YAZARLAR

Kahraman sanayici krize karşı

İSO toplantısında sanayicilerin enflasyon konusundaki söylemi, iktidar blokundaki büyük sermaye gruplarının süregiden rahatsızlıklarını ifade ediyor.

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) her yıl kamuoyuyla paylaştığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması 26 Mayıs’ta açıklandı. Dikkat çekici veriler Türkiye’nin sorunlarını ve 2020’deki ekonomik gelişmeleri kısmen özetliyor. Sanayicilerin istikrar vurgusu yapmaya devam ederken, Erdoğan yönetimi tarafından kendilerine sunulan fırsatları iyi değerlendirdiklerini, salgın dönemi çalkantılarının kârlılık artışını etkilemediğini görüyoruz. İhracat pazarlarında daralma yaşanırken, salgın hayatı esir almışken ve yeni bir kur krizi yaşanmışken 2020’de büyük sanayi şirketlerinin kârlarının ne ölçüde ve nasıl arttığını inceleyelim. Önce açıklanan oranları ve kârı hatırlatıp, sonra konunun ekonomi politik boyutunu açmaya çalışacağım.

NE OLMUŞ?

İSO 500 araştırmasına göre, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının üretimden satışları yüzde 15 artmış. Faaliyet kârı ise yüzde 55 artarak 142,8 milyar TL’ye yükselmiş. Vergi öncesi dönem kârı da yüzde 50 artarak 92,5 milyar TL olarak kaydedilmiş. Net kambiyo kârlarının etkisiyle faaliyet dışı gelirlerde de önemli bir artış gerçekleşmiş. Net üretim faaliyeti dışı gelirler 43,4 milyar TL olarak kaydedilmiş. Özkaynaklarda önceki yılları geride bırakan artışa karşın borç-özkaynak dağılımında borçların payı ise halen yüzde 68,4 (2019 yılında olduğu üzere).

Aşağıdaki tabloda aktardıklarım dışında araştırmada öne çıkan diğer hususlar Anadolu’da dev sanayi şirketi sayısının artmaya devam etmesi, ayrıca pandeminin de etkisiyle İSO 500 listesindeki şirketlerin ihracatının bir önceki yıla nazaran yüzde 12,8 gerilemiş olması.

Faaliyet dışı gelir artışının aslan payını 2018’de kur krizi sırasında sanayicilerin döviz işlemleri oluşturuyordu. 2020’deki artışta kambiyo işlemlerinin payı 2018 seviyesine ulaşmış değil, ancak yine de üretim faaliyeti dışı net gelirin yüzde 44’ünü net kambiyo kârları oluşturuyor.

Finansman giderlerinin faaliyet kârı içinde aldığı pay ise bir önceki yıl kaydedilen yüzde 69,3’ten yüzde 62,2’ye geriliyor. Bu kısım önemli, çünkü 2018 yılında görülen rekor finansman gideri/faaliyet kârı oranı, kur krizi, enflasyon ve faiz artışı kaynaklı olarak büyük sanayi kuruluşlarının finansman maliyetlerindeki artışa işaret ediyordu. 2020’nin ikinci yarısında hızlı faiz artışına, 2020’nin son aylarına etkisini gösteren kur krizine karşın faaliyet kârı artışı finansman giderinin kâra oranını düşürebilmiş. Hem faaliyet kârının hem faaliyet dışı gelirlerin artışı, Türk sanayicileri dudak uçuklatan bir atılım gerçekleştirmedikleri için nasıl bir zamanlama ile ne yapıldığını açıklamayı gerektiriyor.

FIRSAT PENCERELERİ KİMİN İÇİN?

Erdoğan yönetiminin 2020’deki pandemi politikası en başından bu yana toplumun geniş kesimlerinden ziyade, iki grubu göz önünde bulunduracak şekilde biçimlendi. Bunlardan ilki, bazı kirli çamaşırları son haftalarda yeniden tartışılan, ağların bütününü ise ancak toplumsal mücadelenin baskısı ile anlayabileceğimiz dar bir çevre. Savunma sanayiine verilen teşviklerden, yenilenen kredi kampanyalarıyla inşaata verilen desteğe kadar bir grubun doğrudan Saray’la olan bağlantılarının ekonomik düzenlemelere olan etkisini biliyoruz, ancak henüz bütün ayrıntıları dökemiyoruz.

