Başak Yavuz: Müzik tarihi, kadın bestecileri yazmıyor!

Caz müzisyeni Başak Yavuz bu kez usta şair Ahmet Muhip Dıranas'ın iki bestesi 'Muhip Bey' ile dinleyiciyle buluştu. Yavuz, “Müziğin tarihinde kadın bestecilere her zaman az yer verilmiş. Günümüz tarih kitaplarına baktığınızda da kadınlara pek yer verilmiyor. Üzülerek söylüyorum ki bazı meslektaşlarım da bu algı içinde. Sanki kadınlar bu işten anlamıyormuş gibi” diyor.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Caz dünyasında yaptığı önemli işlerle tanınan Başak Yavuz, bu kez edebiyatın önemli şairlerinden Ahmet Muhip Dıranas’a ait iki şiirden oluşan çalışması ile müzikseverlerin karşısında. Müzisyen ‘Muhip Bey’ ismini verdiği single’da Dıranas’ın ‘Ağrı’ ve ‘Esmer’ şiirlerini besteledi, düzenledi ve yorumladı. Ortaya Başak Yavuz sunumuyla duygu yoğunluğu yüksek iki Ahmet Muhip Dıranas şiiri çıktı. Aynı zamanda Grammy üyesi olan Yavuz, single’ını kendi plak şirketi Things and Records’tan çıkardı. Bu süreçte Dıranas’ın aurasının büyük bir etkisi altına girdiğini ve hipnotize olduğunu söylüyor. Yavuz, şiirin biçimsel özelliklerinin kendisini oldukça zorladığını belirterek “Ahmet Muhip besteliyorsak önceliği o alır. Şiirinde çok özel bir ritim var” diyor. Müzisyenle Muhip Bey’i ve akademik çalışmalarını konuştuk.

Başak Yavuz

‘DIRANAS’IN RUHU GELDİ, ŞAİR BANA AKTI’

 Ahmet Muhip Dıranas yorumu ile dinleyici karşısındasınız. Sizin için şairin nasıl bir önemi var?

Bir şiiri ilk okuduğunuzda size hiçbir şey ifade etmeyebilir. Sonra aynı şiiri 5 – 10 sene sonra tekrar okursunuz ve hayatınız değişir. Şiir böyle büyülü bir şey. 2015’te albümü de ithaf ettiğim Edebiyat Öğretmeni Ömer Türkoğlu, bana Dıranas’ın şiir kitabını hediye etmişti. İkinci albümüm ‘A Little Red Bug’ın albüm notlarına Ahmet Muhip Dıranas’tan bir alıntı yapmıştı, “Yeniden yarattı seni gizli bir el” diye. O zamanlar benimle konuşmadı Dıranas’ın şiiri. Taa ki geçtiğimiz Kasım ayında Cymin Samawatie’nin Türkiye’ye gelmesine kadar. Tesadüfen benim doktora yaptığım Yıldız Teknik Üniversitesi’nde kayıt yapıyordu. Dedi ki “Başak, özgür doğaçlama yapıp şiir kaydedelim. Sen de istediğin bir şiiri getir.” Ben de o gün şiir kitaplarımı çıkardım. Aralarında Ahmet Muhip Dıranas da vardı ama onu götürmedim kayıtlara. Cahit Külebi’yi ve Şevket Akıncı’nın şiir kitabını aldım yanıma. Derken Şevket’in bir şiirini seçtik. Çok da güzel bir doğaçlama kaydı oldu. Eve döndüm. Ahmet Muhip Dıranas kitabıyla biraz bakıştık. Dersin ki sanki Dıranas’ın ruhu geldi. Şair bana aktı diyebilirim.

Neden özellikle Esmer ve Ağrı’yı bestelediniz?

