İlk bomba imha uzmanlarından Yaşar Pehlivan: İlk hata son hata olur...

“Önünüzde bir paket. İçindekini bilmiyorsunuz. Yaklaşıyorsunuz. Birkaç saniye içinde hayatta olmayabilirsiniz... Yine de onu çıplak ellerinizle tutup, incelemek zorundasınız. Çocuğunuza son bakışınız aklınızda. Müdahale ettiğinizde, paketin açılış sesini duyduysanız korkmayın, hayattasınız... Ve aklınızdan çıkarmayın: Yapacağınız ilk hata, son hata olur...” Bu sözler, Türkiye'nin ilk bomba imha uzmanlarından Yaşar Pehlivan'a ait. Pehlivan 28 yıllık meslek hayatını anlattı...

Google Haberlere Abone ol

Cihan Başakçıoğlu

İZMİR - Türkiye 12 Mart 1972 ile 12 Eylül 1980 askeri darbeleri arasında birçok şiddet olayına sahne oldu. Meclis Araştırma Komisyonu'nun raporuna göre sadece 26 Aralık 1978-11 Eylül 1980 arasındaki olaylarda 3 bin 546'i sivil ve 164'ü güvenlik görevlisi olmak üzere 3 bin 856 kişi öldürüldü. 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesi öğrencilerine yönelik gerçekleşen bombalı saldırıda yaşanan katliamın ardından “bomba” Türkiye'de neredeyse sıradan bir olaya dönüştü. O dönem patlayan bombaların sayısı net olarak bilinmezken, ”bombalı saldırı”, "bombalı pankart”, “bombalı paket” kavramları sıkça kullanıldı.

Bu gelişmeler arasında kurulan Bomba İmha Şube Müdürlüğü, ilk defa 1976 yılında fiilen faaliyet göstermeye başladı. 4 Ekim 1979'da alınan kuruluş onayı ile “Patlayıcı Maddeler Şube Müdürlüğü” adı ile faaliyetlerini resmi olarak sürdürdü.

Yaşar Pehlivan da Türkiye'nin ilk bomba imha ekibindeki 4 kişiden biriydi. Pehlivan, şu an 80 yaşında ve uzun yıllar bomba imha uzmanı olarak görev yaptı. Dört kişilik ilk ekip içerisinde görevini kazasız atlatan tek kişi olan Pehlivan, Türkiye'de o dönem “bomba” haberlerine belki de en fazla konu olan ancak ismi bilinmeyen isimlerden. 

Bomba imha uzmanlığı için günümüzde özel başvuru, sınav, mülakat süreçleri yaşanıyor ve çeşitli eğitimleri ve tatbikatları geçmeyi başaranlara bu unvan veriliyor. Bugün başvuran kişiler, özellikle ailelerinin rızası alınarak eğitime kabul ediliyor ancak Pehlivan'ın döneminde böyle kural yokmuş. Yaşar Pehlivan'la mesleğini ve yaşadıklarını konuştuk.

‘ORADA BİZE KORKMAYI ÖĞRETTİLER’

Herkesin kolay kolay göze alamayacağı bir uzmanlık alanında uzun yıllar çalıştınız. Nasıl başladı bomba imha uzmanlığı?

1968 yılında polis olarak göreve başladım. Hatay Dörtyol'da parmak izi kursuna çağrıldım ve şark hizmetinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde parmak izi uzmanlığı yaptım. 1972 yılında yine sıkıyönetim vardı. Hep bir sıkıyönetim vardı o zaman. Olaylar yeniden başlamıştı. 1975 yılında bir yazı geldi ve Sualtı Savunma Komutanlığı'nda bomba imha uzmanlığı kursuna çağırıldık. 25 gün aldığımız kursun ardından göreve başladık.

Siz mi istediniz bomba imha uzmanı olmayı?

Yok, patlayıcılarla ilgili bir bomba timi hazırlanması gerekiyordu. Yazı geldi, birim hazırlandı. Emniyet müdürlüğü de bizim isimlerimizi vermiş.

Size yazı geldiğinde nasıl hissettiniz?

