YAZARLAR

İsrail, Suriye ve Rusya’yı ayartabilir mi? 

İdlib’de yüzlerce örgütün hakimiyeti sürerken, Fırat’ın doğusunda Kürtlerle düğüm çözülmemişken, Türkiye ve ABD askeri varlığıyla koşullarını dayatırken Suriye yönetimi zor zamanda yanında duran İran’a kapıyı gösterir mi?

Suriye’deki süreç öyle bir yere gelip dayandı ki müdahaleci aktörlerin savaşı dayatma gerekçeleri farklılaştı. ABD-İsrail-Körfez ekseni için bir süreden beri İran’ın bölgedeki varlığı en temel mesele. İran gerekçesiyle Suriye’yi felç etmeye kararlılar.

Kördüğümün diğeri de kuzeyde; Kürtlerin fiili özerk statüsünü bitirmeye ayarlı Türk askeri-milis müdahalesi süreklilik arz ediyor. Türk-Amerikan uyumunu bozan “Kürt çelişkisi” aşılamadığı için iki NATO müttefiki Şam’a düşmanlıkta istedikleri gibi ortaklaşamıyor.

Bu durum Ruslara dengeleri değiştirme fırsatları sundu. Fakat Rusya da sonunda kendisini bekleyen üç boyutlu çelişkiden sıyrılacak yeni bir strateji geliştiremedi.

- Bu çelişkinin bir ayağında Türkiye duruyor. Rusya Türkiye’yi Astana platformunda yanına alıp İdlib dışındaki bütün cephelerde silahlı muhalefetin çöküşünü kolaylaştırırken karşılığında Türk ordusuna alan açtı. ‘Suriye Milli Ordusu’ adıyla silahlı muhalefeti de tahkim eden Türk askeri varlığını sürdürmenin gerekçeleri Rusları çıkmaza sürüklüyor: Bunlardan en önemlisi Kürtlerin liderliğindeki fiili özerkliğin bitirilmesi. Fakat Rusya için Amerikalılara çıkış kapısını göstermenin en kestirme yolu Kürtlerin Şam’a kayması. Türkiye hem Amerikan varlığından şiddetle rahatsız hem de Kürtlerin bir statü ile Suriye bütünlüğü içinde kalmasına zinhar yanaşmıyor. İki olmaz bir arada. Ankara’nın “Askerimi çekmem” derken ortaya koyduğu ikinci önkoşul Şam’da geçiş sürecinin tamamlanması ve Türkiye’nin kalkan olduğu grupların iktidar ortağı haline gelmesi. Bu süreç de yürümüyor. Bu da Astana’nın ruhuna Fatiha okumak isteyenlerin altını çizdiği nokta.

- Rusların aşamadığı diğer çelişki 2015’te Fırat’ı ABD ile nüfuz paylaşım hattı olarak belirleyen mutabakat. IŞİD’e karşı savaşı kullanarak sahaya intikal eden ABD ile bu tür bir mutabakatın mantığı krizin iki büyük güç arasında bir çatışmaya dönüşmemesine dayanıyordu. Ancak Ruslara göre ABD, Suriye Demokratik Güçleri ile kurduğu ortaklıkla Fırat’ı bölünme hattına dönüştürecek bir yönelim içinde. Amerikalılar başlığını atmadıkları bir hikâye yazıyor.

- Rusların bir diğer çelişkisi İran ile İsrail arasındaki kavgada beliriyor. Ruslar ikisini de karşısına almak istemiyor. Amerikan-İsrail-Körfez cephesi Suriye’deki oyunlarını bozduğu için kızsalar da artık Rusya’nın rolünü kabullenmiş durumda. Dahası bu role kendi beklentilerini yüklüyorlar. Nedir bu beklentiler? İran’ın Suriye’deki askeri ve milis unsurlarının Rus maharetiyle çıkartılması.  

Bu çerçevede verdikleri mesaj ya da yarattıkları algı mealen şu:

“İran’ın artan varlığı hem Suriye hem Rusya’nın çıkarlarını tehdit ediyor; İsrail’in Suriye’deki İran varlıklarını hedef alan saldırıları Şam-Moskova ikilisinin işini kolaylaştırıyor.” Bu sonucu veren yorumları İsrail-Arap medyasında bulmak mümkün.