Çıkarları öncelikli kılınan ikinci grup Adalet ve Kalkınma Partisi’nin temsilciliğine soyunduğu ve harcını da kardığı blokun ana bileşeni olan Türkiye’nin büyük sermayesi. İktidar bloku içindeki gerginlikler, küçük işletmelerle büyük sermayenin istekleri arasındaki çelişkilere karşın bu kesimleri bir arada tutacak ve dolayısıyla savruk bir ekonomi politikası yıllardır ekonomi yönetimini biçimlendiriyor. Pandemi sırasında ekonominin çarklarının durmaması için yapılanlar ve işgücünün büyük kısmı çalışırken yapılan kapatmalar da bu savrukluğun uzantıları. Türkiye tarihinin en büyük kredi genişlemesi ve temin edilen ucuz krediler bir yandan KOBİ’lerin yüzdürülmesine öte yandan sanayicilerin finansman giderlerinin bir süreliğine baskılanmasına destek oldu. Kredi kampanyalarında öncelik büyük sanayide değildi, ancak zaten amaç ilkin KOBİ’lere destek sağlamaktı. Tedarikçileri ayakta kaldıkça ve ucuz kredi olanaklarından faydalandıkça, büyük sanayi kuruluşlarına da dolaylı destek verilmiş oluyordu.

2020 yılının ikinci yarısında işler değişirken İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın tasviriyle “en kurumsallaşmış, kaslarını güçlendirmiş, farklı farklı krizlere, farklı farklı zorlu dönemlere yıllar içinde güçlü bağışıklık kazanmış” şirketler kendilerine uygun pozisyon alabildiler. Dolayısıyla 2020’nin ilk yarısındaki faiz politikası ve kredi temini, büyük sanayicilerin finansman giderlerinin daha az artmasına destek sundu. 2020 yılında bir süre sabitlenmiş görünen kuru ve bunu sağlamak için harcanan rezervleri (devridaim makinasını ve sonuçlarını) bu bağlamda hatırlayabiliriz.

Yılın ikinci yarısındaki gelişmeler ve kur krizi, finansman giderlerinin hızla artışına neden olmuş bulunsa da; faaliyet kârındaki artış bunu telafi etmiş görünüyor. 2020’nin ikinci yarısında olanlar büyük sanayi şirketlerinin kambiyo kârlarının artışını açıklıyor. Başka bir ifadeyle Erdoğan yönetiminin pandemi sırasında işaret ettiği fırsat pencerelerini ancak “kaslarını güçlendirmiş” şirketlerin açıp kullanabildiğini, kur krizi öncesinde sanayi şirketlerinin dövize yöneldiğini görmek gerekiyor.

BANA TUTARSIZLIKLARINDAN BAHSET

Bahçıvan, pandemi sırasında düzenlenen bu tarz toplantılarda klasikleşen bir kahramanlık söylemine başvurarak, Türk sermayedarlarının salgınla mücadelede ellerinden geleni yaptıklarına yönelik bir vurguyla sunumunu bitirdi. Sermayedarların salgınla mücadele ettiğine yönelik bir veri elimizde bulunmasa da imkanlarını “optimum ve enerjik şekilde” kullanarak kâr ettiklerine pek şüphe yok. Açıklanan veriler büyük sermayedarların büyük çoğunluğunun kârlarını dikkate değer bir şekilde artırdıklarını gösteriyor.

İSO 500 araştırması sunumunda esasen vurgulanan sorun alanları şunlardı: Sanayi başka coğrafyalara nazaran daha yavaş toparlanıyor, hammadde fiyatlarındaki artış kârları olumsuz etkiliyor, enflasyon belirsizlik yaratıyor. Bu noktalar içinden geçilen döneme ve sonrasına dair çeşitli işaretler sunuyor.

İSO toplantısında sanayicilerin enflasyon konusundaki söylemi, iktidar blokundaki büyük sermaye gruplarının süregiden rahatsızlıklarını ifade ediyor. Bu hususun verili ekonomik çerçeve ve hâkim birikim rejimi içinde bir çözümü yok. Finansal istikrar adına izlenebilecek daha ortodoks bir politika, blokun parçası olan ve Erdoğan yönetiminin desteğini korumak dışında bir seçeneğinin bulunmadığı küçük ve orta boy daha fazla sayıda işletmenin batması ve kendisini Erdoğan ile özdeşleştirmiş orta sınıf mensuplarında sınıf düşme kaygısının yoğunlaşması demek. Daha önce AKP’nin, rejim değişikliği tamama erdikten sonra da Erdoğan yönetiminin politik açmazı tutarlı bir finansal istikrar politikası uygulanmasını mümkün olmaktan çıkarıyor.

İkinci nokta ise İSO 500 araştırmasının, eleştirel sosyal bilimcilerin uzunca bir süredir vurguladığı noktayı doğrulamakla kalmayıp, sanayicilerin alışık olduğu kalıpları devam ettirme isteklerini de göstermesi. Şöyle açıklayalım: Türkiye sanayisinde teknolojik ilerleme oldukça ağır gerçekleşiyor. Yükselen ekonomilerde göreli artı değer birikimini artırma peşindeki sermayedarların rekabet gücünü korumak ya da artırmak için yapabilecekleri bazı işler var. Türkiye’de de sanayiciler emek gücünü baskılamaya devam edip (İSO 500 ücret artışı ve çalışan sayısı verisi büyük sanayi şirketlerinde reel ücretin gerilediğini ima ediyor), devletten başta vergi olmak üzere çeşitli alanlarda kolaylık talebinde bulunuyorlar (bkz. sanayicilerin kendi vergi yüklerini artırmayacak, örneğin KDV reformu gibi talepleri).

Dolayısıyla, İSO araştırması sunumundan süzülen bakış ekonomi yönetimine bilinen listeyi hatırlatıyor. Buna göre devlet sanayiciden daha fazla vergi almaksızın daha fazla teşvik ve yatırım desteği verip, küresel değer zincirlerinde basamak atlanması için önayak olacak; bunları yaparken işgücü maliyetlerinin bir kısmını üstlenmekle kalmayacak, daha esnek bir emek piyasasının oluşması için düzenlemeler yapacak.

Bu bakış ile kimi büyük sermaye temsilcilerinin son aylarda estirdiği altı doldurulmamış değişim vurgusu arasındaki açıya dikkat etmeli.

Yaklaşık 40 gün önce Biden dönemi politikaları ve devlet aktivizmi tartışmasına atıfta bulunarak küresel Kuzey’deki yeni dönem tartışmasının Türkiye ve benzerleri için bir değişim anlamına gelmediğini belirtmiştim: “… merkez ülkelerde esen rüzgâr nasıl bir resim ortaya çıkartacak henüz bilinmiyor ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Güney ülkelerine yeni reformistler salonunda bir yer zaten tahsis edilmiş değil. Türkiyeli büyük sermayedarlardan yeni bir ‘dönüşümün eşiğindeyiz’ sesi yükselirken, bu söylemsel hamle somut bir projeyle taçlandırılmış değil.”

Bahçıvan İSO sunumunda araştırmanın önemini anlatmaya çalışırken, bu rapor “ekonomi tarihimizin en önemli kaynaklarından biri olmak üzere raflardaki yerini alacaktır” dedi. Biraz abartılı ifade edilmiş olsa da çalışmanın hakkını yememek lazım. Sermaye gruplarının istediği değişim, Erdoğan yönetimine mâl olmuş ve aslında farklı toplum kesimlerini siyaseten bir arada ve lider arkasında dizme amacıyla alınmış bazı tutarsız kararların geride bırakılmasından ibaret. Bu olmadığı müddetçe sermayedarların bizzat o tutarsız görünen politika demetinin yarattığı olanaklardan ne ölçüde faydalandıklarını 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırması ortaya koyuyor.


Ali Rıza Güngen Kimdir?

Siyaset Bilimci, araştırmacı ve çevirmen. Doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladı. 2010 yılında City University of London’da misafir araştırmacıydı. 2013 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Genç Sosyal Bilimci ödülüne ve Behice Boran Özel Ödülü’ne layık görüldü. 2014-15’te Queen’s University’de doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarına devam etti. Praksis Dergisi yayın kurulu üyesidir. Türkiye’de borç yönetimi, küresel Güney’de finansallaşma ve devlet kuramı alanlarında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır.