Mehmet Erte: Edebiyat okurunda kopya ters teper!

Varlık Yayınları ve Varlık Dergisi editörü Mehmet Erte ile dergiciliğe dair sohbet ettik. Erte, "Kopya durumuna düşmeden (edebiyat okurunda “kopya” ters teper) dağıtım engelini aşıp kitabevlerine, gazete bayiilerine giren edebiyat dergilerinin sayısı artsaydı eğer, bunun bazı olumlu sonuçlarını görebilirdik" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR –  Mehmet Erte ile dergicilik mefhumunun varoluşuna ve edebi yönüne dair uzun bir söyleşi yaptık. 20’li yaşlarının başındayken “Yıldırımları Beklemek” isimli şiiriyle Varlık dergisi ile organik bir ilişkiye başlayan Mehmet Erte, sonraki yıllarda “Suyu Bulandıran Şey” isimli şiir dosyası ile Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’ne de layık görüldü.

Şiir, öykü, deneme ve çeviri alanındaki üretimleri başta Varlık dergisi olmak üzere, Kül Öykü, Özgür Edebiyat, Milliyet Sanat, Papirüs, Öküz, Yasak Meyve ve Kitap-lık gibi dergilerde yayınlandı. “Bakışın Kirlettiği Ayna”, “Alçalma”, “Sahte” ve “Arzuda Bir Sapma” kitaplarının yazarı da olan Erte, Varlık Yayınları’ndan çıkan pek çok kitabın da editörlüğünü yapıyor.

Son dönemde popüler oyuncuların, şarkıcıların edebiyat alanındaki üretimlerinin dergilerin niceliğini arttırdığı ortadayken, niteliğe olan etkisi nedir sizce?

Edebiyatı “sen oyuncusun”, “sen şarkıcısın” diyerek kimseye yasaklayamayız. Sayfalarında tanınmış oyunculara, şarkıcılara yer veren Ot vb. dergiler geniş kitlelere ulaşmak istiyorlar ve amaçları doğrultusunda günümüz için en doğru yolu da bulmuşlar. Hiçbirinin “iyi edebiyatın adresiyiz” gibi bir iddiası olduğunu sanmıyorum, popüler kültür dergileri bunlar. Bu nedenle söz konusu dergileri kendi kulvarları içinde değerlendirmeliyiz. Türkiye’de kültür alanındaki sorunlardan biri eserleri, dergileri doğru kategoriye yerleştirememek.

Avrupa veya Amerika’da edebiyat çevrelerinin popüler bir şarkıcı herhangi bir türde kitap yazdı diye öfkeleneceğini sanmıyorum, ama Sıla’nın kitabı “şiir” etiketiyle yayınlandı diye küplere binen şairlerimiz var bizim. Tanınmış oyunculardan, şarkıcılardan bazıları şiir, öykü ve roman yazacak, bazı yayıncılar da niteliğine bakmaksızın onları yayımlayacaktır. Bu hemen her dönem böyledir zaten, kızmaya gerek yok.

Asıl sorun ülkemizde popüler kültürden anlaşılanın sadece arabesk olması, geniş kitlelere ulaşmak isteyen hemen herkesin arabeske düşüp delikanlı modunda, kaybeden modunda yazıp çizmesi, muhalefet ettiğini sanırken iktidarın dilini kullanması… Arabeski bir isyan olarak görenler sistemle nasıl uzlaştıklarının farkına varmıyorlar ya da bunu umursayacak yaratılışta değiller. Bugün bize marjinal olarak sunulanlar aslında sisteme en iyi entegre olanlar.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle portal ve dergi sayısının artması durumunu nasıl yorumlarsınız? 70’li ve 80’li yıllara nazaran, niceliğin ve niteliğin –olumlu ya da olumsuz– değiştiğini söylemek mümkün mü?

