İnsanın iktidarla ilişkisi 'Sinek Azabı'

Sinek Azabı ile dünyaya dair düşüncelerinize yenileri ekleniyor; kitap hayvana bakışınızı, yaşlı olmayı, yalnız olmayı, bir sineğe çektirilen azabı gösteriyor ve üzerine kendi cümlelerinizi kurma şansı veriyor. Kutsal kitaplardan, mitolojik kahramanlara, tarihe, unutmaya, hatırlamaya, insanın iktidarla ilişkisine bir kere daha Canetti’nin gözünden bakmak, yaşamla ilgili sorularını arttırmak isteyen okur için, yazarın bu kitabı da iyi bir okuma olabilir.

Emek Erez  emekerez@gmail.com

DUVAR – Farklı alanlarda, başka başka disiplinleri iç içe geçirerek yazdığı metinlerle tanıdığımız Elias Canetti’nin “Sinek Azabı” adlı kitabı geçtiğimiz günlerde Sel Yayıncılık tarafından basıldı. Canetti’nin bu kitabında aforizmaları, notları, çeşitli yazarlardan yaptığı alıntılar yer alıyor. Aslında bu kitabın içeriği için kısa cümlelerle çok şey düşündüren metin gibi bir şey söyleyebiliriz. Çünkü yazarın, yaşama, insana, hayvana, yazmaya, okumaya, ölüme, yalnızlığa, tarihe, yaşlılığa ve tanrıya dair söyledikleri hem gündelik yaşamımız hem de dünyanın içinde bulunduğu durum hakkında fikir verirken, bunları bize verilmiş bilgece nasihatler olarak da nitelendirebiliriz.

VECİZ SÖZLER

Yukarıda da bahsetmeye çalıştığımız gibi Canetti farklı konulardan bahsediyor “Sinek Azabı”nda. Muhabbet eder gibi inceden inceye eleştiri barındıran dil, bazen gülümseten cümleler birer veciz söz gibi. Şöyle söylüyor Canetti; “İnsanlar hep aynı şeyleri söyleyenlerden çekinir. Fakat bu aynı şeyi yeterince saygısız söyleyenin kölesi olurlar.” Açıkçası bu bana politikacıları ve onlara sonsuzca itaat eden kitleleri anımsattı ki Canetti’nin kitlelerle iktidarların birbirini besleyen, çoğaltan bir ilişki içerisinde olduğuna dair fikirlerine aşina olduğumuzu söyleyebiliriz. Devamlı olarak aynı şeyi tekrar edenin yarattığı çekince ve karşısındakine karşı saygısızca kurulan üslûp bir şekilde insanları etkiliyor ki dünya böyle konuşan politikacılara köle olmuş insanlarla dolu.

Bir başka cümlesi de şöyle Canetti’nin “En sevdiği filozofun kategorilerine kendisini astı.” Bu da bir düşünceyi benimseyip, onu kesinlikli ve eleştirisiz algılayan çok sık rastladığımız insan tipini çağrıştırıyor sanki. Bir düşünürün kategorileriyle kendisini var eden eleştirel gözden yoksun birey bence de kendisini o filozofun kategorilerine asmış demektir, bu asma ise artık bireyin kendi varlığından çok sahip olduğu düşüncenin esiri olması ve fikir bağlılığı nedeniyle adeta ölü olması anlamını taşır. Çünkü bana kalırsa hiçbir fikir sonuna kadar kesinlik içermez, onu tartışılabilir kılarsanız, kategorileri aşındırırsanız ancak hem sevdiğiniz filozofa hem de onun düşüncesine asıl bağlılığınızı göstermiş olursunuz.

Sinek Azabı, Elias Canetti, Sel Yayıncılık, syf. 131, Kasım .

TANRI VE İNSAN

Canetti’nin tanrı ve insan ilişkisine dair de ilginç cümleleri var birkaç tanesinden burada söz edebilirim. Mesela diyor ki yazar: “Kendisine sağır bir tanrı arıyor, o zaman canının istediği duayı edebilecek.” Buradan anladığım insanın tanrı olarak inandığı karşısında bile dürüst olamadığı, dua ederken asıl isteklerini gizlediği. Veya şöyle bir sonuç da çıkabilir, insan tanrının tahakkümünden dolayı böyle bir şeye başvuruyor, asıl talebini iletemiyor. Çünkü tanrı ile arasındaki ilişkide hiyerarşi var buna korku da ekleniyor. Oysa inançlı bir insan gerçekten samimiyse benim fikrimce yanında en doğal davrandığı varlığın tanrı olması gerekmez mi veya şu da sorulabilir tanrıya canının istediği duayı edemeyen, ona dileklerini iletemeyen, sığınamayan insanın inanmaya ihtiyacı var mıdır? Bu epey ilginç bir tartışma olabilir bana kalırsa ki, Canetti bir başka yerde şu soruyu soruyor: “Ya gerçekten de tanrıdan gizlenen sırlar varsa?” Burada şöyle bir şey ortaya çıkıyor; tanrı sırları gizleyebileceğimiz bir varlık mı veya insan tanrıdan sırlarını gizleyerek ona yalan söylemiş olmuyor mu?

