YAZARLAR

İranlı kadınlar ve nar taneleri

İran’daki eylemlerin üç aylık süreci içerisindeki aşamalar irdelendiğinde, Porgham, kadın hareketinin özgürlük temelli protestolarda halen başat ve belirleyici odak olmayı sürdürdüğünü düşünüyor. İran’da kadın hareketinin adı var artık. Hem de dünya kamuoyu nezdinde altın harflerle yazılı şekilde..

 

“Ben hüzünlü küçük bir peri biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle
yeniden doğacak olan…”
(Füruğ Ferruhzad)

Birkaç hafta sonra yeni yıla girerken nesiller boyu uyguladığımız bir kadim geleneği daha tekrar edip kapı önünde nar patlatacağız. Bolluk ve bereket yeni yılda da bizimle olsun diye...

Nar, bir yandan sonsuzluk sembolü, bir yandan da yenilmezlik ve gücün simgesi. Her tanesinde ayrı bir yaşanmışlık, ayrı bir şifa, ayrı bir bereket var.

Ne kadar patlarsa nar, taneleri de o kadar geniş bir alana yayılacak. Bereket ve bolluk o denli genişleyecek.

Edip Cansever’in “Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele” derken yücelttiği karanfil, nara dönüşecek. Nar da elden ele...

Tıpkı H.K.G.’nin tüm cesaretiyle, kadın gücüyle ve aklıyla pedofili ve çocuk istismarı mağduru kadınların hak arama mücadelesinde yaktığı o güçlü kıvılcım gibi... Tıpkı kendisine kadınların ve erkeklerin verdiği o güçlü ve yılmaz destek gibi...

Nar taneleri elden ele geçiyor şimdi...

Ve tıpkı TIME dergisinin yılın kahramanları olarak ülkelerinde özgürlüğün önündeki katı kurallara, eril şiddete, tahakküme karşı sokaklara dökülen İranlı kadınları seçmesi gibi...

Kanatları kırık ancak mücadeleye devam eden, ölümünün 55.yıldönümünde çağdaş İran şiirinin en büyük temsilcilerinden Füruğ Ferruhzad’ın anısını yad eden, bunca baskıya rağmen alacakaranlığın içinden buldukları bir demet ışığı nar taneleri gibi çevreye saçmaya çabalayan İranlı kadınlar...

2017 yılında Tahran’da bir elektrik kutusunun üzerinde beyaz başörtüsünü bir sopaya bağlayarak sivil itaatsizlik eylemi başlatan Vida Movahed ve ardından 2022 yılında bir metro istasyonunda kıyafet yönetmeliğini uygulayan ahlak polisinin tutuklaması sonrası gözaltında öldürülen 22 yaşındaki Mahsa Amini gibi iki referans kadını kutupyıldızı bilmiş kadınlar...

Bir şiirinde “kurmalı bebek” olmayı reddettiğini söyleyen Füruğ’un “ahlaki cesaret”ini temel alan kadınlar...

Füruğ bir diğer şiirinde, “hevesten başka şey konuşmadılar onunla; görmediler onda görünenin ötesi ne; nereye gitse o teraneyi söylediler kulağına: niye yaratıldı kadın, gönül eğleyelim diye” ifadeleriyle İran’da toplumun kadına bakışındaki çarpıklığı tüm içtenliğiyle anlatır.

İranlı şair, çevirmen ve aktivist Haşim Hüsrevşahi, “Füruğ’un ölümü, dili kesilmiş İran kadınlarının ölümüdür” der.

“Dili kesilmiş” İran kadınları, bir süredir o kayıp dillerinin peşinden yeniden bir varlık mücadelesi içerisindeler.

8 Mart 1979’daki büyük yürüyüşten beri İranlı kadınlar kamusal alandaki kimlik ve giysileri konusunda kontrolü elden bırakmamakta direten erkeklere karşı direniyorlar.

Yüzlerce kadın saçlarını keserek paylaştıkları videolarda, sokaklarda özgürce giyinerek dolaşırken, elitlerin elinde oyuncağa dönen eril şiddete boyun eğmezken, onlar gibi düşünen genç erkeklerle birlikte bu dipsiz karanlığı aydınlığa kavuşturmak için canlarını siper ederken bu mücadeleyi de karanfili de elden ele aktardılar.

Adının anlamı “ışık” olan ve İranlı kadınlara hakları ve özgürlükleri konusunda ışık tutmak için çırpınan Füruğ, aşk, kadın-erkek eşitsizliği, isyan, eril tahakküm gibi İranlı kadınlar için tabu haline getirilen birçok konudaki duygularını korkusuzca ifade ettiği için sıradışıydı.

TIME dergisi de, çağımızın “ışığı” olan İranlı kadınları anlatırken şu ifadeleri kullandı: "Kendilerinden öncekilere pek benzemiyorlar; kendilerini İranlılardan çok Z kuşağı gibi hissediyorlar: Veganlar, çocuk istemiyorlar. Gelecek nesillere, güçlü sivil itaatsizliğin, adaletsizliğe karşı nasıl bir mücadele unsuru olabileceğini gösterecekler".

İran’da 24 Kasım’da Amini’nin ölümü sonrası rejimin kolluk kuvvetleri baskı mekanizmalarını artırırken, göstericilere ateş açılıyor; kadın göstericilerin yüzleri ve genital bölgeleri hedef alınıyor; şiddeti bastırmak ve sokağa çıkmanın maliyetini göstermek için gözdağı olarak gencecik insanlar, tiyatro sanatçıları, karate şampiyonları, akademisyenler, rap sanatçıları hakkında idam cezası kararı veriliyor; birbiri ardı sıra cezalar infaz ediliyor; öğrenciler tutuklanıyor.

Peki, 2022 yılında İranlı kadınlar hangi kazanımları elde ettiler ve yeni yılda nar gibi çoğalan bu mücadele ruhu, otoriter baskı karşısında daha neler başarabilir?

Bir yandan İran’da Ahlak Polisi kaldırıldı mı, kaldırılmadı tartışması süregiderken ve asıl lağvedilenin Ahlak Polisi’nin sokaktaki kolu olan İrşad devriyesi olduğu anlaşılırken, diğer yandan örtünmeyenlerin banka hesabının dondurulacağına dair tehditler devam ediyor. İffet ve Örtünme Yasası da halen yürürlükte.

Bir yandan da anayasanın uygulanmasında esneklikler olacağı yönünde açıklamalar geliyor. Kimilerine göre ise, tüm bunlar protestocuların eve dönmesine yönelik psikolojik manipülasyon, veya moda tabiriyle gaslighting taktiklerinden ibaret. 

Ancak şu bir gerçek ki, Füruğ’un dizelerinde yoğrulmuş İranlı kadınların ve özgürlükçü düşünen erkeklerin elinde rejim dönüşüyor. Şu an için alacağı yön belirsiz; ancak hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı da kesin, çünkü duvardan onlarca tuğla çekilmiş durumda.

Umut, nar taneleri gibi dağılıyor etrafa... Nar tanelerinin başında da kızılgerdanlar, yani nar bülbülleri bekliyor.

Nar bülbüllerinin, nam-ı diğer erithacus rubecula’nın huyudur, yuvalarının çevresindeki yaşam alanlarını tüm güçleriyle ve hatta gözdağı vererek savunurlar. Rivayet olunur ki göğün insanların üzerine düşmesini ve dünyanın sonunun gelmesini engellerler.

Cesaretleriyle nar taneleri gibi savrulmuş İranlı kadınlar, erkeğiyle dişisiyle yuvalarını da dünyayı da nar bülbülleri gibi korumaya devam ediyorlar. Nar elden ele...

İran’daki gelişmeler hakkında bizi bir süredir tüm cömertliği, içtenliği ve rasyonalitesiyle bilgilendiren, sokakların nabzını tutmamızı sağlayan İran uzmanı gazeteci Dr. Savash Porgham, bu konu özelinde kendisiyle geçtiğimiz gün yaptığım söyleşide, İran’ın, son üç aydır lokomotif gücünü kadın hareketinin yaptığı, belki de son yılların özgürlük temelli en geniş feminist hareketiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

Porgham, özellikle birkaç aydır şu vurguyu yapıyor: “İran’daki protestoların kazanımlarını sadece 'Devrim olur mu?' sorusuna indirgemek fazlasıyla eksik bir yaklaşım. Çünkü İranlı kadınlar ortaya koydukları çeşitli aktivizm eylemleriyle İran rejiminin kurucu ayarlarıyla oynamayı başardılar ve temelini sarsmaya devam ediyorlar.

Dolayısıyla, Porgham’a göre, pek çok kavram karmaşası ve eksik bilgi bağlamında tartışmalar yürütülse de İranlı kadınların şüphesiz en büyük başarısı rejimin sokaklardaki sopası olan İrşad Devriyesi birimlerini pasifize etmek ve rejimi bu bağlamda geri adım atmaya zorlamak oldu.

İran’daki eylemlerin üç aylık süreci içerisindeki aşamalar irdelendiğinde ise, Porgham, kadın hareketinin özgürlük temelli protestolarda halen başat ve belirleyici odak olmayı sürdürdüğünü düşünüyor. İran’da kadın hareketinin adı var artık. Hem de dünya kamuoyu nezdinde altın harflerle yazılı şekilde...

Porgham’ın dikkat çektiği önemli bir nokta daha var: Başlangıçta kadınların ve gençlerin bulunduğu eylemlerde bugün İran’daki toplumsal kesimden farklı demografik, sosyokültürel, sosyoekonomik ve etnik gruplar da sürece güçlü bir şekilde dahil oldular.

Peki, eylemlerin bu denli yaygınlaşmasının ardındaki itici güç ne?

İranlı kadınların kararlı, tavizsiz, sürekliliği düşmeyen ve geri adım atmayan tavrı” diye yanıt veriyor Porgham ve devam ediyor: “İranlı kadınların pek çok şiddet, tehdit, işkence, tecavüz, cinayet ve sürgünlere rağmen kararlılığından taviz vermemesi şüphesiz İranlı erkeklerin de eylemlerin ilerleyen evrelerinde sürece daha aktif bir biçimde dahil olmalarını sağladı.”

İran özellikle son zamanlarda üniversite öğrencileriyle, sanatçılarıyla, sporcularıyla, esnasıyla, işçi sınıfıyla güçlü bir itiraz atmosferini sürdürüyor.

Geçtiğimiz ay, öğrencilerin İran’da kadın ve erkekleri üniversitede ayıran duvarları yıkma görüntüsü veya geçtiğimiz günlerde belediye otobüslerin üzerine ve üniversitelerde tahtalara idam edilen Muhsin Şikari’nin isminin yazıldığı görüntüler belleklerde halen çok taze ve yürek burkucu.

Geleneksel ve muhafazakâr olarak bilinen esnaf bile grev çağrılarına büyük oranda yanıt veriyor ve kepenk kapatıyor.

Demirdöküm işçileri öncülüğünde işçiler haklarının iyileştirilmesini talep ediyor.

Doktorlar, idama mahkûm edilen Hamit Karahasanlu isimli hekime destek için videolar çekiyorlar.

Bir kız öğrenci “gencecik insanları niye idam ediyorsunuz? Utanın. Gençleri öldürüp sonra gülüyorsunuz” diyerek tüm cesaretiyle İranlı bir milletvekili karşısında haklarını arayıp bu videoyu sosyal medya hesabında paylaşıyor.

Hakkında idam cezası verilen ve ağır işkence gördüğü söylenen Kürt rap sanatçısı Saman Yasin’in acılı annesi, video çekerek “dünyanın neresinde birisi çöp konteyneri yaktı diye öldürülür?” diye soruyor ve dünya kamuoyuna yardım çağrısında bulunuyor, yalvarıyor.

Protestolarda öldürülen Muhammed Rıza İskenderi, doğum gününde mezarı başında barış güvercinleri ve rengarenk balonlarla anılıyor. İskenderi’nin fotoğrafının asılı olduğu balonlar, güvercinler, karanfiller ve nar taneleri gökyüzünde birleşiyor ve sonrası elden ele...

İsfahan’da, Kazvin’de, acılı halk, protestolarda yitirdiklerinin ardından ellerinde mumlarla sessiz yürüyüşler yapıyorlar.

Despotizmin sembolüne dönüşen molla sarıkları düşüyor, sistemdeki “kellikler” ayyuka çıkıyor.

Benzeri görülmemiş bir öfke patlaması var. Çünkü bir yandan da gençler sırf protesto haklarını kullandıkları için “muharebe” (Allah’a savaş açmak) ile suçlanıp idam cezasına çarptırılıyorlar.

Ve bu itiraz artık kadınlara onlar gibi özgürlükçü düşünen erkeklerin de omuz vermesiyle birlikte konsolide oluyor. Çünkü mesele sadece başörtüsü zorunluluğu değil, özgürlüklerin ve siyasal, ekonomik, sosyal ve sivil hakların her alanda gelişmesi ve sağlamlaşması...

Kadınların da erkeklerin de daha özgür olacakları, haklarını elde edecekleri, adaletin tesis edileceği, halk yoksullaştıkça molla rejiminin ayrıcalıklı kesimlerinin palazlanmayacağı, “İran’ın zengin çocuklarının” son moda arabalarıyla sosyal medyadaki görüntüleriyle gençlerin öfkesini tetiklemeyeceği günlerin bir hazırlığı...

Emniyet güçlerinin saldırılarına rağmen farklı şehirlerde sessiz yürüyüşler yapılıyor; dersler boykot ediliyor; gösterilerde hayatlarını kaybedenler ve okuldan uzaklaştırılanların fotoğrafları üniversite kampüslerinde ölümsüzleşmeye devam ediyor. Öğretim üyeleri ise üniversite yönetimine “öğrencilerine verilen disiplin cezalarının iptali” için açık mektuplar yayımlama cesareti gösteriyor. Bunun en son örneği 7 Aralık Üniversite Öğrenci Günü’nde gözlemlendi.

Dolayısıyla, Porgham’a göre, “eğer bugün İranlı erkekler 'kadın, yaşam, özgürlük' sloganını haykırarak sokaklarda protestolar yapıp idamı göze alabiliyorlarsa kadınların buradaki belirleyici etkisi yadsınamaz bir gerçek.”

“İran’ın dört bir yanına saçılmış bu nar taneleri Orta Doğu’yu ve Orta Doğu’daki kadın hareketini etkiler mi?” sorusu ise bir süredir uzmanların üzerinde konuştuğu bir diğer boyut. Bir diğer deyişle, 2022’de atılan bu dev adım, 2023’te kar topu etkisi yaratır mı?

Porgham’a göre, “bugün İranlı kadınların kendi kimliklerine, varlıklarına, benliklerine, yaşam tarzlarına müdahale ve hakaret eden teo-faşist molla rejimine karşı verdikleri mücadele başta Ortadoğu’da olmak üzere tüm dünyadaki kadınlara ilham verdi.”

Son günlerde videolarını ve fotoğraflarını sosyal medyadan gördüğümüz onlarca kadın, İran caddelerinde saçları açık, İslami örtünme kurallarına uymayan, başörtüsüz şekilde dolaşıyorlar ve bu temel haklarını bir şekilde, belki de emr-i vaki olarak, gündelik yaşantılarına yansıtmaya çabalıyorlar.

Bu açıdan, Porgham, “İranlı kadınlar çok büyük bir psikolojik korku eşiğini geri dönülemez bir şekilde aşmış durumdalar,” diyor ve devam ediyor:

İranlı kadınların hayatında oluşan böylesi derin kırılmaların sonuçlarını hapis tehdidi, işkence ve ölüm gibi baskılarla durdurabilmek artık imkânsız. İran’da bundan böyle karşımızda sadece başörtüsü serbestisi talebi değil, hayatın tüm alanlarındaki toplumsal özgürlük taleplerine öncülük edecek bir kadın hareketi olacak.”

“Kadın gladyatörlerin” başını çektiği bu hareket, birçok açıdan, son dönemin moda tabiri “resilience” (yılmazlık) kelimesinin ve değişim yönünde esin kaynağı olan, güçlerini yitirmeyen kadınların ve erkeklerin kolektif gücünün ete kemiğe bürünmüş hali... 

Keşke ölseydim ve yeniden dirilebilseydim ve dünyanın başkalaştığını, dünyanın bu denli acımasız olmadığını görseydim” diyen Füruğ, uzaklardan TIME kapağındaki hemcinslerinin gücünü de görmüş müdür dersiniz?

Hayal bu ya; “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, yeni yılın “Nar Taneleri”nin bereketinden nasiplenir mi? Dişisiyle erkeğiyle narbülbülleri 2023’te yuvalarında mutlu bir yaşama kavuşup özgürce şakıyabilir mi?

** Medya mensuplarına bu süreçte doğru haber aktarımında ve İran’daki gelişmelerin teyidinde tüm özverileriyle yol gösteren üç uzmana, Gizem Aslantepe’ye, Arif Keskin’e ve Savash Porgham’a sonsuz teşekkürü borç bilirim.


Menekşe Tokyay Kimdir?

Uluslararası ilişkiler alanında Galatasaray Üniversitesi'nde lisans, Avrupa Birliği bölgesel politikaları alanında Belçika Katolik Louvain Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimini tamamlayan ve Avrupa Birliği siyaseti alanında Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü'nden doktora derecesi olan Tokyay, 2010 yılından beri ulusal ve uluslararası haber ajansları için röportaj ve analizler yaptı. Uzmanlık alanları arasında AB siyaseti, Orta Doğu, çocuk hakları ve sosyal politikalar yer almaktadır. Kendisi Fransızca ve İngilizceden birçok kitabı Türkçeye kazandırdı. Aynı zamanda aylık klasik müzik dergisi Andante’de köşe yazarı olan Tokyay, bir yandan da sanat alanında önde gelen isimlerle ve müzik alanında üstün yetenekli çocuk ve gençlerle ses getiren söyleşi dizileri gerçekleştirdi.