‘Bataklığı kurutmadan cinayetlerin önüne geçemezsiniz’

Emine Bulut’un eski eşi Fedai Baran tarafından öldürülmesi kadın cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Türkiye’de günde ortalama üç kadın öldürüldüğüne dikkat çeken Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı İdil Yalçıner Şimşek, “Bataklığı kurutmadan cinayetlerin önüne geçemezsiniz” dedi. Türkiye Kadın Federasyonları Başkanı Canan Güllü ise kadınları öldüren erkeklerin dışında bu cinayetlerde bir diğer sorumlunun hükümet olduğunu söyledi.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Kırıkkale’de Fedai Baran’ın eski eşi Emine Bulut’u öldürmesini özellikle sosyal medyada binlerce kişi paylaştıkları mesajlarla lanetledi. “Ben ölmek istemiyorum” sözleriyle çığ gibi büyüyen tepkinin ardından Fedai Baran hakkında “Canavarca hisle insan öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilerek iddianame hazırlandı.

Türkiye’de geniş yankı bulan Emine Bulut cinayetine pek çok farklı kesimden tepki geldi. Emine Bulut cinayetine kadar, toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden pek çok kurum bir yandan kadın cinayetlerinin sonlanması için çalışırken bir yandan da özellikle siyasetçilerin gündeme getirdiği, süreli nafaka tartışması, boşanma konusunda uzlaşım merkezlerinin kurulması ve İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması başlıklarında çok sayıda açıklama yaptılar.

Kadınların kazandığı haklarının yok sayıldığı ve ellerinden alınmaya çalışıldığı bir dönemde erkekler tarafından öldürülmeye devam ettiğini söyleyen ve Emine Bulut davasına müdahil olacaklarını belirten Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı İdil Yalçıner Şimşek, “İstanbul Sözleşmesi’nin boşanmayı destekleyen bir sözleşme olduğuna yönelik söylem var. Nafaka konusu gündemde. Bunların desteklenip, uluslararası sözleşmelerden imzaların çekilmesinin gündeme getirildiği bir ortamda birçok kadını ne yazık ki erkek şiddetine kurban veriyoruz. Bataklığı kurutmadan cinayetlerin önüne geçemezsiniz. Bataklığı da ancak toplumsal cinsiyet eşitliğini sağladığımız, özellikle siyasilerin eril söylemlerinden kurtulduğumuz zaman kurutabiliriz” dedi.

Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı İdil Yalçıner Şimşek, “ Bataklığı kurutmadan cinayetlerin önüne geçemezsiniz” dedi.

‘GÜNDE ÜÇ KADIN ÖLDÜRÜLÜYOR’

Kadınlara yönelik her türlü şiddet olayında siyasetçilere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Şimşek, “Siyasilerin yaptıkları ve yapmadıklarıyla kadın cinayetlerinde sorumlulukları var mı” sorumuza şu yanıtı verdi:

“Asıl sorumlu iktidar. 16 yıldan bu yana toplumun zihniyetinin değişmesinin sonucunu görüyoruz. Gayet rahat bir şekilde gidip, bir restoranın ortasında kadını öldürme cesaretini gösterebiliyor bu adam. Bu geldiğimiz son nokta. Hesaplandığında Türkiye’de günde ortalama üç kadın öldürülüyor. Bir an önce bunun engellenmesi adına bir şeyler yapmak gerekiyorken biz oturmuş kadının nafakasını konuşuyoruz. Bunlar aslında gündem yaratmak için oluşturulmuş şeyler ve asıl sorunu görmememiz için uğraşıyorlar. Tüm enerjimizi kadın cinayetlerinin engellenmesi adına harcamamız gerekirken nafaka tartışmalarına harcıyoruz.”

‘İKİ GÜN SONRA BU CİNAYET YİNE GÜNDEMDEN DÜŞECEK!’

“Sosyal medya üzerinden binlerce kişi tepki mesajları paylaştı. Bu tepkilerin sosyal medyayla sınırlı kalmaması adına neler yapmak gerekiyor?” sorumuzu ise Şimşek şu şekilde yanıtladı:

“Herkes çok kızgın, üzgün. Herkes paylaşmış ama taşın altına elinizi sokmak gerektiği zaman arkanızda kimseyi bulamıyorsunuz. Herkesin üzerine düşen bir sorumluluk vardır. Biz avukatlar olarak Ankara Barosu olarak kadın cinayetlerini elimizden geldiğince takip etmeye çalışıyoruz ama yüz, yüz elli kişiyi geçemiyoruz. Paneller düzenliyoruz panellerimiz bomboş kalıyor. İki gün sonra bu cinayet yine gündemden düşecek. Temelde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamamız, herkesin sorumluluğuyla ve elini taşın altına koymasıyla gerçekleşecek.”

‘KADINLARI BİREY OLARAK GÖRMEYEN ZİHNİYET SORUMLUDUR’

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise, “Kadın cinayetlerinde tek sorumlu failler mi? Bütüne baktığımızda, ortaya çıkan vahşet görüntülerinin sorumluları kimler?” sorumuza şu yanıtı verdi:

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü.

“Zihinsel dönüşümü sağlamayan ve bu konuda gerçek iradeyi kullanmayan hükümet sorumludur. Elimizde uluslararası İstanbul Sözleşmesi var ama bilinmelidir ki uygulanamıyor. Biz varlığıyla gurur duyuyoruz ama İstanbul Sözleşmesi yargı cenahında hayat bulmuyor. Alt başlıklarda sorumlular zihinsel dönüşümü sağlamayanlardır. Ben erkeğim, sen erkeksin, aslan oğlum ile pekiştirilen erkeklik var ya… Bu tarz cümlelerle büyütülen, desteklenen erkeklik pekiştirmesi nedeniyle büyütülen erkeklik olgusu, kadınları birey olarak görmeyen zihniyet sorumludur.”

“Bunların yanı sıra sanal din tacirleri de sorumlulukları var. Belirli medya organlarında belirli grupları kurarak çeşitli baskılar yaratarak son aylarda ortama çeşitli konular getirdiler. Bu kadınlar çok boşanıyorlar neden boşanıyorlar onu araştıralım dediler. Eee araştıralım. Ama boşanmanın nedenlerinden biri olan ekonomik nedenleri giderebiliyor muyuz? Erkeğe iş yaratabiliyor muyuz? Kadının istihdamda yer almasını sağlayabiliyor muyuz? Bunların hiçbirini hayata geçirmeden boşanma komisyonunu kurarak kadınlar boşanmasın diye önlemler alan bir zihniyetle boğuşuyoruz. Aynı zihniyet son dönemde nafaka tartışmasını gündeme getirdi. Kadınlar boşanıyor ve nafaka istiyor, nafakaya sınır getirirsek kadınlar boşanmaz bakış açısını geliştirdiler. Bu akıllarını kadınlar niye öldürülüyor, bunu nasıl önleriz üzerine yorsalardı bugün biz sizinle kadın cinayeti konuşmayacaktık.”

‘O BAKANLIĞIN ASIL ADI KADIN BAKANLIĞIYDI’

Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın Emine Bulut cinayetinin ardından davaya müdahil olduğunu hatırlatan Güllü, “Davaya müdahil olacağını getiren Aile Bakanlığı sanıyor ki çok büyük işler yaptım. O Aile Bakanlığının asıl adı Kadın Bakanlığıydı” dedi.

Emine Bulut’un ölümüne tanıklık eden 10 yaşındaki çocuk için atılması gereken adımları sıralayan Güllü şunları söyledi:

“Bu çocuğun annesi gözünün önünde öldürüldü. 10 yaşındaki çocuğun hafızasını nasıl sileceğiz? Götüreceğiz onu bir sevgi evine ya da yetiştirme yurduna bırakacağız. Bu kadar. Onu rehabilitasyona alıp onun için özel bir program uygulamayacağız. Onun kültürel, sanatsal ve eğitim çalışmalarında özel bir kişi görevlendirip yanı başına koymayacağız. Annesizliğinden kaynaklı yaşadığı travmayı yok edici bir eylem planımız yok bizim. Bu bir tanesi için yapmak zorunda olduğumuz. Ama bu durumdaki her bir çocuk için bunu yapmak gerekiyor. Götürüp bir sevgi evine koyup seni 18 yaşında devlet memuru yapacağız diyen ve sonrasında sokağa da bırakan bu devlet.”

‘ACİLEN ZİHNİYET DÖNÜŞECEK’

“Bu süreç içerisinde idamı düşüneceğimiz yerde olayın öncesini düşünelim” diyen Güllü sözlerini şöyle tamamladı:

“Kadını koruyabildik mi, koruyamadık? Saçından sürüklenirken, taksiden alınırken taksi şoförü karşı çıkmadı. Kadına karşı şiddeti normal görüyor. Karı koca arasına girilir. Orada erkek bir şiddet uyguluyorsa koşa koşa araya gireceğiz. Tartışıyorlar, kadın o yerden çıkmaya çalışıyor. Onlarca insan var bir tanesi müdahil olmuyor. Kadın boşanmak mı istedi, demek evde bir huzursuzluk var. İki insan birlikte çıktıkları yolda yolları ayrılabilir ve kadın kendine yeni bir yaşam kurabilmeli. Bu ülkede ya benimsin ya toprağın anlayışı hakim. Bunun için acilen zihniyet dönüşecek. Bu zihniyet insanlar üzerinden değişecek ama en önemlisi yargıdaki kişilerin zihniyetinin de çok acil bugünden değişmesi gerekiyor.”