Canetti’nin şu söylediği üzerinde de durmak gerek: “Tanrılar herkesi ıskalar, fakat bazı kimseler yine de etkilenir” Bunda da doğruluk payı var bence sonuçta “tanrıları öldürülmüş” bir dünyada yaşadığımız söylenebilir onca felakete el uzatmayan tanrıdan etkilenmek de ilginç çünkü durum aslında tam da “ben tanrı olsam intihar ederdim, insanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için” diyen Cesar Mendoza’nın o ünlü şiirinde bahsettiği gibi. Düşünür böyle cümlelerle insanın tanrı ile kurduğu ilişkiye dair kafamızda bir yığın soru ve sorgulama bırakıyor, bu da sanırım metni okumayı keyifli hâle getiriyor.

MUCİZELER

Her insanın dünyada beklediği bir mucize vardır Canetti şöyle bahsetmiş beklediği mucizeden: “Bilmekten bıktım, eskiye ait her şeyle ilişkimden, bağlantılardan, devamlılıklardan, kılık değiştirmelerden, ifşalardan bıktım. Ben artık öyle bir şey yaşamak istiyorum ki, eskiden içimde bulunan hiçbir şeyle ilgisi olmasın, çoğalmayı sürdürmesin ve kalmaya da mahkûm olmasın; asla kestirilemeyen, çok hızlı, apansız hareketler yapan bir şey, yani tek kelimeyle, bir mucize istiyorum.” Bu isteğin gerçekleşmesi mucize olurdu hakikaten ancak insan unutamayan bir varlık, belleği var. Eskiye ait olan ile bağını ne kadar kesmeye çalışırsa çalışsın, herhangi bir çağrışımla geçmişte buluveriyor kendisini. Bu nedenle maalesef ki geçmiş içimizde “çoğalarak” sürdürüyor varlığını, içimizde kalmaya mahkûm ve insan da geçmişin hapishanesinde tutsak çünkü şimdiyi oluşturan bir geçmiş yükü taşıyor iyi veya kötü, bu açıdan düşününce de yaşanmış olanın bugünde hiç karşılığı olmamasını beklemek mümkün görünmüyor. Ayrıca, bilmek, farkındalık kazanmak maalesef acılı bir varlık ortaya çıkarıyor ve evet bilmek bıktırıcı olabiliyor. Kısacası, Canetti’nin isteğinin gerçekleşmesi sadece onun için değil, tüm insanlar için mucize olurdu.

ÖLÜM

Canetti’nin “Sinek Azabı” kitabında en çok bahsedilen konulardan birisi de ölüm. Ölüm insanı en çok meşgul eden konulardan her anlamda, günümüzde anlamı epey değişmiş olsa da. Bu değişimin önemli sebeplerinden birisi de çok sık karşılaşmak belki de veya sosyal medya gibi iletişim ağlarının getirisiyle ölümün daha görünür hâle gelmesi. Bu öyle bir durum ki artık normal ölümlere üzülemeyecek noktaya taşıyor insanı, bu nedenle ölümün değersizleşmesi üzerinde durulması gereken konulardan. “Günümüzde ölümün her daim varolan dünyası kökten değişmiştir. Ölümün kitleselliği artık istisna değildir, her şey o kitleselliğe varmaktadır. Engin ölüm denizlerine fırlatılmışken, bireysel ölümün bir önemi kalmamıştır. Artık teker teker ölemeyecek olduklarında, dönüşü olmayan noktaya varılmış demektir.” Dünya uzundur kitlesel ölümler çağını yaşıyor dersek hata olmaz sanıyorum. Neredeyse her gün batan mülteci tekneleri, savaşlar, patlamalar, yüzlerle binlerle sadece istatistik olarak ifade edilen, acısı şöylesine bir üzerinde durularak geçiştirilen ölümler bahsettiğimiz. Canetti’nin sözünü etmeye çalıştığı da böyle bir şey belki ve insan teker teker ölmeye başladığında, türümüz artık toplu olarak ölemeyecek kadar sona yaklaşmış olacak yazarın “dönüşü olmayan noktaya varılmış demektir” cümlesinden bunu anlıyorum.

“SİNEK AZABI”

“Sinek Azabı” daha önce de bahsettiğim gibi çok fazla konuya değiniyor. Küçük küçük cümleler, kısa kısa paragraflar kafanızda sorular, yorumlar doğuruyor. Dünyaya dair düşüncelerinize yenileri ekleniyor; kitap hayvana bakışınızı, yaşlı olmayı, yalnız olmayı, bir sineğe çektirilen azabı gösteriyor ve üzerine kendi cümlelerinizi kurma şansı veriyor. Kutsal kitaplardan, mitolojik kahramanlara, tarihe, unutmaya, hatırlamaya, insanın iktidarla ilişkisine bir kere daha Canetti’nin gözünden bakmak, yaşamla ilgili sorularını arttırmak isteyen okur için yazarın bu kitabı da iyi bir okuma olabilir.


Emek Erez kimdir?

"Yaşam kitap ve sinema üzerine çeşitli portallarda karalamacı".