68 hareketi 50 yaşında: Gezi bir isyandı, 68 ise hareket!

Alev Er ve Eray Özer'in röportajlarından oluşan Başkaldırı 50 Yaşında – Bir Uzun Yürüyüştü 68, Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Eray Özer'le tüm dünyada getirdiği yankıyla tarihe geçen hareketi konuştuk.

Adalet Çavdar

DUVAR – 1988 yılında Alev Er tarafından yapılan röportajlarla hazırlanan ve ilk kez yayımlanan “Bir Uzun Yürüyüştü” kitabı bu yıl 68’in yarım yüzyıllık tarihiyle yeniden ele alındı. Eski röportajlar Alev Er’le beraber Eray Özer’in de kitaba dâhil olmasıyla “Başkaldırı 50 Yaşında – Bir Uzun Yürüyüştü 68” adıyla Doğan Kitap tarafından Mayıs ayında yayımlandı.

Kitabın 88 yılında yayımlanan ilk baskına “Söz Onların” diyerek başlamış Alev Er, “60’lı yılların sonlarına gelindiğinde toplum kendisi için çizilen sınırlara, düşünce hayatı var olan kalıplara sığmaz olmuştu” demiş. İkinci baskısı 98 yılında yapılırken bir önsöz eklemiş, dünyanın 68’i ile Türkiye’nin 68’i arasındaki farklılıklardan bahsetmiş. Üçüncü baskıya yazdığı önsöz ile ulusalcılık kavramından ve kitabın içerisinde bunun yer alış biçimden bahsediyor, bir başkaldırı sırasında bu ülkenin pek çok lider sıfatı taşıyan insanlarının çocuk olduğundan ve bıraktıkları mirasın nasıl heba edildiğinden bahsediyor. Ve bu baskı için yazdığı sonsöz ile Mayıs 68’in 50, bu kitabın 30. yılında o günlere bugünden bakıyor.

Bu kitabın ilk çıkış serüvenini anlatırken, elimizde olan yeni halindeki değişikliklerden söz ediyor. Alev Er, Eray Özer’in de kitaba dâhil olmayı istemesiyle kitabın genişletilmesine, daha önce sormadığı soruların yeni birilerine sorulmasına destek vermiş. Bu yeni kişiler kitabın içerisinde “Başkaldırı 50 yaşında…” bölümünde yer alıyor. Sonsöz içerisinde en ağır hatıralardan biri ise “Kürt” kelimesinin bundan elli yıl önce kullanamadığından bahsediyor. 50 yıllık kazanımın bu olması ürkütücü. Ve zamanın 68 öncesi 50 yıl ile 68 sonrası 50 yıl içerisinde ne kadar hızlı geçtiğinden bahsediyor. “Tarih, öteki kavimlerin önüne az çok yol döşerken, yüz yıllık günahların bedeli olarak bizim önümüze kaydırak koymuş olmalı tersten tırmanalım diye…” diyerek sonsözünü noktalıyor.

Başkaldırı Elli Yaşında-Bir Uzun Yürüyüştü 68, Alev Er, Eray Özer, 248 syf., Doğan Kitap, 2018.

Başkaldırı 50 Yaşında ve Bir Uzun Yürüyüştü 68 bölümlerinden oluşan kitap içinde Alain Touraine, İlkay Alptekin Demir, Ömer Madra, Murat Belge, Osman Ulagay, Masis Kürkçügil, Işık Ergüden, Chris Stephenson, Çimen Keskin Turan, Timur Göral, Elif Gönül Tolon-Öztürk, Bozkurt Nuhoğlu, Atıl Ant, Müfit Özdeş, Atilla Keskin, Raif Ertem, Fahri Aral, Ertuğrul Günay, Mustafa Gürkan, Doğu Perinçek, İskender Odabaşoğlu, Enver Nalbant, Hasan Ketenci, Zülküf Şahin, Hasan Yalçın, Cavit Kavak, Salman Kaya, Celal Doğan, Ertuğrul Kürkçü, Kerem Çalışkan yer alıyor.

Röportajların öncesinde Alev Er’in ve Eray Özer’in anıları ve röportaja, röportaj yaptıkları kişilere karşı görüşleri yer alıyor. Kitabın en sonunda ise kitabın içerisinde yer verilen kişilerin kısa biyografileri bulunuyor. Röportajların pek çoğu uzun uzun anlatılmayı, konuşulmayı hak eden sohbetler.

