Küba'nın kadın devrimcileri

Küba'daki devrimci kadınlar sadece iktidarın alınmasına kadar verdikleri silahlı mücadelede değil, devrim sonrası yeni insanın yaratılmasında her alanda, özellikle kadına yaklaşım konusunda çok önemli yer tuttular. Yeni toplumun inşasındaki çalışmaları bir yana, kişilikleri Küba halkının üzerinde muazzam bir etki yarattı. Kadınların silahlı mücadeleye, toplumsal yaşama ve siyasete katılımına yaklaşım değişti.

İdil Özkurşun

Kübalı kadın devrimcilerin hikayesi, Küba Devrimi’nin hikayesiyle eştir. Bu sebeple bu yazıda, hem 26 Temmuz Hareketi’nin kadın devrimcileri nezdinde Küba Devrimi’nin 1953’ten 1959’a kadar geçirdiği süreci hatırlatmaya hem de Kübalı kadınların geçmişi ve bugününe dair fikir sunmaya çalışacağım…

MONCADA KIŞLA SALDIRISI

1952 seçimlerinde, Fidel’in de siyasi yaşamına başladığı, Chibas’ın partisi “Ortodoks Parti”nin (Küba Halk Partisi) yıldızı parlamıştı ve seçimleri kazanacağı neredeyse kesinleşmişti. Batista 10 Mart 1952’de darbe yaparak bunun önüne geçmek istedi. Bu Batista’nın ikinci kez darbeyle iktidara gelişiydi ve halk bu durumu nefretle karşıladı. Fidel, bu dönemi, birçok kişinin Lenin’in “Ne Yapmalı” kitabına sarıldığı dönem olarak anlatıyordu.

İkinci Batista darbesinden sonra, devrimcilerin silahlı mücadeleyi başlatmak için bir dizi girişimi oldu. Halkın gözünde de silahlı mücadele meşruiyet kazanmıştı. Bu girişimlerden biri olarak, 26 Temmuz 1953’te, Fidel önderliğinde genç Ortodokslar grubu, Moncada Kışlası’na saldırı hazırlığına başladı. Büyük çoğunluğu Ortodoks Parti’nin gençlik kollarından olan, sayıları toplamda 1200’e ulaşan genç Havana Üniversitesi’nde, Bogotazo’ya katıldığı zamanlar askeri eğitim almış olan Fidel öncülüğünde, baskın için eğitimlere başladı. Bu saldırı aynı zamanda 26 Temmuz Hareketi’ne adını verecek olan ve hareketin başlangıcı sayılan eylemdi.

Bu saldırıda yer alacak 1200 genç arasında bulunan Haydee Santamaria ve Melba Hernandez, Moncada Kışla Saldırısı’na doğrudan katılan, çatışmada yer alan tek kadınlardı. Melba Hernandez saldırıya kadar geçen bir ayı “7/24 militanlık” şeklinde ifade ediyordu. Yorulmak yoktu, dikkatsizliğe yer yoktu, herhangi bir toplantıya bir dakika dahi geç kalmak yoktu.

1933 yılında Batista’nın Machado’ya karşı gerçekleştirdiği, Batista’nın ilk darbesi olan “Çavuşlar Darbesi”ni taklit etmek istiyorlardı. Bunun için saldırı sırasında Batista üniforması giyeceklerdi. Melba Hernandez bir çavuşu ikna ederek 100’den fazla üniformayı tedarik etti. Saldırıdan önce saklandıkları çiftlik evinde üniformaların kollarına rütbeleri dikti. Ve o gece Hayde Santamaria ile birlikte hepsini kısık ışık altında tek tek ütülediler. Saldırıya katılacak olan herkes için yemek hazırladılar; bu yemek, Küba tarihinde Küba kahramanlarının son yemeği olarak da bilinir. Her ikisi de Fidel’in general kadrosunda yer alıyordu ama Fidel çatışma içinde yer almalarını istemiyordu; ancak son gece yaralılara yardım etmek üzere sağlık ekibi olarak çatışmada yer almalarına ikna oldu. O yıllarda Fidel dahil, kadınların silahlanmasına pek olası bakılmıyor ve hoş karşılanmıyordu. Sierra’ya çıkılan ilk yıllar için de bunu söylemek mümkün. Kadınlar savaşçıdan daha çok aşçı görevinde bulunuyordu. Silah kıtlığı da bu duruma yol açan etkenlerden biriydi. Bu noktadan, Sierra’da bir kadın tugayı oluşturulmasına gelinmesi, Kübalı kadın devrimcilerinin kararlılığı, ısrarı ve silahlı mücadeledeki başarısı sayesinde olmuştur. Fidel dahil ordudaki hemen herkesin ve akabinde Küba halkının gözünde bu önyargıyı kıran onların mücadelesidir.

Haydee ve Melba, Moncada saldırısı için silah temin edilmesinde de önemli rol oynadı. Melba Hernandez silahları bir çiçekçinin kutusuyla kamufle ederek taşıyordu.

