Erkeklik sorunu

Türkiye’de erkeklik epidemik bir sorun haline gelmiştir. Biz erkeklerin kafamızı sağa, sola çevirerek, kuma gömerek bu sorunu daha fazla görmezden gelmesi artık mümkün değildir. Çünkü bizim aşk dediğimiz şey duygusal ve fiziksel olarak sakatlamakta, öldürmektedir.

Ahmet Abakay*

Türkiye’de yaşayan hemen her kadın attığı her adımda, aldığı her nefeste kimi zaman nereden geleceği dahi belli olmayan bir erkek tehdidi altında yaşamak durumunda. Şanslı(!) olanlar türlü taciz ve ayrımcılık tecrübeleriyle hayatlarına örselenerek de olsa devam edebilirken yıl sonunda bir istatistik haline gelmenin ötesine geçemeyen sayısız kadın ise sistematik bir biçimde sevdikleri insanlar tarafından şiddete maruz kalmakta ve öldürülmektedir. Özellikle Emine Bulut cinayetinde görüldüğü üzere namus kisvesi altındaki cinayetler erkek şiddetinin varabileceği caniliğin sınırlarının oldukça geniş olduğunu bir kez daha gözümüze sokmuştur. Gözümüze sokmuştur derken; biz erkeklerin değil kadınların gözüne, sanki daha fazla ihtiyaçları varmış gibi, sokmuştur demek istiyorum.

Kendisi bir akademisyen olan ve kadına yönelik şiddet ile ilgili önemli çalışmalar yapan Diana Scully Cinsel Şiddeti Anlamak adlı kitabında (Metis Yayınları, 2018) tecavüz ve cinayet vakalarının görünmeyen bir işlevinin de toplumdaki tüm kadınlara mesaj verilmesi olduğunu ifade etmiştir. Bu mesaj tecavüze uğrayan, şiddete maruz kalan ve öldürülen kadınlar üzerinden toplumdaki diğer kadınlara yönelik baskıcı bir kontrol kurulması işlevinin yerine getirilmesi şeklindedir. Türkiye için düşünecek olduğumuzda birçok erkeğin hayatı boyunca flört ettiği, evli olduğu kadına şiddet uygulamayacak olması toplumda bu derece yaygın olan şiddetin tüm kadınlara verdiği mesajın aynı zamanda tüm erkeklerin de tahakküm ilişkilerini devam ettirmesini sağlayan mekanizmaları işlettiği gerçeğini değiştirmemektedir. Başka bir ifadeyle, şiddet ve cinayetle yaratılan ve baskı altında tutulan kadınlık deneyimi erkeklerin kadınları çeşitli şekillerde sömürebilmesinin zeminini oluşturmaktadır. Bu sömürü ilişkisinden hangi cenahtan olursa olsun hiçbir erkek azade değildir. Sorun tam olarak da bu noktada tüm erkeklerin sorunu haline gelmektedir.

Evet, sorun tüm erkeklerin sorunudur. Bu nedenle savunma mekanizmalarımız sahip olduğumuz ayrıcalıklarımız ve hayatımızdaki kadınlar üzerindeki tahakkümümüz işaret edildiği anda devreye girmekte ve sorunun aslında biz erkeklerin tamamıyla alakalı olmadığına önce kendimizi sonra da diğerlerini ikna etmeye çalışmaktadır. Kadına yönelik şiddetin bireyselleştirilmesi, belli bir sosyoekonomik ve ideolojik alana hapsedilmeye çalışılması, konunun saptırılması ve aslında erkeklerin de zor şartlar altında oldukları argümanlarına başvurulması bu mekanizmalardan yalnızca birkaçıdır.

Kimi zaman daha muhalif tarafta konumlanmış erkeklerin her nedense erkeklik sorununu yeteri kadar üzerlerine almadıkları görülmektedir. Sanki solcu olmak erkeklik sorununu tamamen çözebilirmiş gibi bir hava estirilmektedir. Elbette sol cenahtaki erkeklerin birçok konuda içinde yaşadıkları toplumu sorgulamaya daha açık olduğu gerçeğini göz ardı etmiyorum. Ancak, söz konusu solcu erkeklerin de toplum içinde sahip oldukları güç ve ayrıcalıkların kadınların hayatına ne gibi yansımaları olduğu sorusu olduğunda daha çekingen davrandıklarını, hedef saptırabildiklerini göz ardı etmemek gerektiğini belirtmek istiyorum. Hatta daha muhalif kesimde yer alan insanlar arasındaki romantik ilişkilere sirayet etmiş kimi zaman mikro düzeyde olan tahakküm ilişkilerinin gizli kalabildiklerini, tanımlanmalarının ‘bizim tarafta olmaz öyle şeyler’ bakış açısı nedeniyle daha zor olduklarını söylemek mümkündür. Bu gibi durumlarda yaşanan duygusal yaralanmaların ve örselenmelerin adının tam olarak koyulmakta zorlanılması ve bireysel ve örgütlü mücadeleye nereden başlanacağının muğlaklaşması nedeniyle diğer şiddet vakalarından daha az tehlikeli olduğunu düşünmek için bir neden yoktur.

Sonuç olarak, lafı eğip bükmeden belirtmek gerekir ki Türkiye’de erkeklik epidemik bir sorun haline gelmiştir. Biz erkeklerin kafamızı sağa, sola çevirerek, kuma gömerek bu sorunu daha fazla görmezden gelmesi artık mümkün değildir. Çünkü bizim aşk dediğimiz şey duygusal ve fiziksel olarak sakatlamakta, öldürmektedir.

 

*Doktora adayı, Psikoterapist