YAZARLAR

İkircikli bağlaç 'ama'nın, manipülatif kardeşi 'aslında'...

“Aslında çevresi kötü” ifadesi, bir yurttaşa enayi muamelesi yapmanın en yakası açılmadık hali gibi geliyor bana. Yorumlayan, herhangi bir günün gündemini belirleyen söz ya da davranışların göründüğü gibi olmadığını, aslında başka anlama geldiğini göstermeye çabalıyor.

Son zamanlardaki takıntım, içine 'aslında' zarfı serpiştirilen bazı siyasi analiz ve yorumların içeriği. Allah başka keder vermesin, diyeceksiniz ki, çok haklısınız; küçük burjuva okumuşlarının böyle dertleri, takıntıları olabiliyor muhterem okur!

“Amasız fakatsız” ile başlayan çok cümleyle karşılaşırız, özellikle siyaset üzerine kalem oynatanların yazılarında. Herkesin, aynı kanıda olmasa da olması gerektiği bazı durumlar, ilke, olgu ve olaylar bulunduğu varsayımından hareket eder, dillendiren. Genellikle haklılık da barındırır. Bir tekliftir daha çok; “Tamam, aynı kanıda olmayabiliriz, ancak bu durumda hepimiz aynı tarafta yer almalıyız,” dileği. Fakat insanı iki arada bir derede bırakan bir yanı var. “Amasız fakatsız” desteklenebilir mi herhangi bir düşünce ya da tutum, emin değilim. Destek için, böylesi adanmışlık şart mıdır, bu da ayrı mesele. “Amasız fakatsız” şu partinin, şu kişinin yanında, şu siyaset ya da söylemin de karşısında olmak yerine; genellikle “ama ve fakat” ile yanında olup destek vermekten yanayım. Buna mukabil, teklif sahibi de durumun farkında tabii, o da benim kadar düşünebiliyor ve muhtemelen benzer kaygılara sahip. Dolayısıyla, amasız fakatsız destek talebinin satır arasında, “Ama ve fakatların olabilir, ancak o mübarek kanaatlerini şimdilik dile getirme, asıl ve değerli hedeften sapmayalım, yeri ve zamanı değil” ricası, beklentisi söz konusu. Durumun vahametinin, her birimizin ama ve fakatlarını, bir kısmı şımarıkça kaygı ve beklentilerini hiç olmazsa ertelemeyi gerektirdiği bir ân. Sanırım, çoğu zaman dile getiremesem de hissettiğim kafa karışıklığı, bir itirazım varsa da susma/erteleme tercihinin sonucu.

Okuduğunuz yazının nedeni ise, bu kez bir zarf, 'aslında' sözcüğü.

Konusu siyaset olan yazı ve konuşmaların, yorumların vazgeçilmezlerinden. 'Ama'dan daha mülayim, daha anlayışlı göründüğüne kuşku yok; buna mukabil, kullanıldığı yer ve konuya göre, gerçeğin üzerini örten ya da anormallikleri olağanlaştıran bir tutuma, tercihe, niyete hizmet ediyor gibi. Yazarken 'aslında' sözcüğünü nerelerde kullandığımı düşünüyorum; sözlük anlamına uygun biçimde, 'esas olarak,' 'gerçekte' ifadelerinin geçebileceği durumlarda. Demek ki, konunun esasını, gerçeğini anlatmak istediğimde. Bir şeyin göründüğü gibi olmadığını ya da başka türlü de bakılabileceğini düşündüğümde ve açıklamaya çalıştığımda. İşin içinde, “Ben size işin aslını anlatayım,” tasası var.

Yazının (ve konuşmanın) türüne ve derdine göre, bir şeyin 'aslını' anlatma isteğinin hedefi ve işlevi değişebilir. Teknik bir konu ise, okurun bilmeyebileceği kavram seti ve aralarındaki ilişkiyi anlatmak, gibi. Ya da bir gazetecinin elde ettiği bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşması, olup bitenin aslının anlaşılması için gereklilik. Baş ağrılarıma neden olan ise, herkesin gördüğü, yeteri kadar açık ve muhatabı çoğu zaman çaresiz bırakan anların 'aslında'sı.

