‘Mekân Feşmekân’ yahut Perec kullanma kılavuzu

Neden Georges Perec okumalıyız? Her iki gözle, yeni başlayanlar ve uzaktan okuyanlar için Perec'e yakından bir bakış...

Google Haberlere Abone ol

Çağlayan Çevik

Öncelikle Georges Perec ve onun imzasını taşıyan bir eserden söz edilecek bir yazıda, fazlasıyla kolaya kaçıp, onun bir eserinden ilhamla başlık kullanmak durumunda kaldığım için, özür dilemek zorundayım. Perec gibi, romanlardan toplu çapraz bulmacalara, denemelerden taşlamalara, şiirden sözcük oyunlarına çeşitlilik gösteren yapıtlara imza atmış, evirmeler, çevirmelerle dolu sözcük ‘oyunları’ yapan bir yazardan ve eserinden söz etmek için bu kadar kolaya kaçmak kadar ‘ayıp’ bir şey olamazdı sanırım. Haliyle en baştan kabahatimi kabul ederek yola çıkıyorum. Diğer taraftan sözünü edeceğim ‘Mekân Feşmekân’, Perec’in diğer kitaplarına kıyasla, onun bütün edebiyatına dair önemli ipuçları, dikkatler sunan bir prospektüs aslında. Yahut öyle okumanın mümkün olduğu bir kitap olduğu için ve Perec bize yıllar önce bu başlığı atabilmemizi sağlayacak imkanı verdiği için sözü uzatmadan bir Perec Kullanma Kılavuzu demekten başka çaremiz de yok aslında…

KRONOLOJİNİN YARATTIĞI SIÇRAMALAR 

Georges Perec’in ‘Mekân Feşmekân’ adlı ‘metninden’ söz etmeye başlamadan evvel, kitabın yazılış tarihi ve Türkçede yayımlanış tarihi gibi verilerden hareket edip, aradan geçen yılların sebep olduğu matematiksel durumdan bahsetmek boynumuzun borcu. Zira bu kronolojik akışın yarattığı endişe bütün berraklığıyla ortaya çıktığı zaman, elimizde nasıl bir ‘anahtar’ın bulunduğu daha net ortaya çıkacaktır… Haliyle birtakım kronolojik verileri sıralamak gerekiyor ki, hem Perec’i daha önce okumuş (belki hatmetmiş) hem de ilk defa okuyacak okurlar için ‘Mekân Feşmekân’ın nasıl bir merkezde yer aldığı anlaşılsın. Az zamanda şaşılacak derecede ihtişamlı bir külliyat ortaya çıkaran bir yazar Perec ve bu külliyatın önemli bir kısmı o öldükten sonra ancak yayımlanabilmiş kitaplardan oluşuyor. 46 yaşında hayata veda eden yazarın bugün ardında bıraktığı ‘yetkin’ eserler sadece kendi yazarlık hikâyesi veya mensubu olduğu Oulipo açısından değil, dünya edebiyatı açısından bile ‘sıradışı bir verim’e tekabül eder. Yıllar sonra ortaya çıkan metinleri (örneğin ‘Paralı Asker’) bir kenara, henüz Fransızca haricinde yayımlanmamış kitapları hiç de az değil…

‘Mekân Feşmekân’ 1974’te yayımlanmış bir kitap. Daha sonra yine ‘mekân’ üzerinden kuracağı diğer bütün metinlerine de (hemen bir çırpıda ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’, ‘Harikalar Odası’, ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’ gibi kitaplarını sayabiliriz) birer kaynak oluşturacak bir deneme-kurgu, yine okuru başından sonuna mutlu eden, doyuran bir Perec oyunu…

‘Lütfen İliştiriniz’ başlıklı ‘önsözümsü’de oynayacağı oyunun kurallarını da söyler Perec. “Mesele mekânı icat etmek değil, mekânı yeniden icat etmek hiç değil (çevremize kafa yoran çok sayıda insan var günümüzde…), mesele mekânı sorgulamak, daha yalın bir ifadeyle mekânı okumak; çünkü alışılagelmişlik adını verdiğimiz şey belirginlik değil, bulanıklıktır: Bir körlük biçimi, bir uyuşma hali.