Mehmet Erte

Edebiyat dergilerinin sayısının arttığını sanmıyorum, ama artsa ne olacak, dağıtım ağına girip kitabevlerinin raflarında kendisine yer bulabilen o kadar az edebiyat dergisi var ki. Diğer yandan pek çok kitabevinde Ot vb. popüler kültür dergilerinin hepsini özel bir bölümde yan yana, alt alta bulabiliyorsunuz.

İlginç bulduğum için değinmek istiyorum: Bu dergiler birbirlerini kopyalayarak birbirlerinin okurlarını çalmadılar, aksine bu şekilde çoğalarak kendi görünürlüklerini, satış rakamlarını artırdılar. Kopya durumuna düşmeden (edebiyat okurunda “kopya” ters teper) dağıtım engelini aşıp kitabevlerine, gazete bayiilerine giren edebiyat dergilerinin sayısı artsaydı eğer, bunun bazı olumlu sonuçlarını görebilirdik.

İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Tarih boyunca diğer tüm medyalara karşı eleştirel mesafesini koruyan yazarların, şairlerin önemli bir kısmının günümüzde internete yenik düştüğü, internet aracılığıyla farkına varmaksızın popüler kültürün kodlarını benimsediği, tek bir potada eridiği söylenebilir.

Sokak dilinin yerini artık internette biçimlenen dil aldı. Böyle olunca da hemen herkes delikanlı modunda yazıp çizmeye başladı. Bu delikanlılık sadece toplumumuzun hamlığının değil, aynı zamanda internetin yarattığı tektipleştirmenin de bir sonucu.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu?

Sosyal medya kendine özel bir iletişimsizlik biçimi doğurdu. Her şeyden haberdarız, ama öğrendiğimiz şeyler doğal felaketler, katliamlar değilse nadiren bizde bir duygu, düşünce uyandırıyor. İletişim demek dönüşüm/değişim demektir, bir şeyle iletişime geçmişseniz onunla dönüşmeniz/değişmeniz gerekir.

Dönüşümden/değişimden kastım kitleye göre biçimlenmek değil tabii ki, o çok popüler dergiler sosyal medya sayesinde bunu yapıyorlar.

Kieslowski’ye gençken üniversitede mülakatta kitle iletişim araçlarını sormuşlar, o da “tren, otobüs, uçak…” diye saymış. İletişim kolay bir şey değil. Çok olumsuz konuştuğumun farkındayım, ancak sosyal medyanın hemen herkesin bildiği olumlu katkılarını dile getirmeye gerek görmüyorum.

Öykü, şiir ya da edebiyatı konu eden herhangi bir yazı kaleme alan kişiler derginize nasıl ulaşıyor?

Yazarlar, şairler bize e-posta adreslerimizden ulaşabilirler. Öykü veya şiirleri daha önce herhangi bir edebiyat dergisinde yayınlanmamış kişilerden yazdıklarını Varlık’taki “Yeni Öyküler / Şiirler Arasında” köşelerine göndermelerini ve bunu da e-postalarının konu başlığında belirtmelerini istiyoruz.

‘DERGİLER BİZE KENDİMİZE DIŞARIDAN BAKMAYI ÖĞRETİR’

Dergicilikte editör-yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? İlk kez bir dergiye şiir, öykü gönderen bir yazarın editörle ilişkisi, ona bakış açısı ne oluyor?

Maalesef özellikle gençlerin bir bölümü öykü/şiir gönderdikleri dergiyi tanımıyor, okumuyor. Varlık adıyla internette gezinirken tanışan ve fakat içeriğine dair hemen hiçbir şey bilmeyenler bize tuhaf sorular yöneltiyorlar. Böylelerine nazikçe “Yazdıklarınızı, okuduğunuz bir dergiye göndermelisiniz, nitelikli olup olmadığını bilmediğiniz bir derginin değerlendirmesine güvenemezsiniz,” diyoruz ama bu kişiler elbette başka edebiyat dergilerini de okumuyorlar.

