Murat Paker davası: Bazı akademik çevreler özeleştiri vermeli

Klinik psikolog ve akademisyen Yrd. Doç. Dr. Murat Paker, terapiye başladığı bir danışanına cinsel saldırıda bulunmaktan ceza aldı. Müşteki avukatlarından Esra Baş Erbaş, cinsel saldırıya uğrayan müvekkiline inanmayanlar olduğunu hatırlatarak "Bazı insanlar mahkemenin kararını bekliyordu. Şüpheyle yaklaşıyordu. ‘Yapmamıştır’ deniliyordu. Bir karar istiyorlarsa işte o karar bu” dedi. Avukat Hülya Gülbahar da "Bu karar, davaya inanmayan akademik çevrelerin özeleştiri vermesi için bir vesile oldu" diye konuştu. Uzman Klinik psikolog Deniz Coşan ise “Etik sınır çoktan aşılmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

İSTANBUL – Beş yıl önce klinik psikolog ve akademisyen Yrd. Doç. Dr. Murat Paker hakkında, terapiye başladığı bir danışanı ‘güvenli oda’ da denilen terapi odasında cinsel saldırıya uğradığını açıkladı ve  şikayetçi oldu.

Bunun üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Paker hakkında “hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle danışanına yönelik cinsel saldırı” suçu işlediği iddiasıyla dava açtı.

Davanın karar duruşması, 17 Ocak 2019’da İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma, Paker’in avukatlarının talebiyle izleyiciye kapalı yapıldı.

Mahkeme ‘cinsel saldırı suçu işlendiğinin sabit olduğuna’ karar vererek, Paker’in Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 102/1-1 hükmü uyarınca 5 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmetti.  Mahkeme daha sonra, ‘sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları, mahkemeye karşı saygılı tutumunu’ dikkate alıp TCK 62/1 uyarınca altıda bir oranında indirim yaparak Paker’in 4 yıl, 2 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi.

Verilen cezanın iki yıldan fazla olması nedeniyle ‘hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi’ ve ‘cezanın ertelenmesi’ hükümlerinin sanık hakkında uygulanmayacağı da belirtildi. Bunun üzerine taraf avukatları kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıdılar.

‘CEZA KESİNLEŞTİ, ADLİ SİCİL KAYDINA İŞLENDİ’

İstinaf mahkemesi, cinsel saldırıdan 4 yıl 2 ay ceza alan Paker’in cezasını düşürdü ve erteledi. Müşteki avukatlarından Esra Baş Erbaş, kararla ilgili şunları söyledi:

“Paker’e basit cinsel saldırı suçundan dolayı 4 yıl 2 ay ceza verilmişti. Dosyanın İstinaf Mahkemesi’ne gitmesi üzerine, İstinaf Mahkemesi, cinsel saldırı eyleminin meydana geldiğine karar verdi. Mahkeme, eylemin hukuki nitelendirmesini ‘sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı’ olarak belirledi. İstinaf mahkemesinin hukuki değerlendirmesine katIlmasak da sonuç olarak müvekkilimizin iddialarının doğruluğu ispatlandı. Mahkeme sanığın ‘sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve daha sonra da indirim sebeplerini uygulayarak 1 yıl 8 ay hapis cezalandırılmasına karar verdi. Karar 2 yılın altında olduğu için takdir-i indirim sebeplerini kullanarak erteledi.”

‘BAZI İNSANLARA GEREĞİNDEN FAZLA ÖNEM VERİLİYOR’

Bu ne demek? Paker cezaevinde bu suçtan dolayı tutuklu kalmayacak. Fakat erteleme süresi içerisinde tekrar kasıtlı bir suç işlerse cezaevine girebilir.

“Ceza kesinleşti, adli sicil kaydına işlendi. Danışanına yönelik eylemleri sabit bulundu” diyor Esra Baş Erbaş.

