Cinsel hakların ayrılmaz parçası: Kürtaj hakkı

Devletin sorumlu olduğu kamu kurumlarında bedelsiz olarak sunulan hizmetlerin ücretli hale getirilmesi ve giderek hizmetin sunulmaması kadınların sağlık hakkının ihlalidir ve özellikle yoksul kadınları etkilemektedir. Hekimleri meslek etiği yerine yasal düzenlemelere uymaya zorlayan devlet, kadınları da karar veren özneler olmaktan çıkarmaktadır.

Lale Tırtıl*

Cinsel sağlık, bir kişinin cinsel yaşamını zorlama olmadan, zarar görmeden mutlu sürdürebilmesi; istenmeyen gebelikler, güç kullanma, şiddet ve ayrımcılıktan uzak, bağımsız olarak cinselliği yaşama halidir. Sağlık hakkı ulusal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altında olması beklenen insan haklarından biridir. Sağlık hakkı bileşenlerinden biri de cinsel haklardır. Cinsel haklar, kısaca cinsel eşitlik hakkı, çocuk sahibi olma veya olmamayı seçme hakkı, çocuk sayısına ve ne kadar aralıklı olacağına karar verme hakkı, doğurganlık düzenlenmesiyle ilgili bilgi ve tüm tedavilere tam erişim hakkı olarak özetlenebilir.

Erkek ve kadın herkesin doğum kontrol yöntemlerine kolayca ulaşabilmesi bu hakların bir parçasıdır. Tüp ligasyonu ve vazektomi dahil bütün modern doğum kontrolü yöntemlerinin kullanımları sırasında gebelik oluşma olasılığı vardır. Ayrıca doğum kontrol yönteminin hatalı kullanımı, hizmetlerin ulaşılabilirliğindeki eksiklikler, kadınların/çiftlerin sosyal, psikolojik, cinsel hayatlarındaki değişiklikler nedeniyle her zaman istenmeyen gebeliklerle karşılaşılabileceği bilinir. Gebelik sonlandırma hakkının korunması hem bireysel haklar açısından hem de toplum sağlığı açısından çok değerlidir.

28 Eylül Dünya Güvenli Kürtaj Günü’nde BM İnsan Hakları Örgütü tüm devletlere kürtajın sağlık hizmetinin bir parçası olduğunu, kadınların yasal, ücretsiz ve güvenli kürtaj hakkının sağlanması gerektiği çağrısını yapar.

GÜVENLİ KÜRTAJ NEDİR?

Kürtajın “güvenli” olması için, gebelik süresine uygun olarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen bir yöntem kullanılarak, eğitimli bir sağlık çalışanı tarafından yapılması gerekir.

Araştırmalar, kürtaj yasağı olan ülkelerde kürtajların yüzde 25’inin, kürtaj yasağı olmayan ülkelerde ise yüzde 90’ının güvenli koşullarda olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 25 milyon güvensiz kürtaj uygulandığını bildiriyor. Yılda ortalama 47 bin kadın yaşamını yitiriyor, 7 milyon kadın komplikasyonlara bağlı sorun yaşıyor.

BİNLERCE YILIN TARİHSEL BİRİKİMİ

Kadınların cinselliği ve doğurganlığı ayrılmaz bir bütün gibi düşünülür. Ergenlik, gebelik, annelik, menopoz dönemlerine göre kadın sağlığı, hatta yasal düzenlemeler sınıflandırılır. Doğurganlık ve annelik kutsanırken, kısırlık eksiklik, yetersizlik olarak görülüp kadınların yaşamı karartılır.

Binlerce yıldır dinler, tıp uzmanları, nüfus politikalarını düzenleyen hükümetler kadınların kendi bedenleri üzerindeki öznel haklarından biri olan kürtaja erişimini engellemişler.

Kürtaj/düşük konusunda bilinen en eski yasal düzenleme Hammurabi (MÖ1750) kanunlarında karşımıza çıkar. Bu yasalarda kadına şiddet uygulandığında düşüğe neden olan eylemler cezalandırılırken üç yıl sonra Asuriler (MÖ1450) düşük yaptıranlara ölüm cezası uygular.

