Antilirik köstebek…

Ali Özgür Özkarcı'nın 6'ncı şiir kitabı 'Bitik Ülke Son Atı' yayımlandı. Özkarcı, kitabında 'antilirik' bir tutum sergiliyor.

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

DUVAR – ‘Edebi Şeyler’ yeni bir yayınevi ve ‘Bitik Ülke Son Atı’ yayımladığı şiir kitaplarından biri. Kitap, Ali Özgür Özkarcı’ya ait şiirlerden oluşuyor. Ali Özgür Özkarcı 1979 doğumlu bir şair. İlk kitabı ‘Kırbaç’ 2006’da çıkan şairin bugüne kadar yayımlanan beş şiir kitabı var. Kısa bir süre önce okurla buluşan ‘Bitik Ülke Son Atı’ şairin altıncı şiir kitabı.

Ali Özgür Özkarcı, gençlerle yeni bir devinim kazanan, kimi poetik değişimler, sıçramalar da gözlemlenen iki bin sonrasının şiirinde öne çıkan isimlerden. Onu kendi kuşağından isimlerden ayıran şairliğinin, şiir anlayışının yanı sıra dikkat çekici başka özellikleri de var. O hem şiir yazıyor hem de şiirin sorunları üzerine düşünüyor, tartışıyor, çatışıyor, hesaplaşıyor…

Bununla yetinmiyor. Dergi çıkarıyor, yayınevi yönetiyor, şiir kitapları yayımlıyor… Yani şiir davasının, şiir için girişilmiş kavganın her alanında hazır ve nazır durumda… Onun için, 2000’li yılların şiire kazandırdığı bir şiir militanı da diyebiliriz…

Ali Özgür Özkaracı.

Ali Özgür Özkarcı

İki binli yılların şiiri denilince özellikle vurgulanan, bu dönemin şiirinin çok yönlülüğü oluyor. Diğer gelişmeler, değişimler de bu bağlam içinde konuşuluyor. Ancak aynı süreçte eski ve yeni farklı şiir anlayışlarının bir arada oluşları 2000’li şiir ortamına özgü bir durum değil. Kaldı ki şiir tarihi içerisinde kısa sürede, kendisinden önceki geleneğin birikimini aşındırmış, eskitmiş, ortama egemen olan anlayışı bir hamlede çökertmiş bir sıçrama, İkinci Yeni dalgası da dahil, söz konusu değil. Ancak bu, elbette şiirin bazı dönemlerde önemli değişimlere yol açan sıçramaları olduğu gerçeğini değiştirmez. Şiirin her dönemde gerçekleşen bu tür atılımlarla, sıçrayışlarla yenilendiğini, açılım kazandığını, yürüdüğünü biliyoruz.

İki binli yılların şiirinin ortaya çıkışında bir önceki dönemin, doksanların dağınıklığının yanı sıra seksen sonrasında oluşan sinik, saklanan, çekinik söylem tarzının genelleşmesine yönelik tepkinin de önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemin çok yönlü şiir ortamında, yeni olarak en dikkat çekici görünen ‘antilirik’ adı verilen yönelim diyebiliriz. Antilirik, şiirin kendine özgü belirgin bir biçimi, biçemi, edası olduğunu, gelenekle hesaplaşma içerisinde geliştiğini de belirtelim.

İki binli yılların sonrasında oluşan şiirle ilgili bir başka gözlemimiz bu dönem şiirinin kendi kuşağından eleştirmenlerini de yaratmış olması. Bunun kuşkusuz bu dönemde yazılan şiirin tartışılmasını, anlaşılmasını etki alanının genişlemesini kolaylaştıran bir etken olduğunu belirtelim. Artık ikinci yarısına geldiğimiz iki bin sonrasının şiirini kapsayan dönemde antilirik anlayışın temsilcilerinin kimler olduğu da belirginleşmiş durumda. Ali Özgür Özkarcı bu dönemi, antilirik şiirin değerlerini temsil eden şairlerden biri.

ELEŞTİREL ŞAİR ÖZKARCI

Özkarcı’nın son kitabı iki yıl önce yayımlanmış. ‘Bitik Ülke Son Atı’ adlı yeni yapıtıyla, şiirleri kitap bütünlüğü içerisinde okurun karşısına çıkıyor. Özkarcı henüz ilk şiirlerini yayımlamaya başladığı dönemde yazdığı ve yazacağı şiiri tartışan, kendi şiir anlayışını, poetikasını, şiirsel mevzisini, alanını oluşturmak için hesaplaşmaya girişen ender genç şairlerden biri olarak dikkat çekti. Kendi kuşağı içerisinde onunla benzer bir tutum sergilemiş başka isimler gelmiyor aklıma.

Bitik Ülke Son Atı, Ali Özkarcı, Edebi Şeyler, 2017.

Bitik Ülke Son Atı, Ali Özgür Özkarcı, Edebi Şeyler, 2017.

Son kitabında da gördüğümüz gibi baştan beri eleştirel bir şair Özkarcı. Bu onun şair tavrı olduğu kadar şiirinin yapısal özelliği. Bu tutumunu yansıtan şiir anlayışı, poetikasının omurgasını oluşturuyor. Eleştirel söylem antilirik şiir anlayışının önemli bir ögesi. Özkarcı’nın son kitabında eleştirel söyleminin dozunu arttırarak sürdürdüğünü görüyoruz. Dört bölümden oluşan ‘Bitik Ülke Son Atı’nın ilk bölümünde yer alan ‘Pardon Seviyorum’ başlıklı şiirlerde aşk tutumunun, ilişkisinin, sevgi anlayışının sorgulandığı, eleştirildiği görülüyor. Bu bölümün ‘Pardon, Seviyorum I’ başlıklı ilk şiirin girişini oluşturan şu betiği birlikte okuyalım:

Şimdi sen uyuyorsun, ben aramızdaki boşluğa sarkık
Neler yapıyorum bir bilsen, sen uyurken:
‘son barikati kurmamalıydık’,
‘Orduyu darbeye alıştırmamalıydım’,
‘Televizyonda hardallı karides tarifi vermeyecektim’
– pardon burada keseceğim.

Konformizme, uyuşmuşluğa yönelik bir tepki olarak okuyoruz ‘Bitik Ülke Son Atı’yı. Onun elinde kalem adeta bir neştere dönüşüyor. Özkarcı’nın bu kitabında bir araya getirdiği şiirleri de diğer yapıtlarındakiler gibi günlük yaşantıyı sorunsallaştıran; siyasal, sosyal, kültürel boyutlarıyla şiirin masasında tartışılan bir temaya dönüştürmesiyle dikkat çekiyor. Özkarcı, kitabın ilk bölümündeki şiirlerinde özellikle aşktaki aşksızlığı, ilişkideki ilişkisizliği saptıyor, sergiliyor, tartışıyor. Yaşantılar gibi ilişkilerin de konformizme teslim olabileceğini, uyuşabileceğin vurguluyor. “Pardon, Seviyorum I” başlıklı şiirin son dizeleri:

‘Aslında sen subay karısı olacak kadındın,
Evet ama saplandın işte bana.

Biraz sonra uyanırsın burada kesiyorum…

Pardon, çok seviyorum pardon!!!’

Ece Ayhan’ın ‘aşk örgütlenmektir’ dizesinde ifadesini bulan ve isyancı, özgürlükçü olarak anlamlandırılan aşkla ilgili bir başka bakış açısı sunuyor. Şu betik ‘Pardon, Seviyorum III’ başlıklı şiirden:

‘Aşkın şimdisi yok, dünü ve yarını arasında bir sarkaç
Geliyorum, aynaları sevmiyorsun
Gidiyorum, saçlarını kestirmişsin.’

‘Bitik Ülke Son Atı’nın sorunsalını konformizmin, uyuşmuşluğun eleştirisi oluşturuyor diye düşünüyorum. Ali Özgür Özkarcı’nın bu kitapta da asıl iddiasını, lirik şiire itirazını sürdürdüğünü de görüyoruz. Özkarcı başından itibaren lirik şiirin biçim ve biçem olarak aşılmasını amaçlıyor. Modern lirik şiire özgü sesi, ritmi, ezgiyi tümüyle değiştirme uğraşı içerisinde. Bu şiirin dil düzeninden, söz diziminden, imge yapısından kopuşu öngörüyor. Şu dizeler de aynı başlıklı şiirden:

‘Pardon, seni seviyorum pardon!- işte tam buraya.
Biliyorum, sakinleşeceğim bir bildiri
Artık bulamamam boşuna.’

Bu dizelerde de görüldüğü üzere şiirin içeriği de lirik şiirin anlam üretme yönteminden farklı biçimde sağlanıyor.

Öte yandan itiraz ettiği şiire karşı önerdiği şiiri hem poetik hem de pratik olarak güçlü kanıtlarla, dayanaklarla savunuyor Özkarcı. Başka bir şiir anlayışını savunup yazdığı şiirde başka bir yöne savrulmuyor. Şiir olarak savunduklarıyla yazdıkları birbirini tamamlıyor, pratikte birleşiyor. “Pardon Seviyorum IV” (Dübele Methiye) başlıklı şiirden bir bölüm:

‘Şimdi bu dübel çok önemli
Bütün arızalarımızı temize çeken,
Kitaplığa bir dübel, ayakkabılığa bir dübel daha
Oturtmalı sevgimizin menteşesiz ince melankolisi
Şimdi oturabiliriz.
Senin içine sığacak bir şeyler bulabilirim
Aramızdaki teknik arızaya iyi gelecek bu dübel
Tesisatçılar darbeden etkilenmemiş diyelim.
Niye şu sıralar sularla arası bozuk bir ben miyim?’

Onun şiirlerinde ses olarak kakofoni önemli. Ancak bu kakofonik ses rastlantısal, kendiliğinden biçimde ortaya çıkmıyor. Yani şairin bilinçli tercihleriyle oluşturduğu bir sestir bu ve önemlidir. Şair bize içinde bulunulan çağın, içinde yaşadığımız ortamın sesini, ezgisini şiirin atmosferi içinde sunmayı da amaçlamaktadır…

Marx’ın ‘nerede nasıl yaşıyorsak öyle düşünürüz’ sözünü çağrıştıran, nasıl bir ortamda yaşıyorsak öyle konuşuyoruz gerçekliğini sergilemeyi amaçladığı görülüyor. Ali Özgür Özkarcı’nın temsil ettiği biçimiyle antilirik şiirin dikkat çeken bir boyutu da şiirin siyasalla, güncelle, güncelin siyasal yönüyle de ilişkili olması. Buna eleştirelliğinin de katkısıyla farklı bir ton oluşturan protest tavrını da katıyor Özkarcı. Karşı çıktığı dünyaya seçenek olarak ütopyasını sunan şiirsel dil de böylesi bir sarmal içinde oluşuyor. Yani yıkıcı, yıkıyor, ama silerken silinen bir silgi değil. İşte “Pardon Seviyorum V (Müstesna Şablon)” başlıklı şiirin son dizeleri:

‘Sana al ışımak bile böle işte güzel.
Az önce konuyu epey değiştirdim.
Eldivenlerini hatırlarsın.’

Ali Özgür Özkarcı’nın şiir dili, yarattığı imgeler ve anlam alanları konvansiyonel olandan farklılaşan bir boyut kazanıyor. Onun şiirinde ironi eleştirel söylemine sağladığı katkıyla da dikkat çekiyor. “Bitik Ülke Son Atı”nın şair öznesi öfkeli olduğu kadar üzgün de diyebiliriz. Acı çekiyor. Ama bu demek değil ki acısının üstüne kapaklanmış kıvranıyor. Kendinde olan her şeyin başkalarında da olduğunu bilerek konuşuyor. O nedenle hayattan, dünyadan kaynaklanan hiçbir sorunu kişiselleştirmiyor. Bireysel olan toplumsaldır görüşünü paylaşıyor. Şu dizeler “Pardon, Seviyorum VI” başlıklı şiirden:

‘Değiştirelim: Kadınlar hep perşembe olur, erkekler cuma.
Çünkü hep bu Cuma’lardan boşanılır durmadan.

Oysa yoksa varsı öldür beni süstad.
Her modernin sonuna kazılı
Sana daha alışamam,
Biraz da böyle dursun karma şık.’

Özkarcı başımıza gelenlerden birlikte nasıl kurtulabiliriz sorusuna yanıt oluşturmak için şiirin olanaklarıyla dilde alan yaratmaya çalışan bir tutum sergiliyor. Deyim yerindeyse Özkarcı’nın poetikasındaki anlamıyla antilirik şiirin bütün yıkıcılığı yeni olana, başka olana, gerçekleşecek olana alan yaratmaya yönelik. Şair öznenin tek başına kendisi için, kendisi adına bir talebi yok. Söylüyor da bunu. Söyledikleri sözde kalmıyor. Hatta sözünün arkasında da kalmıyor, sözünü arkasına alıyor. Özkarcı şiirini düşünüyor, düşündüğü şiiri, bilinçli yazıyor. Ancak düşünce şiiri değil bilinç şiirleri onun yazdıkları. ‘Sıradışkı’ şiirinden şu bölümü okuyalım:

‘Ben şimdi koşacağım, tutarsın beni anlat.
Sıra dışkı ateşliyorum bir sensizliğin boşluğunu
Avazımı koyuyorum vestiyere alırsın
Kötü bir şey yazmadım, saçlarına yine bayıldım
Tamam, evde rehin tutulma bilgisini halk denmesi sıkıcı
Ya da bir ülke şöyle bölünür:
‘Sığınaktakiler’ ve ‘Dizi izleyenler’.
Bunu yutkundum işte. Anlatma beni.’

Şiir anlayışımızda, beğenimizde, günlük hayatın içerisindeki varoluşumuzda, değerlerimizde, düşüncelerimizde, duygu ve duyarlılıklarımızda bir köstebek olarak geziniyor. Konformizmimizin, uyuşmuşluğumuzun, yerleşmişliğimizin, durmuş oturmuşluğumuzun altını oyuyor. Nereye yerleştiğimizi, neyin üstünde oturduğumuzu bilelim istiyor. “Opus Minimum” başlıklı şiirden iki dize:
“Gittikçe daralan bir mercekten seni dikizlemek artık
Kaybetme korkusu diye geçiyor, bu daralma daralalım”

Gelenekten, birikimden önceki deneyimlerin mirasından tamamen kopmuş bir şiir söz konusu olamayacağına göre, onun şiirinin de yaslandığı bir geçmiş, devraldığı bir miras var. Şiiriyle geçmişin en yakın durduğu şairler bence başta Ece Ayhan, Metin Eloğlu, Can Yücel, ama galiba en çok Ergin Günçe…
Bu savımı örneklemek için Özkarcı’nın önceki kitaplarına ve eleştiri yazılarına da başvurabilirim, ama son kitabındaki şiirleri yeteri kadar kanıt sağlıyor. İşte “Sinir Ötesi” başlıklı şiirden dizeler:

‘Şimdi,
Ya Ten ya Har diyecek hazır bilgiselli şair-i muvazzaf
Kötülüğümden bir dua çıkarmak duvardaki örümcek.
Ağların örülmesi bu çağ altında kalınası bir gök delen.
Herkesin ağı, kendini kaplama sanatı bir taraf.’

Ali Özgür Özkarcı’nın şiirleri “kullanışlı şiirler” değil. Önceki kitaplarındakiler öyleydi. Son kitabındakiler de öyle… Bütün yorumlarımızı, yargılarımızı, kanaatlerimizi hedef alan şiirler bunlar. Ali Özgür Özkarcı da “kullanışlı şair” değil zaten. Bu özelliği ona mevcut koşullarda önemli orunlar vaat etmiyor belki, ama şiir tarihi içinde önemli bir gelecek vaat ediyor.

Özkarcı ‘Dikkat Köstebek Çıkabilir’ kitabındaki şiirlerde bize şehrin ezilmişlerini tanıtıyor, anlatıyordu. Son kitabında görüyoruz ki meğer aslında köstebek onun dili, biçimi, biçemiymiş. Daha önce kentin yoksullarını, ezilmişlerini duygularımıza, duyarlılık ve düşüncemize, düzenli yaşantımızın düzenine sokmuştu. Bu defa algılarımızı zorluyor. Günlük hayatın içerisindeki doğrularımızı, gerçeklik anlayışımızı, dahası etik tavrımızı hedef alıyor. Değişmeden değişemeyeceğimizi gösteriyor. ‘Köstebek’ şiirindeki şu dizelerde olduğu gibi:

‘duman yükseliyor,
bir yerde kendimi kundaklamış olmalıyım.’

Ali Özgür Özkarcı’yı bugünün şiiri içerisinde farklılaştıran, öne çıkmasını sağlayan birkaç nitelikten biri de onun şiirle dair sorunları kavrayışıyla ilgili yaklaşımı. Şiirini kendisinden önceki şiir birikimini tartışarak ve hesaplaşarak kurdu ve geliştirdi. Bana kalırsa hâlâ daha gelişmeye açık bir şiir yazıyor.

Şiirde gençlik için Behçet Necatigil, ‘Elilli yaşlara kadar sürer”’ diyor. ‘Bitik Ülke Son Atı’ siyasal, sosyal uyuşmuşluğun, kültürel uyuşmuşluğun, gündelik hayat içindeki varoluş halimizdeki uyuşmuşluğun karşısında çalınan kalk borusu gibi, ille de kan uykusunda olanlar için çalınan bir kalk borusu… Özkarcı’nın, hesaplaşmanın deneyiminden geçmiş olgunluktaki son kitabını oluşturan şiirler, sık sık toplumun üstüne serildiği söylenen ölü toprağının altına giren bir köstebek. Şiirde böyle bir köstebeğin varlığı sevinmemiz için iyi bir neden… Çünkü ‘Bitik Ülke Son Atı’ gelecek açısından şiir adına umutlanabileceğimiz bir kitap.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).