“Bizim bildiğimiz kadarıyla terapistten danışanına yönelik cinsel saldırı konusunda bilinen ilk dava bu. En azından ilk karar. Bu anlamda önemli bir karar. Bazı insanlar mahkemenin kararını bekliyordu. Şüpheyle yaklaşıyordu. ‘Yapmamıştır’ deniliyordu. Bir karar istiyorlarsa işte o karar bu. İstinaf mahkemesi terapistin saldırıyı gerçekleştirdiği kanaatine vardi ve karar kesinleşti. Artık o konuda hiçbir tartışma yok. Davada bazı meslektaşları, özellikle de erkek meslektaşları, sanıkla müthiş bir dayanışma sergilediler. Bu kişilerin mesleki yetkinliklerini ve akademik kariyerlerini kullanarak etik dışı davrandıklarını gördük. Entelektüel camia içerisinde bazı insanlara gereğinden fazla önem veriyoruz belli ki… ”

‘TABİPLER BİRLİĞİ UYARI CEZASIYLA YETİNDİ’

Avukat Esra Baş Erbaş ayrıca Türkiye Tabipler Birliği’ne açmış oldukları davayı da hatırlatarak şunları söylüyor:

“Ceza davası devam ederken İstanbul Tabip Odası’na şikayette bulunmuştuk. Ceza davasının sonucu beklenmeden terapist hakkında uyarı kararı verilmekle yetinilmişti. Biz de uyarı değil meslekten gecici olarak alıkonulması yani Tabipler Birliği’nin verebileceği en üst cezanın uygulanması talebiyle Ankara İdari Mahkemesi’ne başvurmuştuk. O dava devam ediyor. Tam da bu sırada ceza davası bitti. Bu kararı da sunduk. Normal koşullarda Tabip Odası’nın böylesine ciddi bir iddia karşısında ceza yargılamasının sonucunu beklemesi gerekirdi. Açıkcası dosyayı kapatmak konusunda çok acele ettiler. Biz başından beri müvekkilimize inandık, tüm engellemelere rağmen  Mahkeme nezdinde de müvekkilimizin haklılığı ispatlandı.”

‘BELLİ KİŞİLER TARAFINDAN İŞLENEN SUÇLAR AĞIRLAŞTIRICI NEDENDİR’

Feminist avukat Hülya Gülbahar, “Bu karar, davaya inanmayan akademik çevrelerin bir özeleştiri vermesi için bir vesile oldu” diyerek başlıyor sözlerine ve şunları ifade ediyor:

“Toplumu iyiye doğru dönüştürme iddiası olan kişiler, hele bu kişiler belli bir meslek grubunda yeminli çalışan, özel sorumluluğu olan, kamu görevi niteliğinde işler yapıyorlarsa toplum üzerinde yıkıcı bir etki yaratmamak için özel bir çaba göstermek zorundalar. Bilgi, para, silah gücünü arkasına alarak saldırılar içinde bulunmak hiçbir şekilde meşru karşılanamaz. Cinsel saldırı, yaralama, cinayet, eziyet bir suçtur. Bu suçların belli kişiler tarafından işlenmesi daha da ağırlaştırıcı nedendir. Devlet üniformasını giyenler, anne babalar, akademisyen titri taşıyanlar, öğretmenler, hekimler yani ilişki olduğu kişi üzerinde özel bir etki ve otoritesi bulunanlar ekstra bir özen yükümlülüğü göstermek zorundadırlar. Bu tür kişilerin bunlara güvenerek suç işlemesi daha kolaydır. O nedenle bütün hukuk sistemleri bu konulara ilişkin özel düzenlemeler getirir. Bütün meslekler örgütlerinin de bu konulara ilişkin özel disiplin yükümleri olması gerekir.”

