YAZARLAR

İnsan merkezli dünya eleştirilerinin bir parçası olarak: R.U.R

Karel Čapek’in 'R.U.R' kitabı çizgi roman haliyle Telemak Yayınları tarafından yayımlandı. Kitap, insanın yerini teknolojik üretimler aldığında bunun sonunun nereye varacağını sorguluyor.

İnsan merkezli dünyayı aşındırma denemeleri, günümüz felsefi, politik tartışmalarının odak noktasına yerleşmiş durumda. İnsanı bir tür olarak kabul edip sorumluluğu alma meselesi, gerçekten de şu an dünyanın sorunlarını aşmak için önemli bir yerde duruyor. İnsanın yapıp etmelerinin, doğayla ilişkisinin genellikle insan ve kültür ikiliği üzerinden tartışılması da sıkıntılı. Bu bizi ikiliğin içine sıkıştırıyor, başka türlü olmuş olanı ya da olma imkânını görmemizi engelleyebiliyor.

“İnsan sonrası” tahayyüller, bu konuda farklı bakış açılarını görmemizi sağlıyor. Avrupa merkezci hümanizmin aşılmasının önemli olduğunun altını çizen, Braidotti gibi düşünürler bize bulunduğumuz dünyada başka ilişkilenmelerin olabileceğini hatırlatıyor. Hümanizm eleştirileri bilim-tekniğe dayalı ilerlemenin sorunlarıyla da kesişiyor çünkü bu bakış, insanı devamlı olumlu olarak ileriye doğru hareket edeceği düz bir çizgiye yerleştirirken, ona bir efendi konumu biçiyor. Bu da elbette insan merkezli bir dünyanın ortaya çıkmasında önemli bir etkiye sahip. Ancak bilimi tamamen olumsuzlamanın da çıkış olamayacağını, özellikle popülist liderlerle anılan, hakikat sonrası adı verilen dönemde, bunun bir şekilde anti-entelektüalizmi beslediğine, bilim karşıtlığının aşı, iklim krizi gibi konularda kapitalizmin işlevselleştirdiği bir şeye dönüştüğüne de tanık olduk, oluyoruz. Çünkü bilimsel bilgiye şüpheci yaklaşmakla, bilim karşıtı olmak arasındaki fark belirsizleştirildi. Bu nedenle bilime ve tekniğe bakışımızı başka ilişkilenme biçimlerini göz ardı etmeden sürdürebilmenin yollarını aramak da bugünkü dünyanın önünde duran sorunlardan.

RUR - Rossum'un Üniversal Robotları, Karel Capek, Çevirmen: Martin Alaçam, 256 syf., Telemak Yayınları, 2021.

Bunları düşünme nedenim, Modern Çek edebiyatının önemli isimlerinden kabul edilen Karel Čapek’in 'R.U.R 'Rossum’un Üniversal Robotları'' adlı kitabı. Kitap, bilim kurgu bir tiyatro oyunu olarak yazıldığı dönemde epey ses getiriyor, Telemak Yayınları, Kateřina Čupová’nın çizimleriyle yeniden hayat verdiği bu kitabı, çizgi roman hâliyle Martin Alaçam çevirisiyle bastı. Metnin, çizgilerin etkisiyle sinemasal bir etki hissettirdiğini de hatırlatayım. Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın dönüştürdüğü dünyanın nasıl biçimleneceğine dair bir öngörüden yola çıkarak, insanın yerini teknolojik üretimler aldığında bunun sonunun nereye varacağını sorguluyor. Ancak metnin asıl meselesinin, hümanizm eleştirisi ve yukarıda kısaca bahsettiğimiz bilim ve teknikteki gelişmelerin insan türünün yaşamını nasıl değiştirebileceği hakkında eleştirel bir yaklaşım getirmek olduğu söylenebilir.

İşçilerin yerini robotların aldığı bir dünyanın sonunun, insanın sonu olabileceğine bir tahayyül de sunuyor kitap. Karel Čapek’in bu metninin bir önemi de dünyaya robot kelimesini kazandırmış olması. Metin sayesinde, şu an yaşadığımızın 1920’lerde nasıl hayal edildiğine bakarken, insanın ilerleyen bilim teknik ile birlikte bir yandan efendi misyonu kazanmaya çalıştığına ancak diğer yandan bundan endişe duyduğuna da tanık oluyoruz. Şimdilerde insan üretimi şeylerle başka ilişkilenme biçimlerini tartışırken, metin bize robotların tamamen başka ve yabancı algılandığı bir dünyanın bakış açısını getiriyor.

MÜHENDİS Mİ DOĞA MI?

“Hangi işçi en iyisidir?”

“Sadık olan mı dürüst olan mı?”

“Hayır! En ucuz olan”

“İhtiyacı en az olan”

Čapek’in metni bu sorularla açılıyor. Ucuz iş gücü ve ihtiyacı insana göre daha az olacak bir makine, insanı dertlerinden kurtaracak, onu dünyanın efendisi yapacak. Kitaptaki bilim insanının bakışı bu. “Mühendisin ürünü doğanın ürününden daha üstündür” felsefesiyle oluşan bir dünya yaratıyor yazar ve bunu metin boyunca sorunsallaştırıyor. Tüm işleri robotların yaptığı, insana sadece hükmetmenin kaldığı daimi efendilik veren bir dünya bu ama şöyle bir çelişkisi var: “Mühendisin ürünü doğanın ürününden daha üstün” kabul edildiğinde, doğanın ürünü olan insan, robottan hiyerarşik olarak daha alt bir yere de konumlanıyor. Bu da aslında kitabın sorun ettiği meselelerden birini ortaya çıkarıyor. Hümanist bakış, bir yandan insanı dünyanın en üst mertebesine konumlamaya çalışıyor, diğer yandan ondan daha üstün olarak gördüğü mühendislik edimlerini olumluyor. Bu da şunu düşündürüyor, insanın edimleri bir bakıma kendisine zarar veriyor ki metnin geneline yerleşen “insanın kendi sonunu getireceği” fikri de böylece desteklenmiş oluyor.

Metnin sonrasında ucuz olmaları ve insandan daha çok iş görmeleri nedeniyle dünyanın başka yerlerine dağılıyor robotlar. O kadar yaygın hâle geliyorlar ki insana yapacak pek iş kalmıyor, varlığı bu robotlara efendilik etmeye indirgenen bir tür ortaya çıkıyor. Böylece, robotların yaratıcısı Rossum’un bakışıyla insana bakış da değişiyor: “İnsan anatomisine bir bakmış ve usta bir mühendisin daha iyi bir iş çıkaracağına kanaat getirmişti, kör bağırsak, bademcik, göbek deliği, lenf bezleri… Bir sürü lüzumsuz şey.” İnsan da artık bilimin deney malzemesiydi nihayetinde, kendisini efendi olarak kurmak için çıktığı yolda deney masasında bir kadavra olarak yatıyordu, mühendisin bakışı modern bilim tekniğin bakışıydı. Ve insan da bir şekilde makine olarak kuruluyordu, fabrika görevlisinin şu cümleleri bunu yansıtıyor: “Zaten insan hep lüzumsuz işler peşinde değil mi?”, “Yürüyüşe çıkmak, keman çalmak, mutlu olmak gibi…” Duyguları, haz aldığı şeyler, mutluluk kısacası bedenin ruhani yanının artık kıymetli olmadığı bir dünyanın insanını anlatıyor bu cümleler ve ona bakışın da değiştiğinin göstergesi oluyor.

HELENA VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Kitabın ilginç yanlarından biri, bana kalırsa kadın karakter Helena çünkü başta bahsettiğimiz insan üretimi makinelerle başka türlü bir ilişki kurmayı, onlara farklı açılardan yaklaşmayı deniyor. Devamlı çalıştırılmalarına, hor görülmelerine, aşksız, isyansız bir hayata mahkum edilmelerine karşı çıkıyor, onların varlıklarını bir makinenin ötesinde tanıyor. Ama diğer yandan, insan yanlı bakış aşılamıyor, onlara iyi davranmanın yolu onlara insan gibi davranmak olarak tahayyül edildiğinde robotların kendi varlıklarıyla kabul görmesi imkânsızlaşıyor. Ayrıca, “biz burada yabancıları sevmeyiz” bakışı Čapek’in metninde gözlemlediğimiz bir diğer durum, robotlar birer yabancı olarak insanların dünyasında yer ediyor. Özellikle Helena’nın dadısının söylemi, okurken bu durumu çağrıştırıyor, onun gözünde robotlar, “yabancı, iğrenç, günahkâr” yaratıklar. İnsan türünün kendi dışında kalanla ilişkisini de hatırlatıyor bu bakış. Bunun pek çok örneğini, “dünyayı istila eden uzaylılar” anlatısında görürüz. Daha önce hiç ilişki kurulmadığı düşünülürse bu “kötü uzaylılar” anlatısının altında da bir bakıma insanın “başka” ile kurduğu ilişki biçiminin, iyi bir yansımasını görebiliriz. Čapek’in metni, bilim kurgu edebiyatı açısından düşündüğümüzde epey erken bir tarihte Helena karakteriyle tam olarak olmasa bile bunu aşmaya çalışmış bir metin çünkü hümanizm eleştirilerinin bugünde geldiği noktaya da temas etmemize izin veriyor. Günümüzde “insan sonrası” tahayyüllerin yapmaya çalıştığı da biraz bununla ilgili çünkü sadece hümanizm eleştirisi değil, dünyanın insan merkezli olması sorunsallaştırılırken yerleşik bakışın yerinden edilmesi, insan/insan olmayan her şeyi kapsayan bir bakış geliştirme çabası aslında dünyanın tüm şeylerini ve öznelerini ilişkilenmenin parçası kılmak gibi bir amacı taşıyor. 'R.U.R' (Rossum’un Üniversal Robotları) metninin bazı karakterlerinin bu açıdan da değerlendirilebileceğini düşündüm kendi okuma deneyimimde.

Ursula Le Guin, bir söyleşisinde şöyle diyordu: “Bilim kurgu, insanları kültürel kabuklarından sıyrılmaya ve başka varlıkların kabuklarına davet etmeye yardımcı oluyor.”(1) Kateřina Čupová’nın çizimleriyle içine girdiğimiz Čapek’in 'R.U.R ‘Rossum’un Üniversal Robotları''nın dünyası da aslında okura kabuklarından sıyrılarak, robot adı verilen insan üretimi varlıkların dünyasıyla ilişkilenmeye çağırıyor. Metnin temel argümanı hümanizm eleştirisi ve bilim-teknik temelli ilerleme fikrinin sorgulanması olsa da bana kalırsa bu kitapta sadece insan hakkında düşünmüyoruz. Antroposen adı verilen, insanın teknolojik müdahalelerle, tüketim kültürüyle dünyada yarattığı olumsuzlukların çağında yaşarken, yıllar öncesinin öngörüsünden şimdiki dünyaya bakma şansı buluyoruz. Bu açılardan düşündüğümüzde Čapek’in metni, klasik bir bilim kurgu tiyatro metni olmayı sürdürecek gibi görünüyor.

  1. Le Guin, U., (2016), “Ursula K. Le Guin’le Konuşmalar”, s. 33, (Der. Carl Freedman), (Çev. Burcu Erdoğan), İstanbul: Agora Yayınları.

Emek Erez Kimdir?

Çeşitli gazete, dergi ve online sitelerde, kültür-sanat alanında on beş yıldır yazılar yazıyor.