Süper anne aranıyor

Gün içerisinde yetememe, yetişememe ve sinirli olma suçlamalarım yetmiyormuş gibi; kafamı yastığa koyduğumda peşi sıra geliyor suçlamalarım. Keşke okula giderken ayakkabılarını yavaş giydiği için ona kızmasaydım, keşke ödev yaparken daha sakin olsaydım, keşke biraz daha dayanıp oyuna devam etseydim.

Dilan Manap Koçak*

Anne olmayı hiç kimse öğretmedi bana. Bildiklerimi annemden, anneannemden, teyzelerimden, ablalarımdan, okuduğum bazı dergi/kitaplardan ve televizyondan öğrendim. İyi bir anne olmak istiyorum. Sabırlı, sevgi dolu, anlayışlı. Peki nasıl? Akıllı, başarılı, sevecen, karşısındakini yargılamayan, farklılıkları kabul eden ve saygılı çocuklar nasıl yetiştireceğim?

Hayal etmek o kadar güzel ki. Hayallerimde çocuklarımı yetiştirmek o kadar kolay ve eğlenceli ki.

Peki ya gerçekler! Çocuklarımı istediğim kalıba sokma egoistliğim, en başarılı çocuk benimki olsun bencilliğim, her şeyi çabucak öğrensin sabırsızlığım… Bu istek ve dürtülere karşı gelemiyorum çoğu zaman. İstediklerim ve beklediklerim olmayınca öfkeleniyorum, öfkemi çocuklarıma belli ediyorum. Kimi zaman kızıyorum, bağırıyorum, küsüyorum. Biliyorum, incitiyorum onları ama elimde değil yapamıyorum. Neden?

BEN YETERSİZ BİR ANNEYİM

Geçmişten gelen öğretiler, bir kalıba sokulmalar, simgeleştirmeler maalesef en çok ‘ anne ’ olgusunda var. Anne; sabırlı, güler yüzlü, kendisinden önce çocuklarını düşünen, her zaman hazır, yorulmayan, sıkılmayan ve hiçbir zaman kızmayan olmalı. Sinirlenmek, üzülmek, umutsuzluğa kapılmak, depresyona girmek anneye çok uzak olmalı. Anne öğretmen, doktor, psikolog, hizmetçi, aşçı… olmak zorunda.

Bir bakar mısınız etrafınıza, böyle bir anneyi gören ya da tanıyan var mı?

Annenin ne çok rolü var, öyle değil mi? İşte tam da bu beklentilerin içinde anne kendisini suçlamaya başlıyor. ‘ Ben yetersiz bir anneyim.’ ‘ Ben kötü bir anneyim.’ ‘ Yetişemiyorum. Başaramıyorum.’

A.B.’nin örnek hikâyesi:

Çalışan bir anneyim. Sabah kalkıp hem çocuğumu hazırlıyorum, hem kendim hazırlanıyorum. Kahvaltı, çocuğu okula bırakmak derken işe hep geç kalıyorum. İşim çok stresli ve çok yoruluyorum. Eve geldiğimde çocuğumla vakit geçirmek istiyorum. Yemek, bulaşık, duş derken uyku saatine çok az kaldı. Ödevlerinde anlamadığı yerleri beraber yapmaya çalışıyoruz. Ama anlatmaya ne sabrım var ne de gücüm. Sinirleniyorum, tek seferde anlamadığı için. Sonra kendime kızıyorum sinirlendiğim için. Derin bir nefes alıyorum ve baştan anlatıyorum. Ödevler bitti, şimdi oyun zamanı. Geçen hafta aldığımız yapbozu hâlâ bitiremedik, onu yapmaya başlıyoruz. Çocuğum elindeki köşeli kırmızı parçayı boş gördüğü her yere deniyor. Bir, iki, üç, dört…. ‘ Kırmızı renklerin olduğu alanı dene’ diyorum sakin ve sevecen bir ses tonu ile. Tekrar yapmayı deniyor ama hâlâ yapamadı. Sinirleniyorum ve ses tonumun kontrolünü yavaş yavaş kaybediyorum. ‘ Köşeli olduğunu görmüyor musun?’ diye kızıyorum. Elleri karışıyor, doğru yeri bulamadığı için kaygılanmaya başladı. Kaygısı kafasını karıştırdı ve yapmaya çalışsa da yapamadı. Artık dayanamıyorum, elindeki parçayı bir hışımla çekiyorum “Sana kırmızıların yanına yerleştir dedim. Köşeli olduğunu görmüyor musun? En köşeye koymalısın” deyip parçayı yerleştiriyorum. Mahcup bir şekilde bana bakıyor. Üzülüyorum. “Yarın devam ederiz, hadi şimdi uykuya” deyip uzaklaşmak istiyorum saldırgan benliğimden. Yatmadan önce kendimi affettirmek için sarılıyorum, iyi geceler öpücüğünü yanağına kondurup kapısını kapatıyorum.

Gün içerisinde yetememe, yetişememe ve sinirli olma suçlamalarım yetmiyormuş gibi; kafamı yastığa koyduğumda peşi sıra geliyor suçlamalarım. Keşke okula giderken ayakkabılarını yavaş giydiği için ona kızmasaydım, keşke ödev yaparken daha sakin olsaydım, keşke biraz daha dayanıp oyuna devam etseydim. Ve yine geliyor o kahredici düşünceler ‘ben yetersiz bir anneyim, çocuğuma kötü davranıyorum, iyi bir anne değilim’.

Sonra çocukluğum geliyor aklıma. Parkta daha çok kalmak istediğimde annem beni zorla eve götürmüştü, hatta biraz çekiştirerek götürmüştü. Çok ağlamıştım ve ona “sen kötü bir annesin” demiştim. Eyvah! Ben kötü bir anneyim.

ANNELİK SANATI

Değişen ve dönüşen dünya ile birlikte annelik içi duygusal varoluşumun dışında, psikolojik ve pedagojik becerilerle doldurulabilen bir olgu haline dönüştü. Çocuk gelişimi, çocuğun ruhsal durumu ve ihtiyaçlarını deneyim ve bilimsellikle harmanlayan ‘ anne’, annelik sanatını öğrenmiş oldu. Çocuk eğitmenin ve yetiştirmenin, aslında bireyin kendisini yetiştirmek olduğunu kavrayan anne, etkili iletişim ile çocuğunun; söz dinlemeyen, sürekli ağlayan, yaramazlık yapan davranışlarına farklı bir bakış açısıyla yaklaşmayı öğrendi.

Annemin ve tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun.

@herapsikolojikdanışmanlık

*Uzman Psikolog