YAZARLAR

Kaç, dur ve bak

Eski bir müzisyen olan, sanki içindeki melodiyi tatlı tatlı işlerine yansıtan Agnès Guillaume, videolar, karışık teknik çalışmaları ve nakış yapıyor. Sanatçı, videolarını birer ayna olarak görüyor. Guillaume, “Kaçalım” isimli sergisi ile meditatif bir alan yaratmayı, bu alana, o meditatif duruma izleyiciyi çekmeyi ve izleyicinin iç dünyasıyla özgürce bağlantı kurmasını istiyor. Artık kapısından girdiniz, nereye gidiyoruz, bir bakalım...

“Yoldan geçenler, aynama iyice bakın.”

Sanat tarihçisi, yazar Marie-Laure de Cazotte, Agnès Guillaume’un işleri hakkında...

Gecenin bir karanlığında uyandığında ya da uyku tutmadığında, üzerine hiç düşünmediğin bir ses eşlik eder sana. Uzaktaki mutfaktaki buzdolabının motor sesiyle ve senin nefesinle karışmış boşluğun sesi. O koyu karanlığa bakarak, aslında hiçbir yere bakmadan, gözlerini görmediğin tavana dikmiş, o sesi dinlersin. Uykun gelmez ve bunu bilmenin huzursuzluğu ayrı uyku kaçırır. Sen, karanlık ve o ses orada öylece yatarsınız.

SANATORIUM’un kapısından Agnès Guillaume'un “Kaçalım” sergisine girdiğinizde sizi o ses karşılıyor. Boşluğun, bir miktar ince ince motor gürültüsünün eşlik ettiği sesi... Serginin sanatçısı Agnès Guillaume, o zifiri karanlığı, kendinle baş başa kaldığın uykusuzluğu, somut bir hale getirmiş. Sanatçının uykusuz gözleri karşınızda dev bir ekranda size bakıyor. Kırpışıyorlar. Bir video döngüsü olarak tasarlanan Benim Gecelerim’de zaman geçiyor, sanatçının gözünün önünden kuşlar uçuyor, kuşlar yer değiştiriyor, gece akıyor ama siz ve sanatçı, aynı yerde, uykusuz, yatmaya devam ediyorsunuz sanki.

Eski bir müzisyen olan, sanki içindeki melodiyi tatlı tatlı işlerine yansıtan Agnès Guillaume, videolar, karışık teknik çalışmaları ve nakış yapıyor. Sanatçı, videolarını birer ayna olarak görüyor. Kendisinin bir nakış gibi işlediği, size öz farkındalığı şiirsel bir dille yansıtan, kendinizi tanımaya, iç dünyanızı görmeye davet eden samimi aynalar... Guillaume, sergisi ile meditatif bir alan yaratmayı, bu alana, o meditatif duruma izleyiciyi çekmeyi ve izleyicinin iç dünyasıyla özgürce bağlantı kurmasını istiyor. Artık kapısından girdiniz, nereye gidiyoruz, bir bakalım...

Mineralities 2020 Agnès Guillaume ©Philippe de Gobert

KAÇIŞ ALANI

Hem bu konudan bahsetmek istemiyorum, artık bayatmış gibi geliyor hem de aslında bir türlü bayatlamıyor hayatımızın ortasına pişkin pişkin çöreklenen pandemi konusu… Gecenin ortasında uyanıp boşluklara bakıp boşlukları dinlediğimiz uykusuzluğumuz gibi, gitmiyor. Bizi çaresiz ve bekler halde bırakıyor. Beklerken sıkılıp bunalıyorsun. Hayat zaten normal akışında da akmıyor. Bütün kaçış alanların kapalı. Arkadaşlar, dostlar uzakta, ailene sarılmak tehlikeli, başını alıp gidebileceğin diyarların sınırları sımsıkı kapalı. Artık ne yaptığımızı bilmeden, çalışıp ömrümüzün akıp gitmesine tanık oluyoruz çaresizce. O zaman kendine sorular sormaya başlıyorsun… Agnès Guillaume'un işlerinin sorduğu varoluşsal sorular, sonunda senin de aklına geliyor: Doğru yönü seçip seçmediğimizi hiç bilebilir miyiz? Nasıl ve ne ile var oluruz? Sevgi, talihsizlik, direnç, akışa bırakmayla mı? Ölümlü kaderimizin eylemlerimize uyguladığı korku ve odakla mı? Sığındığımız hayal gücüyle mi?