Kilise kürtajı “günah” kapsamına alır ve 13’üncü yüzyılda Papa tarafından düzenlenen bildirgede “ruh kazanan fetüsü öldürmek cinayettir” ifadesi ile düşük yapan/yaptıran aforozla cezalandırılır. 1970’lerde kürtaj karşıtı yasalara karşı yükselen feminist hareketin etkisi ile Vatikan 1974 yılında yayınladığı “Düşük Bildirgesi”nde nüfus politikaları, seçme özgürlüğü tartışmalarına yanıt verir ve kürtaj konusunda yasaklayıcı tutumunu sürdürür. Papa Francisco 2016 yılında hem kürtaj olan kadınların hem de kürtajı yapan doktor, hemşire gibi sağlık çalışanlarının tüm rahipler tarafından ve süresiz olarak affedilebileceğini duyurur. Bu Kilise Kanunu’nun değişmesine neden olan dev bir adımdır.

İslamiyet yönünden düşük/ kürtaj konusunda görüşler Kuranı Kerim’de Mü’minûn suresine dayanmaktadır; “And olsun biz insanı çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nufte haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı bir parçacık et haline soktuk, bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik” .

İslam hukukçularına göre, nutfe, alaka ve mudğa olarak belirtilen üç evre yüz yirmi günde tamamlanır, cenin bu sürenin ilk kırk gününde nutfe olarak kalırken, ikinci kırk gününde alaka, son kırk gününde de mudğa halini alır. Bireyin saygınlık, dokunulmazlık kazanmasının “cenine ruh verilmesi” ile olduğunu belirten hadisler süre konusunda farklılıklar içerir. Fıkıh yorumlarına göre ruh yüz yirmi günden sonra verilir. Bu süreler düşük ile ilgili değerlendirmelerde çok önemlidir. Mezhepler arasındaki farklılıklara rağmen tüm İslam düşünürleri gebeliğin dördüncü ayından sonra kürtaj yapılmasını mutlak olarak yasaklar. Araştırmalar erken dönem Müslüman düşünürlerin gebelikten koruyucu yöntemleri her iki taraf da onayladığı sürece desteklediğini, mezheplere bağlı olarak gebeliğin 40, 90 veya 120 günü içinde düşüğe izin verdiğini gösterir. lbn-i Sina tıp kitabında yirmi kadar farklı gebeliği önleyen yöntem tanımlar. Bu yöntemlerin kullanımını tıbbi nedenlere dayandırır, toplumsal ya da ekonomik gerekçeler sunmaz.

İslam ülkelerinde Türkiye ve Tunus dışında kürtaj, kadının hayatını kurtarmak dışında genellikle yasaktır. Bazı ülkelerde yasal hale getirilmese de bu yasağı kısıtlayan fetvalar yayınlanmıştır. Suudi Arabistan’da 1991 yılında yayınlanan fetva, fetüsün bozulması durumunda gebelikten sonraki ilk 120 günde kürtaja izin verir. Cezayir’de İslam Yüksek Konseyi, 1998’de tecavüz eylemi savaş silahı olarak kullanıldığına göre buna bağlı kürtaja izin verileceğini belirten fetva yayınlar. Cezayir, Mısır, İran ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkede fetvalarla tecavüz, fetüs bozukluğu, kadının yaşamı ve sağlığı için risk oluşturduğu hallerde kürtaja destek verilir. İslam ülkelerinin çoğunda devlet tarafından desteklenen, gebelikten koruyucu yöntemlere ait programlar bulunur. Tunus 1964 yılında ilk nüfus politikasını oluşturan İslam ülkesidir, 1973 yılından beri eş izni aranmaksızın kadınlar güvenli kürtaja erişmektedir.

On dokuzuncu yüzyıl boyunca bütün Avrupa’nın ve Birleşik Devletler’in kent merkezlerinde kürtaj, yasal olmamasına rağmen çok yaygındır. Avrupa’da sedefotu, karaardıç, çavdarmahmuzu bitkileri, Amerika’da çivit, kalomel ve terebentinden yapılan karışımlar, İngiltere’de kurşun tabletler dönemin popüler düşük yaptırıcılarıdır. Yüzyılın ikinci yarısına kadar kürtaj sayısı hızla artarak gebelikten korunma yöntemi haline gelir. “Kürtajcılar” gazetelere ilan verir, çoğunlukla tren istasyonlarının ve büyük mağazaların yakını gibi erişimin kolay olduğu yerlerde çalışırlar. 1800’lerin sonlarında Avrupa ve Amerika’da “kürtajcıların” sonunu getiren kanunlar hekimlerin zaferini müjdeler. Daha önce dinsel otoritenin oynadığı rolü bu kez hekimler üstlenir.