Bu kitap –bir mekân kullanıcısının günlüğü- bu temel çıkarımlardan yola çıkılarak oluşturuldu.”

Bu ‘önsözümsü’ye sık sık geri döneceğimiz için, son cümlesinden başlamak istiyorum. Daha en baştan yalınkat bir ‘mekân üzerine denemeler bütünü’ okumayacağımızı söylüyor Perec. Bir ‘mekân kullanıcısının günlüğü’ diye belirtmesi tam da bunun içindir zaten. Zira daha sonraki kitaplarında defalarca farklı mekânlar üzerinde dönenip duracak yazar(ın günlüğü), söz konusu Mekân Feşmekân’da sözünü ettiği/edeceği mekânları kullanacağını/tüketeceğini açıkça söyler… Zaten bir yıl sonra, 1975’te eli artırır ve ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’ adlı denemesini kaleme alır. Az evvel ‘kronolojinin yarattığı sıçramalar’dan söz etmiştim. İşte bunun ilk örneği... Söz konusu ‘Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’ 1975’te kaleme alınsa da Perec öldükten sonra yayımlanır. Diğer taraftan Türkçede (Sel Yayıncılık etiketiyle 2010’da) ‘Mekân Feşmekân’dan daha önce yayımlanır. (Bu detay bilhassa Perec’i sadece Türkçe veya Fransızca dışında başka dillerde takip etmek durumunda kalan okurlar açısından kronolojik sıçrama sebebidir…)

Bu kitabında açıkça ‘bir mekânı tüketmeye’ oturmuştur. Perec 18-19-20 Ekim 1974 tarihinde yazdığını, tarih atarak belirttiği deneysel kitabına şu sözlerle başlar:

“Saint-Sulpice meydanında birçok şey vardır, örneğin; bir belediye binası; bir vergi dairesi; bir karakol; birinde sigara satılan üç kafe; bir sinema; yapımında Le Vau, Gittard, Oppenord, Servandoni ve Chalgrin’in çalıştığı, 624 ile 644 yılları arasında Bourges piskoposu olan, aziz günü 17 Ocak’ta kutlanan, Clotaire II dönemi rahibinin adını taşıyan bir kilise; bir kitapçı; bir cenaze levazımatçısı; bir turizm acentesi; bir otobüs durağı; bir terzi; bir otel; dört büyük Hıristiyan vaizin (Bossuet, Fenelon, Glechier ve Massillon) heykellerinin süslediği bir çeşme; bir gazete bayii; dini kitap ve eşyaların satıldığı bir dükkân; bir park yeri; bir güzellik enstitüsü ve başka birçok şey.”

Perec hız kesmeden devam eder: “Bunların tamamı olmasa da birçoğu daha önce betimlendi, liste halinde sıralandı, çoğunun fotoğrafı çekildi, çoğu anlatıldı ya da sayısal olarak kaydedildi. Benim aşağıdaki sayfalarda yapmak istediğim şey ise bu çalışmalarda yer almayan, o arkada kalmış gibi görünenleri betimlemek, genelde dikkatimizi çekmeyen, kendini fark ettirmeyen, önemsiz nitelenenleri listelemek; zaman, insan, arabalar ve bulutlar dışında hiçbir şeyin hareket etmediği anlarda yaşananları anlatmak.” Neredeyse bir imkansızdan söz eder Perec. İmkânsız değilse bile ancak bir Oulipocu yazarın üstesinden gelebileceği büyük bir ‘meydan okumadır’ bu. Daha doğrusu yeni bir oyuna oturmaktır… Bundan sonrası ise tam bir şölen oluyor haliyle. Paris’in kilisesi ve çeşmesiyle ünlü Saint-Sulpice Meydanı’nın (tasvirde ve üsluplu yazmada kimsenin eline su dökemeyeceği yazarların bile yazmakta zorlanacağı biçimde), hiçbir olağanüstü durumun yaşanmadığı, kayda değer hiçbir şeyin olmadığı üç gününü anlatır bize. Kendisinin de söylediği üzere, sıradan hayatın bile aslında nasıl farklı okunabileceğini gösterir.

1cgdozel Perec, ‘Mekân Feşmekân’da gerçekleştirdiği mekân okumasını bir adım ilerleterek çeşmesi ve kilisesiyle ünlü Saint Sulpice meydanını tüketmeyi dener. Oulipocu bir ‘meydan okuma’dır bu!

Başta içime dert olan kronolojik sıçramaya geri dönüyorum. Perec’i Türkçe üzerinden takip etmek durumunda kalan okurlar, tarihsel olarak daha önce yazılmış bir kitabı daha sonra okuyacakları için bu dikkatin gözden kaçmasına gönül razı değil… Perec, ‘Mekân Feşmekân’da soyunmuştur mekânı tüketmeye… Öyle ki kitapta yapmaya soyunduğu ve yaptığı şey ileride yapacaklarının teminatıdır ve açıkça daha sonra kaleme alacağı, yine onu başka dilde okuyacak okurların tarihsel olarak ‘Mekân Feşmekân’dan önce okuyacağı kitaplarında yapacağı ‘numaraları’ bu kitabında ilan eder… Yani, Ayberk Erkay’ın çevirdiği ve Türkçede ilk defa yayımlanan bu Perec metni, aslında daha önce Türkçede okuduğumuz metinlerinden önce kaleme alınmış bir kitaptır ve Perec’in Oulipo özelinde veya genel edebiyat tarihi içindeki ‘ileri doğru hamle’sini bütün netliğiyle ortaya koyar.

Perec, ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’, ‘Harikalar Odası’, ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’ hatta ‘Uyuyan Adam’da ve diğer başka kitaplarındaki temel çıkış noktasını, bir ‘yazar olarak’ mekânı kullanma (yazma, anlatma, kurguya/metne dahil etme) biçimini tüm çıplaklığıyla ‘Mekân Feşmekân’da gözler önüne serer…

'MESELE MEKÂNI İCAT ETMEK DEĞİL' YEĞEN!

Yukarıda Perec’in ‘Lütfen İliştiriniz’ başlıklı önsözümsü yazısını okurken Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı Ramiz Dayı sesinden ilhamla atılmış, ara-başlık size ‘sıkıcı’ bir kötü şaka gibi gelebilir. Gelmesin. Çünkü, biraz dikkatli okuduğumuzda Perec’in neredeyse aynı tonda devam ettiğini görürüz: “mesele mekânı sorgulamak, daha yalın bir ifadeyle mekânı okumak”.

Perec oyunun bir mekân sorgulaması, mekân okuması olduğunu açıkça söylüyor oyun arkadaşlarına. Okuruna, bize… Tabii ki Oulipocu Perec’e yakışacak biçimde, bütün hinoğluhinliğiyle… Çünkü daha bu önsözümsüden önce bize bir şey gösterir Perec. Sayfanın orta yerinde bir ‘resim’. Boş bir kare… Altında resmin künyesi var: “Okyanus Haritası”. Eser kaynağı ise Lewis Carroll’dan… Perec’in ne yapmak istediğini bilen okur buna hazırlıklıdır. İlk defa onunla bir araya gelen okur içinse yanaktan bir makas alma…

2Ç .

Perec boş bir karede sergilediği Okyanus Haritası’yla, o okyanusun ‘sayfa’daki/metindeki halini gösteriyor! Meselenin mekân icat etmek olmadığını söyleyen Perec, bunu dört çizgiyle hallediveriyor aslında… Hem de önsözünden bile önce! Hemen akabinde, uzun bir MEK N listesi… Basitçe, 52 tane ‘icat edilmiş’ mekânı sıralıyor ve çıkıyor işin içinden Perec… Yakamıza iliştirdiği, kulağımıza fısıldadığı önsözümsüde bunlarla uğraşmayacağını söyleyiveriyor. Tıpkı Ramiz Dayı gibi kısa birkaç cümleyle okuru, oyun arkadaşını aksiyonun/oyunun içine katıveriyor.