Haydee’nin de o günlere dair ilginç bir hikayesi vardı. Moncada Kışla Saldırısı öncesi, Santiago’ya geldikleri tren yolculuğunda silah dolu bir valiz taşıyordu. Onu gören bir asker yükünü taşımak için kendisine yardım etmek istedi. Valizin ağırlığı karşısında şaşırdı ve içinde ne olduğunu sordu. Haydee “Kitaplar” dedi, “Santiago’ya gidip staj yapacağım. Derslerden sonra eğlenmek için karnavala gideceğim. Siz karnavalda bana iyi bir eş olurdunuz”. Asker gülümsedi ve bavullarını taşıyarak Haydee’yle birlikte kompartımandan indi. 26 Temmuz hareketinden kardeşi Abel ve Renato, Haydee’yi trenden bir askerle inerken gördüklerinde her şeyin ortaya çıktığını düşündüler; ancak Haydee yanlarına yaklaştı, askerin teslim ettiği valizi göstererek “İşte bu valiz” dedi ve askeri yol arkadaşı olarak tanıştırdı, ardından dönüp “Bunlar da beni karşılamaya gelen arkadaşlarım” dedi ve oradan ayrıldılar.

Melba Hernández Rodríguez del Rey, Las Villas’ta yaşayan orta halli, muhafazakar, melez bir ailenin çocuğu olarak 1921 yılında dünyaya geldi. O da Fidel gibi, Havana Üniversitesi hukuk bölümünden mezundu. Ayrıca sosyal bilimlerde de diploması vardı. Mezun olduktan sonra devlette avukat olarak kadrolu görev yaptı. O da Fidel gibi önceleri, Ortodoks Parti’ye üyeydi. Moncada Saldırısı’nda yakalanıp tutuklandıklarında, avukat olmasına rağmen kendi savunmasını yapmadı. Hapishaneden çıktıktan sonra Haydee Santamaria ile birlikte 26 Temmuz Hareketi’nin şehir örgütlenmesinde yer aldı. Daha sonraları Sierra Maestra’daki İsyan Ordusu’na katıldı. Melba’nın fevri bir yapısı vardı, haksızlık karşısında tepkisiz kalamazdı. Hapishanede olduğu süreçte Melba’ya yazdığı bir mektubunda Fidel, bu sebeple onu uyarmış, gereksiz yere düşman edinmemesini, göze batmamasını öğütlemiş ve “İleride bunun için bolca vaktimiz olacak, bütün hamamböceklerini birlikte ezeceğiz!” demişti ve öyle de oldu.

Melba, devrimden sonra, 1960’ların başında Küba’daki kadın cezaevlerinden sorumluydu. 1986’dan beri Küba Komünist Partisi Merkez Komite üyesiydi. Ayrıca Küba’nın diplomatik ilişkilerinde, Vietnam ve Kamboçya Büyükelçisi olarak yer aldı. Bunun yanı sıra OSPAAL Genel Sekreteri (Asya Halkları, Latin Amerika ve Afrika Dayanışma Örgütü) görevini de üstlendi.

Melba Hernandez 1950’li yıllarda Fidel’le ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Güvende hissetmiştim… Sonunda yürünecek o yolu buldum diye düşündüm.” Ve Fidel’le ilgili “O çok kısık bir sesle, ileri geri hareket ederek konuşurdu ve sonra gizli bir şey söyleyecekmiş gibi size yaklaşırdı ve o an çok önemli bir sırrı paylaştığınızı hissederdiniz.” Ve bütün bu süreç boyunca birçok sırrın ortağı oldular.

Küba Devrimi’nin en görkemli ve en sevilen kadın savaşçılarından biriydi ve Küba halkı için ölümsüz bir örnek oldu. Halk tarafından “Küba Devrimi’nin kadın kahramanı” sıfatını aldı. 2014 yılında diyabet hastalığına bağlı rahatsızlıkları sebebiyle yaşamını yitirdi.

26 Temmuz 1953’te Batista ordusu üniformalı, çavuş rütbeli ve tamamı silahlı 160 kişiyle Moncada ve Bayamo kışlalarına saldırı düzenlendi. Deneyim eksiklikleri ve birtakım aksilikler nedeniyle içeride yapılması gereken çatışma dışarıda yapılmak zorunda kaldı ve saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. Çarpışma sırasında beş kişi öldü. Saldırının başarısızlığa uğradığı fark edildiği andan itibaren Haydee’nin tek amacı, hareketin ve devrim mücadelesinin devam edebilmesi için Fidel’in kaçmasını sağlamak üzere çatışmayı uzatabilmekti. Nitekim Fidel kaçabildi; ancak birkaç gün sonra yakalandı. Fidel Castro, Raul Castro, Haydee Santamaria, Melba Hernandez’in de aralarında olduğu 28 kişi de yakalanıp tutuklandı. Ve Batista’nın başlattığı cadı avıyla onlarca kişi hapishaneye atıldı.