***

Başından beri Moskova ABD’nin Suriye ordusunu veya Ulusal Savunma Güçleri’ni bombalamasını hatta Deyr el Zor hattında Rus paralı askerlerini vurmasını açıktan mesele yapmadı. ABD ile kapışma riski Ruslara Afganistan senaryosunu hatırlatıyor. Ruslara göre Suriye’nin bir bataklığa dönüştürülmesine izin verilmemeli; savaş devletler arası çatışmaya dönüşmemeli; yıkıcı maliyetlere yol açmadan hedefe varılmalı.

Ruslar Ekim 2019’da Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’nın yol açtığı çatlaklardan Fırat’ın doğusuna geçtikten sonra Amerikan güçlerini bunaltmaya ve harekat alanlarını daraltmaya çalışsa da bu oyun planında bir Rus-Amerikan çatışmasına yer yok. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 18 Ocak’taki açıklamasında bu çetrefilli durumu “Onları (Amerikalıları) oradan çıkaramayız. Onlarla çatışmaya girmeyeceğiz. Ama belli kurallara uymaya çalışarak anlaşmazlıkları çözme konusunda diyalog içerisindeyiz" sözleriyle özetledi.

Bu hassasiyetin Ankara’ya hitap eden tarafında ise daha çok Türkiye’nin yeniden Amerikalıların oyun planına dönmesini önleme önceliği yer alıyor.

Rusların yaklaşımı aynı şekilde İran bağlantılı güçlerin İsrail tarafından vurulmasına göz yumulmasını gerektiriyordu. Rus hava savunma sisteminin gözleri İsrail uçaklarına karşı köreldi.  

Bu sayede 3 yıldır Amerikalıların istihbarat desteğiyle İsrail dokunulmazlık içinde saldırıyor. Kendi raporlarına göre İsrail ordusu sadece 2020’de Suriye’de 50 hedefi 500’ün üzerinde güdümlü füze ve mermiyle vurdu. 2019’da saldırı sayısını bin olarak vermişlerdi.

Bu saldırılar sürerken muhaliflerin Gaziantep merkezli Cüsur (Köprüler) Etütleri bir iddiayla suları bulandırdı. Buna göre geçen ay İsraillilerle Suriyeli yetkililer Rusların kullandığı Hmeymim Hava Üssü’nde buluştu. Suriye tarafında Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Tümgeneral Ali Memluk ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Bessam Hasan; İsrail tarafında eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot ve eski Mossad yetkilisi General Ari Ben-Menaşe vardı. Rusya adına Suriye’deki Rus Hava Kuvvetleri Komutanı Aleksander Çayko hazır bulundu. İddiaya göre İsrail heyeti İran, Hizbullah ve İran’ın desteklediği milislerin Suriye’den çıkarılması, muhalifleri kapsayacak bir hükümetin kurulması, askeri ve güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve ordudan ayrılan komutanların güvenceyle geri dönmesini istedi. Şam heyeti de İran güçlerinin ülkeden çıkarılmasına karşılık Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü, İran’a borçların ödenmesi için mali yardım ve yaptırımların kaldırılması şartlarını koştu. 

Görüşmeden bir mutabakatın çıkmadığını ama Rusların bu teması rejim için can simidi olarak gördüğünü, Şam’ın da kendisini İran ve Rusya’nın zincirlerinden kurtaracak bir çıkış aradığını savunan Cüsur “İsrail ile barış, rejim açısından diplomatik ve ekonomik ambargodan çıkış için mükemmel bir çözüm” yorumunu yaptı.  

Cüsur’a göre İran güçleri Suriye yönetiminin kontrolündeki bütün vilayetlerde toplam 125 yerde konuşlanmış durumda.  

Suriye Dışişleri’nden bir kaynak Cüsur’un iddialarını reddedip bunların İsrail’le normalleşme arayışında olan çevrelerin yönlendirmesi olduğunu ve işgal altındaki toprakları kurtarmaya dönük siyasetin değişmediğini kaydetti.