Kimsin, nesin, ne istiyorsun, neden buradasın… Uzay boşluğunda düşüncelerin, bedenin oradan oraya bir tüy gibi kayarken kafanda sorular beliriyor. Kaçış sergisinin karanlık ortamında, sanatçı sizi, kesinliklilere, tek amaca yürümeye karşı zihnini esnetmeye, açık fikirliliğe çağırıyor. Kafanızdaki soruları sormak, hayatı sorgulamak normal diye düşünüyorsunuz. Sanatçı size bu duruma getirirken bunu sert, iddialı bir şekilde de yapmıyor, sizi korkutmuyor, savurmuyor; yumuşacık, tüy gibi, nefes alabileceğin bir alan yaratıyor. Genelde kendisinin de bir parçası olarak düşünmeye, meditasyona katılarak yer aldığı, sonsuz bir döngüdeki videolarıyla, sizi hipnotize edip düşüncelerinizi oradan oraya uçuşturarak esnetiyor.

DÜŞLERE DALMAK, DÜŞÜNMEK VE KAÇMAK

Kaçış sergisi, 2015-2018 yılları arasında üretilen dört video ve dört başlıktan oluşuyor: Benim Gecelerim, Benim Korkularım, Benim Düşüncelerim, Benim Köklerim. Bu videolar ile insan olmanın ne anlama geldiğini hepimiz adına sorgulayan sanatçı, Benim Düşüncelerim ve Benim Gecelerim aracılığıyla kendi üzerine düşünmeye davet ederken ve Benim Köklerim aracılığıyla gerçeklikten kaçmak için bir çağrı yapıyor. Bunu yaparken de sürekli devinim halinde, hareketli olduğu, diğer görsel sanatlara göre hayata daha yakın olduğunu düşündüğü için videoyu, anlatısının aracı olarak benimsiyor. Guillaume, hareketli görüntünün sonsuza dek geçici hissini gerçekleştirmek için karışık teknikler kullanıyor. Ben en çok etkileyen, hipnotize eden, saatlerce baksam doyamayacağım sanatçının yaratmak istediği tüm hareketi, devinimi (hatta yaşadığını) hissettiğim iş, Benim Düşüncelerim oldu. Sanatçı bu videoda uzay boşluğunda bir tüy hafifliğinde deniz analarıyla süzülüyor. Sanki ben rüyalarda süzülüyormuşum gibi hissediyorum… Bakarken bir hafiflik geliyor ruhuma. Guillaume, bu hissiyatı yaratabilmek için önce deniz analarını bir akvaryumda çekmiş. Sonra kendisi bir havuza girip asistanına suyun içinde süzülen kendini çektirmiş. Post-prodüksiyonda, deniz analarının ve kendi çekimlerinin boyutlarını birbirine eşlemiş ve görüntünün uzayda olduğu izlenimini vermek için sudaki hava kabarcıklarını tek tek silmiş. İşte size, uzay boşluğunda bembeyaz, harikulade deniz analarıyla süzüldüğünüz bir rüya!

My Thoughts #7 55x72,5x20 cm ©Philippe de Gobert

Sonra da kaçmak istiyorsunuz. Nereye kaçacaksınız? İstanbul’dan kalkıp ailemin yanına Urla’ya gidiyorum. Dağ bayır yürüyorum. Toplayıcı ruhum, taşları alıp eve, oradan İstanbul’a getiriyor. Belki duruluklarıyla bana sakinlik, huzur verirler İstanbul’daki hızlı, kaotik hayatımda. Agnès Guillaume da Bretanya’dan görüntüler topluyor. Su, kum, kaya, rüzgar, ışık… Çin’in rastgele ya da haksız bir gerçeklikten kaçmak için toplanan “Rüya Taşları”ndan esinleniyor. Dokuz video çekiyor Kuzey Fransa’nın doğasında. Gökyüzündeki bulutlar gözlerinizin önünden geçiyor, camın arasından esen rüzgar tanıdık geliyor. Sakinleşiyorsunuz…

“Kısa filmlere göre video sanatı ne ise, romanlara göre şiir de odur: anlatı yerini düşsele bırakır” demiş Petit Palais Paris Şehri Güzel Sanatlar Müzesi Direktörü Christophe Leribault. Düşsel bir yolculuk için, Agnès Guillaume'un “Kaçalım” isimli Türkiye'deki ilk kişisel sergisi, 4 Nisan 2021’e kadar SANATORIUM’da.


Irmak Özer Kimdir?

Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. Atina Üniversitesi’nde Güneydoğu Avrupa Çalışmaları, London School of Economics and Political Science’ta Uyuşmazlık Analizi-Karşılaştırmalı Politika yüksek lisansları yaptı. Bugüne kadar hurriyet.com.tr, The Magger, Artisans, Art50 gibi yayınlara kültür-sanat yazıları ile katkıda bulundu. Halen İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümüne devam etmekte ve özel sektörde Kamu İlişkileri alanında çalışmaktadır.