Kitabın Başkaldırı 50 Yaşında bölümünün başında Alain Touraine ve Daniel Cohn-Bendit’tan bahsediliyor. Alain Touraine 93 yaşında dünyanın en ünlü Fransız sosyologlarından biri. Daniel Cohn-Bendit nam-ı değer Alman göçmeni ve Touraine’in öğrencisi “Kızıl Dany”. Mayıs 68 Hareketi’nin Fransa’da nasıl patladığı anlatılıyor. Kitabın bu yenilenme sürecinde Alev Er, Alain Touraine’e ulaşmak istemiş lakin cevap alamamış ve Touraine’nin yazdığı 68’i ilk analiz eden kitap olan “Le Mouvement 68. Le Communisme Utopique”nin sunuş yazısını ve kitabın 30 yıl sonra yayımlanan yeni baskısına Touraine’nin yazdığı önsözü Türkçeleştirmiş.

İlk röportaj İlkay Alptekin Demir ile. Alev Er’in okurken yutkunacağınız anıları anlatılıyor. Hafızanın kudretine şaşırmakla yetiniyorsunuz. Bu kitabın ilk baskısı sırasında hâlâ arananlar arasındaymış İlkay Alptekin Demir. Ancak 50. yılında yan yana gelebilmişler. Alev Er ve İlkay Alptekin Demir 68’in dünya ile Türkiye arasındaki farklılıklarını konuşuyorlar. Anılardan ziyade kısa bir tarih aktarımı sağlıyor İlkay Alptekin Demir, bugünden 68’e baktığında anlatılmamış pek çok hikâyenin olduğunu söylüyor.

İlkay Alptekin Demir’in ardından gelen röportaj ise Ömer Madra ile. Madra pek bilinmeyen bir 68 tarihi anlatıyor ve ardından dönemin kültür sanatından bahsediyor. Kitabın aslında önemli olma nedenlerinden biri de bu döneme dair politik tarihçe daha önce defalarca yazılmış olsa da kişilerin deneyimleri, döneme dair eleştirilerinin yanı sıra dönemin sosyal yaşantısına da göz atma imkânı doğuyor. Tabii okuduğunuz pek çok şey yutkunmanızı zorluyor. Aynı zamanda kitabın yeni baskısı için çalışırken Alev Er’in de özeleştiri verdiğini, yıldan yıla değişen-dönüşen düşüncelerini de takip etme fırsatı buluyorsunuz. Eray Özer ise bugünden düne bakan yaşı nedeniyle okudukları ve gördükleriyle çıkardığı anlam ve sorduğu sorular ile kitaba başka bir nefes katmış.

Üzerine ne yazılsa eksik kalacak kitaplardan biri “Başkaldırı 50 Yaşında – Bir Uzun Yürüyüştü 68”. Hele de benim genç kuşak kendi dertlerine, çıkmazlarına, karamsarlığına sıkışıp kalmışken bu kitaptan ve anlatılardan öğrenilecek pek çok şey var. 68 kimine göre umut, kimine göre başarı, kimine göre başarısızlık. Üstünden kuşaklar geçmiş yarım asırlık aslında yakın bir tarih. Zamanın akışının ve hayatın hızla ilerleyişinin arasında hafızalardaki yerini tutmaya çalışıyor sadece.

Eray Özer’le 68’i, bugünü ve 50 yıllık tarihi konuştuk.

Eray Özer

Alev Er’le daha önce olan tanışıklığınızı biraz biliyorum. “Bir Uzun Yürüyüştü 68” kitabının üçüncü baskısında bir araya gelmeniz nasıl oldu?

Alev Bey bana gazeteciliğin vicdanla yapılan bir iş olduğunu öğreten insan. Ayrıca bu mesleğin püf noktalarını öğrendiğim birkaç insandan da birisi ve bir anlamda mesleki rol modelim. Bildiğiniz gibi bu kitabın bir bölümü daha önce basılmıştı. Yeniden basılması söz konusu olduğunda Alev Bey kitabı yazarken bazı soruları sormadığını, bu sorular sorulmadan kitabın eksik kalacağını düşündü. Önsözde de yazdı zaten bunu. Konuşurken ben de yardımcı olabileceğimi söyledim. Yani aslında ona yardımcı olmak amacıyla dahil oldum işe. Sağ olsun, bir noktada kitabın yeni haliyle ikimizin imzasıyla çıkmasını uygun gördü. Benim için de gurur verici bir durum oldu tabii.