Çok bir şey hissedemedik. Görev bize verilmişti sonuçta. 'Piyango bize çıktı' dedik. Yapacak bir şey yoktu. Hiç bilmediğimiz, duymadığımız bir işi önümüze koydular ama yapamayız diyemedik. Orada bize korkmamayı değil, korkmayı, daima tetikte olmayı öğrettiler.

‘EMİR NEYSE ONU UYGULUYORDUK’

Aileniz nasıl karşıladı? Yapmıyorum deme şansınız yok muydu?

Yapmıyorum deme şansım yoktu. İşte, emir emirdir. Yapın denildi, yapacaktık bu işi. O zaman eşim çok tepki gösterdi ama ailemize soracak bir durum da yoktu. Emir neyse onu uyguluyorduk. 'Ben yapamam, edemem' diye bir kayıt da yoktu. Şimdi ailenin onayı isteniyor. O zaman koşullar böyle değildi.

Kurstan sonra ilk defa bomba ihbarına gittiğinizde ve ilk bomba ile karşılaştığınızda ne hissettiniz?

Taksim'de büyük bir otel vardı. Göreve başladığımda ilk vaka buydu. Oraya bomba atmışlardı. Kocaman camlar tuz-buz olmuştu. Onların içinde patlayıcıya ait parçaları aradık. O bombanın niteliğini bulmaya çalıştık. Laboratuvara gönderdik. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Heyecanlıydık sonuçta.

Teçhizat verdiler mi? Bomba imha uzmanlığı kıyafetinin Türkiye'ye girişi daha sonraki yıllarda olmuş. Kıyafetsiz mi yapıyordunuz?

Evet, teçhizat sonradan geldi. Başta elle, bıçakla ve makasla çalışmaya başladık. Zaman içinde teknoloji geliştikçe alet çantası geldi. Alet dediysem, onlar da işte pense, yan keski vesaire. Biz göreve başladıktan birkaç sene sonra bomba elbisesi geldi ama o da hareket kabiliyetimizi kısıtladı.

‘BU MESLEKTE İLK HATA, SON HATANIZ OLUR!’
Yaşar Pehlivan (soldan üçüncü), 1970'li yıllar

Neler yaşadınız peki bu süreçte?

Gerçekten çok tehlikeliydi bizim işimiz. Hataya yer yoktu. Bu meslekte ilk hata, son hatanız olur! Zaten başka hata yapma şansın olmaz, yok olursun. Bu yüzden her zaman dikkatli olmak gerekir. Ki şunu söyleyeyim; ihbar geldiği zaman 'Benim şu borcum, şu sıkıntım var' diye düşünemezsin. Pakete odaklanmak zorundasın.

O zaman ihbarların çoğu asılsız çıkıyordu ama gerçekten bomba olanlar da çok fazlaydı. İlk olarak Nadir isminde bir arkadaşımız Beşiktaş'ta pankart indirirken dikkatsiz davrandı, kollarını kaybetti. Aslında bizim de gözümüz orada açıldı. Ne kadar tehlikeli bir iş yaptığımızı o zaman anladık. Şakası yokmuş bu işin dedik. Pankartlara takılan bomba düzeneğini asılı durduğu yerden tutarak çıkarırsan etkisizdir. Ama alttan kaldırırsan aktive olur. Arkadaşımız alttan tutmuş, dikkat etmemiş.

Farklı türde düzenekler var mıydı?

Tabii… O bombayı hazırlayanlar da bomba yapma uzmanları. Onlar da bomba eğitimi alıyorlar. O zamanlar Amerika'da bile eğitim görenler vardı. Onlar kendini geliştirdikçe, daha tehlikeli düzenekler yaptıkça, bizim de onlara ayak uydurmamız gerekiyordu. Çok etkili insanlar, çok etkili uzmanlardı.

Çalışma düzeniniz nasıldı?