İkinci paylaşım savaşının ardından artan doğurganlık 1970’lerde yoksul ülkeler dışında hızla düşer. Kadınların iş gücüne katılımı giderek artmaktadır. Avrupa ve Amerika’da feministler kürtaj yasakları ile mücadele etmektedir. Kürtaj hakkı 1967’de İngiltere, 1973’te ABD, 1975’te Fransa, 1978’de İtalya’da kazanılır. İzleyen yıllarda çoğu Avrupa ülkesi kürtaja ilişkin yasakları fiilen ya da hukuken kaldırır.

Osmanlı’da 1800’lerin başında nüfus 25-32 milyon iken yüzyılın sonunda 19 milyona düşmüştür. Çok dinli ve çok kültürlü toplumsal yapısı olan Osmanlı’da Müslüman nüfusun azalması, gayrimüslim nüfusun artmasına yönelik endişeler on dokuzuncu yüzyıl nüfus politikasını belirler. Önlemlerden biri ıskat-ı cenin’i (düşük, kürtaj) yasaklamaktır. Kürtajın mahrem olduğu, ebelerin yaptığı düşünüldüğünde sayısal verilerin olmaması anlaşılabilir. Siyasetçiler, hekimler, dönemin aydınlarının belgelerinde yapılan incelemelerde; kürtajın niceliğinden çok görünürlüğünün arttığı söylenir. Kürtaj ilk kez 1838’de bir belgeyle yasaklanır. Tanzimat Fermanı’nın hemen arifesindeki belgeye göre “çocuk doğurmak milli bir vazifedir”. Ebe, eczacı ve hekimler; hahambaşı, patrik ya da İstanbul kadısı huzurunda ıskat-ı cenin yapmayacaklarına yemin ederler. Ceza kanununda ilk kez 1858 yılında giren “çocuk düşürme” suçuna yardım edenler için ceza düzenlenerek ebeler yasal olarak da kontrol altına alınır. 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu ile “çocuk düşürmek ve düşürtmek” suç olarak tanımlanır, cezaları 1936 ve 1953 yıllarında yapılan düzenlemelerle arttırılır. Ancak 1926 yılında yasa metnindeki “Kasten Çocuk Düşürmek ve Düşürtmek Cürümleri” başlığı, 1936′da “Irkın Tümlüğü ve Sağlığı Aleyhine Cürümler” olarak değiştirilir. İtalyan ve Alman faşizminin ırk hassasiyeti aynı tarihlerde Türk milliyetçilerini de etkilemiş; kürtaj karşıtlığı dinden çok milliyetçilik tarafından belirlenmiştir.

Türkiye’de 1965 yılından itibaren gebeliği önleyici yöntem kullanımına, 1983 yılında Nüfus Planlaması Kanunu’nda yapılan değişiklikle sağlık dışındaki sosyal ve ekonomik nedenlerle 10’uncu haftaya kadar gebeliklerin sonlandırılmasına ve devlet hastanelerinde ücretsiz olarak yapılmalarına izin verilmiştir. Bu değişikliği izleyen ilk 10 yılda (1983-1993) bir artış meydana gelmişse de sonra tekrar azalmıştır. Bu dönemden sonra kadınların etkili doğum kontrol yöntem kullanmalarında sürekli artış vardır. Doğum kontrol yöntemleri konusunda karşılanmamış gereksinim azaldıkça istenmeyen gebeliklerin de azalmasına bağlı olarak kürtaj yapma ihtiyacı da azalmıştır.

Sonuç olarak kürtaj yapan kadınların yüzdesi 1990’lı yılların sonlarından itibaren, özellikle de 2003’den bu yana sürekli azalmaktadır; aynı dönemde doğurgan çağdaki kadınların gebeliği önleyici etkili yöntemleri daha fazla kullanmakta oldukları ve istemsiz/plansız gebeliklerin azalmakta olduğu söylenebilir. Bir başka ifadeyle, karşılanmamış gereksinimlerin azalmasıyla isteyerek düşüğe başvuran kadınların oranında da düşüş olmaktadır. Düşüklerin hemen tamamı sağlıklı koşullarda (devlet hastanesi, muayenehane, hastane), yasal süre içinde yapılmaktadır. İsteyerek düşük yapan kadınlar arasında en çok kullanılan gebelikten korunma yöntemi, partnerlerin “geri çekme” uygulaması olduğunu, bunun da binlerce yıldır kullanılan en riskli yöntem olduğu bilinir.

TÜRKİYE’DE SON DURUM

Son on beş yılda AKP hükümetlerinin gerçekleştirdiği değişimler kamu kurumlarında verilen doğum kontrol yöntemlerine erişim ve kürtaj hizmetini kısıtlamıştır. Sağlık Bakanlığı 2003 yılında ücretsiz kürtaja son vermiş, 2005 yılından başlayarak koruyucu hekimlik hizmetlerinde yaygın olan doğum kontrol yöntemleri kısıtlanmıştır. Sağlık Bakanı Recep Akdağ 2007’de doğum karşıtı politikaların sona erdiği duyurur. Bunu kürtaj, vazektomi yapılan ve doğum kontrol yöntemlerinin sunulduğu kurumların kapatılması izler. Doğum kontrolü ve isteyerek düşükleri kontrol edebilmek için düşüğe neden olduğu bilinen ‘Misoprostol’ etken maddesi içeren “Cytotec Tablet” ve “Arthrotec Tablet” piyasadan çekilir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2012 yılında “kürtajın bir cinayet olduğunu” söylerken aynı yıl araştırmalar nüfusun yoksul kesiminin sağlık bilgisi ve olanak yoksunluğu nedeniyle doğum kontrolüne ulaşamadığı için kürtaj gereksinimi olduğunu gösterir. Aynı araştırmalar, ergen gebeliklerinde Avrupa ölçeğinde en yüksek oranın Türkiye’de olduğunu, kırsal bölgede yaşayan kadınların doğum kontrolüne erişiminin kısıtlı olduğunu ve erkekler ile ilgili doğum kontrolü çalışmalarının eksik olduğunu da göstermektedir.

Cumhurbaşkanı 2016 yılında “nüfus artışının devam ettirilmesi gerektiğini, nüfus planlaması ve doğum kontrolünün Müslüman ailenin anlayışı olamayacağını” söylediğinde kamu hastanelerinde kürtaja erişimin ve doğum kontrol yöntemlerinin kısıtlandığı gözlendi. On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı’nın azalan Müslüman nüfusa ilişkin kaygısının ürünü olan kürtaj yasaklarının günümüzde Müslüman aile anlayışına dayandırılması şaşırtıcı değildi. Öte yandan baskıcı doğum yanlısı politikalar açısından üremeye yardımcı teknolojiler ile kürtaj konusunda ikili tutum dikkat çekicidir. Desteklenen tüp bebek uygulamalarında “embriyo” kalitesi ve sayısından söz edilirken kürtaj söz konusu olduğunda cenin “çocuk” olarak adlandırılır. Tüp bebekte “embriyo” “dondurulurken”, kürtaj “cinayet” olur. Yasal metinlerde de düşük ile ilgili maddeler “çocuk düşürme/düşürtme” olarak sınıflanır. Oysa kürtaj çocuk değil cenin ile ilgilidir.

Doğurganlığın düzenlenmesi devletlerin nüfus politikası olamaz. Üreme hakkı ve cinsel haklar bireylerin ve özellikle de kadınların özgürce kullanmaları gereken bir insan hakkıdır. Türkiye; 1994 Kahire, Nüfus ve Kalkınma Konferansı-ICPD, 1995 Pekin IV. Dünya Kadın Konferansı gibi pek çok uluslararası belgeyi çekincesiz imzalamıştır. Bu belgelerde hep “kadının/bireyin sağlık hakkı” kavramları vurgulanmaktadır.

30 yıllık üreme çağı boyunca cinsel aktif olabilen bir kadının, gebelikten korunsa da, yaşam boyu en az bir kez istenmeyen gebelikle karşılaşabileceği varsayılır. Cinsel ilişkiye başlangıç yılları, menopoza yakın yıllar, emzirme ve doğum sonu dönem, istenmeyen gebelikler açısından en riskli zamanlardır. Kadınlar özellikle bu zamanlarda ulaşabilecekleri hizmet yoksa kendi çözümlerini, çoğunlukla sağlıksız olarak aramak durumunda kalırlar. Yoksulların ulaşamadığı güvenli kürtaj hizmeti, ya yüksek ücret ödenen özel sektöre ya da “merdivenaltı“ denilen kimin, nasıl yaptığı belirsiz kaotik ortamlara yönelecektir.