Artık metne girdiğimizde görüyoruz; ‘SAYFA’ başlığının hemen altında Michaux’dan bir alıntı: “Kendimi kat etmek için yazıyorum”. Şayet Perec’ten, Oulipo’nun güleç yüzlü oyunbazından söz ediyorsak, vardır bir sebebi (demeliyiz). Sonra daha önce okuduğumuz diğer Perec metinlerinden hareketle, kitaplarının hemen hepsinin belli bir otobiyografik damga taşıdıklarını hatırlıyoruz. Dolayısıyla ‘yalınkat bir deneme’ olmadığını bildiğimiz metinde bize her hamlesinde işaretler çaktığını kulağımıza küpe ediyoruz. Burada da başından sonuna, yazar Perec kendini kat etmek için mekânı tüketerek yazıyor… ‘Mekân Feşmekân’da tepeden tırnağa mekânı ‘okuyacağını’ söyleyen Perec, doğal olarak söze ‘Sayfa’dan yani, yazının mekânından giriyor.

Yazar Perec’in okuduğu mekân, doğal olarak yazdığı sayfadan başlayacaktır. Daha ilk avazda “Yazıyorum…” der Perec. Bunu tekrar tekrar söyler ve açıklar: “Bir sayfanın üzerinde sözcüklerin izini sürüyorum.” Yakamıza iliştirdiği, kulağımıza fısıldadığı meselesini açıklamaya başlıyor. Yukarıda metnin ‘deneme’liğinin içinde ‘günlük’ bulunduğunu belirtmiştik. Gündelik hayatında içinde bulunduğu cümle mekân üzerine düşünen Perec, yazar olarak da çok kere farklı biçimde mekân etrafında dönenir. Yazmanın tanımını yaptıktan sonra neredeyse kurgusal biçimde ‘aksiyon’un içine sokar bizi. Çünkü ‘SAYFA’ üzerinden başladığı/mız mekânı sorgulama, evrene kadar uzanıyor. Öyle kimileri gibi sözü uzatıp mağaralardan söze girmiyor. İnsanlık hikâyesi yazmaya kalkışmıyor. Net biçimde, yazının mekânından başlıyor oyuna. Yazar Perec’in mekânı okumasını okuyacağımızı söyleyen yazar, sonuna kadar buna bağlı kalarak hareket ediyor…

OULİPOCU BİR 'MEKÂNIN POETİKASI'

“Yaşamlarımızın mekânı ne devamlı, ne sonsuz, ne türdeş, ne de eşyönlü. Peki tam olarak biliyor muyuz nerede kırıldığını, nerede büküldüğünü, nerede bağını kopardığını ve nerede bütünleştiğini?”

Perec, ‘Lütfen İliştiriniz’ başlıklı yazısına böyle başlıyor… Daha sonra kaleme alacağı metinlerde, örneğin ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’nda okurunu bir apartmana buyur ettiği metninde, ağır ağır çıkarken merdivenleri şöyle söyler “Evet, burada, böyle başlayacaktı. Biraz ağır ve yavaş bir biçimde herkese ait olan ve hiç kimseye ait olmayan, insanların neredeyse birbirini hiç görmeden karşılaştıkları bu renksiz. Tatsız tuzsuz yerde, bina yaşamının uzak ve düzenli biçimde yansıdığı yerde başlayacaktı.” Perec kalabalık kadrolu romanında, yaşamlarımızın mekânını, örneğin bir apartmanı en karanlık köşesine, bütün apartman sakinlerinin mahzenlerine, hatta tesisat borularına kadar anlatacak ve mekânla olan bağın nerede kopup nerede kırıldığını Oulipo’nun başyapıtlarından biriyle sorgulayacaktır. Yukarıda giriş bölümünü aynen alıntıladığım ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’nde de bir meydanı moleküllerine kadar çözümleyecektir…Benzer biçimde ‘Harikalar Odası’nda bir odayı kuruluş hikâyesi ve içindeki tüm tablolarla beraber aktaracaktır…

resim11 "Harikalar Odası" diye anılan tablolar öteden beri büyülemiştir beni. Kendi içinde bir müze olan, imge olan, bir dizi tablonun temsilini veren bir tablo düşünün; dahası, zaman zaman bu tabloların içinde bir dizi tablonun vb. temsil edildiği bir tablo daha oluyordu, birbirini izleyen tüm tub "tablo içinde tablo"lardan çok hoşlanıyordum. (Georges Perec)