Sizin için bu kitabın önemi nedir?

Bunun cevabını 1968’in Türkiye ve dünyadaki yeri üzerinden vermek gerekiyor sanırım. Lakin diğer sorularınızda oralara gireceğimiz için daha kişisel bir cevapla yetineyim: Böyle bir çalışmanın içerisinde olmak, kitap yazma denilen eylemin ne kadar heyecan verici bir iş olduğunu görmemi sağladı. Bu anlamda benim gibi, neredeyse her halini yazmaya bayılanları anlamakta zorlanan birisini, bundan sonra yapılabilecekler için motive edici bir etkisi olduğu kesin.

‘HER ÜLKENİN KENDİ 68’İ VAR’

1968 Türkiye için ne demek? Bugün neyi ifade ediyor?

1968 Türkiye ve Dünya’nın geri kalanı için benzersiz bir tecrübe. Bir kere her şeyden önce hayret verici. Dünyanın neredeyse tamamında yakın tarihlerde ve organik bir bağa sahip olmadan ortaya çıkmış bir başkaldırı hareketinden söz ediyoruz. Japonya’nın kendi 68’i var, Güney Afrika’nın, Fransa’nın, keza Türkiye’nin… Şüphesiz aralarında benzerlikler var ama asıl hayranlık uyandırıcı kısmı her ülkenin kendi öznel koşullarına sahip olması. Kimisinde işçi hareketi başından beri lokomotif görevi görüyor, kimisinde öğrenciler başı çekiyor, bir başkasında siyasi partilere rağmen bir başkaldırı söz konusu… Türkiye’de, kitap için yaptığımız röportajlarda da okuyacağınız gibi, gençlik hareketi bazı ideolojik prangalarından kurtulacak zamanı bulamamış belki ama bir yandan da ‘Tarih beklemez’ gibi bir durum var. Kalkıp bugünden o tarihteki yanlışları söylemek çok kolay.

Fakat bir yandan da orada yapılan yanlışları bilmek, bundan sonra atılacak adımlar için gerekli. Bu kitapta yer alan röportajların güzelliği de burada bana kalırsa. İçeriden, orayı yaşayanlar neler olup bittiğini anlatıyor. Hem de ciddi bir özeleştiri veriyorlar anlatırken. Fakat bir yandan da bazı şeyler için zaman olmadığını, harekete geçmenin elzem olduğunu belirtiyorlar. Yani hem kendi yazdıkları tarihi yer yer acımasızca eleştiriyorlar, hem de yerine göre arkasında durmaya devam ediyorlar. Çok içeriden yapılan eleştiriler olduğu için ders çıkarmak da mümkün hale geliyor.

Deniz Gezmiş 68 hareketinin simge isimlerindendi.

Kitap için çalışırken neler öğrendiniz?

Ben bugün bile 68 Hareketi’nin tarihsel mirasından faydalandığımıza inanıyorum. Beylik bir laf olsun diye söylemiyorum bunu. Feminizm, çevre hareketi, hayvan hakları, kimlik siyaseti… Bunların hepsinin 68’e giden kökleri var. Evet, Türkiye’de 68 Hareketi sonrası Avrupa’da olduğu gibi iktidar ortağı siyasal hareketler ortaya çıkmamış olabilir. Bunun nedenleri de uzun bir tartışma. 1968’de sadece sosyalizm ve sınıfsal mücadele değil, kapitalizmin kendisi de kendisini yeni bir zaviyeye transfer etti. Etmek zorunda kaldı. Bu anlamda 68 başarılı bir kalkışmaydı. En başta istediğini aldı. Kapitalizm kendisine sınırlar çizmek zorunda kaldı. Suratına sevimli bir maske geçirdi. Şüphesiz ki yeterli değildi. Fakat bunlar olmamış gibi de yapmamalıyız. Yani sözün özü, hiçbir şey öğrenmediysem bile her mücadelenin bir karşılığı olduğunu öğrenmişimdir şu yazma sürecinde.

Dinlediklerinizden kendinizce çıkardığınız sonuç neydi?

Bir şey çıkarmak demeyelim de bazı şeyleri sezmeye yardımcı oldu diyebiliriz. Bir kere o harekete öncülük eden insanların önemli bir kısmı siyasal hayatımızın içinde yer almışlar. İyi ki de almışlar. Sınıf mücadelesinin bugün çevre hareketinde, kadın hareketinde kendisini capcanlı tutuyor olmasını biraz da o insanlara borçluyuz. Keza yazı dünyasında, gazetelerde, dergilerde kalem oynatmaya devam etmelerini de bir kazanç olarak görüyorum. Çünkü bugün artık her olan bitenden kendisini sorumlu hisseden bu kuşağın yavaş yavaş hayatımızdan çekilmek üzere olduğu gerçeğiyle baş başayız. Artık başımızda onlar olmadan bu ülkenin dertleriyle baş başayız. Gerçekten abartmadan söylüyorum bunu, 50 senedir bu insanların önemli bir bölümü Türkiye ve dünya nasıl daha iyi bir yer olabilir diye endişe duyuyor ve çaba sarf ediyor. Çevre hareketi deyince aklımıza hemen Ömer Madra geliyor değil mi mesela? Çünkü o kendi jenerasyonuna has bir disiplinle 30 yıldır aynı derdin peşine düşmüş. Bu insanların olmadığı bir dünya, bir Türkiye fikri beni biraz korkutuyor açıkçası.

‘TARTIŞMALARI BUGÜNÜN MESELELERİYLE ELE ALDIK’

Alev Bey’le aranızdaki kuşak farkını göz önüne alırsak 68’in ellinci yılında bu kitabın içerisinde nelerin eksik ya da yeniden yorumlanması gerektiğini düşündünüz? Aranızdaki bu kuşak farkı nedeniyle çatışmaya düştüğünüz zamanlar oldu mu?

Olmadı. Neden olmadı çünkü Alev Bey kendisini zaten yeterince eleştiriyordu, bana bir şey kalmadı. Şaka bir yana gerçekten de zaten daha ilk günden bu yana Alev Bey kitapta bazı eksik kalan kısımlar olduğuna inanıyordu. Örneğin Kürt hareketi, Alevilik, kadın hareketi gibi… O nedenle kitaba yeni bir bölüm eklemiş olduk zaten. Ben de bazı röportajlarla 68’den yola çıkarak geleceğe yönelik bir projeksiyon sağlayabilirsek sadece olup biteni anlatmanın dışında bir şeyler yapmış olabiliriz diye düşünüyordum. Okuyunca göreceksiniz kitapta yer yer cep telefonlarından, robotlardan, endüstri 4.0’dan filan da bahsettik. Yeni röportajlarda tartışmaları biraz da bugünün meseleleriyle ele almak istedik. Bu konuda da Alev Bey’le aramızda herhangi bir çatışma olmadı.

68 sonrası kuşaklar için bu anlatıların, yazılı tarihlerin nasıl bir iz bıraktığını düşünüyorsunuz? Geride kalanlar ya da kaldıklarını düşündüklerimiz bize ne söylüyor?

Yine aynı şeyi söyleyeceğim, dediğim gibi 68 Hareketi bugünün siyasal tartışmaları için de çok önemli. Zihni açık bir jenerasyon 68 Kuşağı. Bugün bile onlarla konuşurken yer yer ben kendimi yaşlı, onları ise benden çok daha genç hissediyorum. O kadar açık zihinli insanlar var aralarında. Bazen kendimi daha ahlakçı bir pozisyonda yakalıyorum. Bu yüzden, kapitalizm -istediği kadar kendini başka veçhelerle formüle etsin- var olduğu sürece bu insanların söylediklerinden çıkarılacak dersler olacak. Burası kesin. Ayrıca yüzyılın en büyük kalkışmasının canlı tanıkları ve liderlerinden söz ediyoruz. Bir ikincisi yaşanmadı. Pek tabii ki, onların tecrübeleri çok önemli. Üstelik hiç katılmadığımız fikirleri bile yer yer çok aydınlatıcı olabiliyor. O bakış açısının, o perspektifin haritasını çıkarmaya yarıyor bir kere her şeyden önce. Abartıyorum diye düşünmeyin ama bir elli yıl sonra bile kontekst tamamıyla değişecek olsa da benzer teorik tartışmaları yapacağımıza inanıyorum. Ve yine 68 Kuşağı’nın sözlerine kulak kabartma ihtiyacı olacak.