Yaşanılan hezimetin altında kalan General Martin Diaz Tomayo, Havana’dan gelerek, yaptığı olağanüstü toplantıda askerlere şunları söylemişti: “Ordunun, asilerin verdiği kayıplardan üç misli fazla kayıp vermesi onur kırıcı ve şerefsizce bir harekettir. Öldürülen her askerimize karşılık on mahkumun öldürülmesi gerekmektedir!”

Hapiste kaldıkları süreçte devrimcilere, Batista darbesi öncesi iktidarda olan Carlos Prío Socarrás’ın kendilerine bu eylem için maddi destek sağladığını itiraf (!) etmeleri için çok ağır işkenceler yapıldı. İşkencelerde 56 devrimci katledildi.

Haydee’yle birlikte çok sevdiği kardeşi Abel ve nişanlısı Boris Luis Santa Coloma de bu saldırıda yer almıştı. Hapishanedeyken bir gün, yanındaki birkaç askerle birlikte, avucunun içerisinde kanlı bir insan gözü tutan bir çavuş, Melba Hernandez ve Haydee Santamaria’nın bulundukları hücreye girerek kanlı gözü Haydee Santamaria’ya gösterdi ve “Bu kardeşinin gözü. Kendisinin bizlere söylemekten kaçındığı hususları açıklamayacak olursan, gidip diğer gözünü de oyacağız” dedi. Haydee, onlara şu cevabı verdi: “Bir gözünü oyduğunuz halde, ondan bir şey alamadıysanız, benden de daha fazlasını alamayacaksınız”. Başka bir gün tekrar hücreye gelip, kolunda sigara söndürdükten sonra şöyle dediler: “Bundan böyle nişanlın da yok; çünkü onu da öldürdük” Haydee soğukkanlılıkla şu cevabı verdi: “Hayır, o ölmedi. Kendi ülkesi için ölen biri, sonsuza dek yaşar!” Abel ve Boris işkencede katledildiler.

Fidel, tarihi savunmasında bu olaya yer vermiş ve “Küba kadınının kahramanlığı ve onuru bu derece yükselmiştir artık” demiştir. Fidel’in gizli celseyle yapılan mahkemesindeki “Tarih beni aklayacaktır” sözleriyle bitirdiği tarihi savunması, daha sonra 26 Temmuz Hareketi’nin programı olmuştur.

Haydee Santamaria Cuadrado, Camilio ve harekette yer alan birçokları gibi Galiçya kökenli bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak 1922 yılında dünyaya geldi. Babası bir marangozdu. Çocukluğu şeker kamışı tarlalarının arasında geçti. Hemşire olmaya çalıştı, ardından kısa bir süre öğretmenlik yaptı. 50’li yılların başında kardeşi Abel’e bakmak için Havana’ya gitti. Fidel’le ilk tanışması ise kardeşinin bir gün onu eve davet etmesiyle oldu. Tüm kardeşlerinin politik bilinci gelişmişti ve çeşitli sebeplerle tutuklanan anneleri Joaqina dahil Santamaria ailesinin tamamı devrim sürecinde mücadelede yer aldı.

Yoldaşlarının hitabıyla “Yeye” insan sevgisiyle dolu, çalışkan, alçak gönüllü, esprili, kıvrak zekalı bir kadındı. Devrim sürecini, silah taşımacılığı ve kuryelik yaparak, orduya mali kaynak sağlama işleri ve milislerle gerillalar arasında koordinatörlük yaparak geçirdi. Birçok risk barındıran durumdan sıyrılmakta ustalaşmıştı ve fiziksel yapısının da müsaitliği sayesinde sık sık kılıktan kılığa girebiliyordu ve bu işte çok başarılıydı. Sierra’daki kadın gerilla birliği Mariana Grajeles’de de yer aldı. 1958’in son zamanlarında Miami’den cephane sağlanması işleriyle ilgileniyordu. İktidarın alındığı 1 Ocak günü de Miami’deydi. Devrim haberini alır almaz döndü ve ilk kez özgür Küba’ya adımını attı.

Devrimden sonra Küba üzerindeki ambargonun ve ideolojik kara propagandanın aşılması için de önayak olacak bir proje olan La Casa de Las Americas’ın kuruluşunda yer aldı. Nisan 1959’da Latin Amerika ülkeleriyle ittifak kurularak, Havana’da, Latin Amerika ülkelerinin sanat birliği işlevini görmesi için kurulan La Casa, Haydee yönetiminde sanatın birçok alanında üretimin yapıldığı ve Latin Amerika halklarının kültür araştırmalarıyla sanatın iç içe geçirildiği bir merkez haline geldi. Marquez’den Neruda’ya, Saramago’dan Alicia Alonso’ya, Galeano’ya kadar Latin Amerika’nın önemli sanatçıları bu oluşumda yer aldı.

Ne yazık ki bir devrimci için anlaşılamaz, kabul edilemez bir şekilde öldü. 1980’de, Moncada saldırısının 27’nci yıl dönümünden iki gün sonra evinde intihar etti. Bu sebeple Devrim Meydanı’nda anması yapılmadan gömüldü. İntiharının sebebi tam olarak bilinmese de, yedi ay öncesinde geçirdiği trafik kazasının etkilerini atlatamamış olması yakın zamanda çok yakın olduğu yoldaşlarını kaybetmesi ve Moncada’dan beri yaşadığı kayıplarla başa çıkamaması gösterildi.

MEKSİKA SÜRGÜNÜ VE GRANMA

Moncada Saldırısı sonrası yakalanan Haydee ve Melba yedi ay hapis cezasına çarptırıldı; ancak beş ay sonra afla çıktılar. Çıkar çıkmaz Fidel’in savunmasından oluşan programın 10 binin üzerinde çoğaltılması ve yayılmasını sağlayarak Moncada tutukluları için bir genel af kampanyası başlattılar. Kitle desteğiyle geniş bir seferberlik sağlandı, sokaklarda “Genel af! Devrim!” sloganları yayılıyordu ve sonunda 1955’in Mayıs ayında tutuklular için bir af çıkarıldı. Bu süreçte Haydee ve Melba 26 Temmuz hareketinin örgütlenme çalışmasını yürütüyorlardı. Haydee ve Melba’nın Moncada Saldırısı’na katılmış olmasından etkilenen onlarca kadın öğrenci harekete katıldı.

Fidel’in hapisten çıktığı sırada Melba Hernandez hareketin, can güvenlikleri olmadığı için Meksika’ya sürgüne giden üyeleriyle irtibat kurmak üzere Meksika’daydı. Haydee Santiago’da kaldı. Hapisten çıkmasının ardından Fidel de Melba, Raul ve daha sonraları Melba Hernandez’le evlenen Jesus Montane’nin yanına Meksika’ya gitti. Burada enternasyonalist devrimci Arjantinli doktor Ernesto Che Guevara’yla tanıştılar.

Bu sırada Meksika’da Fidel’le görüşen Vilma Espin, hareketin Santiago’daki üyelerine bir dizi talimat getirdi. Vilma Espin üniversite yıllarında Frank Pais önderliğindeki bir grup öğrencinin kurduğu ARO (Oriente Devrimci Hareketi) içerisinde yer alıyordu. Frank Pais onu daha önce örgütlü olduğu yeraltı örgütü MNR’den (Ulusal Devrimci Hareketi) beri tanıyordu. Vilma, 1953’te üniversiteden kimya mühendisi olarak mezun oldu, Küba’da bu diplomayı alabilen ikinci kadındı. Babasının Boston’da yüksek lisansa devam etmesi ısrarlarına dayanamayarak Küba’dan ayrıldı; ancak bir süre sonra yoldaşlarına Küba’ya dönmek istediğini bildirdi. Bunun üzerine ondan akademik çalışmasını bitirip Meksika üzerinden Küba’ya dönmesini ve burada Fidel’le görüşmesini istediler. Görevi Frank Pais’e yardım etmekti, Fidel’le irtibatlarını sağlamaktı, bu görevi ancak çok güvenilir olan Vilma üstlenebilirdi. Frank Pais bir süre önce örgütüyle birlikte 26 Temmuz hareketine katılmıştı ve Oriente Eyaleti’nin lideriydi. Vilma, onun “şoförüydü”. Kısa bir süre sonra hareketin yönetimine dahil oldu. Frank Pais çok göz önünde ve sürekli takip altındaydı, Vilma Espin’in bu görevi derin bir güven ilişkisinin ifadesiydi, büyük bir sorumluluktu. Vilma Espin, onun sağ kolu haline gelmişti. İlerleyen yıllar boyunca hareket içinde, göreve Vilma’nın şoförlüğünde gitmek neredeyse sorun çıkmayacağına dair teminat haline gelmişti. Vilma’nın Santiago’daki evi de gizli örgütlerin buluşma yerine dönüşmüştü. Şehirde saygın biri olan babası, Hollanda Fahri Konsolosu Jose Espin’in evi polisin aklına en son gelecek yerlerdendi ve babası çalışmalarına ses çıkarmıyordu.

