Hayal Perdesi dergisi editörü Celil Civan: Ana akım yerine sanat sinemasına öncelik veriyoruz

Hayal Perdesi dergisi editörü Celil Civan'la sinema yazarlığını ve dergicilik mefhumunu konuştuk. Civan, "Sanat dünyaya uyum sağlamak yerine, ona yeni bir bakış açısı getirme iddiasındadır. Dergide böylesi bir yaklaşım içinde olduğunu düşündüğümüz filmlere ağırlık veriyoruz. Dolayısıyla ana akım yerine “sanat sinemasını” önceliyoruz diyebiliriz" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 2003 yılında Bilim ve Sanat Vakfı kapsamındaki Sinema Atölyesi’ne katılan öğrencilerin yazılı verimlerini devamlı kılma amacıyla fanzin olarak çıkan Hayal Perdesi, 2010 yılından itibaren düzenli halde (iki ayda bir) yayınlanmaya başladı. 2015 yılından bu yana ise matbu olarak okurla buluşuyor.

Atölye yıllarından bu yana geçen on beş yıllık sürede, fikrini hedeflerinin, “doksanların sonundan itibaren yeniden hız kazanan Türk sineması olmak üzere farklı coğrafyaların sinemalarına da uzanan bir bakış açısı ortaya koymak, Türk sinema literatürüne kalıcı katkılar sağlayacak verimlere ulaşmak ve teori ile pratiğin birlikte yürüdüğü bir sinemaya dair fikir geliştirmek” olarak açıklayan Hayal Perdesi Sinema Dergisi, yazı ve söyleşiyi odağına almakla yetinmeyip, kısa filmlerden belgesellere, görüntü yönetmenliğinden arşivciliğe kadar sinemayla ilintili birçok alanla ilgilenmeye gayret gösteriyor.

Hayal Perdesi Sinema Dergisi genel yayın yönetmenliğini 2011 yılından bu yana yürüten Celil Civan ile dergicilik mefhumunu, sosyal medya ve okur ilişkisini ve gelenek meselesini konuştuk.

Celil Civan

İlk olarak, kültürü ya da sanatı konu alan herhangi bir yazı kaleme alan bir yazar, derginize nasıl ulaşıyor?

Dergimizde sadece sinema yazılarına yer veriliyor. Katkıda bulunmak isteyenler, ilk iletişimi hemen her zaman mail üzerinden kuruyorlar. Yayın kurulunun değerlendirmesi sonucunda yazının yayınlanıp yayınlanmayacağına karar veriyoruz. Gönderen kişiye de olumlu veya olumsuz cevap veriyoruz. Bunun dışında hemen her sayıda yer alan, kimisi bölüm editörlüğü de yapan bir yazar ekibimiz var.

Sanat okuması yaparken, uluslararası dergilerle kıyaslandığında, sanatın hangi öznesini/öznelerini ön plana alıyorsunuz? Sanatı yorumlayış biçiminizi nasıl yorumlarsınız?

Genelde sinema üzerine yapılan yayınlarda, filmin konusu, oyunculuklar, sinematografi üzerine değerlendirmeler ve yönetmenin diğer filmleri ile kıyaslamalar yapılıyor. Biz ise bu biçimsel yaklaşıma yer verdiğimiz kadar filmin alt metnine, yapısındaki ideolojik tutuma eğilmeye gayret ediyoruz. Tek tek filmler kadar yaygın eğilimlerin, belirgin temaların, gündemdeki tartışmaların da izini takip ediyoruz.

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye yazı gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Editör-yazar ilişkisi dergicilik için çok önemli. Hem derginin hem de yazarın zenginleşmesi için yapıcı bir ilişki gerekiyor. Her iki tarafı da besleyici bir süreç olmalı. Yazar ve yazının niteliğine göre bu ilişki farklılaşıyor. Üretim sürecinin içinde sinerji sağlanırsa, beklenmedik güzellikler ortaya çıkıyor.

Her yeni yazarı heyecanla karşılıyoruz. Kim olduğundan çok ne yazdığıyla ilgileniyoruz. Yazısını zenginleştirmek için her türlü imkânı sağlıyoruz ve en iyiyi bulana kadar tartışıyoruz.

