Devlet mekanizması nasıl işler?

P. Bourdieu’nün “Devlet Üzerine”si, en temelde devletin kuramsal ve pratik varlığı ile devlet-tahakküm arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Güney Çeğin*

Fransız sosyolog P. Bourdieu’nün 1989-1992 yılları arasında College de France’da verdiği devlet hakkında verdiği dersler, 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından “Devlet Üzerine” adıyla basıldı.** Sadece Bourdieu takipçilerini değil, devlet teorileriyle hemhal olanları da cezbeden bu çalışma en temelde devletin kuramsal ve pratik varlığı ile devlet-tahakküm arasındaki ilişkinin özgül veçhelerine odaklanmakta. Kâh sosyoloji kuramlarının ardyöresindeki tartışmaları gündeme getiren kâh empirik sınamalarda devletin açık ya da örtük mevcudiyetini ifşaya girişen eserin belki de en merkezi sorunsalı bugüne kadar devlet teorilerinde ihmal edilmiş iki noktayı öne çıkarması: devleti bayağılaştırmadan kurtarma/fevkaladeleştirme (débanalisastion) ve kurumların oluşumu (genèse). Başka bir ifadeyle devlet adı verilen nesneyi tarihselleştirmek, bunun da ötesinde onu salt maddi boyutlarıyla değil simgesel düzlemiyle incelemek. Bourdieu bu nirengi noktasından hareketle argümantasyonunu şu üç soru etrafında biçimlendirir:2177 DEVLETUZERINE.indd

1. Devlet nasıl kavramsallaştırılmalıdır?

2. Modern devletler kadim devletlere kıyasla niçin bu denli istikrarlıdır?

3. Devlet nereden gelmiştir?

Şimdi bu sorular ışığında söz konusu eseri etüt edelim…

‘ORGANİK DAYANIŞMA BİÇİMİ’

Bourdieu’ye göre her şeyden evvel devlet, “iktidar alanının bir bölümü” olarak telakki edilmeli. Çünkü Bourdieu nazarında sosyal alan, kültürel kaynakları elinde bulunduranlarla ekonomik ve siyasal güç sahipleri arasındaki karşıtlıktan oluşmakta. İktidar alanındaki bu iki konumun temsilcileri arasındaki çatışma ve karşıtlıklar, bir bütün olarak, iktidar alanını meşrulaştırmaya ve böylece de hükmedenler ile hükmedilenler arasında bir tür bağlılık oluşturmaya hizmet eder. State Nobility (Devlet Soyluluğu) başlıklı eserinde bunun hükmedenler arasında bir tür “organik dayanışma” oluşturduğuna da değinen Bourdieu, devletin, “okul sistemi” temelinde, iktidarını nasıl yeniden ürettiğini sorunsalının merkezine yerleştirir. Böylece “meşru fiziksel ve sembolik şiddetin tekeline” sahip devlet, iktidar alanında farklı sermaye tiplerine sahip temsilcilerin birbirini karşılıklı olarak tanımasını garanti eden şeye tahvil edilir. Yani son tahlilde devlet sembolik gücün, yani gücün gerçek keyfiliğinin yanlış tanınmasını tedricen aşılama gücüne sahip bir mekanizma olarak okunmalıdır.