‘SUÇLUYU ÖMÜR BOYU AFAROZ ETMEKTEN BAHSETMİYORUZ’

Gülbahar, kararın dava sürecinde yanlış pozisyon alan çevrelere tutumlarını gözden geçirmeye yönelik vesile olması gerektiğinin altını çiziyor:

“Olayımızda toplum için model olabilecek birisi sadece bir bireye saldırıda bulunmakla kalmamış bütün bir topluma yönelik bir tehdit oluşturan davranışlar içerisinde olduğunu göstermiştir. Herhangi bir suç olayında dayanışma gösterilecek tarafın suçun mağdurun olması, suçun sadece yargı ve soruşturma makamları tarafından değil toplum tarafından da suçlunun çevresi tarafından da kınanıyor olması gerekir. Burada sözünü ettiğim ömür boyu aforoz etme gibi uç davranışlar değil. Şiddete sıfır tolerans gösterileceğinin arkadaş ortamında, iş ortamında, okul ortamında, ailece birlikte yapılan tatil ortamında da ifade edilmesi, kınanması gerekir. Şu ya da bu nüfuza ya da kişisel hukuka sahip olduğu için yanlışı savunur pozisyona düşmemek gerekir. İddianın gerçekliğini teyit eden karar, davanın seyri sürecinde yanlış pozisyon alanların da pozisyonunun yeniden gözden geçirmeleri için bir fırsat yaratmaktadır.”

‘ETİK SINIR ÇOKTAN AŞILMIŞTIR’

Uzman Klinik psikolog Deniz Coşan ise mesleki anlamda etik sorunlara dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyor:

“Psikodinamik psikoterapi ruhsallığa dair bir çalışmadır, ruhsallıkla ilgili bir çalışmanın travmaları tekrarlayıcı nitelik kazanmaması için sağlam bir çerçeve içerisinde olması çok önemlidir. Psikodinamik/psikanalitik terapi çalışmalarında aktarım ve karşı aktarım dinamiklerinin çalışılması çok karmaşık ruhsal örüntüleri yeniden canlandırır. Ruhsal yardım arayan kişinin mağduriyet yaşamaması için en ince etik detaylar bile uzun uzun düşünülür, süpervizyon ve meslektaş desteği alınır. Murat Paker örneğinde yüksek lisans eğitimlerinde dahi nedeni, nasılı, nasıl hasta için zararlı olabileceği üzerine tartışılmaya gerek bile duyulmayan çok kalın etik bir çizgi aşılmıştır.”

‘YAPMIŞTIR, YAPMAMIŞTIR GİBİ SÖYLEMLER DANIŞAN KİŞİLERİ YARALAYABİLİR’

Paker davasında “yapmamıştır” diyen kimi çevreler de oldu. Coşan’a bu tepkileri sorduğumuzda ise şöyle yanıtlıyor:

“Psikoterapi odasının dinamikleri günlük hayattan farklıdır, ‘iyi bir arkadaş’/ ‘birlikte aynı kurumda çalışan bir meslektaş’ odanın dinamiklerini doğru değerlendiremeyebilir. Bu nedenle ‘etik açıdan oldukça hassas’ olan bu konuda kişisel deneyime dayanarak ‘yapmıştır/ yapmamıştır’ gibi ifadeler kullanmak psikoterapi çalışmasından faydalanan kişiler için oldukça yaralayıcı olabilir. Murat Paker örneğinde, psikoterapist konumundaki kişinin toplum nezdinde birçok farklı önemli rolü bulunması (akademik rolü, okulundaki yönetici rolü, siyasi rolü vb.) değerlendirme yapma aşamasında konunun farklı yerlere çekilmesine neden oldu. Bana göre bahsedilen bu olay sadece klinik açıdan değerlendirilmelidir. Bir hastayla oluşan dinamikler başka bir hastayla kurulan ilişkideki dinamiklerden dahi ayrılabilirken günlük ve başka rollerdeki ilişkiler tanımlayıcı olamaz. Bu savunmalar konunun önemini göz ardı etmeye neden olur. Bu kararda oldukça güvenilir ve adaletli adli tıp uzmanlarının değerlendirmesine dayalı bir sonuç elde edildiği için hukuki kararın önemli olduğunu düşünüyorum.”