YAZARLAR

İran'ın bacağı daha ne kadar sıkışacak?

“Bugüne kadar alışıldığı gibi (ABD ve) İsrail birkaç ayda bir İran’a çeşitli şekillerde saldırılar düzenler, İran ‘zamanı, yeri ve niteliği kendisinde saklı olmak üzere cevap hakkını muhafaza ettiğini’ belirtir ve ilanihaye bu durum böyle sürüp gider” gibi bir düşünce ne kadar gerçekçi? İran patlamaya hiç niyetlenmese bile bunu ne kadar sürdürebilir?

Stoa döneminin önde gelen filozoflarından Epiktetos aynı zamanda bir köleydi. Günlerden bir gün sahibi Epiktetos’un bacağını mengene ile sıkıştırmaya başlar. Epiktetos sahibini “bacağımı kıracaksın” diye uyarır. Ancak sahibi sıkıştırmaya devam eder ve Epiktetos’un bacağını kırar. Filozofun buna tepkisi “sana kıracağını söylemiştim, bak kırdın işte” olur.

İran uzun yıllardır ABD başta olmak üzere kendisine karşı uygulanan yaptırımlar ile uğraşıyor. Komşularının birçoğu tarafından dışlanmış durumda. Ve nükleer programı başta olmak üzere son yıllarda doğrudan hedef alınıyor.

Bir yandan nükleer tesislerine/çalışmalarına yönelik fiziki/siber saldırılar devam ediyor diğer yandan özellikle bu alanlarda çalışan bilim insanlarına yönelik suikastlar yapılıyor.

Epiktetos’un pasif tepkisi kurucularından olduğu Stoa felsefesinin gereğiydi ve belki de yine bu felsefi görüşün gerektirdiği “köle olarak yaşamayı seçmesinin”, yani köle olmasından dolayı efendisine aşırı tepki vermemesi gerektiği düşüncesinin sonucuydu.

ABD, İsrail ve bölgedeki diğer bazı aktörler İran’a Epiktetos muamelesi yaparak sabrını deniyorlar gibi.

Daha önce yapılanlardan sonra İran’ın gösterdiği sınırlı tepki, Süleymani suikastı sonrasında verilen ölçülü cevap ve Muhsin Fahrizade suikastı sonrası ülkede yaşanan tartışmalarda ölçülü olunması gerektiği görüşlerinin de öne sürülmesi İran’ın kendisini Epiktetos gibi tanımlamasından mı kaynaklanıyor?

Elbette hayır. Burada İran’ın kendisine karşı yapılan saldırılara sert cevap vermesi halinde hassas süreçlerden geçerken bir şeyleri kırıp dökmenin kendi aleyhine olacağı gerçeği ağır basıyor. Ama nereye kadar?

İran her seferinde kayıp değil, büyük kayıp veriyor. Bu resmen ilan edilmemiş amansız savaşta her seferinde bir darbe daha yiyor ve acılı sabrı biraz daha zorlanıyor.

Bu durumun sonsuza kadar bu şekilde gitmesi mümkün değil. Ve eğer bir yerden patlayacaksa bu İran tarafından olmayacak, rakiplerinin bu türden saldırıları ile olacak gibi görünüyor.

Zira bu türden saldırılar, yaptırımlar, tecrit ister istemez İran’ı patlamaya doğru götürüyor. İçeride ve dışarıda ısınmaya devam eden İran bir süre sonra bunları kaldıramayacak duruma gelebilir ve kırıp dökmenin kendi aleyhine olacağı gerçeğini de göze alacak duruma gelebilir.

ABD ve İsrail pervasızca bu saldırıların sadece İran’a yönelik olduğunu düşünüyorlar ve bölgeyi sürükledikleri ateş umurlarında değil. Oysa bu saldırılar aynı zamanda bölge barışı açısından da büyük tehdit oluşturuyor. Bölge öyle bir halde ki bir ülkenin patlaması halinde diğerlerinin tecrit olabilmesi nerdeyse imkansız.

ABD’nin Trump yönetimi sırasında nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası Avrupa’nın direnmesi boşuna değildi. Trump Netanyahu’nun hayal ettiğinden daha öte bir çılgındı. Ancak Avrupa’nın “bu kadar da olmaz” tavrı birçok kötü senaryoya fren etkisi yaptı.

Trump gidiyor, Biden geliyor. Biden’ın İran’a karşı belirli şartlarla da olsa daha diyalogu tercih eden bir yaklaşım içinde olacağı öngörülüyor ancak İsrail’in İran’a yönelik bu saldırı ısrarı sürerse Biden tercih yapmak zorunda bırakılabilir ve Trump siyasetine rücu etmek zorunda kalabilir. Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırılarını durduracağını gösteren herhangi bir işaret de yok.

Körfez ülkelerinin İsrail ile normalleşmeye başlaması, Suudi Arabistan’ın bu sürece katılacak olması kendiliğinden yeni bir blok oluşturuyor. Türkiye şimdilik bu bloklaşmanın dışında görünüyor ancak ileride ne olacağı hiç belli olmaz ve Türkiye de İran konusunda başka birtakım hesaplarla eski “Acem karşıtı” politikalarına dönebilir.

Tüm bu olasılıklar İran’ın biraz daha yalnızlaşması, tecrit edilmesi, içeride ve dışarıda sorunlarının daha da artması ve nihayetinde patlamaya daha da yakınlaşması senaryolarını doğuruyor.

“Bugüne kadar alışıldığı gibi (ABD ve) İsrail birkaç ayda bir İran’a çeşitli şekillerde saldırılar düzenler, İran ‘zamanı, yeri ve niteliği kendisinde saklı olmak üzere cevap hakkını muhafaza ettiğini’ belirtir ve ilanihaye bu durum böyle sürüp gider” gibi bir düşünce ne kadar gerçekçi? İran patlamaya hiç niyetlenmese bile bunu ne kadar sürdürebilir?

Her saldırı İran’ı biraz daha zorluyor, mengeneyi biraz daha sıkıştırıyor. Daha bacağı kırılmadı, kırıldığında bölge için çok geç olabilir.

 

 

 

 


Musa Özuğurlu Kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen TELE 1'de hafta içi her sabah Türkiye ve dünya medyasının gündeme yaklaşımını da yorumladığı “Gün Başlıyor” programını sunmaktadır.