunun başında olan Kurt Von Hammerstein’da Nazilerin iktidara gelmesini istememektedir. Ancak Naziler 1933 seçimlerinden birinci parti olarak çıkmışlar fakat çoğunluğu elde edememişlerdir. Hammerstein, Nazilerin iktidara gelmesini engellemek ve Cumhurbaşkanı Hindenburg’un niyetini öğrenmek için onunla bir görüşme gerçekleştirir. Öncelikle ordunun onun arkasında olduğunu, dolayısıyla Hindenburg’un elinin güçlü olduğunu söyler. Amacı Alman halkı nezdinde hâlâ büyük bir prestiji olan Hindenburg’un Alman şansölyeliği, yani başbakanlık görevini, Hitler’e vermesini engellemektir. Hindenburg Alman genelkurmay başkanı Kurt Von Hammerstein’ı rahatlatan şu cümleleri söyler: “Beyler bu Avusturyalı onbaşıyı Reich şansölyeliği görevine tayin edeceğimi beklemiyorsunuz benden herhalde.” Ancak bu sözler orduyu yatıştırma amaçlıdır. Hinderburg bu sözlerin üzerinden birkaç ay geçmeden hükümeti kurma görevini Hitler’e verir.

HİTLERİ TUTUKLAMAK İSTEDİ

Hammerstein, Hindenburg’un bu sözlerinden sonra da girişimlerini sürdürür. Hindenburg’a güvenmemektedir. Ancak mareşal o yıllarda Alman meşruiyetinin temsilcisi gibidir. Hala başbakanlık görevini yürüten ordudan gelen eski savunma bakanı Kurt Von Schleicher ile görüşerek son bir hamle yapmaya çalışır. Hammerstein’in planı basittir: “Hammerstein, Hindenburg’un iyiyi kötüyü seçebilecek durumda olmadığı düşündüğünü söyler. Olağanüstü hal ilan edilip Hitler’in tutuklanması ve SPD ile ittifak kurulması gerektiğini belirtir. Ayrıca Potsdam garnizonu alarma geçirilmelidir.”

Ancak Schleicher bu öneriyi reddetmiştir. Ona göre halk Hindenburg’a tapmaktadır ve ordudaki prestiji hala çok yüksektir. Bu yüzden ordunun Hindenburg’a karşı harekete geçmesi imkansızdır. Bu son hamlenin de başarısızlığa uğramasının ardından Naziler 1933’te iktidara gelirler. Hammerstein’in bu teklifini reddeden çok partili dönemin son başbakanı Kurt Von Schleicher ise bir yıl sonra evinde Naziler tarafından karısı ile birlikte öldürülür.

HİTLER’İN PLANLARI KOMÜNİSTLERİN ELİNE GEÇİYOR

Kurt Von Hammerstein ise Hindenburg’un isteği ile 3 Şubat 1933 yılında ordunun üst kademesini yeni şansölye Adolf Hitler’e tanıtacağı bir yemek verir. Hitler, ordunun generalleri karşısında başlangıçta biraz ‘utangaç’ ve sessizdir. Ancak yemeğin ilerleyen safhalarında Hitler kendini durduramadığı uzun konuşmalarından birini yapar. Tam iki buçuk saat boyunca Alman generallerine hedeflerini aktarır. Bunların başında Bolşevizmin ezilmesi, Almanya’nın bir ‘Lebensraum’ yani yaşam alanı olarak gördüğü toprakları ele geçirmesi, içeride muhalefete izin verilmemesi gelir. Üstelik doğuya yapılacak askeri harekatın tarihi bile bu konuşmada vardır. Hitler, bu savaşın bir hazırlık sürecinden sonra 1939-1941 arasında yapılması gerektiğini söylemiştir.