Meksika’da Devrimci Alberto Bayo tarafından 17 ay boyunca askeri eğitim gören 82 kişi 1956 yılında “Ya özgür olacağız ya şehit!” diyerek her tarafından su sızdıran Granma yatıyla Meksika Körfezi’ni geçerek Sierra Maestra’ya doğru yola çıktı. Melba Hernandez onlarla birlikte değil, ayrıca yola çıktı ve daha sonraları Sierra’da Juan Almeida komutası altında İsyan Ordusu’na katıldı. Bu sırada, Fidel’in talimatı doğrultusunda; Frank Pais, Haydee, daha sonradan evlendiği ve önceleri MNR’den olan Armando Hart ve Vilma tarafından Santiago’da tam Granma yatının karaya çıkacağı gün bir ayaklanma planlıyorlardı. Bir yandan da Sierra’ya gelecek birlik için mühimmat ve erzak hazırlıkları yapıyorlardı. Oriente’de Frank Pais’le birlikte çalışan Celia Sanchez Meksika’dan gelen Granma’nın karaya çıkacağı yerin belirlenmesinden, mali gereksinimlerin karşılanmasından ve İsyan Ordusu’nun Sierra Maestra’ya ilerleyeceği hattın belirlenmesinden sorumluydu. Tümünü başarıyla, detaylı bir şekilde organize etmişti. Ancak yolculuk sırasında yatın su alması gibi teknik sorunlar sebebiyle Granma belirlenenden iki gün daha gecikmeli vardı ve hedeflenen noktaya değil, çok yakınındaki bir bataklığa yanaştı. Bu gecikme sebebiyle, planlanan ayaklanma da başarısızlıkla sonuçlandı ve Granma’dan karaya çıkan ordu fark edilerek bozguna uğratıldı ve çok az sayıda devrimci hayatta kalmayı başarabildi.

Vilma Lucila Espin Guillois; 1930’da Santiago de Cuba’da zengin ve eğitimli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğundan beri sporu seviyordu ve pozitif bilimlere ilgisi vardı. Okulun voleybol takımı kaptanlığına seçilmişti. Balerin olmak hayallerinden biriydi ve bu konuda yetenekliydi de. Aynı zamanda sopranoydu ve kimya mühendisliği okuduğu üniversitenin korosunda yer aldı. Gençlik yıllarında liderlik vasıfları ön plana çıkmaya başlamıştı, fikirlerini açık yüreklilikle ve cesaretle savunuyordu. Batista’nın 1952’deki darbesi üzerine mücadele içerisinde etkin görev üstlenmeye başladı. İlk eylemi Jose Marti şiirlerinden hazırlanmış bildirileri dağıtmaktı. Moncada Kışla Saldırısı’nın ertesi günü tutukluları ziyarete gitmek istediğinde neden geldiğini soran gardiyana “Cesur insanlar nasıl olurmuş onu görmek istiyoruz!” diye yanıt verdi. Vilma yoldaşlarının deyimiyle gözü pek bir kadındı. Özgüvenli ve soğukkanlıydı.

1958’de Sierra Maestra’daki İsyan Ordusu’nun İkinci Cephesi’ne dahil oldu. Burada aynı zamanda, daha önce Meksika’da tanıştığı Raul’la aşık oldular. Sanatın diğer birçok alanında olduğu gibi resim konusunda da yetenekli olan Vilma, bir gün, bir kağıda kendi resmini çizip Raul’e verdi ve “Umarım bu resme bakıp bakıp iç çekmene hiç gerek kalmaması için hep yanımda olursun!” Ve öyle de oldu, devrimi birlikte gördüler ve iktidarın alınmasından kısa bir süre sonra evlendiler. Vilma, Alicia kod adını kullanıyordu, Deborah ve Mariela da kullandığı isimler arasındaydı daha sonra bu iki ismi doğan kızlarına verdi.

Vilma, devrimin hemen ardından, yeni toplumun kurulmasında da azimle çalıştı. Ömrü boyunca Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Politbüro üyeliği görevlerini de yürüttü. Kadınların, toplumsal yaşamda ve siyasette daha etkin olabilmeleri için gösterdiği çaba, Kübalı kadınların hayatında bir dönüm noktası oldu. Devrimi Savunma Komiteleri, Kübalı Kadınlar Federasyonu (FMC) ve yeni Aile Kanunu, kadınların yaşamında meydana gelen yapısal dönüşümlerin bir yandan temeli olurken, diğer yandan da yeni dönüşümlere kaynaklık ediyor. Homofobiye karşı da FMC’de Vilma, 1976 yılında hazırlanan anayasada, evliliğin cinsiyet belirtilmeksizin, yani heteroseksüelliğin kalıbına sokulmadan, iki kişi arasındaki birliktelik olarak tanımlanmasını önermişti. Bugün, Uluslararası Homofobiye Karşı Mücadele Günü etkinlikleri başta olmak üzere, LGBTİ bireylerin sorun ve taleplerini topluma anlatmak için bir dizi etkinliğe öncülük eden CENESEX (Ulusal Cinsel Eğitim Merkezi) yine bir kadın devrimcinin, Mariela Castro’nun liderliğinde ilerliyor.

SIERRA MAESTRA

Granma’daki bozgundan Che, Fidel ve Raul, Camilo Cienfuegos ve Juan Almeida’nın da aralarında bulunduğu çok az sayıda devrimci sağ kurtulabilmişti. Bozgunda ayrı ayrı yerlere dağılmak zorunda kalan gerilla birliği kısa zaman içinde bir araya geldi. Celia Sanchez, yaşadığı eyalet olan Manzanillo’daki köylerden ve kasabalardan gönüllülerin örgütlenmesi, silahlandırılması ve eğitilmesi için gerekli koşulları oluşturup Fidel’le birlikte Meksika’dan gelecek gerilla grubuyla Sierra Maestra dağlarında buluşmalarını sağlamakla görevlendirilmişti. Celia’yla birlikte gelen savaşçılarla birlikte ordunun sayısı kısa sürede arttı ve bu artış katlanarak devam etti. Başlangıçta Batista, gerillanın varlığını önemsemedi ve küçümser bir tavır takındı. Sierra’da gerilla olmadığını Fidel’in de öldüğünü söylüyordu. Bu iddiaların yalan olduğunu ortaya çıkarmak ve İsyan Ordusu’nu propaganda etmek için New York Times özel muhabiri Herbert Mathews’le, Celia Sanchez’in ayarladığı bir görüşme gerçekleştirildi. Vilma Espin de bu röportajda çevirmen olarak yer aldı. Batista bu röportajı da ciddiye almadı, bir tehdit olarak görmedi. Oysa bu röportaj başarılı bir propagandaya dönüşmüştü.

1957 Nisan’ında Batista hâlâ Sierra Maestra’da gerilla güçleri kalmadığına halkı inandırmaya çalışıyordu ve bu sebeple bazı gazeteciler için uçuş gezileri düzenlemişti. Ancak bu garip gezi halktan kimseyi tatmin etmemiş ve hatta hükümetin yalanları deşifre olmuştu. 23 Nisan 1957’de, Sierra’da, Fidel’le Amerikalı gazeteci Bob Taber arasında, yine Celia Sanchez’in ayarladığı meşhur görüşme gerçekleştirildi. Bu röportajın ve kısa bir süre içinde çekilen filmin yankıları sürdü. O dönem, İsyan Ordusu, zamanlarını Estrada Palma bölgesindeki köylülerle temas kurmaya ayırmıştı. Bu köylüler, günden güne genişleyen hareket bölgesinin tamamında temaslar kurulabilmesi için gerilla birliklerine kamp yerleri hazırlıyor, bütün ilişkilerinde ara kademe görevleri görüyorlardı. Celia, bu ağın oluşturulmasındaki örgütleyicilerden biriydi.

Celia Sanchez, 1957 yılında İsyan Ordusu’yla şehir bağlantılarının ana sorumlusuydu. Aynı zamanda cepheye silah, erzak, giyecek, tıbbi malzeme sağlanmasında ve bilgi alışverişinde birincil kişiydi. Mesajları ipek otu çiçeğinin içerisine yerleştirerek taşıyordu. Aynı yıl Vilma Espin; Frank Pais tarafından tüm Oriente eyaletinin koordinatörlüğü görevine getirildi. 30 Haziran 1957 günü Frank Pais’in yine bir devrimci olan küçük kardeşi Josué Pais, Santiago polisi tarafından öldürüldü. Temmuz ayı boyunca polis Frank Pais’i aradı. 30 Temmuz günü saklandıkları evde polis tarafından kuşatıldılar ve kaçmaya çalışırken yakalanarak, kentin dış mahallelerinden birisine götürülerek infaz edildiler. Ölüm haberinin duyulması üzerine 26 Temmuz Hareketi de, halk da tepkisiz kalmadı, işçiler genel grev ilan etti, şehirde çatışmalar hız kesmedi. Frank Pais’in öldürüldüğü gün Devrim Şehitleri Günü olarak kabul edildi. Sierra Maestra’da Raul Castro komutasındaki cepheye Frank Pais Cephesi adı verildi.

Frank Pais’in katledilmesinin ardından Oriente eyaleti liderliği için Vilma Espin önerildi; ancak kendisi bu göreve Ramos Latour’un seçilmesini istedi ve koordinatörlük görevinde kalmakta ısrar etti. Asıl hedefi Sierra Maestra’daki gerilla birliğine katılmaktı. Ve daha sonraları Vilma, Frank Pais Cephesi’ne katılacaktı.

Celia Sanchez Manduley; 1937 yılında Küba’da Media Luna isimli küçük bir kasabada, bir burjuva çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir dişçi olan babası Ortodoks Parti üyesiydi. Erken yaştan itibaren iyi eğitim gören Celia Sanchez, üniversiteye gitmeyi tercih etmedi ve babasının yanında sağlık alanında çalışmaya başladı. Babası çevresinde sevilen, ihtiyacı olanlara parasız tedavi uygulayan biriydi. Celia, her yıl Katolik kilisesinin yardım kampanyalarında gönüllü olarak çalışırdı. O zamandan kalan ilişkileri ve bu güvenilirliği, ileride İsyan Ordusu için bölgede kurduğu ilişkilerde çok faydalı oldu.

Celia da ikinci Batista darbesinin ardından devrimci mücadelede aktif yer almaya başladı. Bu süreçte, günleri Küba halkıyla iç içe geçiriyordu. Kübalıların sıkıntılarını ve isteklerini mektuplarla ve başka yollarla iletmek için en fazla seçtikleri kişi Celia Sanchez’di. Celia’yla görüşmeye gelenler kuyruk oluştururdu. Köyleri ziyarete gittiğinde, pire saldırısıyla karşılaştığında onları gücendirmemek için kaşınmaktan imtina edişindeki özen, Sierra’dan yazılan sayfalarca bildiriyi tek tek, el yazısıyla kopya edişindeki sabır, Celia Sanchez’in tüm kararlarına ve duruşuna da yansıyan önemli kişilik özelliklerindendi.