Mekânı temel unsur olarak aldığı tüm metinlerinde poetik arka planını asla ihmal etmemiş bir yazar Perec. Haliyle ‘Mekân Feşmekân’da da ‘SAYFA’ üzerinden tüm evrene sıçrarken sıralamasını ona göre gerçekleştiriyor. Metnin poetikası gereği, Perec ‘Yatak’la devam eder. Çünkü yazar Perec’in ‘meselesi’ bir yazarın mekânla olan ilişkisini aktarabilmektir. Haliyle okur olarak Proust’a nasıl baktığını ifşa ederek girer söze. İkinci mekânı irdeleyeceği bölümün alıntısı da yine kayıp zamanın peşindeki yazardan gelir: “uzun zaman yazıda yattım”. Perec de tavanlara bakarak yazmanın nasıl olabileceğini deniyor burada. Daha sonraki bölümlerde yataktan odaya, odadan daireye, daireden apartmana, apartmandan sokağa, sokaktan mahalleye, mahalleden şehre, şehirden şehir dışına/sayfiyeye, sayfiyeden ülkeye, ülkeden dünyaya, dünyadan evrene kadar sıçrıyor… Bu sırada, kaldığı otel odalarından, taşındığı evlerden, komşularından, aklına takılan konulardan söz ediyor…

resim22 .

Apartmandayken okura müjdesini verir. “Roman projesi” diyerek söze girdiği bölümde, “Yaşam Kullanma Kılavuzu adını taşıyacak olan bu roman, bu vesileyle örtüsü kaldırılan odaları ve bu odalarda yapılmakta olan faaliyetleri, şu an için ayrıntılarına girmeyi lüzumlu bulmadığım fakat kabaca ifade etmekten kendimi alamayacağım biçimde prosedürlere göre tasvir etmekten öteye geçmeyecek”. Yazar Perec, mekânı tüketmek üzere oturduğu mekân okumasında, kendisini de tüketmenin yollarını dener aslında.

OYUNA EŞLİK ETMEK

“Merdivenlere kimse kafa yormuyor artık.” ‘Mekân Feşmekân’da bu serzenişte bulunan yazar, Yaşam Kullanma Kılavuzu’nda bu kafa yormanın hakkını verecek ve koca romana ağır ağır buradan girecektir… Oulipocu bir mekanın poetikasını aktaran Perec’in tam olarak ne ve bunu nasıl yaptığını anlatmanın en kolay yolu; Google Earth’ın çalışma sistemi… Kronolojik sıçrama belki de ilk defa işimizi kolaylaştırıyor burada… İzah edeyim: Google Earth’ü bir kere olsun denediyseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Yerkürenin üzerine uydu görüntülerinin yansıtıldığı üç boyutlu bir model olarak tanımlanabilecek programda; dünyayı bağlı bulunduğu ‘galaksi’de bir mavi küre olarak görürüz ilk önce. Programda daha önce işaretlediğimiz bir noktaya veya bakmak istediğimiz yeni bir adresi yazdığımız anda bir ekran aracılığıyla olsa da (Perec görseydi, nasıl mekânı okurken söze sayfadan giriyorsa, Google Earth’ü anlatacağı vakit, önce ekrandan söze girerdi muhakkak) uzaydan sokağa bir dalış simülasyonu gerçekleştirmemizi sağlar Google Earth.

Ki bu satırların yazarı olarak, Perec’in defalarca adını andığım ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’nde ‘tükettiği’ Saint Sulpice Meydanı’na böyle bir dalışı birkaç kere yapmıştım… Perec tıpkı Google Earth’ün yaptığı gibi, Paris’in çeşmesi ve kilisesiyle ünlü meydanının adresini verip, okuru bir başka noktadan oraya, oranın üç gününe getiriyordu. ‘Mekân Feşmekân’da ise bu dalışı tersine gerçekleştiriyor Perec. Masasının başında yazı yazan bir yazarın ‘SAYFA’sından evrene ışınlıyor… Yani; daha önce icat edilmiş 52 mekânı sıraladığı listenin son başlığını sergiliyor. ‘Mekânda Yolculuk’a çıkarıyor bizi…

11 .