Sabah 08.00'de çıkıyor, ertesi gün 08.00'de geliyorduk ama insanlıktan çıkıyor, yorgunluktan mahvoluyorduk. 24-48 saat çalışıyorduk. Aracımızın arkası da etkisiz hale getirilmiş düzeneklerle dolu oluyordu. En ufak bir dikkatsizlik hayatımıza mal olabilirdi, o yüzden evden çıkarken çocuklarımıza dikkatle bakıyorduk. Acaba geri dönebilecek miyiz diye endişemiz oluyordu... Bazen de bomba patladıktan sonra gidiyorduk. Bir bomba patlıyordu, bütün sokakta 150-200 tane evin camları aşağı iniyordu.

‘ÇÖP PAKETİ DE OLSA O, AÇANA KADAR BOMBADIR’

Kızgın oluyor muydunuz bombaya giderken? Nasıl bir hisle gidiyordunuz?

Hiçbir şey hissetmiyorduk aslında. İhbar geldiğinde çöp paketi bile olsa o, açana kadar bombadır. Bu yüzden sadece paketi açmaya odaklanıyorduk. Özal'ın 2. hükümeti zamanında bakanlıktan bir ihbar geldi, parti binalarını denetledik. Anavatan Partisi'nin merdivenlerinde şüpheli bir pakete rastladım. Bunun bomba olduğunu anlayınca gerekli müdahaleyi yaptım, fünyeyi patlatıp paketi etkisiz hale getirdim. Saat çıktı, pil çıktı, askeri savunma bombası çıktı içinden. Fünye patlayınca dışarıdakiler bomba patladı sanmış, herkes öldüğümü sanıp toplanmıştı. Bir elimde kapsüller, bir elimde bomba, cebimden çıkardım, “işte müdürüm bunları aldım” diye...

Sonra ne oldu?

Sonra ne olacak, Daire Başkanı çok sevindi, bana teşekkür etti. Sonra Vali Sabahattin Çakmakoğlu, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne, Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Genel Müdür Yardımcılığı'na, İsmail Karamanbey Afyon Emniyet Müdürlüğü'ne terfi edildiler. Yaşar, yine yerinde kaldı…

Peki, tahminen kaç tane bomba imha etmişsinizdir?

Sayısını bilmem imkansız. Özellikle İstanbul'da bazı dönemlerde her gece 5-6 tane ihbar alıyorduk. Bombalı veya bombasız yine pankartlar asılıyordu. Bir pankart asıyorlardı, bütün yol kapatılıyordu. Koskoca İstanbul’da ben gideceğim de, pankartı indireceğim de yol açılacak.

Bomba değil de ihbar çok oluyordu herhalde?

Yok, bazı dönemlerde bomba daha çoktu. 77-79 yılları arasında olaylar artık iyice çığırından çıkmıştı. Bir gecede 5-6 kere çağırıldığımız günler oluyordu.

‘ELLERİMİN PARÇALARINI HAVADA GÖRDÜM’

Peki, biraz sizin durumunuzdan bahsedelim tüm bunlar olurken. Evde, ailede neler oluyordu o esnada. Moraller nasıldı?

Eşim her zaman kaygılıydı. Bazı zamanlar sabahları uyandığımda ellerimin üstü soyulmuş oluyordu. Duvarlara vuruyormuşum uyurken. Sinirlerim bozulmuştu. Hâlâ bazen uykumda sıçrıyorum. Şimdi haberlerde bomba imha edildiğini gördüğüm zaman bile etkileniyorum. Bazen durup dururken sanki kötü bir şey olmuş gibi uykumdan fırlıyorum. Sonra kendi kendime, “şimdi ben neden uyandım” diyorum. Sinirler bozulmuş.

Bir keresinde bir bombaya yaklaşırken aniden, ellerimin parçalarını havada gördüm. Çok korktum... Koşa koşa geri geldim, “ne oldu” dedi herkes, “bir durun” dedim, “ellerimin parçalarını havada gördüm”. Kaçtım. Biraz durdum, sonra cesaretimi toplayıp geri geldim. Bu paketi benden başka kimsenin açacağı yok dedim. Penseyi basıp, teli kestim, dedim tamamdır... Bu da tamam.

Bedeli neydi peki o zamanın parasıyla?

Yıllar sonra talep ettik, bir ek ödenek aldık. Bugünün parasıyla 150-200 lira bir şeydi. Onun dışında normal polis memurlarıyla aynıydık. Teknik eleman statüsünü hiçbir zaman almadık, uzman farkını almadık, görev süremiz aynıydı, aynı emekli maaşına bağlandık.

Peki, neden sizi seçtiler? Hangi özelliklere dayanarak, yani bomba imha uzmanı olmak için kriterler neydi? Neden koca teşkilattan sadece 4 kişiye yazı geldi?

Ben de bilmiyorum... Sıkıyönetim bu. Niye geldin niye gittin diyemezsin!...

‘BİRİSİ KOLLARINI, BİRİSİ ELLERİNİ, DİĞERİ GÖZLERİNİ KAYBETTİ’

Diğer 3 arkadaşınızın akıbeti ne oldu?

Birisi kollarını kaybetti, malulen emekli oldu. Diğer arkadaşım ellerini kaybetti. Pantolonunu bağlayamıyordu, yakınları yardım ediyordu. Kaç gün yaparlar bunu? Biri hem ellerini hem gözlerini kaybetti. Gittim yanına, selam verdim. Bana “bir daha konuş, ben seni tanıyorum” dedi. “İsmail nasılsın, iyi misin” dedim. Urfalıydı arkadaşım, “ben iyiyim de, çocuklarımı özledim” dedi. “Niye, çocuklar senin yanında değil mi?” diye sordum. “Yok, yanımdalar da yüzlerini görmüyorum” dedi. Sarıldık birbirimize ağladık, ağladık, o ağladı ben ağladım.

Artık göremiyor mu?

Almanya'da tedavi etmişler. Dışarıda bir gözlük, içerde bir gözlük takıyor. Mersin'de buldu beni, ziyaretime geldi yıllar sonra. “Çok uzağı göremiyorum, önümü görebiliyorum. Ama çocuklarımı görüyorum ya o bana yeter” dedi.

‘ŞİMDİKİ BOMBA İMHA UZMANLARININ İŞİ DAHA ZOR’

Bu mesleği yaparken unutamadığınız bir olayı anlatır mısınız?

Sivas'a görevli olarak yeni gittiğimde karayollarında görevli olan bir arkadaşla onların dinamit deposuna girdik. Depoda bir iki kamyon dinamit vardı. Dinamitlerin yanında küçük bir yığın görüp, ne olduklarını sordum. Emniyetten gönderilen ve olaylarda yakalanan bombalar olduğunu söyledi. Onların hemen oradan çıkarılmasını, acilen imha edilmesi gerektiğini söyledim. Dediğimi yaparak, oradan çıkarıp, bombaları farklı bir kulübeye koydular. Bir süre sonra orada bir patlama oldu. Kulübe, yerle bir oldu. Eğer o bombalar deponun içinde patlasaydı, o kadar ton dinamit havaya uçacaktı. Emin olun onlar havaya uçsa, Sivas yok olurdu. Farkında olmadan da olsa Sivas'ı böylelikle kurtarmış olduk.

Şimdiki bomba imha uzmanlarının durumunu nasıl görüyorsunuz? Sizden daha mı kolay işleri? Meslekteki en kıdemli kişi olarak ne tavsiye ediyorsunuz?

Şimdiki bomba imha uzmanlarının işi daha zor. Artık teknolojiyle çalışıyorlar. Bombalar çok gelişti. Bizim zamanımızdaki bombalarla, şimdiki bombalar arasında dağlar kadar fark var. Şimdi hepsi elektronik düzenekler, gelişmiş bombalar. Bizim zamanımızda teybe bağlanıyordu, saate bağlanıyordu, fitilli yapıyorlardı... Bomba uzmanları dikkatli olsun, kimseyi dinlemesin, bu işi hafife almasınlar.

Son söz olarak ne söylemek istersiniz?

1970’li yılların ortalarından itibaren, ülkede sağ-sol diye bir ayrışma yaşandı. Türkiye, yaşanan bu iç savaşta birçok vatandaşının ölümüne şahit oldu. Bence bunlar hep siyasi partilerin ayak oyunları. Ülke içinde oynanan bu oyunlar yüzünden asker de, polis de, gençler de öldü. Bir daha o günler geri gelmesin.