Celia, aynı zamanda İsyan Ordusu’na katılan ilk kadın gerillaydı. Ve Mariana Grajeles adını verdikleri ilk kadın birliğini kurdu. Birliğe bu ismin verilmesinin sebebi şuydu: Küba bağımsızlık savaşının önderlerinden Antonio Maceo’nun kız kardeşlerinin çoğu On Yıl Savaşları’nda ölmüştü, Antonio Maceo’nun da ölüm haberini alan annesi, kocasının da ölümüyle birlikte savaşmak için dağa çıkmış ve sürgünde yaşamını yitirmişti. Küba tarihindeki ilk kadın savaşçılardan olan Mariana’nın ismi bu kadın birliğine verilmişti. 13 kadın savaşçıdan oluşan Mariana Grajeles’in kurulmasına Fidel destek verse de, başlangıçta ordu içinde tepkiye yol açtı. Mariana Grajales’in ilk çarpışmasından sonra ise herkes kadın savaşçıların disiplin ve cesaretine hayranlık duyarak kendilerine ilham verdiklerini dile getirdi.

Hayatı boyunca hiç günlük tutmamış, kendi yaşamı üzerine tek satır yazmamıştı; ama mücadelenin her anını not etti. Çarpışmaların en şiddetlendiği anlarda bile her gelişmeyi yazdı. Devrimin tarihinin yazılması için belgelere ihtiyaç olduğunu, bu yüzden en ufak ayrıntıyı bile atlamadan yazmak gerektiğini savunmuştu. Bu konudaki disiplini mücadele arkadaşları arasında nam saldı. Devrimden sonra bu notları, tarih yazımında önemli belgeler arasında yerini aldı. Ve bir arşiv oluşturulmasında görev aldı.

Fidel’in belki de en yakınıydı. Onun sağ koluydu. Küba Devrimi’nin merkezindeki kadındı. Mariana Grajales tugayının bir başka üyesi olan ve bugün hâlâ Küba ordusunda general unvanıyla görevini sürdüren Tete Pueblo da Celia’yla ilgili “Yaptıklarımızda ve geldiğimiz noktada o hepimizin ilham kaynağıdır.” demiştir.

Devrimden sonraki inşa sürecinde de çok büyük payı oldu. Ekonomik alanda da birçok proje geliştirdi. Bakanlar Konseyi Başkanlığı sekretaryasından sorumluydu. 1980 yılında göğüs kanserinden dolayı yaşamını yitirdi.

DEVRİMİN KADINLARI, KADINLARIN DEVRİMCİLİĞİ

1 Ocak günü -Moncada Kışla Saldırısı’ndan tam beş yıl, beş ay, beş gün sonra- devrimi bastıramayacağı ve sonunun geldiği belli olmuş olan Batista, ailesiyle birlikte Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Batista’nın komutanları bile savaşmak yerine Fidel’le anlaşmaya çalışıyorlardı. Batista’nın kaçtığı duyulur duyulmaz Radyo Rebelde’den “Devrimci genel grev!” çağrısı yapıldı ve toplamı 3 bini ancak bulan İsyan Ordusu’nun tüm birliklerine ilerleme ve çarpışma emri verildi. Herkes, radyo ve televizyonlarda çalışanlar bile bu radyo istasyonuna bağlanarak, Fidel’in ülkenin tüm radyo ve televizyonlarında zincirleme konuşması sağlandı. Genel grev başladı. Her yerde ayaklanmalar oluyordu. 2 Ocak’ta Che Guevara ve Camilo Cienfuegos’a bağlı kollar Havana’ya girdi. Kimse direnmedi bile, tek bir kurşun dahi sıkmalarına gerek kalmamıştı.

Celia, Vilma, Melba, Haydee ve daha burada bahsedemediğim birçok Kübalı kadın devrimci bu devrimin yaratıcılarıydı… Che’nin savaş anılarında hayranlıkla bahsettiği, kendi birliğinin haberleşme ve mühimmat tedarikinden sorumlu olan ve devrimden önce şehit düşen Lydia ve Clodomira, yine Che’nin birliğinde yer alan ve devrimden sonra evlilik yaptığı Aleida March, kadın gerilla birliği komutanlarından Tete Pueblo, Nirma Carton yine ilk akla gelen, bilinen isimlerden… Ve Küba enternasyonalizminin simgelerinden kadın gerilla Tanya; yani Küba’ya devrim sonrası gelen, daha sonra Che’yle birlikte Bolivya’da savaşmaya giden Arjantinli devrimci Haydee Tamara Bunke Bider…

Tüm bu kadınlar sadece iktidarın alınmasına kadar verdikleri silahlı mücadelede değil, devrim sonrası yeni insanın yaratılmasında her alanda, özellikle kadına yaklaşım konusunda çok önemli yer tuttular. Yeni toplumun inşasındaki çalışmaları bir yana, kişilikleri Küba halkının üzerinde muazzam bir etki yarattı. Kadınların silahlı mücadeleye, toplumsal yaşama ve siyasete katılımına yaklaşım değişti. Onların mücadelesi Küba’daki ve tüm dünyadaki devrimci kadınlara örnek oldu ve yine onların mücadelesi tüm kadın devrimcilere bir sorumluluk taşıdı.

Diğer Latin Amerika ülkelerinin aksine Küba’da kadının politik katılımı, devrimle birlikte gelen kültürel dönüşüm süreciyle yükseldi. 1959 öncesi silahlı mücadelede erkeklerle birlikte yer alan kadınlar, devrimden sonra da eğitim, sağlık alanlarında aynı şekilde erkeklerle birlikte yer aldı. Mesele sadece bu alanlarda erkeklerle birlikte yer alabilmek değildi; erkeğin de kadının sorumluluk alanıymış gibi algılanan günlük pratiklere katılımının artması da hedeflendi; erkeklerin de ev işlerini, yemek, çocuk bakımı gibi işleri kadınlarla paylaşmasını zorunlu kılan bir Aile Yasası da hazırlandı. Kadının üretime katılımı ve toplumsal yaşamın eşit bir bileşeni haline gelebilmesi hedeflendi. Kadınların, oluşturulan kitle örgütleri içerisinde ciddi bir ağırlığı oluşmaya başladı. Devrimden hemen sonra mücadelede yer almış devrimci kadınların öncülüğünde ve sayıları yaklaşık 70 bini bulan her kesimden üyeyle Küba Kadınlar Federasyonu (FMC) kuruldu.

Tüm bu kadın devrimcilerin de önderliğinde kurulan sosyalist Küba’da bugün; öğretmen, öğretim üyesi ve bilim insanlarının yüzde 81,9’u, hekimlerin yüzde 60,2’si, sağlık sektöründe çalışanların yüzde 78,5’i ve sağlık alanında enternasyonal görevlerde bulunanların yüzde 64,2’si kadın. Hâkim ve savcıların yüzde 70’ten fazlası kadın. Teknik personelin yüzde 36,7’si, mühendislerin yüzde 31’i kadın. Üniversite mezunlarının yüzde 63,6’sı kadın ve ekonomide istihdam edilen kadınların yüzde 74,37’si yüksek öğrenim mezunu -bu oran erkekler arasında yüzde 55,6-. Yönetimde yer alan kadınların oranı yüzde 64. Küba Komünist Partisi Merkez Komite Üyelerinin yüzde 41,7’si kadın. Ulusal Meclis içindeki milletvekillerinin yüzde 48,8’i kadın -bu oran dünya ortalamasında yüzde 20-. Devlet Konseyi üyelerinin yüzde 41,9’u kadın. Devrimin ilk yılında yüzde 56 olan kız çocuklarının temel eğitime katılım oranı, bugün yüzde 99 gibi bir orana ulaştı. Kadınların iş yaşamına katılım oranı ise yüzde 60’lara çıktı. Dünya Ekonomik Forumu 2011 Cinsiyet Ayrımı Raporu’na göre Küba, dünyada cinsiyet ayrımının yok denilecek kadar az olduğu ilk 20 ülke arasında yer alan tek Latin Amerika ülkesi. Diğer Latin Amerika ülkelerinin aksine Küba’da hiçbir zaman kadın kotası uygulanmadı. Kadınlar kendi çabalarıyla, talepleriyle ve Kübalı kadın önderlerin izinde bugünkü konumlarını elde ettiler.

Kaynaklar:

1. One Day in December: Celia Sánchez and the Cuban Revolution, Nancy Stout, Monthly Re-view Press
2. Haydée Santamaría (Vidas Rebeldes), Ocean Sur
3. “Melba Hernández, a Confidante of Castro From First Volley, Is Dead at 92”, Douglas Martin, New York Times Magazine
4. “The fearless Haydée and Melba”, en.granma.cu
5. “Vilma Espín, a role model for Cuban women”, en.granma.cu
6. Raul Castro – Devrime Adanmış Bir Yaşam, Nikolay S. Leonov, Çev. Celil Denktaş, Yazılama Yayınları
7. Kadınlar ve Gerilla Hareketleri, Karen Kampwirth, Sümer Yayıncılık
8. Dinle Yankee, Wright Mills, Ant Yayınları
9. Savaş Anıları, Ernesto Che Guevara, Ant Yayınları
10. Fidel Castro – İki Ses Bir Biyografi, Ignacio Ramonet, Doğan Kitap
11. Üç Açıdan Küba – Politik Katılım, Eğitim, Kadın/Erkek, Celil Denktaş, Nota Bene Yayınları
12. “Fidel’in Kübası: Kadınların yaşadığı bir ülke”, kubadostluk.org