“Sokak” başlıklı bölümün beşinci kısmında ‘Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi’nin müjdesini şöyle verir Perec; “1969 yılında Paris’te 12 yer belirledim (sokaklar, meydanlar, kavşaklar, bir pasaj), bunlar ya içlerinde yaşamış olduğum ya da bende özel hatırası olan yerlerdi.

Niyetim her ay bu yerlerden ikisini tasvir etmekti. Bir tasviri bizzat o yerde bulunarak ve mümkün olabildiğince tarafsız bir gözle yapmaya karar vermiştim: Bir kafede oturup ya da sokakta yürüyerek…” Mekânın poetikasını Oulipocu bir biçimde kaleme aldığını her fırsatta ortaya koyuyor Perec. Kartlarını açık oynayan, asla blöf yapmayan, okuruna oyun oynamaktan değil okuruyla birlikte oynamaktan yana bir yazar... Dikkatli okurun aklına en başından itibaren Gaston Bachelard düşecektir aslında. ‘Uzamın Poetikası’ adlı eserinde Bachelard; yazarlar, filozoflar, felsefe ve edebiyat açısından, psikanaliz açısından, sosyolojik açıdan ve fenomenolojik olarak mekânın ne anlamlara geldiğini anlatıp birçok “icat edilmiş” mekânı çözümlediği gibi yeni mekânlar “icat” etmiştir.

Perec, Bachelard’ın ne yaptığının farkında olarak kendi poetikasını aktarıyor. Her bölümde daha önce icat edilmiş mekânları kendi meşrebince anlatıyor. Sokağı bildiğimiz yaygın anlamının dışına çıkarıp bir ‘kurgunun’ parçası yapıyor. Daireyi anlatırken gözümüzün önünde yeni bir sahne kuruyor. “Bir mekân kullanıcısının günlüğü” demişti Perec. Basit bir günlük değildir bu… Söze sayfadan girip evrenden çıkacak bir yazarın mekânı nasıl okuduğunun günlüğü bu. Şayet bunu bir kurmaca olarak okuyacak olursak (ki bunu asla göz ardı etmemeliyiz), işlediği tüm mekânları sonuna kadar kullanan yazar Georges Perec’in günlüğünü okuduğumuzu söylüyor. ‘Uyuduğu yerler’in envanterini çıkardığını itiraf eden, eski komşularını hatırlayan, ileride ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’ adlı bir roman yazacağını söyleyen, 1969 yılında Paris’ten 12 mekân işaretlediğini söyleyen bir yazarın günlüğü… Kendisini bir mekân kullanıcısı olarak tanımlayan Perec, bu sözünü daha sonra kaleme alacağı Uyuyan Adam, Yaşam Kullanma Kılavuzu, Harikalar Odası, Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi, Karanlık Dükkan ve diğer başka eserlerinde de bir hatta birkaç adım ileri götürerek gerçekleştirir…

Sözün başında ‘Mekân Feşmekân’ın basitçe bir Perec Kullanma Kılavuzu olduğunu belirtmiştim. Bu sadece kitabın ihtiva ettiği bölümler açısından değil, ihtiva etmediği bölümler açısından da böyle… Eh, oyuna eşlik etmek derken sadece Google Earth’ten söz edip bırakmak olmazdı ne de olsa. Perec, SAYFA’dan evrene doğru her mekânda şenlikli bir yolculuğa çıkarırken bizi, birçok yerde gezdirir. Tam anlamıyla kalabalık yazarıdır Perec. Harikalar Odası örneğin, görüp görebileceğimiz en kalabalık odalardan birinin tasviridir. Yaşam Kullanma Kılavuzu ve diğer kitapları ha keza… Mekân Feşmekân’da da daireden, sokaktan, sayfiyeden, hatta yatak odasından bile söz ederken coşku içindedir. Karanlık Dükkan’da da göreceğimiz üzere kimi zaman ‘erotik’ unsurları bile ihmal etmez… Fakat ‘mahzen’/‘bodrum’ yoktur Perec’te… O karanlık, klostrofobik mekân nedense yer almaz Perec’te.

Gaston Bachelard ‘Uzamın Poetikası’nda şöyle söyler (s. 55) “Ne var ki, mahzen öncelikle, evin karanlık varlığıdır. Yeraltı güçlerinden pay alan varlıktır. Mahzeni düşlediğimizde derinliklerin usdışılığıyla uzlaşırız.” Birkaç sayfa sonra devam eder (S.57) Bachelard: “Mahzende düş kuran kişi, mahzen duvarlarının toprağın altında olduğunu, bu duvarların tek yüzü olduğunu, bu duvarların ardında tümüyle toprak bulunduğunu bilmektedir. Ve de dram artar, korku abartılır. (…) Mahzen bu durumda, toprağa gömülmüş deliliktir, çevresine duvar örülmüş dramlardır. Cinayet işlenen mahzen hikâyeleri bellekte silinmez izler, vurgulamaktan hoşlanmadığımız izler bırakır.”

perec736

Perec’teki mahzen/bodrum eksikliğini yine ‘otobiyografik’ unsurlarla açıklamak mümkün elbette. Öyle ya II. Dünya Savaşı’nda babasını cephede, annesini ise Auschwitz’te kaybetmiş bir yazarın böyle bir mekânı es geçmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ancak, dikkatli okurlar bu cümlenin hemen akabinde ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’nda beş ayrı ‘Mahzen’ bölümü ve iki ayrı ‘Asansör’ bölümünün olduğunu hatırlayacaktır. Aynı dikkatli okurlar, söz konusu romanda yer alan ‘Mahzenler’in apartman sakinlerinin yine en az bir oda gibi düzen içinde oluşturdukları, eşya ‘kalabalığı’yla birlikte anlatılan, klostrofobik kimliğinden uzak yerler olduğunu da hatırlayacaktır. Perec ‘Mahzen’leri hızlıca kahramanın kimliğini ortaya koyan ‘arşiv’ odası gibi aktarır. Aynı romanın ‘Yetmişdördüncü bölüm’ünde anlatılan ‘Asansör Tertibatı 2’, söz konusu ‘karanlık’ ve ‘klostrofobik’ mekâna en yakın yerdir. Bir apartmanı temelinden çatısına kadar tüketmeye girişen Perec çaresiz biçimde burayı anlatacak ve adeta eteğindeki taşları dökecektir: “..ve en aşağıda isli duvarlarıyla bir mağaralar dünyası.

Bir çirkef ve batak dünyası, hayvan iskeletleriyle sürünen gözsüz canlılarıyla ve kuş, domuz, balık vücutlu şeytansı ucubeleriyle, kurumuş kadavraları, bir canlı gibi donmuş kalmış sarı benizli iskeletleriyle ve aptallaşmış, siyah deri önlükler takmış. Metal bir çerçeveye yerleştirilmiş mavi bir camla korunmuş tek gözleriyle, tunç kitleleriyle kıvılcım saçan kalkanları döven Kyklopeslerle dolu demirci dükkanlarıyla bir larvalar ve hayvanlar dünyası.”