Kurt Von Hammerstein’in evinde yapılan bu toplantıda konuşmalar steno ile kayda alınmaktadır. Bir anlatıma göre genelkurmaydan görevli bir subay notları tutmuştur. Bir başka anlatıma göre subayın yanı sıra steno bilen Hammerstein’in kızlarından Maria Therese ve Helga’da bu konuşmalara tanıklık etmiş ve kayıt altına almışlardır. Kızlardan birinin erkek arkadaşı da olan Alman Komünist Partisi’nin aktif üyelerinden Leo Roth bu toplantının tutanaklarının kızlar tarafından gizlice kopyalarının alındığını aktarıyor. Toplantı tutanakları üç gün sonra Sovyet Komünist Partisi’nin yayın organı Pravda’da “Hitler’in Sovyetler Birliği Planları” başlığı ile yayımlanır. Kızlar yalnızca bu görüşmeyi değil, Alman genelkurmayına ait bir çok gizli belgeyi de elde ederek partiye göndermektedirler. Nazilerin demokrasiyi yok edip siyasi partileri yasaklamasını sağlayan ünlü Reichstag Yangını Davası da bunlardan biridir. Savcılığın hazırladığı iddianamenin bir kopyası da generale verilmiştir. Gizli olan bu belgeyi davadan önce elde etmek isteyen Komünist Parti kızlardan yardım istemiştir. Hammerstein’in kasasında olan belgelerin fotoğrafları çekilmiş Komüntern Genel Sekreteri Dimitrov’un da tutuklu olduğu bu davanın belgelerinin filmleri kızlardan Helga Hammerstein tarafından bir kiraz sepetinin içinde sınırdan geçirilerek parti yetkilisine teslim edilmişti.

HAMMERSTEİN KIZLARI GESTAPO’DAN KURTULDU

Kızların faaliyeti Nazilerin iktidarı tam anlamıyla ele geçirdikleri 1935 yılına kadar sürer. Gestapo, 1935 Ağustosu’nda Maria Luise’yi sorgulamaya alır. Ancak bir yıl önce görevden ayrılmasına rağmen hala orduda belirli bir etkisi olan Hammerstein kızlarını kurtarmayı başarır.

Alman Nasyonal Sosyalist Partisi iktidara geldikten bir yıl sonra Hammerstein’i görevden alır. Alman parlamentosunun yakılmasını komünistlere yıkan Hitler ardı ardına -komünistlerden başlayarak- bütün partileri yasaklar. Hammerstein “Eğer kendileri kundakladıysa hiç şaşırmam” der. Yıllar sonra ortaya çıkan belgelere göre parlamento gerçekten Naziler tarafından yakılmış suç komünistlere atılmıştır. Ülke parlamentoya danışılmadan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yürütülmeye başlanır.

Hammerstein’in Suskunluğu yalnızca Alman faşizminin iktidara geldiği dönemin Almanyası’nı anlatmıyor. Sosyalist tarih açısından da önemli anekdotları içinde barındırıyor. Bunların her biri okuyucuyu derinden etkileyen sonu çoğunlukla hayal kırıklığı ile biten hikâyeler.

Bunlardan en etkileyicisi Nazilerin iktidarda olduğu 1933-36 arasında yer altı direnişini örgütleyen muazzam bir örgütcü olan ve kızlardan Helga Hammerstein’in sevgilisi Leo Ruth’un yaşamı. Ruth Stalin dönemi iç hesaplaşmalarının bir kurbanı olarak Moskova’da kurşuna dizilmişti. Yine dönemin bir başka kişiliği Alman aristokrasisinin ve burjuvazisinin önemli ailelerinden birine mensup olan Ruth Von Mayenburg. Alman sosyetesinin bu renkli kişilikli zengin kadınının bilenmeyen özelliği ise komünist bir militan olarak direkt Kızıl Ordu istihbaratına çalışmasıydı. Ve başarılarından dolayı ona binbaşı rütbesi verilmişti. Hammerstein ailesini yakından tanıyan Mayenburg generale Varoşilov’un selamlarını getirmiş ve isterse Sovyetlere geçebileceğini söylemiştir. Teklifi anlamazlıktan gelen general onun kulağına eğilmiş “Tuhacevski’den uzak dur” demişti. Bu uyarıdan birkaç yıl Kızıl ordunun bu ünlü generali Moskova duruşmalarının ardından idam edilecektir.

Hammerstein’in Suskunluğu, yakın tarihin bu en önemli anlarının birinci elden anlatımlarına dayanan aktarımları ile yalnızca bir biyografi ya da yakın tarih çalışması değil aynı zamanda bir roman kurgusu ile gazetecilik çalışmasının harmanlandığı akıcı bir eser olarak okuru bekliyor.