İsraillilere atfen sıralanan istekler muhaliflerin kendi temennileri gibi duruyor. Bu temenniye İsrail tarafından da yatanlar var. Mesela Suriye üzerinde doktora çalışması yapmış Mordechai Kedar, “Esad, IŞİD'i halletmek için İran’ı çağırmanın bedelinin Suriye'yi ona teslim etmek olduğunu anladı. Artık şimdi İsrail ile Esad arasında çok geç olmadan İran'ı Suriye'den çıkarma konusunda ortak bir istek var” diyor. Kedar’a göre Rusya ve Suriye, İran’la çatışmak istemiyor ama iki ülke de İsrail’in saldırıları sayesinde İran’ın Suriye’den çıkmasını kendi çıkarına uygun görüyor. Bu mantık İsrail’le normalleşme coşkusuna kapılan Arap sokağında da yüksek sesle satıyor!  

Suudi gazetesi Elaf, İsrailli bir askeri kaynağa dayanarak Suriye’nin barış için koştuğu şartları Moskova üzerinden İsrail’e ilettiğini yazdı. Şam’ın gizli diplomasideki diline ve tarzına aşina olanlar Suriyelilerin bu türden bir pazarlığa girmeyeceğini de kestirebilir.

***

Bu toplantının olup olmadığından bağımsız olarak şunlar söylenebilir:

- Teknik olarak savaş halinde olsalar da Suriyeliler ile İsrailliler arasında belli düzeylerde temasların kurulma olasılığı dışlanamaz. Bu tür temaslar Ankara-Şam hattında da mevcut.

- İsrail-ABD-Körfez ekseninin Şam’a İran’la arasına mesafe koyması halinde düşmanlığa son verme teklifini iletmesi de şaşırtıcı olmaz. Bu yaklaşım 2003’teki Irak işgalinden itibaren birkaç kez pazarlık konusu yapıldı.

- Rusya’nın İran’ın askeri varlığının Suriye’nin düze çıkmasının önünde temel bir bahaneye dönüştürülmesi de Şam ve Moskova’da değerlendirme konusu olabilir. İran’ın Şam’a desteği Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin’i de içine alan bölgesel stratejinin bir parçası. Suriye’yi kurtarma konusunda hedef birliği içinde olsalar da Rusya ile İran’ın gündemi birbiriyle örtüşmüyor. Şam da Filistinli örgütler ve Hizbullah’tan yana işbirliği içinde olsa da İran’ın kendine özerk alanlar yaratması konusunda dikkatli. Yani Şam’da kimse ipleri İran’ın eline teslim etmek istemez. Öteden beri İran’la işbirliğinin olası maliyetlerine dair “Aklımda” diyen bir uyanıklık hali mevcut.

***

Peki bu çetrefilli tablodan Cüsur’un yaptığı yorumu teyit eden bir sonuç çıkar mı? 

İran ve Rusya, Suriye’de bütün iç çelişkilerine rağmen var olan bir stratejinin farklı yüzlerini temsil ediyor. Aralarında rekabet ve göreceli çıkar çatışması var. Fakat İdlib’de yüzlerce örgütün hakimiyeti sürerken, Fırat’ın doğusunda Kürtlerle düğüm çözülmemişken, Türkiye ve ABD askeri varlığıyla koşullarını dayatırken Suriye yönetimi zor zamanda yanında duran İran’a kapıyı gösterir mi? Meseleye Şam-Tahran çizgisinden bakanlar zinhar hayır diyecektir. Rusya da aradaki sorunlara rağmen İran’la tersleşebilir mi? Rus-İran ilişkisi bir ittifak ilişkisi değildir, iki tarafta nerede ortak olacağını nerede ayrı duracağını biliyor. İran’ın rolünün Ruslara kayması için pragmatizmin kapılarını zorlayabilirler ama Ruslar için de Suriye’de kavga etmenin sırası değil.

Bu gerçeğin yarısı. Diğer yarısı bundan sonrasında etkili olabilecek bazı kaygıları içeriyor:

- Şam, İran ve Rusya’nın desteğinin Suriye’yi ipten döndürdüğünü biliyor ama müttefiklerin her şeyi belirleyen bir konumda olmasını da istemiyor.

- Suriye ve Rusya bundan sonraki süreçte İran’ın bir yüke dönüşebileceği hesabını yapıyor.