Bunun haricinde ‘mahzen’in en sık kullanıldığı eseri, Perec öldükten yıllar sonra bulunan ve yayımlanan –kaderin cilvesine bakın ki ilk romanı- ‘Paralı Asker’dir. Romanın kahramanı Gaspard Winckler, “On iki yıl. On iki çarpı üç yüz altmış beş gün. Mahzenlere, çatı katlarına, çelik kaplanmış odalara ıssız atölyelere, terk edilmiş evlere, hangarlara, inlere, bomboş taşocağı dehlizlerine kapanarak yüz yirmi, yüz otuz tabloyu tek başına hazırlamış, düşünmüş, kotarmış, bitirmiş” bir eser kopyacısıdır ve hayatının büyük kısmı ‘mahzen’de geçmiştir. Onun ‘mahzen’ duvarlarının dışına çıkışı özgürlüğünü ele geçirmesidir… Tüm bu yönleriyle ‘mahzen’ ‘Mekân Feşmekân’da yer almayarak bile kitabın o kilit konumunu bir kere daha ortaya koyar… Perec’in biyografisindeki ‘karanlık’ bölümler, anlatılmayan ‘mahzen’lerle kendini gösterir. Kaldı ki ‘Mekân Feşmekân’da anlatılmayan, diğer birkaç eserinde (o bütün külliyat düşünüldüğünde) birkaç sayfadan ibaret olan ‘mahzen’i ‘okumak’ istememiştir Perec…

PEREC'İ TÜKETME DENEMESİ

0001698096001-1 Georges Perec, Mekan Feşmekan, Everest Yayınları, 2017.

Suya atılmış bir taşın yarattığı gittikçe genişleyen dalga halkalar gibi Perec de boş bir sayfadan başlayıp yatak, oda, daire, apartman, sokak, mahalle, şehir, sayfiye, ülke, dünya ve uzay sıralamasını izleyerek (mahzen hariç) bir mekân kullanıcısının günlüğünde, yazıdaki mekânı, yazar Georges Perec’in yazısındaki mekânı her yönüyle tüketir kitabında. ‘SAYFA’ bölümünde “Bir sayfanın üzerinde sözcüklerin izini sürüyorum” diyen Perec, kitabın sonunda sözü şöyle bağlıyor: “Yazmak: özenle bir şeyleri saklamaya, bir şeyleri idame ettirmeye çalışmak: Giderek oyulan boşluktan birkaç kıymık koparıp almak, bir yerlere bir çizik, bir iz. Bir im ya da birkaç işaret bırakmak.” Perec, kitabı boyunca mekânı “parmakların arasından kayıp giden kum gibi” eritir. Diğer kitabından anımsayacağımız üzere ‘tüketir’.

Kitabın sonunda karşımıza çıkan Cem İleri imzalı ‘sonsöz’ ise (yine kolaya kaçıp Perec’ten ilham alarak) adeta bir Georges Perec’i Tüketme Denemesi gibi okunmalı... İleri, toplam 150 sayfalık kitaba yaklaşık 100 sayfalık sonsöz yazarak ‘Mekân Feşmekân’ın nasıl ‘kilit’ bir noktada durduğunu izah ediyor, tıpkı Perec’in yaptığı gibi genişleyen halkalar halinde Perec’in ‘Mekân Feşmekân’ından hareket ederek onun bütün bir edebiyat çizgisini ve bu çizgi içinde yapmak istediklerini didik didik ediyor sonsözde.

Yazının başında belirttiğim; Perec’i daha önce okuyanlar (belki hatmedenler) veya ilk defa Perec okuyacaklar için hem ‘Mekân Feşmekân’ın konumunu belirliyor hem de Perec’in ne mene bir oyunbaz olduğunu ve diğer bütün eserlerinde nasıl hamleler yaptığını, oyun arkadaşlarıyla (okurlarıyla) nasıl birlikte yol aldığını ve kurduğu her oyunda nasıl bir ‘harikalar diyarı’ yarattığını ortaya koyuyor. Cem İleri sadece ‘Mekân Feşmekân’ üzerine değil, Perec’in diğer metinleri üzerine de çok şey söylüyor. Perec’i bütün eserleriyle aktarmayı, ‘tüketmeyi’ deniyor. Bunu ustalıklı biçimde beceriyor da…

Bu haliyle kitap bütün bir Perec külliyatı içinde bambaşka bir yerde durmayı hak ediyor. Zira bugüne kadar görmediğimiz, gözden kaçırdığımız bütün köşe bucaklarını, kapalı çekmecelerini açığa çıkarıyor. Uzun lafın kısası, tam da başlıkta söylediğimiz üzere ‘Perec Kullanma Kılavuzu’na evriliyor. Perec okurlarına duyurulur.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR