Le Guin’le Başlama Yeri’nin kıyısında

Başlama Yeri Le Guin’in popüler kitaplarından biri olmayabilir. Ancak, Le Guin külliyatında yazarı anlamak için önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Google Haberlere Abone ol

Hıdır Eligüzel  [email protected]

Ütopya’nın 500. Yılında Türkçe okur için son sevindirici haber 21.yüzyıl kahramanlarından Ursula Le Guin’den geldi. Türkiyeli okurları Le Guin’in 87. Türkçeye Can Eryümlü tarafından Başlama Yeri (The Beginning Palace) olarak çevrilen kitabın yeni basımıyla kutladı.

Ursula Le Guin, 21 Ekim 1929’da ABD’nin Kaliforniya’da dünyaya geldi. Antropolog babasının etkisiyle dokuz yaşında Kızılderili efsanelerinden yararlanarak ilk öyküsünü yazdı. Üniversitede Rönesans edebiyatı üzerine uzmanlık kazanan Le Guin, bilim kurgu üzerine gerçekleştirdiği atölyeleri çeşitli üniversitelerde sürdürme imkânı buldu. Bu atölyelerde geleneksel edebiyat tekniklerini bilim kurgu ögeleriyle bir araya getirip hacimsel ve derinlikli alternatif toplum önerileri ortaya koydu. Yazdığı kitaplarla More’un beş yüzyıl öncesinde edebiyata kazandırdığı tahrik edici siyasal ufku, 21.yüzyıl için güncelledi.

baslama

Le Guin, ütopya yazınının krize girdiği bir dönemde krizin aşılmasına oldukça büyük bir pay üstlendi. Ütopya yazını 20.yüzyılın başında distopya romanlarının hakimiyeti altında oldukça ‘kötümser’ bir gelecek imgesine sahipti. More ve sonrasında ortaya konan ütopyalar farklı coğrafyalarda farklı kahramanlar ile modern çağın değerleriyle kurgulandı. Eşitliğin ve kardeşliğin içselleştirildiği, kişisel mülkiyetin olmadığı ve daha önemlisi insanın yaratıcı nitelikleriyle evreni daha iyi kılacağına olan inanç tüm ütopyalarda farklı bağlamlarda işlendi. Yazarlar kendi hayali evrenleri içinde tüm ayrımları askıya alırken bütünselci kavrayış ile tüm yaşama yedirilmiş toplum fikri iç içe geçirilmişti.

Le Guin bu fikrin Rösesans bağlantısına oldukça hâkimdir. Üniversitede uzmanlaştığı alan olan Rönesans edebiyatı aynı zamanda ütopyaların yazılmasına olanak veren birikimin kendisidir. Ütopya modernitenin doğuşuyla odakta olan insanın kendi kurduğu mekânda mutlu olma arzusunu ve hırsını anlatır. Mutlu olmak için yaşamı mükemmel düzene oturtma kaygısı ütopyayı eşzamanlı olarak kapalı bir bütünlüğe ve özdeşliğe dönüştürme tehlikesini taşır.

İKİ SAVAŞIN YIKIMLARI

Ütopyanın taşıdığı değerler modernitenin değerleri olarak 16. yüzyıldan itibaren insanlığın dünyaya bakışını ve hareket etme biçimini derinden etkilemiştir. 20.yüzyıla gelindiğinde, insanlık elde ettiği büyük birikimine, yarattığı mekanik araçlara ve düşünsel üretimlerine karşın iki büyük savaşın yıkımlarından kurtulamamıştır. Doğa üzerindeki ayrıca da insanların birbiri üzerindeki sömürüsü yaygınlaşıp derinleşmiştir. Modernleşmenin hümanist kavrayışı, bireylerin tam bir gözetim altında olduğu ve tektip insan profilinin normalleştirildiği toplumsal kabule dönüşmüştür.Bu bakımdan ütopyanın en güçlü olduğu eleştirel akıl, mekanize ve rasyonel bir yaşamın kurulmasına önayak olmuştur. Zamyatin Biz’i, George Orwell 1984’ü ve Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya’yı bu tarihsel kötücül arkaplanda yazmıştır.

TOPLUMSAL GÜDÜLERİN KEŞFİ

Le Guin’in yeniliği ütopya yazınının sadece ütopya distopya ikiliğinden kurtararak onu zenginleştiren ikircikli ütopya fikrinde ve üslubunda görülmelidir. Le Guin’in ikircikli dünyası tüm çalışmalarında görülebilecek bir öğe olmasıyla sadece kişisel edebi üslubu olmasının ötesinde ütopyanın 20. yüzyılın son çeyreğindeki tarifini biçimlendirmiştir. Le Guin’in ikircikli ütopyası, ütopyacı düşüncenin sınırları, gücü, etik ve politik açıdan olumlu ve olumsuz sonuçları hakkında bir farkındalık halini temsil etmektedir. Bu bakımdan ütopya yazınına ilişkin özdüşünümsel bir eylemdir. Le Guin alternatif topluma ilişkin betimlemelerinde kurumsal ve kişisel olarak sadece olumlu durumlar üzerine yoğunlaşmaktan kaçınıp mevcut sıkıntılara karşın ütopyanın kurulacağı kişisel ve toplumsal güdülerin keşfine çıkmaktadır.

Ütopya yazınının klasikleşmiş öğelerini edebiyat teknikleriyle işleyerek okuyucuyu bir yandan derinleşen felsefi, siyasi, etik, ekonomik vb. tartışmaların içine atarken ayrıca onları bu ağır ve büyük tartışmaları kendilerinden başlayarak kurmalarını önermektedir. Böylece mükemmel ütopya kavrayışının aksine mükemmelleşmek için çaba sarf edilen bir bir ütopya ile karşı karşıya kalırız. Yeni baskısıyla karşımızda olan Başlama Yeri Le Guin’in popüler kitaplarından biri olmayabilir. Ancak, Le Guin külliyatında yazarı anlamak için önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Kitap, Le Guin’in doğaya verdiği değeri yansıtırcasına kent-kır mekânları üzerinden romanın kahramanları olan Hugh ve Irene’nin dönüşümlerini uzun ve kişisel hesaplaşmaların eşlik ettiği yolculuklarına eğilmektedir. Aşk teması kişisel yolculuklarda önemli bir duygu olarak belirmektedir. Hugh ve Irene’nin aşık olma öyküsü aynı anda hayal gücünün ve tutkunun dönüşümünü de anlamaktadır.

'DENGE'NİN YANSIMASI

Le Guin’in doğa vurgusu, çalışmalarında sıkça bahsettiği Taoizm ve Zen felsefelerinin yansıması olarak okunabilir. Doğanın kendi ekosistemi içinde dayanışmacı, bütünselci, kolektivist temalarını kendi kurgusal dünyasına da taşımaktadır. Taoizmin ve Zen felsefesinin odak kavramı olan denge, Le Guin’in eleştirel tutumunda da yansımasını bulmaktadır. Ütopyayı ve distopyanın ayırıcı tartışmasına karşın, ikisinin açımlayıcı yanlarını bir arada tutmaya çalışmaktadır. Ütopya ve distopyada öteki olan, hikayelerde her zaman ikincil bir durumda ve yüzeysel anlatılırken, Başlama Yeri’nde kent ve kır karşılıklı olarak öykünün merkezinde bulunmaktadır. Böylece düzen ve kaos gibi paradoksal simgelerin birlikte kullanımına denk gelmek mümkündür.

yenicikanlar YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Bu bağlamda bilim kurgu ve fantezi edebiyatta yoğun olarak görülen gerçeklikten kaçmanın sığınağı olmayı değil aksine gerçeklerle yüzleşmeyi önermektedir Le Guin. Çünkü tüm olasılıklarına karşın, Başlama Yeri gerçekliğin kıyısındadır. Romanda –siz de okuyunca göreceksiniz- alternatif yaşam çok yakın bir yerde durmaktadır. Le Guin’in kitapta dediği gibi bazı anlarda ‘yönü belirleyebileceğimiz ne bir güneş ne de yıldızlar’ olur. İşte o zaman kendimizle kalırız ve bir yol yaratmanın çabasıyla çevremizi görmeye başlarız. Romanda geçiş kapısının yolunun zaman zaman kayboluyor olmasını burada anımsamakta fayda var. Korkularımızla yüzleşmekten, korkularımızın aklımızın katili olmasını engellemek için Başlama Yeri iyi fırsat olacaktır. Yolumuzu kaybolmadan bulamayacağımız ortada.