YAZARLAR

Kazakistan’da yaşananlardan çıkan bazı dersler

Muhalefete soluk alma fırsatı vermemek, seçimleri hokus pokus geçiştirmek, zor durumda internetin vanasını kapatmaya sarılmak kâr etmeyebiliyor. Hele siz daha hayattayken heykellerinizi diktirirseniz, ölmeden önce onlarla birlikte devrildiğinizi görme ihtimaliniz de var. Bir de çok uzun süre iktidarda kalıyorsunuz. Çoook uzun…

2 Ocak’ta akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlara yönelik protestolarla başlayan ve onlarca kişinin ölümü, binlercesinin gözaltına alınması ile devam eden olaylar, Kazakistan’da 30 yılın en derin siyasi sarsıntısına yol açtı. Henüz tüm ayrıntılarını bilemediğimiz son gelişmeler, hem bu ülkede hem de uluslararası alanda etkisi uzun süre hissedilecek bazı sonuçlara yol açtı.

ÖMÜR BOYU LİDERLİK O KADAR KOLAY DEĞİL 

Ülkeyi kurulduğu dönemden (yani bağımsızlığını ilan ettiği 1991’den, hatta SSCB döneminden, 1989’dan) beri yöneten Nursultan Nazarbayev iktidarı kaybetti. Gerçi Mart 2019’da istifa ederek kendi yerine Kasım Cömert Tokayev’i getirmişti ama elini iktidardan çekmemişti. Nazarbayev Güvenlik Konseyi’nin başındaydı ve önemli konularda onsuz karar alınamıyordu. İktidar Partisi Nur Otan’ın başkanlığını ise ancak geçen yılın kasım ayında Tokayev’e bırakmıştı.

Güvenlik Konseyi Başkanlığı’nın yanı sıra Nazarbayev’e "ömür boyu" verilen bir unvan daha vardı: "Ulusun lideri". Yani gerektiğinde siyasetin ve her türlü hesaplaşmaların üzerinde ulusal sorunlarda çözüm bulması gereken kişi, en etkili "aksakal" idi 81 yaşındaki siyasetçi. Ama tam da konuşması ve ortalığı yatıştırması gereken son günlerde Nazarbayev hiç ortalarda görünmedi. Ülkede bir yerde gizleniyor muydu, ya da kimilerinin dediği gibi Çin’de veya başka bir ülkede miydi? Kanseri çok mu ilerlemişti, yoksa "siyaseten" mi susmayı tercih ediyordu?

Başa geldiğinden beri Nazarbayev’in gölgesinde kalan Tokayev, artık kendisinin Güvenlik Konseyi Başkanı olduğunu ilan etti. Görevden aldığı birçok üst düzey yetkili arasında Nazarbayev’in güvendiği kadrolar dikkat çekiyordu. Askar Mamin başbakanlığındaki hükümet, eski başbakanlardan ve birkaç gün öncesine kadar Ulusal Güvenlik Komitesi’nin şefi olan Karim Masimov ve yardımcısı Samat Abiş de bunlar arasındaydı. Masimov’a kitlesel ayaklanmaları öngörememekten dolayı ağır ceza geleceği tahminleri ortada dolaşırken Abiş’in "gizli pazarlıklarla" kurtarılacağı söylentileri yayıldı. Çünkü o Nazarbayev’in yeğeniydi. Masimov’un ise "tam anlamıyla Kazak bile değil, Uygur" olduğu için kurban edileceği söyleniyordu.

Acaba pazarlıklar Nazarbayev’le ilgili olarak da sürüyor mu? Bilemiyoruz. İktidarı döneminde uluslararası alanda hemen herkesle dost olan eski liderin yaşamının korunmasını isteyenlerin sayısı çok olabilir. Ama onun iktidarda tekrar söz sahibi bir konuma gelmesine Tokayev’in izin vermesi, en hafif deyişle, oldukça kuşkulu bir gelişme olur. Böylece artık Kazakistan’da Nazarbayev döneminin bittiğini vurgulayabiliriz.

RUSYA KAZANDI AMA FATURA BELLİ DEĞİL 

Nazarbayev Rusya ile iş birliğine özel önem verse de Batı ve Çin’le ilişkilere de büyük özen gösteriyordu. Onun bu "denge politikası"nın Tokayev tarafından da sürdürüldüğü kanısı yaygındı. Yeni Kazak liderinin olaylar karşısında alelacele Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'nden (KGAÖ) ülkesine askerî birlik gönderilmesini talep ederek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kanatlarının altına sığındığını ve bu durumdan artık kolay kolay kurtulamayacağını söylemek mümkün. Elbette Kazakistan ordusunun ve polisinin gücü, ayaklanmaları bastırmaya yeterdi. Ancak belli ki Tokayev, ülkenin siyasi elitleri (ve Nazarbayev yandaşları da) dahil herkesin kısa sürede durumu kabul etmesini sağlamak için bu yolu seçti. Ülkeye şimdilik ezici çoğunluğu Rusya’dan olmak üzere (sadece) birkaç bin yabancı asker geldi.

Nursultan Nazarbayev ve Vladimir Putin


Bunun uzun süreli siyasi, sosyal, etnik sonuçları olacaktır. Kazakistan’da Devlet Başkanı’nın ülke içindeki sorunu çözmek için "dış güçlerden yardım istemesi" elbette unutulmayacaktır. Bu durum, ülkedeki Rus karşıtlarının hafızasına daha derin kazınacaktır. 19 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık beşte birinin Ruslardan oluştuğunu eklersek ihtimaller arasında karanlık senaryoların da bulunabileceğini tahmin edebiliriz.

Putin bunu düşünmedi mi? Herhalde düşündü. Ama sanırım farklı öncelikler ağır bastı. En başta da Gürcistan ve Ukrayna örneklerinde, ABD başta olmak üzere Batı dünyasının "eski Sovyet ülkeleri ile ilgili kendisine karşı ekonomik yaptırımlar uygulamak dışında ciddi adım atmayacağını" görmesi önemliydi.

Ve muhtemelen günümüzde uluslararası mücadelede askerî-siyasi girişimlerin belirleyici olduğunu başa alarak böyle iddialı bir karar aldı. Bu arada Rusya’nın Kazakistan’da ABD’nin kat kat ilerisinde yer aldığını kanıtladı. Söz konusu müdahalenin yukarıda değindiğimiz olası sonuçları ise "sonraki sorun" olarak rafa kaldırıldı. Zaten her şey "geçici" değil miydi hayatta ve siyasette?..

Öte yandan 20 yıllık tarihinde ilk sınır dışı operasyonunu gerçekleştiren KGAÖ adlı alternatif askerî paktın diğer üyeleri olan Belarus, Tacikistan, Kazakistan’ın yakın komşusu Kırgızistan ve şu anda dönem başkanlığını yürütme şanssızlığını yaşayan Ermenistan (lideri Nikol Paşinyan) da bu oyunda piyon rolünü oynamak zorunda kaldı.

TÜRKİYE YİNE 'GELİŞMELERİ DİKKATLE İZLEDİ'

Burada kısaca da olsa Türkiye’nin Kazakistan’daki gelişmelerle ilgili ciddi rol oynayamadığını, oynamasının da pek mümkün olmadığını vurgulayayım. 30 yıllık hamasi nutuklar, tekrar tekrar yenilenen Türki devletler platformları vs. pratikte fazla işlevsel olamıyor. Ankara’nın uzun vadeli, sağlam bir Orta Asya ve Kafkasya politikası bulunmuyor. Kazakistan olaylarına yönelik gecikmiş açıklamalar bu gerçeği saklayamıyor. Umarım hiçbir işgüzar, oradaki olaylarda gözüne kestirdiği "Müslüman ve Türkçü" birilerini bulup ilerde onlarla iş çevirmeye kalkmaz.

İNTERNET ÇAĞINDA YOLSUZLUK BAŞA BELA 

Kazakistan’daki son gelişmeleri aktaran yabancı ajanslar genellikle onun dünyanın en büyük 9. ülkesi olmasına ve yeraltı zenginliklerine (en başta da petrol, doğalgaz, uranyum, krom, asbest, altın, kömür) dikkat çekiyor. Ne var ki bu zenginlikler, genellikle ülkeyi yöneten kabilelere bağlı gruplara ve kişilere nasip oluyor. Nazarbayev ve ailesinin dünyanın birçok ülkesinde mülkleri olduğu söylenirken, örneğin, 2019 Uluslararası Yolsuzluk Endeksi’ne bakılırsa, Kazakistan 180 ülke arasında 113. sırada yer alıyor.

2 Ocak’ta başlayan sokak protestolarının çıkış nedeninin ekonomik olduğunu hatırlatalım. Ancak sokağa çıkan insanların aklında sadece akaryakıt fiyatlarının iki kat zamlanması yoktu, on yıllara dayanan adaletsizliğe karşı duydukları tepki de vardı. İnternet çağında zengin ailelerden gençlerin sosyal medyada paylaştıkları parıltılı mesajların, milyonlarca yoksul gencin tepkisini çekmemesi mümkün mü?

DEMOKRASİSİZ DE GİDİLİR TABİİ AMA ÇIKMAZA DOĞRU... 

Son olarak Kazakistan’da yaşananların, bazı ülkeler, en başta da Rusya açısından damakta bıraktığı bir "acı tad"a dikkat çekeyim: "Önemli olan demokrasi değil istikrardır" mantığıyla ilerleyen siyasi liderler, en başta da 22 yıldır başta olan Putin, iktidarın nasıl devredilmesi gerektiğini düşünüyor kara kara. Rus dilinin siyasi dağarcığında son yıllarda aktifleşen bir kavram tartışılıp duruyor: "Transit", yani iktidarın (güvenilir birine) devredilmesi süreci. Bu açıdan Kazakistan, ilgiyle izlenen önemli bir deneyim sayılıyordu… Bu yılın başına kadar...

Elbette Çarlık Rusyası’ndan Sovyetler Birliği’ne "gelenekler, alışkanlıklar" falan dile güzel oturuyor oturmasına ama işte bazen on yıllar boyunca muhalefete soluk alma fırsatı vermemek, seçimleri hokus pokus geçiştirmek, zor durumda internetin vanasını kapatmaya sarılmak bile kâr etmeyebiliyor.

Hele siz daha hayattayken kentlere adınızı verirseniz ("Nur-Sultan") ve bir de heykellerinizi diktirirseniz, ölmeden önce bütün bunlarla birlikte devrildiğinizi görme ihtimaliniz de var.

Belki bu "gelenekleri"i ve "alışkanlıklar"ı değiştirmekte fayda olabilir.

Bir de çok uzun süre iktidarda kalıyorsunuz. Çoook uzun…


Hakan Aksay Kimdir?

Leningrad Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden mezun oldu. Moskova’da uzun süre Cumhuriyet ve NTV, kısa sürelerle de diğer gazete ve televizyon kanallarının temsilcisi olarak çalıştı. Rusya ve Türkiye-Rusya ilişkileri konusunda birçok projede yer aldı. Rus-Türk Araştırmaları Merkezi’nin kurucu başkanıydı. Moskova’da uzun yıllar Nâzım Hikmet’i anma etkinliklerinin organizatörlüğünü yaptı. Türkçe ve Rusça dört kitap yazdı. 2009 sonunda Türkiye’ye döndü. 11 yıl T24’te köşe yazarı ve programcı olarak çalıştı. Tele1 ve Artı TV’de programlar yaptı.