Marta Lempart: Polonya’daki muhafazakarlar da İstanbul Sözleşmesi’nin kalmasını istiyor

Polonya’daki İstanbul Sözleşmesi protestolarının organizatörlerinden Marta Lempart, "Kamuoyu araştırmalarına göre sözleşmeden çıkılmasını isteyenlerin oranı sadece yüzde 15” diyor. Lempart, iktidardaki Adalet ve Hukuk Partisi'ne (PİS) oy veren muhafazakar seçmenlerin de erkek şiddetinin farkında olduğunu ve sözleşmenin kalmasını istediğini vurguluyor: “Hükümete oy veren muhafazakar seçmenler şiddeti biliyor, şiddeti yaşıyor. Çünkü Polonya’da yaşayan birinin ailesinde, yakın çevresinde, yaşadığı semtte şiddet hikayesi olan birilerini tanımıyor olması imkansız.."
İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeye karşı yapılan protestolardan. Fotoğraf: Renata Zawadzka-Ben Dor

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Polonya hükümeti, katolik aile değerlerine ve geleneklerine aykırı olduğu gerekçesiyle erkek şiddetini önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nden çekiliyor. Kadın örgütleri başta olmak üzere on binlerce kişi kararı protesto etmek için ülkenin dört bir yanında eylemler düzenliyor. Eylemleri organize eden platformlardan biri olan The Polish Women’s Strike’ın (Polonya Kadın Grevi) kurucularından Marta Lempart “İstanbul Sözleşmesi, şiddet mağdurlarını koruyan destek sisteminin bozulmasına engel olabilecek son direniş noktasıdır” diyor.

Kürtaj hakkı, cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği, bağımsız yargı ve özgür medya başlıklarında kampanyalar yürüten Poland Women’s Strike’ın kurucularından Marta Lempart, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının toplumsal bir tabanı olmadığını belirtiyor ve “Kamuoyu araştırmalarına göre sözleşmeden çıkılmasını isteyenlerin oranı sadece yüzde 15” diyor.

Marta Lempart

Lempart, iktidardaki Adalet ve Hukuk Partisi’ne (PİS) oy veren muhafazakar seçmenlerin de erkek şiddetinin farkında olduğunu ve sözleşmenin kalmasını istediğini vurguluyor. “Hükümet ‘Polonya’da kadına şiddetle ilgili yasalara ihtiyaç yok, şiddet sık rastlanan bir şey değil’ diyebilir. Ama hükümete oy veren muhafazakar seçmenler şiddeti biliyor, şiddeti yaşıyor. Çünkü Polonya’da yaşayan birinin ailesinde, yakın çevresinde, yaşadığı semtte şiddet hikayesi olan birilerini tanımıyor olması imkansız.”

Daha önce Avrupa’nın en katı kürtaj yasasının geri çekilmesi için ülke çapında yapılan ve 6 milyon kadının katıldığı Kara Pazartesi (Black Monday) eylemini organize edenlerden Marta Lempart, Polonya hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak için attığı adımları, “İnsan haklarını güvence altına alan sistemin terk edilmesinin bir başlangıcı” olarak tanımlıyor.

“Sözleşmeye ihtiyacımız var, çünkü sözleşme hükümetin erkek şiddeti mağdurları için hukuk sistemini korkunç bir hale getirmesini engelliyor” diyen Marta Lempart, İstanbul Sözleşmesi’nin Polonya’daki kadınlar için neden önemli olduğunu, sözleşmenin kaldırılmasını isteyen iktidar partisinin argümanlarını ve sözleşmeden çıkma tartışmalarının toplumsal zeminde nasıl yankılandığını Gazete Duvar’a anlattı.

Polonya’da iktidarda olan aşırı muhafazakârlar, “Katolik aile değerlerine ve geleneklerine aykırı” olduğu ve gerekçesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye hazırlanıyor. Siz bu gerekçeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, yalan söylediği mahkeme tarafından iki kere tespit edilmiş bir insandır. Bu gerekçe de hükümetin söylediği ve hiçbir anlama gelmeyen yalanlardan bir tanesi. Hükümetin sözleşmeden geri çekilmesinin esas sebebi, 2017 yılından beri masada bekletilen ve aile içi şiddeti meşrulaştıran dinle bağlantılı Rus tipi bir yasa tasarısı.

Bu tasarıyı biraz anlatabilir misiniz? Ne zaman gündeme geldi ve neler içeriyor?

Her şey 2017 yılında Polonya Aile Bakanı’nın köktendinci Hristiyanlarla buluşmak için Budapeşte’ye gitmesiyle başladı. Aile Bakanı, burada aile içi şiddeti meşrulaştıran bir tasarı hazırlayan Rus parlamenterlerle buluştu. Budapeşte’deki bu buluşmadan yalnızca 2 ay sonra Polonya’da da aynı tasarı gündeme geldi. Bakanlık bir yıl boyunca bunun üzerinde çalıştı. Bu tasarıya göre erkek, eşine ilk kez vurduğunda şiddet sayılmıyor. Ayrıca polislerin ve sosyal güvenlik uzmanlarının kadına şiddet vakalarını kaydetme zorunluluğu da ortadan kaldırılıyor. Bununla beraber psikolojik şiddet, aile içi şiddet tanımından çıkartılıyor. Tasarı 2019’da kamuoyunun görüşüne sunuldu. Başbakan bir tweet atarak yalan söyledi ve tasarının gündemden kaldırıldığını iddia etti. Fakat tasarı Ocak 2019’dan bu yana hala hükümetin gündeminde. Bu noktada hükümet bu tasarıyı geçirebilmeleri için İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaları gerektiğinin farkına vardı. Ancak İstanbul Sözleşmesi, tasarıda belirtilen maddelere aykırı kurallar içeriyor ve Polonya’da çocukların ve kadınların hiçbir hakka sahip olmadığı bir hukuk sisteminin kurulması hedefine ulaşılmasının önünde bir mani oluşturuyor.

Hükümetin, sözleşmenin iptal edilmesi için öne çıkardığı bir başka argüman da “Polonya’da kadına şiddete dair gerekli yasalar var, sözleşmeye bu yüzden ihtiyaç yok” oldu. Gerçekten böyle mi?

Evet, hükümet “Biz ulusal yasalarımızda her türlü düzenlemeye sahibiz” diyor. Ama hayır, sahip değiliz. Mesela ekonomik şiddet, psikolojik şiddet yasalarda yok. Bizim bu sözleşmeye ihtiyacımız var, çünkü sözleşme hükümetin şiddet mağdurları için hukuk sistemini korkunç bir hale getirmesini engelleyecek. Ayrıca bu hükümetin niyeti için en iyi test. Eğer sözleşme ile uyumlu düzenlemeler yapmak istiyorlarsa her halükarda yapabilirler. Fakat sözleşme ile çelişen düzenlemeler yapmak istiyorlarsa sözleşmeden çekilmeleri gerekiyor. Sözleşme belirli bir çözüm getirmiyor, fon sağlamıyor; fakat şiddet mağdurlarına destek sistemini bozmadan önceki son direniş noktası ve bariyer görevini görüyor. Eğer sözleşme terk edilirse sistem bozulacak ve köktendinci grupların istediği şekilde şiddet mağdurlarına destek sağlanmayacak. Çünkü köktendinciler, erkek şiddeti mağdurlarına yardım etmenin ailenin iç ilişkilerine karışmak anlamına geldiğini iddia ediyor.

‘SÖZLEŞMEDEN ÇIKILMASI İÇİN İMZA TOPLUYORLAR’

Peki sözleşmeden çıkma tartışmaları hangi grup ya da gruplar tarafından örgütleniyor?

Hükümet ve köktendinciler birlikte çalışıyorlar. Hükümet kendi çalışmalarını parlamentoda yürütürken köktendinci grup yurttaşlık hakkı adı altında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması için vatandaşlardan imza topluyor. Yani hükümet, çok tehlikeli ve çok bilinen bir örgüt olan köktendinci Ordo Iuris ile ortak hareket ediyor. Iuris, Polonya’da kürtajın ve doğum kontrolünün tamamen yasaklanması, okullardaki cinsellik eğitimin sonlandırılması, LGBTIQ bireylere suçlu muamelesi yapılması gibi konulardaki girişimlerden sorumlu bir grup. Aile içi şiddete karşı verilen mücadeleyi aile kurumuna karşı verilmiş bir mücadele olarak kabul ediyorlar ve aile içi şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

‘HÜKÜMETİN EN ÇOK OY ALDIĞI ŞEHİRLERDE BİLE SÖZLEŞMEYE DESTEK ÇOK YÜKSEK’

İktidar partisi PİS’e oy veren muhafazakar kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla ilgili ne düşünüyor?

Burası bu meselenin en can alıcı yeri. Kamuoyu araştırmalarına göre sözleşmeden çıkılmasını isteyenlerin oranı sadece yüzde 15, sözleşmede kalalım diyenlerin oranı ise yüzde 62. Yani hükümete oy verenlerin büyük bir çoğunluğu sözleşmeden çıkılmasına karşı. Hükümetin en çok oy aldığı küçük ve orta büyüklükteki şehirlerde de sözleşmeye destek çok yüksek. Bu bizim için büyük bir umut. Muhafazakar seçmenler de gerçeği görüyor, Polonya’da kadına yönelik şiddetin bir problem olduğunu biliyorlar. Bu hepimiz için çok iyi. Öte yandan desteğin yüksek olması kürtaj hakkı için yaptığımız kampanyaya çok benzer nitelikte. 2017’de harekete başladığımızda kürtaj hakkına destek yüzde 37’ydi. 2019’da ise kürtaj hakkına destek yüzde 69’a yükseldi. Bu rakamı artıran da hükümete oy verenlerdi. Peki ne oldu? Hikaye yani anlatı değişti, biz değiştirdik. İnsanlarla konuştuk, “Ne olduğunu biliyor musunuz, bunun maliyetini biliyor musunuz, bunun nasıl organize edildiğini biliyor musunuz?” sorularını sorduk ve ne olup bittiğini anlatmaya çalıştık.

‘ŞİDDET ORADA DURUYOR YOK DİYEMEZSİNİZ’

Peki, muhafazakar seçmenlerin bu açık ve net desteğinin nedenleri hakkında neler söylenebilir?

Polonya’da yaşayan birinin ailesinde, yakın çevresinde, yaşadığı semtte şiddet hikayesi olan birilerini tanımıyor olması olanaksız. Hükümet yalan söyleyebilir, ne isterse söyleyebilir. ‘Polonya’da erkek şiddetiyle ilgili yasalara ihtiyaç yok’ diyebilir. Muhafazakar değerler, gelenekler ve toplumsal cinsiyet hakkındaki hayali tehditlerden de konuşabilir. Hatta erkek şiddetinin sık rastlanan bir şey olmadığını da söyleyebilir. Ama onlara oy verenler şiddeti biliyor, şiddeti yaşıyor. Belki deneyimlemiyorlar ama çevrelerinde görüyorlar. O yüzden “Her şey mükemmel yürüyor” gibi bir anlatı kurmak mümkün değil. İnsanlar işlerin mükemmel yürümediğini biliyor. Polislerin, savcıların, mahkemelerin kusursuz çalışmadığını biliyor. Şiddet orada duruyor ve yaşanmaya devam ediyor. O yüzden “Hayır bu olmuyor” diyemezsiniz. Sözleşmeye desteğin yüzde 62 olmasının nedeni de bu.

Bildiğim kadarıyla sözleşmeden çıkmak 1,5 yıldır Polonya hükümetinin gündeminde. 1,5 yıl içerisinde kadın haklarını geriye götüren adımlar da atıldı, öyle değil mi?

Fotoğraf: Daniel Grodziński

Aslında bu işin altyapısının uzun süredir hazırlandığı anlaşılıyor. Örneğin 2017 yılında hükümetin şiddet mağdurlarına sağladığı fon kesildi. Ayrıca polis, şiddet mağdurlarının kurduğu merkezleri basarak oralardaki bilgisayarlara el koydu. Bu bilgisayarlarda yardım alan mağdurların verileri bulunuyordu. Bu baskın mağdurların günlük işlerini yürüten dernekler üzerinde dondurucu bir etki yarattı ve faaliyetlerini tamamen durdurdu. Diğer tarafta da erkek şiddetini kısmen meşrulaştıran, psikolojik şiddeti şiddet kapsamının dışına taşıyan ve mağdurların kayıt altına alınmasını engelleyen parlamenterlerden oluşan bir grupla karşı karşıyaydık.

‘HAKLARI GÜVENCE ALTINA ALAN SİSTEMİN TERK EDİLMESİNİN BAŞLANGICI’

Sözleşmeden çıkılması Polonya hükümetinin insan haklarına karşı atmayı planladığı anti demokratik adımları hızlandırabilir mi?

İstanbul Sözleşmesi’nin hükümet tarafından terk edilen son uluslararası sözleşme olmayacağına eminim. Hükümetin taraf olduğu insan hakları, yurttaşlık hakları ile ilgili tüm uluslararası sözleşmeler bir sonraki hedef olacak. Zaten her geçen gün baskılar artıyor ve insanları daha çok köşeye sıkıştırıyorlar. Mesele bana halihazırda gösteri yürüyüşü kaynaklı açılmış 40 farklı dava var. Şu an Polonya’da yaşanan yalnızca kadın hakları ile ilgili bir durum değil; bu daha çok insan haklarını güvence altına alan sistemin terk edilmesinin bir başlangıcı. Ve eğer tepki vermezsek birçok ülkede benzer şeylerin yaşanacağını düşünüyorum.

‘AVRUPA KONSEYİ’NİN ENDİŞESİNİ DİLE GETİRMEKTEN DAHA FAZLASINI YAPACAĞINI UMUYORUZ’

Sözleşmeden çıkılması durumunda Avrupa Birliği’nin Polonya’ya ekonomik yaptırım uygulanması da gündemde. Geçtiğimiz hafta Fransa’dan böyle bir açıklama geldi ve “Çekilirlerse sonuçları olur” ifadesi kullanıldı. Meselenin bu yanı nasıl değerlendiriliyor?

Avrupa Birliği fonları hukukun üstünlüğü ilkesine uymayan ülkeler için kesilebiliyor. Bu noktada yalnızca hukukun üstünlüğünden değil insan hakları ihlallerinden de bahsedilmesini istiyoruz. Geçen hafta bu konuda bir deklarasyon yayımlandı ve insan hakları ihlalleri yapan Avrupa Birliği ülkelerinde fonun kesilmesi gündeme geldi. Elbette Avrupa Birliği kurumları şu an tarihinin en yavaş işleyen döneminde.
Ayrıca bu kurumlar tarafından birçok defa dışarıda ve yalnız bırakıldık. Fakat halen uluslararası kurumlardan ve uluslararası toplumdan umudumuz var. Çünkü bu yalnızca bir Avrupa Birliği sözleşmesi değil; aynı zamanda Avrupa Konseyi dokümanı. Bundan dolayı Avrupa Konseyi’nin endişesini dile getirmekten daha fazlasını yapacağını umuyoruz. Öte taraftan ağustos ve eylül ayında bu sözleşmenin nasıl uygulandığı ile ilgili görüş almak için Polonya’ya bir komisyon geliyor. Orada sözleşmenin nasıl uygulanamadığına ve hatta işlerin daha kötüye gidebileceğine dair söyleyecek çok şeyimiz olacak. Bununla beraber gösteri yapmaya, protesto düzenlemeye devam edeceğiz.

‘5 AĞUSTOS’TA TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NDE EYLEM YAPACAĞIZ’

Biliyorsunuz sözleşmeden çıkmak Türkiye’nin de gündeminde. Nihai kararın 5 Ağutos’ta verilmesi bekleniyor. Söyleşinin bu bölümüne kadar verdiğiniz bilgilerden yola çıkarak sözleşmenin kaldırılmasını isteyen grupların argümanın iki ülkede de çok benzer olduğunu söyleyebiliriz. Buradan hareketle Türkiye’deki kadınlara özel bir mesajınız var mı?

Polonya ve Türkiye aynı durumda, hatta protesto olanakları açısından Türkiye’deki durum daha zor. Uluslararası topluluk Türkiye ve Polonya için beraber hareket etmeli. Avrupa’dan kadınların Polonya’ya gelmesini ve eylemlere katılmasını istiyoruz mesela. Uluslararası bir dayanışma kampanyası hayal ediyorum. Polonya ve Türkiye aynı gün, aynı saatte, aynı logo ile bir kampanya düzenleyebilir. Türkiye’deki kız kardeşlere katılmak isterim. Ayrıca Türkiye’deki kadınlara destek olmak için 5 Ağustos’ta Varşova’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde bir dayanışma eylemi yapacağız. Çünkü uluslararası destek çok önemli. Bu protestolar uluslararası alana yayılmalı.