Önce zorla açtılar sonra zorla örttüler!

İran'da kadın olmak dünyanın herhangi başka yerinde kadın olmaktan çok farklıdır. İranlı bir kadın özgürlüğün ve eşit olmanın anlamını iyi bilir. Tarihi hafızasında bir sürü iniş ve çıkış tecrübe etmiştir. Zamanında başındaki türbanı zorla açmışlar, sonra gün gelmiş zorla başına türban takmışlar. Bu tarihi hafızadan dolayı İranlı bir kadın en ufak medeni hakkını elde etmek için uzun yıllar savaş vermesi gerektiğini bilir.

Sara Baherirad

Benim hayat hikâyem de birçok kadınınki gibi sıradan bir hikâye olmadı. İranlı bir kadın olarak üniversite hayatım boyunca eşit olmayan koşulları idrak etmek, onlara bazen kafa tutmak bazen de teslim olmak zorunda kaldım. Bu süreç zor oluyor. Ama sadece bu koşullar insanı feminist yapmıyor. Bazen yeri geliyor vazgeçiyorsun, başkaldırıyorsun, savaşıyorsun. Bazen sona doğru geldiğinde savaşmayı bırakabiliyorsun. Çünkü bunun adı hayat; eşitsizlikler ve ayrımlar öyle fazla ve güçlü ki tek başına başkaldırmak ve direnmek asla ve asla kolay olmuyor. Suyun tersine yüzmek sadece cesaretle olan şey değil.

Bilgi, bilinç ve umut da gerekli bunun için…

İnsanın hayatında belli dönüm noktaları oluyor. Bunlar sayesinde insan kendini tanımaya ve benimsemeye başlıyor. Ben hayatımın dönüm noktasını yirmi altı yaşındayken yaşadım. Romantik bir aşk yaşayıp erken bir evlilik yaptım. O zamanlar sosyoloji öğrencisiydim ve evliliğim beni öyle bir noktaya getirdi ki ataerki ve ataerkil toplum ne demek onu anladım. Başarılı giden eğitim hayatımı yarıda bıraktım ve ağır bir depresyon geçirdim. Sürekli kendime şunu sorardım: “Korkmasaydım ne yapardım?” Bu sorunun cevabı tek cümleydi benim için: Yolumu değiştirirdim. Sonunda karar alma cesaretini kendimde buldum ve 26 yaşımda radikal bir kararla boşanma davası açtım. Eşimden ayrıldım ve dedim ki: “Ben kendim için bir şeyler yapacağım. Artık kendi ayaklarım üzerinde duracağım, kimseye bağlı olmayacağım. Bunun bedeli neyse ödeyeceğim. Ama istediğim gibi yaşayacağım.” Benim hikâyem kendi kendini güçlendirme hikâyesi.

İran’da boşanma kararını yalnızca erkekler verebiliyor. Eğer erkek isterse kadının beyanı dikkate alınmadan eşini boşayabiliyor. Kadın ancak eşini ikna ederse anlaşmalı bir biçimde boşanabiliyor. Ben boşanmak için eşimi ikna etmek zorundaydım ve bu süreç maddi olarak birçok şeyden vazgeçmemle birlikte oldu. Her konuda sıfırdan başlamak zorunda kaldım. Dünyaya yeni gelmiş gibiydim. Ne bu dünyayla ilgili ne de geleceğimle ilgili herhangi bir fikrim vardı. Çok stresli dönemlerdi. Fakat o dönemleri atlattım ve hayata tutunmaya başladım. Tıpkı küçük bir Japon balığı gibi, aniden bir okyanusa yelken açmıştım…

Türkiye’de yaşamak benim için farklı bir anlam ve önem taşıyordu. Bir sosyolog olarak kültürel benzerlikler dışında tarih boyunca ne kadar yakın bir kader yaşadığımızı biliyordum.

İki ülkede de İslami akımlar birbirine çok benziyor. Türkiye’de Atatürk, İran’da da Rıza Şah bir devrim yapıyor.

Atatürk bir devrim yapmış ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş. Rıza Şah da Kâcâriye İmparatorluğu’nu yok ederek kendi şahlığını ilan etmiş. Rıza Şah birçok kez Türkiye’ye gelmiş ve Atatürk’le görüşmüştür. Atatürk’ü kısmen örnek alan birisidir. İki lider de modernleşme ve Batılılaşma için reformlar yapmış. Fakat burada Atatürk’ü övmek zorundayım. Rıza Şah devrimden sonra kendini şah ilan etmiş ve şahlık üzerine bir diktatörlük kurmuş. Belki bu yüzden biz “Rıza Şah” diyoruz, siz ise “Atatürk”.

İran’da kadın olmak dünyanın herhangi başka yerinde kadın olmaktan çok farklıdır. İranlı bir kadın özgürlüğün ve eşit olmanın anlamını iyi bilir. Tarihi hafızasında bir sürü iniş ve çıkış tecrübe etmiştir. Zamanında başındaki türbanı zorla açmışlar (1), sonra gün gelmiş zorla başına türban takmışlar (2). Bu tarihi hafızadan dolayı İranlı bir kadın en ufak medeni hakkını elde etmek için uzun yıllar savaş vermesi gerektiğini bilir.

İslami devrim sonrası kanunda, kadın erkeğe bağlı ve ikinci derece bir vatandaştır. Evlenmeden önce hukuki ve kanuni olarak yapmanız gerekenlerin neredeyse tamamı için babanızın izni gerekiyor. Evlendikten sonra ise eşinizin izni gerekiyor. Örneğin pasaport alabilmek, boşanabilmek, eğitim hakkına elde edebilmeniz babanıza ve eşinize bağlıdır.

Ben Türkiye’ye geldiğimde İranlı bir kadın olarak çok heyecanlıydım, hukuksal olarak ve kanun nezdinde cumhuriyet sonrası kadın ve erkek haklarının birçok ülkeye nazaran iyi durumda olduğunu biliyordum. Zaten üniversitede istediğimiz bölümü okuyabilmek Amerika’da bile 90 yılı geçmedi… Türkiye’de kadınların durumunu hayal ederken, şiddetten uzak kadınlar, kendi yeteneklerini filizlendirip geliştirmiş, özgür ve mutlu kadınlar hayal ederdim…

Ama acı gerçekle yüzleşmem çok zaman almadı. Kadına yönelik şiddet, kadın problemleri, küçük yaşta evlilik ve zorla evlilikler istatistiklerde pek de farklı değildi. En önemlisi de kadınlar birçok hak ve özgürlüğe sahip olmalarına rağmen gönüllü olarak kendi haklarından vazgeçiyorlardı. En acısı kendileri zihinlerinde kendilerini erkeklerle eşit görmüyorlardı!

Türkiye’de kadınlar birçok anayasal hakka sahip olmasına rağmen bu haklara sahip olduklarını bilmiyorlar veya mahkemede bu haklarını kullanamıyorlar.

Ben kendi hayatımın izinde ve araştırmalarımın sonucunda bu noktaya varmıştım; toplumun bilinci kanunlardan çok daha geride, bu nedenle kadın problemlerinin kültürel boyutunu göz ardı etmek mümkün değildir ve kadının durumunu değiştirmek sadece yapı ve toplumu eleştirmekten geçmiyor.

Belki de sormamız gereken soru bu: Biz kadınların bu dünyada yaşadığımız problemlerde ne denli payımız var?

Biz bir kadın olarak nerelerde kendimize haksızlık ediyoruz? Nerelerde sadece anne veya eş olmayı tercih edip kendi kimliğimizden vazgeçiyoruz? Kendimizi unutarak, arka plana iterek, önemsemeyerek nasıl da vazgeçiyoruz mutluluğumuzdan? Biz kadın olmak, kendimizi iyi hissetmek veya değerli algılamak için neden kendimizi bir kalıba sokuyoruz?

Belki artık biraz içe dönmeliyiz ve kendimizden başlayarak, bu dünyanın değişimine destek olmalıyız. Kimse bizi bizden daha iyi kurtaramaz. Kadın dayanışması bu soruları kendimize sormak ve başkalarına hatırlatmak ve birlikte cevap aramaktır.

Unutmayın bir kadının direnişi ve mücadelesi sadece o kadına ait değildir. Etrafınızdaki tüm kadınlara ışık tutmuş olacaksınız… Annenize veya kızınıza, sınıf arkadaşınıza veya metroda yanınızda oturan kadına ve kim bilir belki ücra bir köyde yaşayan hayalperest bir kız çocuğu için ışık tutmuş olacaksınız.

(1) Rıza Şah’ın 1922’de üniversite ve okullar gibi kamusal alanlarda kadınların örtünmesini yasaklamasıdır. Kadınlar o dönemde buna karşı protestolar gerçekleştirerek direnmişler. Fakat polis kadınların bu protestoları karşısında sert çıkarak zorla başörtülerini çıkarmış ve onları gözaltına almış.

(2) Devrimden sonra 1979’dan bugüne kadar