Gençler genelde tersleneceklerini veya e-postalarının hiç okunmadan silineceğini düşünüyorlar, oysa bir edebiyat dergisinin en önemli görevlerinden biri edebiyata yeni imzalar kazandırmak olduğuna göre bizim en başta gelen işimiz onlardan gelen metinleri okumak.

Yazdıklarında kusurlar bulunsa da kendisini edebiyata adayan genç şairlerle, yazarlarla iletişim kurmak (karşılıklı dönüşmek) elbette daha kolay.

Türkçe edebiyatta öykü ve roman dosyalarını biçimsel ve içeriksel olarak şekillendiren ilk ortamın dergiler olduğu düşünüldüğünde, yazarın yazdıklarını matbu bir

Varlık Dergisi Aralık 2017 sayısı

mecrada ilk olarak dergilerde görmesinin etkisiyle, dergilerin yazara vaat ettiği şeylerden en önemlisinin özgüven olduğunu söylemek mümkün mü? Dergiler, yazara ne vaat eder? Ya da karşıtını da sormak mümkün: Yazar, dergilere ne vaat eder?

Bir dergide şiir, öykü veya denemesi ilk kez yayınlanan kişi elbette cesaret, kararlılık, özgüven kazanabilir, ama ben sizinle şahsi deneyimimi paylaşayım: İlk şiirim Varlık dergisinde yayınlandığında onu gerçek anlamda bir başkasının gözünden okuyabildiğimi düşündüm, şiirde değiştirmek, düzeltmek istediğim yerler olduğunu fark ettim; diyebilirim ki alnımda bir göz daha açıldı ve beni eleştirmeye başladı. Dergiler bizlere kendimize dışarıdan bakmayı öğretir. Ayrıca yorumlanmayan, tartışılmayan bir edebiyat ölmeye mahkûmdur, dergilerde sınanır edebiyat.

Türkçe edebiyatta dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin Türkçe edebiyat ile olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Varlık her yayın gibi varlığını okurlarına borçlu. Onyıllardır dergimize abone olan okurlarımız var, ancak bir kemik okur kitlesi çok önemli olsa da Varlık’ı yaşatmaya yetmezdi. Varlık, arşivi incelendiğinde net bir şekilde görülebilir, tarihi boyunca yeni kuşaklarla iletişimini hiçbir zaman koparmayan, onlardan güç alan bir dergi. Sadece gençlerle değişmiyor, gençlerin beğenisini de şekillendiriyor; karşılıklı bir etkileşim, dönüşüm söz konusu. Biliyorum, Varlık’a dinazor diyenler çok; ama buyursunlar, herhangi bir tarih aralığı belirleyip arşivimizi incelesinler, bakalım nasıl sürprizlerle karşılaşacaklar.

Varlık üç dört kişinin belli bir yazınsal görüşü, akımı savunmak ve yaymak için kurduğu, kendilerine göre olanı yayınlayıp diğerlerini dışarıda bıraktığı bir dergi değil. 1933’te Cumhuriyetimizin kültür varlığı olmak için yola çıkmış ve öyle de yürümeye devam ediyor. Varlık tek bir anlayışın hâkimiyetinde değil, farklılıklarıyla tüm edebiyatımızı kucaklıyor; diğer bir deyişle, poetikaların buluştuğu, tartıştığı ve yeni filizler vererek çoğaldığı bir yer.

Biz falanca ya da filanca görüşe, düstura göre yazılmış şeyleri değil, edebiyatta iyiyi arıyoruz. Bir de tabii, Varlık ailesi olarak edebiyatı Türkiye’nin siyasi hayatından, güncel toplumsal sorunlarından bağımsız, bir süs çiçeği gibi görmüyoruz. Ülkemizde çok önemli değişiklikler olurken bunlardan habersizmişiz gibi yapmıyoruz, sorgulayıcı ve dönüştürücü tanıklığımızı hazırladığımız dosyalarla sürdürüyoruz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.