‘KRİZİN NİTELİĞİMİZİ ETKİLEMEMESİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPIYORUZ’

Geçen seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Ekonomik durgunluk dönemleri ilk başta, lüks olarak görülen kültür ve sanatı etkiliyor. Kaldı ki sinema sektöründeki canlılık veya durgunluk dönemleri bile bizim üretimimizi etkiliyor. Ekonomik zorluklara rağmen üretimimizi düşürmemeye çalıştık. Krizin maliyetlere etkisi oldu kaçınılmaz olarak. Gene de krizin niteliğimizi etkilememesi için elimizden geleni yapıyoruz. Ticari kaygılar güderek ana akımın peşinden gitmek yerine, nitelikli sinemayı gündeme taşıyoruz. İnsanların sinema salonları kapanmadan, sinema dergileri yayından kalkmadan onlara destek vermeleri daha önemli ve kalıcı… Sonrasında üzülmenin veya kınamanın pek bir yararı olmuyor.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Derginin daha çok görünürlük kazanması, yeni okur ve yazarların dergiye daha kolay ulaşmasını sağladı. Biz 2015 yılında matbu yayıncılığa başladık. Bundan önceki beş yılda e-dergi formatında yayın yaptık. Şimdiki kemik okur kitlemizin büyük kısmını da o dönemde kazandık. Dolayısıyla internet hem üretim hem de tüketim için büyük imkân sağlamış oldu.

Hayal Perdesi Nisan sayısı

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz- değiştiğini söylemek mümkün mü?

Şu anda matbu yayın yapan sinema dergilerinin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. O yüzden bizim faaliyet gösterdiğimiz alandaki dergiler için bir nicelik artışından bahsetmemiz güç. Ancak internet sitelerinde artıştan bahsedebiliriz. Bunun sinema literatürünün genişlemesi bağlamında olumlu olduğunu düşünüyoruz. Nitelik konusu tartışmalı. Bu artış zaman içinde niteliği de etkileyecektir.

‘SANAT YENİ BİR BAKIŞ AÇISI GETİRME İDDİASINDADIR’

Sanatın, değişen dünyaya uyum sağlamaya ve yer yer uyumun da ötesinde, değişen toplumun önünde olmasını, dergicilik bağlamında nasıl yorumlarsınız? Dergicilik, teorinin ve pratiğin tam olarak neresinde duruyor?

Sanat dünyaya uyum sağlamak yerine, ona yeni bir bakış açısı getirme iddiasındadır. Dergide böylesi bir yaklaşım içinde olduğunu düşündüğümüz filmlere ağırlık veriyoruz. Dolayısıyla ana akım yerine “sanat sinemasını” önceliyoruz diyebiliriz. Fakat yer yer zamanın ruhunu başarıyla yansıtan Hollywood filmlerine veya gişe canavarı yerli yapımlara da yer vermiyor değiliz. Bundaki amacımız, filmin alt metnindeki ideolojik yapıyı benimsemek yerine onu tartışmaya açmak.

Yazın dünyasını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını matbu bir mecrada ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Yazılan metnin yayınlanması bir çeşit onaylanma veya kabul görme anlamı taşıdığı için şüphesiz özgüven vaat eder. Ancak yazarın kendisini sürekli geliştirmesi gerekiyor. Burada özgüvenin onu engellememesi lazım. Yazarın da dergide var olan yapı ile yetinmeyip, onu zenginleştirecek yeni öneriler sunması beklenir. Karşılıklı bir süreçten bahsediyoruz yine. Dergi için her yeni yazar veya yazar için her yeni mecra imkân anlamına gelir.

‘GELENEĞİ ZENGİNLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ’

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Derginin kökenleri, yazar kadrosunun temelleri Bilim ve Sanat Vakfı’ndaki sinema atölyesi çalışmalarına dayanıyor. Biz hâlihazırda bu geleneğin bir parçasıyız. Dönem dönem vakıf bünyesinde Sinema Yazarlığı Atölyesi düzenliyorum. Buradan yetişen genç arkadaşlar bugün dergide yazarlık yapıyor. Bu geleneği zenginleştirmeye ve sürekli kılmaya çalışıyoruz.

Sinema seyircisinin algısının ve zevklerinin, üretilen filmlerin niteliğinin bugünden daha iyi bir noktaya ulaşmasında ufak bir katkımız dahi olsa kendimizi şanslı hissederiz. Bunun dışında sinema profesyonellerinin de endüstriye olan katkılarını görünür kılmak için elimizden geleni yapıyoruz. Profesyonellerin yakından takip ettiği bir dergi olmaktan her zaman mutlu olduk.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.