Çok sevdiğim siyaset yorumcuları var. Bildiğiniz bir şeyi dahi öyle güzel yorumluyorlar ki, merakla dinliyor ve yararlanıyorum. Fakat tanık olduğum, karşılaştığım, insana kapı açan yorumcular azınlıkta. Çok azını dinlediğim düşünülürse, benim değerlendirmemin eksik kalacağını söyleyebilirim; bu nedenle sınırlı bir bilgiden hareket ettiğimi kabul etmek zorundayım. Bu nitelikte yapılmayan ve herkes kadar izlemek dışında bir 'birikimle' destelenmeyen siyaset yorumculuğunun, bir şeyi aydınlatmaktan çok, gerçeğin çarpıtılmasına yol açtığı kanısındayım.

Bu ülke, tarihinin en şeffaf (!) dönemlerinden birini yaşıyor bana kalırsa. Her şey, görüp anlamak isteyen herkes için yeteri kadar açık. Hatta, insanı sözsüz bırakacak, konuşmaktan alıkoyacak ölçüde açık. Yeraltından bir figür, Allah bilir hangi niyetlerle ifşaya başladı ve neredeyse hiçbir iddiası yalanlanamadı. Hal böyleyken, bir yorumcunun şu manzaraya bakıp da sözün bir yerinde 'aslında' faslına başlamasını ve biz ölümlülere ülkede hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlatmak için çaba harcamasını, son derece asap bozucu buluyorum. Aslında haberi yok, aslında çevresi kötü, aslında o cenahta da rahatsız olanlar var, aslında öyle demek istemediler, aslında derdi şuydu, aslında, aslında, aslında...

“Aslında çevresi kötü” ifadesi, bir yurttaşa enayi muamelesi yapmanın en yakası açılmadık hali gibi geliyor bana. Yorumlayan, herhangi bir günün gündemini belirleyen söz ya da davranışların göründüğü gibi olmadığını, aslında başka anlama geldiğini göstermeye çabalıyor. Özellikle genç yaşlarda yaşanır böyle açmazlar, malum. “Öyle dedi ama aslında şunu söylemek istedi,” “Sen bakma öyle baktığına, bakarken sağ elini nereye koyduğunu ve dudağının kenarındaki kıvrımı fark ettin mi, hah, mesele o,” “Geçenlerde X'e seninle ilgili şöyle demiş, X'in de senin Y ile yakınlığını düşünülürse, o mesajı sana veriyor bence,” “Eğer hakkında gerçekten böyle düşünseydi öyle demez, şöyle derdi, demek ki...” Hatırladınız mı, bir cümle ve bir bakış üzerine üç gün konuştuğunuz o güzel ve acılı günleri!

Türkiye siyaseti üzerine yapılan yorumların çoğunluğu bu minvalde. Bir muhalefet partisi milletvekili, “Uzaylılarla bile görüşüyoruz, ancak HDP ile kesinlikle görüşmüyoruz” mu dedi; başlıyor, “Aslında şunu söylemek istediler” teranesi. “Ya siz bakmayın, aslında HDP'liler pek yadırgamıyor bu durumu,” “Aslında seçmeni ürkütmek istemiyorlar,” aslında... İyi güzel de, 'görüşmüyoruz' ifadesi yeteri kadar açık değil mi? Üzerine biraz krema sürülünce, milyonlarca yurttaşı temsil eden bir siyasi parti ile görüşülmediği gerçeği değişiyor mu, durum olağanlaşıyor mu? Her şey bir yana, daha geçen hafta AKP'ye geçen bir HDP'li için düzenlenen tören, 'görüşmeyenlere' bir şey ifade etmez mi? Tüm akıl sır ermez itham, suçlama ve hakaretlerin nasıl da sabun köpüğü olduğunu göstermiyor mu? Ne acayip değil mi; düşünün, sabah sekizde bir HDP'li terörist bölücü olarak uyandınız, kahvaltı yaptınız, domatesi yerken hâlâ teröristsiniz, saat 10'a doğru istifa ettiniz, yaklaşık iki saat eski bir terörist hüviyetiyle dolaştınız, öğleden sonra AKP'ye geçtiniz ve saat 14.00 gibi artık yerli ve millisiniz! Müteveffa Kafka, mezarında ters dönüyordur.

Ve en tahammül edilmez 'aslında' örneği...

“Aslında parti içinde de rahatsızlar var.” Yorumcumuz burada diyor ki: “Anayasa askıya alınmış, hükümet sistemi çöpe atılmış, rejim değiştirilmiş, parti-devlet kurulmuş, şunca yolsuzluk iddiası ortaya saçılmış, birileri sekiz on yerden maaşa başlanmış, hepsi horantasını sağa sola müdür atamış, doğal güzelliklerin canına okunmuş, el kadar yeşil alanlara dahi göz dikilmiş ve tüm bunların hık deyicisi de bu vekiller olmuş olabilir, ama aslında aralarında rahatsızlık duyanlar da var.”

Ne yapabilirim? Hakikaten, iktidar içinde rahatsız olanların varlığını işittiğimde ne yapabilirim sıradan bir yurttaş olarak? O 'aslında'nın sağlamak istediği ne? Örneğin hep birlikte toplanıp meclise bir moral ziyareti mi yapalım? AKP'li rahatsızlara “Sıkmayın canınızı, üzmeyin bizi ne olur, siz rahatsızken biz nasıl huzur buluruz” mu diyelim? Ne yapalım, o rahatsızlığa nasıl çare bulalım? Geçenlerde, kendisi de bir süre öncesine dek AKP içinde yer alan, bir süre önce hidayete erip muhalefete geçen ve her muhalif gibi yeniden demokrat olan bir siyasetçi, iktidar içinde en az elli vekil ile görüştüklerini, 'rahatsızlık' olduğunu söylemiş. Tüm haber kanallarında yer aldı bu açıklama. Ne düşünmeliyiz? Ne görüşüyorlar o elli kişiyle? Çok merak ediyorum, ne konuşuyorlardır? Örneğin, biri “Ülke otoriterleşiyor sanki,” derken, diğeri “Yok be katılmıyorum, o kadar da değil aslında” mı diyor? Görüşen “Pışt, geçecek misiniz bizim partiye” diye sorunca, görüşülen “Bilmem ki ne derler” karşılığını mı veriyor!

Her birimiz bir şeyleri yorumluyoruz nihayetinde; ancak 'görünmeyeni gösterme' gayretkeşliği, apaçık olanın tahrif edilmesine ve anormalin olağanlaştılmasına neden olmamalı. Aksi, sürekli bir aşağılanma duygusuyla yaşamamıza neden oluyor. Türkiye'de her şey, yeteri kadar açık. Aslında.

Aslında çok tutuyor... Aslında yanında gelmesini o istemiş... Aslında küçük ortak sahip çıkmasa hemen harcayacakmış... Gördünüz mü, tam olarak yanında değil... İki kare fotoğrafta yan yana görünüyorlar... Aslında fotoğrafların birine yanlışlıkla girmiş gibi... Maske var yüzlerinde, anlaşılmıyor ki yüz ifadeleri... Yok yok, bir yerde maske yok, gülümsüyor sanki... Bana biraz gergin gibi geldi... Öyle mi, ama o zaman fotoğrafa girmesine izin verilmezdi ki... Diğeri destek çıkıyor ya o yüzden, aslında hiç hazzetmiyor... Beriki kontrolü ele geçirmiş, yoksa kuruluş ayarlarına dönülecek...

Diyelim, bir fiyordun kıyısındaki köyde doğup bazı isimleri bir ömür duymadan basitçe yaşayıp göçmek de ihtimal dahilindeydi. Kader aslında...


Murat Sevinç Kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.