‘GEZİ BİR İSYAN, 68 İSE HAREKETTİ’ 

68 ve Gezi kıyası/benzetmesi pek çok kez yapıldı, sizce bu doğru muydu?

Bu konu kitabın dışında olduğu ve sahiden de kendi fikrimin bu anlamda kime, niçin ve ne anlam ifade edeceğine dair bir şüphe içerisinde bulunduğumdan çok uzun bir cevap verip, ahkam kesmek istemem. Sadece şunu söyleyeyim, bana öyle geliyor ki, Gezi bir isyandı. 68 ise bir hareket.

Peki şu andaki sosyal-politik olaylar karşısında insanların tavırlarını, tutumlarını nasıl yorumluyorsunuz? Başkaldırı 50 yaşında evet ama çok uzun zamandır uykuda olan sokağa çıkamayan bir toplumun üstelik sürekli bir seçim derdiyle uğraşırken, neyin bizi bu uykudan uyandıracağını düşünüyorsunuz?

Özür dileyerek yine aynı şeyi söyleyeyim. Başımıza ne geliyorsa üzerine çalışılmadan her yere yetiştirilen cevaplardan geliyor, diye düşünen birisi olarak her şeyin formülü elimde sihirli bir kâğıtta yazılıymış gibi konuşmayayım. Ayıp etmiş olurum.

68’deki iletişim olanaklarıyla bugünün iletişim olanakları arasında epey fark var. Lakin bugün bir arada durmak daha zor. İletişim yan yana durmaya çare değil elbette ama fikri ayrılıklar ve ufak kırılmalar bu iletişim deryasının içerisinde daha çabuk yayılıyor ve bir o kadar çabuk unutuluyor. 68’i bir arada tutan şey neydi? Bugün elimizde olmayan şey ne?

Kitapta Osman Ulagay’la yaptığımız röportajda bu iletişim konusuna değiniyoruz. Bir kere çok acayip bir dönemden geçiyoruz. Orası kesin. Teknolojik gelişme sonuçlarını kestirmeye vakit bulamayacağımız kadar hızlı. Akıllı cep telefonu bir ideolojik kopuş aslında. Bilmeyenin kalmadığı, yanlış bilse bile bildiğinin yanlış olduğunu asla ona anlatamayacağımız bir dünyadayız artık. Herkes her şeyi biliyor. Yapacak bir şey yok. Sonuçlarını görmeyi bekleyeceğiz. 68 Hareketi bu değişimin son safhasının başlangıç noktasında ortaya çıktı. Dolayısıyla iletişim, bilginin paylaşımı gibi kavramlar çok daha geleneksel biçimlerde gerçekleşiyordu. Bugün artık siyasal, kültürel, dini fark etmez. Bir şeye inanmak çok daha zor. İnanmak zorlaştıkça insanoğlu korkuyor. Belli ki korktukça da gidip değişime karşı en kapalı olan, en muhafazakâr fikre yapışıyor. Yani bilgi özgürleştikçe, her şeyi bilmenin verdiği o korku nedeniyle gidip yine ‘Söz, her şey eskisi gibi olacak’ diyenle iş birliği yapıyor. Nereye kadar böyle gider, göreceğiz.

Tüm dünya muhafazakarlaştı, özgürlüğe olan düşkünlük, o dönemin talepleri şimdi için çok ileri bir seviyede kaldı. 68 ile birlikte dünya toplumları da mı 50 yaşına gelip orta yaşlı oldu? O çok özgür dünya hayallerine ne oldu?

Galiba bir önceki soruda bu sorunun cevabını da vermiş oldum. Aslında çok karmaşık gibi görünse de insan aklının almadığı bir hızda değişiyor her şey. Yeni bir teknolojiyi idrak etmeye çalışırken bir yenisi giriyor hayatımıza. Ve bu teknolojilerin hepsi de bilgiyle ilgili. Bunun hızından rahatsız olmak, bu kadar hızlı seyreden bilgi akışı içerisinde kendini yalnız hissetmek bir yanıyla çok doğal. Ve biliyoruz ki insan korktukça değişime kapalı hale gelir. Bugün yaşadığımız da bu. Ha, sonsuza kadar sürmez elbet. Ya bu değişimin kendisinden kaynaklanan daha direkt, ya da ondan etkilenenlerin dolaylı bir hamlesi olacaktır.