'Teşhir edilme korkusuyla kendine çekidüzen veriyor'

TÜM BEL-SEN Diyarbakır Örgütlenme Sekreteri Yasemin Noyan, toplu sözleşmelerde yer alan şiddet uygulayan erkeğe maddi yaptırım hükmünün caydırıcı olduğunu belirtiyor ve “Erkek, teşhir edilirim korkusuyla kendine çekidüzen veriyor” diyor.

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – 1990 sonrası kurulan ilk kamu çalışanları sendikalarından TÜM BEL-SEN, belediyeler ve il özel idarelerinde örgütleniyor. 400’ün üzerinde belediyeyle toplu sözleşme imzalayan TÜM BEL-SEN toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadına yönelik şiddetle mücadele etmek için belediyelerle imzaladığı toplu sözleşmelere şu hükümleri koyuyor: “Sözleşmeden yararlanan belediye çalışanlarının ailesinin şikâyeti üzerine aile içi şiddet uyguladığı tespit edildiği durumlarda; söz konusu çalışanın sözleşme hükümlerinde yer alan mali ve sosyal yardımlardan elde ettikleri elinden alınarak, bunlar çalışanın eşine ödenir”, “8 Mart Dünya Kadınlar Gününde kadın çalışanlar ücretli izinli sayılırlar”, “İstihdamda kadın çalışana öncelik verilir.”

Toplu sözleşmede yer alan bu hükümlerin işyerlerine (belediyelere) nasıl yansıdığını TÜM BEL-SEN temsilcilerine sorduk.

ŞİDDET UYGULAYAN ERKEK DİSİPLİN KURULUNA SEVK EDİLİYOR

Satı Burunucu

TÜM BEL-SEN Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Satı Burunucu, eşine şiddet uygulayan erkeğe maddi yaptırım hükmünün caydırıcı olduğunu belirtiyor ve sürecin nasıl işlediği sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Şiddete uğrayan kadın işyeri temsilcilerine başvuruyor ve temsilciler durumu araştırıyor. Şiddet uygulayan erkek, disiplin kuruluna sevk ediliyor ve erkeğin toplu sözleşme farkının kadına verilmesi için insan kaynakları bilgilendiriliyor.”

Burunucu, özellikle belediye yönetimi değiştiğinde toplu sözleşmeden doğan hak kazanımlarının kadınların ellerinden alındığına dikkat çekiyor: “Belediye seçimlerinden hemen sonra kazanan yönetim hele de parti değişikliği varsa ya da kayyum atanmışsa önce kadın emekçileri sürmek, baskı şiddet ve tacizle yıldırarak istifaya zorlamak, sendikal tercihlerine müdahale etmek, belediyenin kadın ve çocuklara verdiği hizmet alanlarını kapatmak gibi işlerle zaferlerini kutlamaya başlıyor.”

Burunucu, iş ortamının kadınların kendini güvende hissedeceği bir şekilde düzenlemesi için çalıştıklarını ve yine bunu sağlayacak maddeleri toplu sözleşmeye koyduklarını anlatıyor: “Kadınların, iş yerlerinde mesai saatleri içerisinde, amirleri ya da erkek mesai arkadaşları tarafından yaşadığı, her türden şiddet ve psikolojik baskıyla mücadele için mobing masaları açılmasını istiyoruz. Bunu da yine toplu sözleşmenin içinde işverenin bir yükümlülüğü olarak akde bağlıyoruz.”

Kadınların eşitsizlik yaşadığı bir diğer alan ise görevde yükselme. Burunucu, “Belediye yönetimi hangi partiden olursa olsun görevde yükselme liyakat, kıdem, nitelik, eğitim durumundan ziyade yakınlık, adam kayırmacılık gibi kararlarla gerçekleşiyor. Bu durum bütün emekçileri etkilediği gibi kadınların görevde yükselmesinin önüne cinsiyetçi bir duvar daha örüyor” diye konuşuyor.

‘8 MART İZNİ TÜM KADINLARI KAPSAMIYOR’

TÜM BEL-SEN Antalya Şube Kadın Sekreteri Birgül Yiğit Kabaklı, 8 Mart’ta eşitlik ve özgürlük mücadelesine katılma hakkına saygı gösterilmesi gereği kadınların idari izinli sayıldığını ve fakat bu iznin sendikalı olmayan kadınları kapsamadığını söylüyor: “Sözleşmemiz kapsamına giren kadın çalışanlar izinli kabul edilirken diğer kadınlar için eşitlik hakkının nasıl gözetileceği sorunu ortaya çıkıyor. Kimi belediyeler tüm kadın çalışanların izinli sayılması noktasında idari tasarrufta bulunarak bu sorunu ortadan kaldırabiliyor. Örneğin Muratpaşa Belediyesi, bunu sözleşmemizin imzalandığı ilk yıldan itibaren başarılı bir şekilde uygulamaktadır.”

‘KAYYIMLAR İLK OLARAK KADIN BİRİMLERİNİ KAPATIYOR’

Sendikanın Diyarbakır Örgütlenme Sekreteri Yasemin Noyan, kayyumlar göreve geldiğinde ilk olarak kadın kurumlarına ve bu alandaki kazanımlara yöneldiklerini belirtiyor. ,

Yasemin Noyan

Toplu sözleşme hükümlerinin dikkate alınmadığı pek çok keyfi uygulamayla karşılaştıklarını vurguluyor ve şöyle diyor:

“Bire bir şahidiz, bir çok kadın kurumu ya kapatıldı ya da başka bir kurumun kullanımına verildi. Şu anda çalışma yürüten kadın birimleri yok denecek kadar azdır ya da bunların başına bir erkek geçirilmiştir. Kadınların kendilerini rahat ifade edebilecekleri ortamlar hazırlamıyor maalesef. Şöyle bir örnek vereyim ben Diyarbakır Yenişehir Belediyesi’nde çalışırken kadın merkezi açıyorduk. Şiddete uğrayan kadın arkadaşların bu merkeze gelirken gelirken kendini nasıl rahat hissedeceğini düşünerek binanın giriş çıkışlarını bile buna göre düzenliyorduk. Ama o merkez, şu anda kadın birimi olarak görev yapmıyor. Farklı bir kuruma dönüştürüldü.”

Noyan, eşine şiddet uygulayan erkeğin toplu sözleşme hakkının kadına verilmesinin bir baskı unsuru oluşturduğunu anlatıyor: “Yarın öbür gün ben eşime ya da herhangi birine şiddet uyguladığım zaman bu gelip beni bulur, arkadaşlarım öğrenir, teşhir olurum korkusu yaşıyor ve kendine çekidüzen vermek zorunda kalıyor. Kadın bu maddelerle kendini daha güçlü hissediyor.”

Yönetimin tavrının idari izinleri talep etmek konusunda çok belirleyici olduğunu belirtiyor, Noyan. Özellikle son yıllarda yaşanan görevden çıkarma örnekleri sebebiyle kadınların 8 Mart ve 25 Kasım’da toplu sözleşmeden doğan idari izin hakkını talep etmekten ve kullanmaktan imtina ettiğini söylüyor.

‘GERİ ADIM ATTIRIR’

TÜM BEL-SEN İstanbul 1 No’lu Şube Kadın Sekreteri Meryem Göktepe, Eşine şiddet uygulayan erkeğe maddi yaptırımı “parayla terbiye” diye nitelendiriyor ve “Bunun şiddet uygulayanda bir caydırıcılığı olur mu ben pek inanmıyorum açıkçası. Şiddet uygulayan adam o parayı da zaten şiddetle alır. Ama şu açıdan önemli, şiddet uygulayanı teşhir eder, utandırır ve geri adım attırır, umudun daha çok bu yönde” diye konuşuyor.

Meryem Göktepe

Göktepe, pek çok zorluğa rağmen kadınların sendikal mücadelede ve toplumsal cinsiyet eşitliğini iş yerlerine yerleştirmede ısrarcı olduklarını belirtiyor ve “Sendika kurulamaz denilen dönemlerden bugünlere geldik” diyor.

Ayrıca, kamu kurumlarında kadınların pantolon giyme hakkının mücadeleyle kazanıldığını ve bu hakkın cinsiyet eşitliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatıyor: “Bu belki hiç görünmeyen bir şey ama bu da KESK’in kadın mücadelesinin sonucudur. Çok basit gelebilir ama ben bunu bizzat yaşadığım için biliyorum. İşyerine elimde poşetle ya da çantamın içinde pantolon götürüyordum ve göreve çıkarken onu değiştiriyordum. Teknik bölümlerde çalışan arkadaşlarımız bile pantolon giyemiyordu. Bugün çok basit gelebilir ama bunlar önemli kazanımlar.”