Tam bu noktada belirgin bir zaaftan bahsetmeliyiz: Egemenler arasındaki rekabete odaklanıp, buradan siyasal istikrarı yakalamak her ne kadar önemli bir adım olsa da Bourdieu’nün devlet kavrayışı sadece iktidar alanı içindekilere atıfta bulunmakta. Bu sahanın dışındakilerin devlet alanıyla irtibatlanma noktaları üzerine Bourdieu ekseriyetle sessiz. Tahakküm altındakinin neredeyse “yok hükmünde” sayıldığı bu manzara ne dersek diyelim bizi kötümser bir analize mecbur bırakıyor. Dolayısıyla Bourdieu’nün çağdaşı pek çok Marksizan ve realist devlet kuramı ile kıyaslandığında Bourdieucü devlet kuramı ciddi boşluklar barındırıyor. Bununla bağlantılı bir zayıflık daha söz konusu tabi: Modern devlet sadece tahakküm boyutu ile anlaşılabilir mi? Bir mekanizma olarak “sömürü”den hiç bahsetmemesi Bourdieu’nün sembolik güç ilişkilerine fazlasıyla gömülmesine neden oluyor. Bunda sanırım ki Marksizm’i tek bir kalıp-düşünce olarak görmesi, ondaki çeşitliliği kaale almaması, dahası Marksist geleneğin birikim sürecini sadece kaynakların birikimine indirgediğini düşünmesi var. Oysa Marx Kapital’de kapitalist toplumun kurulma sürecinin hem şiddet hem de disiplin içerdiğini yakıcı biçimde vurgulamıştı.***

BİLİNÇLİ BİR SUSKUNLUK

‘Her vatandaşın ardına bir jandarma takamazsınız’. Çünkü jandarmanın jandarma olarak doğru görev yaptığından emin olmanız için, her bir jandarmanın ardına da bir jandarma takmanız vs. gerekir. Sonsuz bir regresyon yapmaya neden gerek olmadığını anlamamızı sağlayan, habitus kavramıdır.****

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere toplumsal düzeni akvaryumdaki balık misali kavrayan bizlerin topluma intibak etme düzeyimiz, onunla harp halinde olmamıza nazaran her zaman daha güçlü bir olasılık taşıyor. Zira modern devlet, bireylerin bilişsel yapıları üzerinde sembolik güç kullanabilme kudretine sahip. Daha da ötesinde devletin, bize tatbik ettiği kategoriler sayesinde kendisini saklama maharetine sahip olduğunu söylüyor Bourdieu. İnsanlar devlet kategorilerini, yanlış bilinçten çok bir tür ön bilinç olan, Bourdieu’nün “doxa” (sabitfikir) adını verdiği arka plandaki örtük varsayımlar aracılığıyla, bu (tahakkümcü) kategorileri sosyal dünyaya uygulayarak varlıklarını onaylıyorlar. Basitçe tahakkümün özü “toplumsallaşmak”…

Düşüncelerimizin “devletleşmiş bir sosyal dünyanın ürünü” olduğu görüşüyle devlet teorileri açısından itaatin ve rızanın parametrelerine dair mühim verimlilikler ortaya koysa da; Bourdieu’nün tezleri burada da kimi zaafiyetlerle malul. Devletin cebrî araçları konusundaki vurgu eksikliğinden tutun temsili demokrasi, direniş, toplumsal hareketler ve benzeri pek çok konu Bourdieu’nün teorisinde es geçiliyor. Bilemeyiz, belki de “çubuğu ters yöne bükme”deki ısrarcılığı Bourdieu’yü bazı meselelerde bilinçli bir suskunluğa itmiş olabilir.

Sonuç itibariyle “devlet dersleri” bu teorik hattın meraklılarına devlet nosyonunun kamusal düzenin tezahürlerinde saklanan gizli bir esas olduğunu göstermesi, toplumsal sınıflandırmaların, dolayısıyla türlü eşitsizliklerin üreticisi olduğunu iddia etmesi ve dikkati devlet edimlerine çekmesi hasebiyle oldukça önemli. Öznesi devlet olan bütün cümlelerin teolojik cümleler olduğunu belirten Bourdieu’nün şerhlerine (eleştirel kayıtları hatırda tutarak) eğilelim derim…

Pamukkale Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü, Doçent.

**Pierre Bourdieu, Devlet Üzerine, Collège de France Dersleri (1989-1992), Çev. Aslı Sümer. 2. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları. 2016.

***Dylan Riley, “The New Durkheim: Bourdieu and the State”, Critical Historical Studies, Vol. 2, No. 2 (2015), pp. 261-279.

**** Alternative Libertaire’in 2012 yaz dönemi, 219. sayısında Bourdieu’nün Devlet Üzerine’si hakkında Patrick Champagne ile yaptığı mülakattan.