Önce Esmer şiirini besteledim. Ülkemizdeki sanatçılarda yurt dışına gidelim mi gitmeyelim mi kaygısı var ya… Bana o düşünceleri anımsattı. Ayrıca şair gemilere çok düşkün. O imge çok hoşuma gitti. Esmer’i bir solukta besteledim. İki tane olmasını istedim. Ertesi gün işten çıkıp koşa koşa eve gittim. Ağrı dışındaki tüm şiirleri denedim, olmadı. Bir sonraki gün Ağrı aklımı kurcaladı. Sonra dedim ki tamam aç. Belli ki bir şeyler anlatıyor ve sen ondan kaçıyorsun. Bir açtım, müthiş bir duygu seli oldu. Biçimsel özellikleri oldukça zorladı. Çünkü Ahmet Muhip Dıranas hece ölçüsüyle yazıyor ama durak yerlerini kırıyor. Böyle olunca çok kolay bir ritmik kalıba sahip olmuyor.

‘BİR KAPIDAN 4 KİŞİYİ GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Caz müzisyenisiniz ama burada tam olarak caz kalıpları yok. Bunun sebebi şiirlerin biçimsel özellikleri mi?

Tabii. Ahmet Muhip Dıranas’tan bahsediyorsak öncelik ondadır. Bir şarkının öğelerini düşünürsek melodi, söz, armoni ve düzenleme sayılabilir. Bazı müzisyenler aynı kapıdan hepsini geçirmeye çalışıyor. Düşünün ki dört kişi bir kapıdan aynı anda geçmeye çalışıyor. Ve böyle olunca yamuluyorlar. Ahmet Muhip besteliyorsak önceliği o alır. Şiirinde çok özel bir ritim var. Bir de çok hassas biri. Diyor ki, “Bazen bir kafiye peşinde bütün bir gün aç gezdiğim olurdu.” Bir kafiyeyi bu kadar arayan biri o ritmi kim bilir ne kadar aramıştır… 1908 doğumlu, 1975’te şiir kitabını yayınlamış. O da bir tane. Bir şiire ne kadar emek verdiğini siz düşünün. Böyle bir adamın şiirine vurulunca iş biraz çetrefilli bir hal aldı tabii. 6 sayfalık şiirden doğru mısraları seçmek, sonra doğru ritmi bulmak gerekti.

Siz de bir şarkı yazarısınız. Burada yazılan dizelerin üzerinden ilerlemek sizi zorladı mı?

Şiiri sesli okuduğun zaman içinde kendi bir müziği vardır. Aslında her şiir bir şarkı gibi. Bence burada maharet onu duymakta. Sesli okudum defalarca, böylece şiirin müziğini duyabildim. Bir müzik kalıbına şiiri diretmemek lazım. Şiiri iyi dinlemek lazım.

‘BENİM İÇİN BÜYÜK BİR SINAV OLDU’

Duygu yoğunluğu da çok fazla hissediliyor parçalarda…

Benim Ağrı’yla bir meselem de vardı. O şarkı vesilesiyle onunla da hesaplaşmış oldum. Güzel bir yolculuk oldu benim için. İnsanlardan “Müzikal dilin niye değişti?” diye sorular alıyorum. Aslında müzikal dilim değişmedi, elime hiç böyle bir şiir geçmemişti sadece. Büyük bir sınav oldu.

‘BEN BÖYLE BİR SÖZ SÖYLEMEYE CESARET EDEMEZDİM’

“Yeniden yarattı seni gizli bir el” sözü size ne hissettiriyor?

Ahmet Muhip Dıranas’ı yeniden yaratmak gibi bir şey söz konusu değil tabii. Dıranas birçok besteciye de ilham vermiş biri. Onu tek besteleyen ben değilim. Atilla Özdemiroğlu Fahriye Abla‘yı besteledi ve Özdemir Erdoğan yorumladı. Geçen Günler şiirini Doğan Canku besteleyip yorumlamıştı. Ağrı‘yla Esmer‘e kimse dokunmamış şansıma. O iki şiir bana konuştu. Ben de besteyle onları başka bir şekilde yaratmış oldum. Ama bir taraftan da tehlikeli. Dıranas’tan alıntı olduğu için kullanabiliyorum bu sözü. Ama ben böyle bir söz söylemeye cesaret edemezdim.

‘AYŞE TÜTÜNCÜ’YÜ KÜÇÜK ÇOCUK GİBİ ARADIM’

Hangi müzisyenlerle çalıştınız?

Mutlaka Ayşe Tütüncü olması lazım diye düşündüm. Hiç çalmamıştık onunla. Ama aynı albümün içinde bulunmuştuk. Bir de Bi Şarkım Var‘ın ilk albümünde Ruşen Alkar’a çalmıştı. Oradan tanışıyoruz. Youtube’ta bir sürü müzisyenle birlikte yaptığı ağıt biçiminde videolar var. Onları dinlediğimde kendi kendime dedim ki mutlaka Ayşe Tütüncü’nün çalması lazım. Küçük çocuk gibi aradım onu. O da sağ olsun hemen evinin kapılarını açtı. Birlikte çalıştık. Yaylıları İstanbul Strings ekibi çaldı, duduğu Ertan Tekin, perküsyonları Memduh Akatay. Gitar adaptasyonunu ise Yıldız Teknik’ten sınıf arkadaşım Mert Altuntaş yaptı.

‘KİMSE OTURUP BİR ALBÜMÜ BAŞTAN SONA DİNLEMİYOR’

İlk kez bir single çıkardınız. Siz de modaya uydunuz diyebiliriz sanırım. Bir müzisyen için single’ın avantaj ve dezavantajları neler?

Bu çalışmayı single olarak çıkarmak zorundaydım. Bu bestelerin yanına diğer bestelerim pek olmayacaktı. Zorlama olacaktı. Ve Ahmet Muhip Dıranas’ın ismiyle çıkarmak gerekiyordu. Mutlaka böyle olmalıydı. Aurasının büyük bir etkisi altındaydım hipnotize oldum diyebilirim. Ayrıca single daha pratik oldu benim için. Kısa sürede kaydedip yayınlayabildik. Çalışmalar daha kısa sürdü. Dijital ortam pratik oluyor. Hemen yeni bir konsepte geçebiliyorsunuz.

Bir de maalesef konsantrasyon seviyesi gençlerde çok düşük. Hiç kimse oturup bir albümü baştan sona dinlemiyor. Öyle bir alışkanlık artık bitti. Bir kere bile dinlemeyebiliyorlar, hemen başka bir şeye geçiyorlar. Hal böyle olunca tabii mağazalar da doğru yönlendirmeli. Onlara da iş düşüyor.

‘ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE İLERLİYORUZ’

Albüm kendi plak şirketiniz Things and Records’dan çıktı. O cephede işler nasıl gidiyor?

Tam hedeflediğim gibi butik bir plak şirketi. Bi Şarkım Var‘ı ve kendi ikinci albümümü de yapmıştım. Bi Şarkım Var’ın ikinci albümünü de buradan çıkaracağım. Birkaç tane caz müzisyeni de benimle çalışmak istiyor. Onlara çok özel bir hizmet veremiyorum ama çok şeffaf bir şekilde ilerliyoruz.

Bir müzisyen olarak plak şirketi kurmaya neden ihtiyaç duydunuz?

İlk albümüm Kalan Müzik’ten çıkmıştı. O aileyi çok seviyorum ve onları gördüğüm zaman kucaklaşıyoruz. Çok güzel bir ilişkimiz olmuştu. Ben endüstriyi daha yakından tanımak istedim. ‘Şimdi çok mu mutlusun’ dersen değilim ama nasıl bir şey olduğunu çok net görmüş oldum. Bu da güzel bir şey. Büyük bir plak şirketinin kanatları altında olmuyorsun ama her şey kontrolüm altında oluyor. Hasan Saltık beni hep çok destekledi. Şimdi kendi şirketim olmasa yine ona giderdim.

‘SANKİ KADINLAR BU İŞTEN ANLAMIYOMUŞ GİBİ!’

Bilgi Üniversitesi’nde ‘Müzikte Cinsiyet’ dersi veriyorsunuz. İçeriği nedir bu dersin?

Bu dersi yıllar evvel konuk olduğumda Selen Gülün veriyordu, yurt dışına gitti. Ondan sonra Yaprak Melike Uyar vermeye başladı. Bu sene o da Berlin’e gitti. Çok özel insanlardan bana emanet edildi. Ben dersi muhteşem iki insanla veriyorum. Biri Fulya Uçanok diğeri de Dilara Turan. Biri klasik, diğeri elektro akustik müzik camiasında önemli isimler. Ben de işin biraz daha caz ve popüler tarafında kalıyorum. Konuyu üç taraftan kuşattık. Bu üç alandan bestecilerle ve performans sanatçılarıyla bolca konuk çağırarak hep birlikte sorguladık. Herkes kendi yaşadıklarını paylaştı.

Müziğin tarihinde kadın bestecilere her zaman az yer verilmiş. Kitaplarda da pek yer verilmiyor, eşit imkanlar tanınmıyor. Mesela Francesca Caccini çok başarılı biri. Ama Caccini diye arattığınızda babası çıkıyor. Francesca’dan sadece bir şarkıcı gibi bahsediyorlar. Halbuki kendi müzik teorisi kitabı olan bir besteci aynı zamanda. O zamanlar besteciler şarkı da söylüyor. Zaten daha vokal odaklı bir müzik. Rönesans ve Barok dönemden bahsediyorum. O zamanlardan beri bu böyle ama günümüz tarih kitaplarına baktığınızda da kadınlara pek yer verilmiyor. Üzülerek söylüyorum ki bazı meslektaşlarım da bu algı içinde. Sanki kadınlar bu işten anlamıyormuş gibi. Ben eskiden bununla ilgili konuşan kadınları agresif bulurdum ama şimdi neden böyle davrandıklarını anlıyorum. Bu çok ciddi bir problem.

Benim de her albümde başıma geliyor. “Bunları kim yazdı?” Ben yazdım. “Tamam canım sen yazdın o şiirlere bir melodi de yaylıları kim yazdı?” diye sorgulanıyor. Ben yazdım. Bunu bu dersle birlikte daha net gördüm.

‘LGBT BİREYLERİ DÜŞÜNEMİYORUM BİLE…’

Müzik piyasasında kadınlar olarak yaşadığınız en büyük zorluklar neler?

Neler neler duydum… Tacizler bile var. Ama ben kendi adıma söyleyeyim. Mimarlık geçmişimden dolayı şantiyenin başında durmuşluğum var. Erkeklerle birlikte çalışmak ya da onlara ne yapacaklarını söylemekle ilgili bir sorun yaşamıyorum. Ama gördüğüm kadarıyla birçok kadın yaşıyor. Hele ki müziği çok iyi bilmiyorsan o zaman objeleştiriyor ve ötekileştiriyorlar. Bu sadece Türkiye’de değil dünyada da böyle. Bir de LGBT bireyler var. Onların yaşadıkları zorlukları tahmin bile edemiyorum…

Bi Şarkım Var projesi ne durumda?

Bu projeyi Ceyda Özbaşarel’le yapıyorduk. Şimdi Gülce Duru da aramıza katıldı. O da bizimle birlikte olsun istedik. Hatta biraz daha kalabalıklaşabiliriz. Çünkü hepimizin çok fazla işi gücü var ve talep de çok fazla. Düşünün ki Antalya’dan, Konya’dan, birçok ilden yalnızca iki şarkı söylemek için İstanbul’a geliyorlar. Yazın ikinci albüm geliyor. İlk albümü stüdyoda yaptık, ikincisi ev kayıtları oldu. Üçüncü de canlı konser kayıtlarından oluşacak. Benim gönlümden geçen 5 tane. Bir antoloji oluşturmak istiyorum ve gelecekte bir araştırma yapılırsa güzel bir kaynak olacak.

‘CAZ VOKAL METODU YAZDIM’

Yeni projeleriniz var mı?

Çok kıymetli Doç. Dr. Emine Ceylan Ünal Akbulut’un cesaretlendirmesiyle caz vokal metodu yazdım. İlk defa Türkçe bir caz vokal metodu olacak. Bu yılın sonlarına doğru çıkacak kitap. Benim için çok önemli. Çünkü birçok şehrimizde bilgiye ulaşamayan, İngilizcesi iyi olmayan gençler olduğunu gördüm. Artık bilgiye ulaşabilecekler. Şimdilik birinci kitabı yazdım. İşin bu tarafını da boş bırakmayacağım artık.