- Şam iki müttefikine bakışında farklı pencereler kullanıyor. İşgal altındaki Golan tepeleriyle ilgili davada İran Şam’ın yanında, Rusya değil. Moskova Filistin meselesindeki hassasiyetine karşın İsrail’le ilişkileri hatırı sayılır bir noktaya getirdi. Fakat Rusya, İsrail’in saldırıları yüzünden Suriye’yi düze çıkarma operasyonunun sendelemesini de istemiyor. Rus stratejisi Suriye ile İsrail arasında bir gerilimin tırmanmasını gerektiriyor. Belki bu yüzden Golan’da Suriye ve İsrail güçleri arasına Rus askerlerini yerleştirdiler. Beri taraftan İsrail de 2018’de İran unsurlarının güney cephesinden uzak tutulması konusunda Amerikan-Rus mutabakatına atfen Rusların rolüne değer verse de İran-Irak-Suriye-Lübnan güzergâhındaki ‘direniş ekseni’ni besleyen akışı önlemede işi başkasına bırakmıyor. Bunun nedeni İsrail’in aldığı bütün karşı önlemlere rağmen Hizbullah’ın İran ve Suriye sayesinde caydırıcılık inşa edebilmiş olmasıdır. Al Akhbar’ın haberine göre İsrail istihbarat servisi sonunda Hizbullah’ın elinde yüzlerce güdümlü füze olduğunu belirtip önleme stratejisinin başarısız olduğunu kabul etti. Dikkat edilirse İsrail bu eksenin Lübnan ayağını atlayıp Suriye ve Irak’ta vuruyor. Bu iki cephe açık ve kolay hedef. Ayrıca ABD, İsrail’in arkasını kolluyor. Gözetilen bir takım dengeler ve koşullar yüzünden Suriye ve Irak’ta yaptıkları İsrail’in yanına kâr kalıyor. Suriye kendi hava sahası içinde ve kısmen Golan’da karşı atışlarla yanıt verse de İsrail’e misilleme yapmıyor. Bu stratejik bir değerlendirme. Hizbullah da Lübnan içindeki hassas süreç yüzünden elindeki silahların tekraren her şeyin üzerine çıkarılmasından sakınıyor. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah geçenlerde Suriye’de savaş bitmediğinden meseleye “stratejik sabır” ile yaklaştıklarını belirterek güdülen mantığı şöyle açıkladı:

“Direniş ekseni bu dönemde çok tetikte. Ölçüsüz bir çatışmaya, zamanını düşmanlarımızın tayin ettiği topyekün bir savaşa sürüklenmemize izin vermemeliyiz.”

***

İsrail’in saldırılara silahlı grupların tuttuğu cephelerin birer birer çöktüğü ve Suriye’yi çökertme operasyonunun başarısız olduğunun anlaşıldığı noktada başladığını hatırlatalım. İran varlığının gerekçe yapılması meselenin sadece İran olduğu anlamına gelmiyor. ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin ifadesiyle “ABD destekli İsrail saldırıları Suriye rejiminin askeri seçeneklerini daha fazla sınırlamıştır.”  

İsrail’in saldırılarının Amerikan güçlerini tehlikeye soktuğuna dair Pentagon’da endişeli kanatlar olsa da Jeffrey, Suriye’deki Amerikan askeri varlığı, Türk askeri varlığı ve İsrail’in hava saldırılarını ABD’nin askeri stratejisinin etkili sütunları olarak tanımlıyor. Hatta Başkan Donald Trump, Suriye’den çekilme kararını açıkladığında Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu Kudüs’e gönderip “İsrail’in Suriye’de özgürce hareket edebileceği garantisini vermişti.

Amerikalılar boşu boşuna “Şam’da tutum değişikliğini hedeflediklerini” söylemiyor. Trump giderayak İsrail’i her şeyin merkezine alan siyaseti önemli bir düzeye taşıdı. Araplarla ilişkilerini normalleştirme sürecine hız verilirken İsrail’in Katar’daki CENTCOM’un sorumluluk alanına alınması az bir şey değil.

Ortak İsrail-Arap cephesi kurulurken Suriye eskiden olduğu gibi yeniden bir eksen değişikliği zorlaması ile karşı karşıya. Bu sürece senaryo savaşları da eşlik edecektir. Suriye krizinde eksik olan bir şey de değil.


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.