Güvensiz düşükler her yıl dünyada binlerce kadının yaşamını yitirmesine sebep olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü, güvensiz düşükler nedeniyle olan yaşam kayıplarının önlenebilmesi ve kaliteli sağlık hizmeti sunumuna destek olmak amacıyla güncel veriler ve bilimsel araştırma sonuçlarına dayanarak oluşturduğu “Güvenli Düşük Rehberi”ni yayınlamıştır. Bu rehber, hekimlere 12-14 haftaya kadar olan gebeliklerde vakum aspirasyonunu ve hap olarak kullanılan mifepristone ve misoprostolu güvenle kullanabileceklerini önermektedir.

Dünyada pek çok ülkede, cerrahi bir girişim olmadan kullanılan ilaçlarla tıbbi düşük uygulanmasının, kolay ve güvenli bir yöntem olduğu, kabul edilebilirliğinin, memnuniyet ve başarı yüzdesinin yüksek olduğu ve çok daha ucuz olduğu gösterilmiştir.

NE YAPMALI?

Devletin sorumlu olduğu kamu kurumlarında bedelsiz olarak sunulan hizmetlerin ücretli hale getirilmesi ve giderek hizmetin sunulmaması kadınların sağlık hakkının ihlalidir ve özellikle yoksul kadınları etkilemektedir. Hekimleri meslek etiği yerine yasal düzenlemelere uymaya zorlayan devlet, kadınları da karar veren özneler olmaktan çıkarmaktadır.

• Ergenlik döneminde cinsel eğitim müfredat içinde yer almalıdır. Özellikle riskli dönem olan ergenlere doğum kontrolü bilgisi verilmelidir.

• Çocuk istismarı, çocukların erken yaşta zorla evlendirilmesi konusunda tavizsiz politikalar uygulanmalı, ergen gebeliklerinde 16 yaş altında yüksek olan ölüm riski gözetilerek gebeliğin sonlandırılmasını da içeren etkin gebelik izlemi yapılmalıdır.

• Her kürtaj, karşılanmamış doğum kontrolü hizmetlerinin uzantısıdır. Sağlık Bakanlığı yeniden düzenlediği sağlık sisteminde kadınları koruyucu hizmetlere önem vermeli, erkek ve kadınlara kolay ve ücretsiz ulaşabilecekleri gebelikten korunma yöntemlerini yaygın ve ücretsiz sunmalıdır.

• Rahim Tahliyesi Kanunu yürürlüktedir. Yasal süresi olan 10 hafta içerisinde isteğe bağlı düşük (kürtaj) yasak değildir. Tam teşekküllü her hastanenin bu hizmeti verecek donanımı mevcuttur. Hekimler yoğun çalışma programında bu hizmeti verecek triajı oluşturabilecek yetenektedir. Kürtajın yasak olduğunu söyleyen yetkililer ve sağlık çalışanları hakkında işlem başlatılmalıdır.

• Sağlık Bakanlığı bir an önce kadınların üreme sağlığı ile ilgili haklarını kullanabilmeleri önündeki engelleri kaldırılmalı, tıbbi düşük yönteminde kullanılan Mifepriston ve Misoprostol’ün kullanımı ile ilgili işlemleri tamamlamalıdır.

• Rahim Tahliyesi Kanunu düzenleyen 1983 tarihli Yönetmelikte kürtaj olmak için eşin onayı gerektiği belirtilse de Türkiye’nin imzaladığı ve 2003 yılından beri yürürlükte olan Biyotıp Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine göre her bireyin kendi bedeni üzerinde yapılacak tıbbi işlemler ile ilgili kararın kendisine ait olduğu, hekimlerce de unutulmamalıdır.

• Doğum kontrol yöntemlerine ve kürtaj hizmetine erişemiyorsanız Sağlık Bakanlığı’nın hasta memnuniyetini arttırmak için oluşturduğunu belirttiği iletişim numaralarını arayabilirsiniz.

• Doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişim, kürtaj hizmeti alamadığınızı düşünüyorsanız, Tabip Odalarına bildirebilir, bu olumsuzlukların incelenmesini sağlayabilirsiniz.

 

 

Çokar, M. (2008). Kürtaj. Babil Yayınları, İstanbul.

Hessini, L. (2007). Abortion and Islam: Policies and practice in the Middle East and North. Reproduvtive Health Matters,

Erkaya Balsoy, G. (2015). Kahraman Doktor İhtiyar Acuzeye Karşı, Geç Osmanlı Doğum Politikaları. Can Yayınları

Tırtıl L(2018), Kürtaj Yasaklarının Tarihsel Dayanakları ve Dinlerin Etkisi, Toplum ve Hekim Dergisi,

Cilt 33, Sayı 2, Mart-Nisan, 2018

 

*Dr., İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu