Esas nafaka mağduru kadınlardır

Şayet nafaka konusunda bir mağdur varsa bunlar kadınlardır. Birçok durumda kadın bırakın kendisi için istemeyi, bir an evvel kurtulayım diyerek çocuğu için bile nafaka istemiyor. Lütfen esas duruma odaklanalım!

Selin Nakıpoğlu*

Aylardır kadına yönelik şiddetin boyutları kat kat artmamış gibi, son üç ayda bu ülkede üç kadın avukat erkek şiddeti sonucu hayatından olmamış gibi nafaka tartışıyoruz. Hem de verisiz, gerçeklerden uzak, -miş -muş’lar ile itilerek, tamamen manipülasyon teknikleriyle yasa değişikliğine götürülmeye zorlanıyoruz. Kanun yapma tekniğine ve sanatına uygun mu? Değil.
Hepimiz içimiz acıyarak yine bir kanun yapma sanatının ölümünü izliyoruz.

NEDEN MEDENİ YASA’DA DEĞİŞİKLİĞİ VE NAFAKAYI KONUŞUYORUZ?

Kadın hareketinin yüzlerce sene süren ve 1980 sonrasında kadın örgütlerinin mücadelesi ile somut sonuçlara bağlanan tüm kazanımlarını geri almaya yönelik girişimler kısaca Boşanma Komisyonu Raporu diye ifade ettiğimiz Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla kurulan 14 Mayıs 2016 tarihli meclis araştırma komisyonu raporunda duyurulmuştu. Esasen bu raporda kadınların kazanımlarına açık savaş açan AKP’nin yol haritasını okumuştuk ve rapor Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirildi, resmiyet kazandırıldı. O donem rapora verilen tepkiler sonucu, tümüyle değil peyder pey hayata geçirilmeye başlandı. Nafaka da bu konulardan biriydi.

Peki nedir bu nafaka? Boşanma ile ortaya çıkan sonuçlardandır. Hukukumuzda nafaka bakim nafakası ve yardım nafakası olmak üzere ikiye ayrılır. Bakim nafakası ise iştirak ve yoksulluk nafakasından oluşmaktadır. Yoksulluk nafakası Medeni Kanun m. 175’te düzenlenmiştir. Buna göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşen taraf ister kadın olsun ister erkek olsun kusuru daha ağır olmamak kaydıyla geçimini sağlamak amacıyla karşı taraftan gücü oranında nafaka isteyebiliyor. Madde bir cinsiyet belirtmemiş ama yoksulluğa düşen taraf demiş. Yani yoksulluk nafakası bakımından en önemli kriter yoksulluğun ne anlama geldiğinin açıkça tayin edilmesi noktasına kilitleniyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.10.1998 gün, 1998/2-656 E.; 1998/668 K. sayılı kararında yeme, barınma, giyinme, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireylerin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Boşanma ile yoksulluğa düşen ise kadınlar olmaktadır. Türkiye’de kadınlar erkeklere göre yoksuldur.

KADINLAR NEDEN YOKSUL?

Kadın yoksulluğunu anlamak için genel yoksulluğa göre belirleyici özelliklerini ortaya koymak gerekir. Buvinic’e göre kadın yoksulluğunun iki belirleyici özelliği bulunmaktadır: İşgücü piyasasındaki konumu ve eğitim imkanlarından yararlanma durumu. İş piyasasında kadınların ikincil konumda olduklarını gösteren pek çok veri mevcuttur: İşgücü piyasasına katılımın düşük olması, eşit ise eşit ücret verilmemesi, düşük ücretli işlerde istihdam edilme, kayıt dışı sektörde çalışma, ücretsiz aile işçisi olma, elde edilen gelir üzerinde söz sahibi olmama vb. gibi göstergeler bu farklılıkları belirlemektedir. (1)

Türkiye’de kadın işsizliği erkek işsizliğinden 1,5 kat yüksek seyretmektedir. İşgücü piyasasına katılımın düşük olmasının yarattığı sonuç ise kadının erkeğe ömür boyu bağımlılık ilişkisidir. İstihdama katılımın düşük olmasına paralel bir biçimde istihdamın sağladığı olanaklardan örneğin emeklilikten yararlanamamak, sosyal güvenlik sistemine eş üzerinden ulaşmak bu bağımlılığın temel sonuçlarıdır.

Diğer bir nokta da, eğitim olanaklarından yeterince yararlanamamalarıdır. Eğitim – Sen 2018 yılı sonu ‘Eğitimde Cinsiyetçilik’ raporunun ortaya koyduğu tablo çarpıcıdır. Rapora göre 2017-2018 senesinde kadınların ise yüzde 34’ü okulu bırakmaktadır. Kadınların eğitime erişim düşüklüğü kadın ve erkek arasındaki işgücüne katılım oranındaki farkı da büyüten etkenlerdendir.

KADININ EV İÇİNDE GÖRÜNMEYEN EMEĞİ

Ev içi emeğin kadının üstünde olması kadınların istihdamdaki cinsiyet eşitsizliğini büyütmektedir. Oxfam International’ın raporunda ücretsiz ev içi emeğin maliyetine dair çarpıcı bilgiler bulunmaktadır. Rapora göre eğer tüm dünyada ücretsiz ev işleri tek bir şirket tarafından yapılsaydı bu şirketin yıllık cirosu 10 trilyon dolara ulaşırdı. Bu ciro da Apple şirketinin yıllık cirosunun kırk üç katına denk gelmektedir. Ev içi emeğin piyasa değerinin büyüklüğünün çarpıcılığı açısından bu örnek oldukça önemlidir.

Herhalde en somut durumlardan biridir çocuk bakımı. Medeni Kanun’da nafakayı düzenleyen maddelerde değişiklik yapılmasını isteyenlere çeşitli mecralarda aylardır sorduğum sorulardan birine geldi sıra: Çalışmak isteyen kadın çocuk/çocuklarını nereye emanet edecek?

Buna cevap yok! Ama biz bakım emeğini düzenlemeden kadın istihdamının artmayacağını biliyoruz. Halihazırda bakım emeğini kadınların üzerinden alacak kamusal yatırım var mi? Yok! Buna ilişkin bir çaba/yatırım var mı? O da yok. Hatta 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.30’a dayanılarak çıkartılan Gebe ve Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik m. 13 ile işverenlere işyerlerinde emzirme odası ve kreş açma zorunluluğu getirilmiştir. Özel sektörün bu noktada devlet eliyle denetlendiğini ve caydırıcı cezaların verildiğini söyleyebilir miyiz? Maalesef hayır. Zira AKP burada da toplumsal cinsiyet adaleti adı altında kadınları geleneksel rollerine hapsetmeye çalışmaktadır. Türkiye’de okul öncesi eğitim oranının çok düşük olduğunu yine Eğitim-Sen’in raporlarından okumak mümkün. Özellikle yoksul kesimde okul öncesi kreş ve ana okulu oranı oldukça düşüktür. 3-5 yaş çocukların yalnızca yüzde yüzde 10’u anaokulu, anasınıfı ya da kreşe devam edebilmektedir.

Yasa değişikliği teklifinde ısrar edenlerin, meselenin herhangi bir noktasında veri sunmamasından dolayı da yazımda verilere fazlaca yer vermek istedim. Yine Oxfam International Küresel Eşitsizlikler raporuna bakarsak; erkeklerin kadınlardan yüzde 50 oranında daha fazla servete sahip olması, küresel ölçekte kadınların erkeklerden yüzde 23 oranında daha az kazanması örneği oldukça çarpıcıdır. Türkiye’de ise Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü istatistiklerine baktığımızda gayrimenkullerin yüzde 65’inin erkeklere ait olduğunu görüyoruz.

Durum bu kadar açık ve vahimken ülkedeki kadın istihdamı ve kadın emeğindeki mevcut durum ülkedeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği tablosundan bağımsız düşünülmektedir. Hatta yüksek yargıda görev alan bir hakimin de bu yaklaşımda olması adalete inancımızı bir kez daha sarsmaktadır. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi Başkanı 16 Şubat 2019 tarihinde Karabük Barosu’nun meslek içi eğitim seminerinde aynen: ‘Kadınların kazanılmış haklarını alıyorsunuz’ deniliyor. Ya siz erkeklerin 80 senelik kazanılmış hakkını elinden aldınız.’ diye açıklama yapmıştır. Bu cümleyi bir yüksek mahkeme başkanının ifade etmesi hafife alınacak bir durum değildir. Ortada bir yasa değişikliği olmamasına rağmen yapılan bu açıklamalarla bundan sonra aile mahkemeleri ne yapacak? Aile hukukuyla ilgili kararların denetlendiği aile mahkemesi hakimlerinin baskılanması söz konusu değil mi? Kadınların geri bırakılmasına doğru bir kararlılık var.

Yazımın sonlarına gelirken altını çizerek ifade etmek isterim ki, Medeni Kanun’un nafakayı düzenleyen 175 ve 176’ıncı maddeleri önerildiği gibi bir değişikliğe ihtiyaç duymamaktadır. Kaldı ki, m. 176/3’te düzenlenmiş olan ‘haysiyetsiz hayat sürenin nafakasının kaldırılması’ hükmü, mevcut durumda yargı tarafından kadınlar aleyhine cinsiyetçi ve yaşam şekline müdahaleci yorumlanmaktadır. Aileyi merkeze alan politikalarla kadının şiddet gördüğü evden çıkmasının önünün kapanmasına yol veren, edinilmiş haklarına göz diken, muhtelif manipülasyonlarla yasa değişikliğini gündeme getiren ve de bunu toplumsal cinsiyet adaleti söylemi altında yapan girişimler oldukça tehlikelidir. Şayet nafaka konusunda bir mağdur varsa bunlar kadınlardır. Birçok durumda kadın bırakın kendisi için istemeyi, bir an evvel kurtulayım diyerek çocuğu için bile nafaka istemiyor.

Lütfen esas duruma odaklanalım! Bu vesileyle bir kez daha, devleti kadın – erkek eşitliğini teşvik eden politikaların hayata geçirilmesi ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin uygulanması için çaba göstermeye davet ediyorum.

(1) TEPAV Raporu Ülker Şener araştırması

*Avukat, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü