Helalleşme çağrısı Kürtlerde nasıl karşılık buldu?

Yazar Mehmet Bayrak ve akademisyen Vahap Coşkun, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun helalleşme çağrısının Kürtlerde nasıl karşılık bulduğunu anlattı.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 13 Kasım Cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır. Uzun süredir önce bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım. Şimdi ise dışarıya dönme zamanı. Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme, helalleşme yolculuğuna çıkıyorum” ifadelerini kullandı.

Yaptığı açıklamayı 'Seçim stratejisi' olarak değerlendirenlere karşı ise Kılıçdaroğlu grup toplantısında şu yanıtı verdi:

“Medyada bazılarının, 'Ne güzel muhalefet zaten kazanıyor ne gerek vardı bunlara' demesine üzüldüm. Çünkü bunlar bu söylediklerimi strateji zannediyor. Ben gelecekte bu ülke çocuklarının ardımdan bu ülkeyi barıştırdığımı söylemelerini istiyorum. Ne stratejisi? Hangi strateji evlatlarımızın geleceğinden daha önemli? Helalleşeceğiz dostlarım. Açık yaralar var, biliyorum zor olacak ama kesinlikle yapacağız ve başaracağız.” 

'HELALLEŞME’ LİSTESİNDE KİMLER VAR?

Kılıçdaroğlu, ‘helalleşme’ listesini de şöyle açıkladı: “28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz. Roboski ile helalleşeceğiz. Hukuk başka helalleşme başka. İnsanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz. Sivas, Kahramanmaraş mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Diyarbakır hapishanesi mahkumlarıyla helalleşeceğiz. Mahalleleri gasp edilip sürülen romanlarla helalleşeceğiz. Varlık vergileri altında inim inim inleyen azınlıklar, 6-7 Eylül olaylarının mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Mahkemelerle süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz. Bugün Londra'ya göç etmiş en parlak beyinlerimiz ile helalleşeceğiz. Ali İsmail Korkmaz'ın ailesi ile Soma ile helalleşeceğiz. Darbeciler tarafından bir sağdan bir soldan gencecik çocuklarımız asıldı bu ülkede o insanlarımızla helalleşeceğiz. 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel'i kaybeden ve mahkemelerde süründürülen Mısra Öz ile helalleşeceğiz, Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz. Helalleşeceğiz dostlarım. Yakın gelecekte bir gün çocuklarımız geçmişe baktıklarında 'Neler olmuş ama önümüze bakmayı bilmişiz, helal olsun onlara' diyecekler."

Kılıçdaroğlu’nun çıkacağı ‘helalleşme yolculuğu’nun Kürtlerde nasıl karşılık bulduğuna ilişkin olarak tarihçi ve araştırmacı yazar Mehmet Bayrak ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Vahap Coşkun ile konuştuk.

‘KEŞKE BUNU YAPABİLSE’

Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını değerlendiren Mehmet Bayrak “Bu CHP tarihinde yeni bir söylem” diye başladığı sözlerine şöyle devam etti: 

“Bu açıdan önemli. Alevilerin rızalık istemeleri ve rızalık vermeleri gibi. Resmi planda da bu kavram kullanıldı. Keşke bu yapılabilse. Salt cumhuriyet dönemini alsak bile o kadar kanlı bir tarih var ki, bunlarla yüzleşmek başlı başına bir cesaret ister. Türkiye, Ermeni soykırımıyla yüzleşmeyi bile yapamazken, cumhuriyet döneminde yaşananlarla yüzleşmesi çok önemli bir olay. Benim son kitabım ‘Ateş Kan ve Barut Günlerinde Kürt Diplomasisi’ adını taşıyor. Bu, Kürt aydınlanma hareketinin bir nitelemesidir. 20'inci yüzyıldan itibaren ateş kan barut siyaseti hep devam etti Kürtler açısından. Bununla yüzleşmek, gerçekten objektif olarak devletin bu konudaki yanlışlarını açık yüreklilikle ortaya koymak demektir. Acaba devlet buna hazır mı? Ermeni soykırımı ile hala yüzleşilemedi. Bu konuda bile ret ve inkâr politikaları izleniyor. Devlet aklı açık planda ret ve inkârcı, gizli planda itirafçı ve kabulcüdür. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Gizli belgelerde her şey ayan beyan söylenir. Ama açık planda her şey o resmi plan kuramının içine atılır.” 

‘TUNCELİ, DERSİM’E HAKARETTİR’

 Dersim, Zilan ve Ağrı katliamlarında yaşananlara dikkat çeken Bayrak, şöyle devam etti: 

“1925 hareketi çok kanlı bir harekettir. Bu isyanın bastırılması adına iki yıl devam eden bir katliam söz konusu. İlk defa 16 uçaklık bir filo kullanılmış  ve zehirli gaz atılmıştır. İki yıl içinde katledilen Kürtlerin sayısı 15 bin 500... Türkiye'nin nüfusu o zaman 12 milyondu. Ağrı ve Zilan bundan sonraki süreçtir. Bu büyük katliama tepki olarak ortaya çıkan bir harekettir. Buralarda katledilenlerin sayısı bile belli değil. Dönemin gazeteleri derelerin insan cesetleriyle dolu olduğunu yazar. 1935'te il teşkilatı kuruluyor Tunceli adıyla. Tunceli adı da Dersim'e hakarettir. Çünkü Devletin ‘Tunç Eli’ bunların tepesine inecek söyleminden kaynaklıdır. Bu sözün sahibi bizzat Dersim’de vali olarak görev yapan ve 'Dersim Kasabı' olarak nitelendirilen Abdullah Alpdoğan'dır. 1935'te Tunceli Vilayeti ilan edildi, 1936'da bütün silahlar toplatıldı. Buna rağmen 1937'de başlayan ve Sabiha Gökçen'in de içinde olduğu uçak filosuyla harekât başlatıldı. Resmi belgeler, 13 bin kişinin öldürüldüğü bir bilançodan söz ediyor. O resmi belge bizde var zaten. Fakat gerçekte katledilen insan sayısı bundan kat be kat fazladır. Benim tahminime göre Dersim'de katledilenlerin sayısı 40 ile 50 bin arasındadır. Dersim’de silahlar toplatıldıktan sonra mahalli kuvvetler hariç tam teçhizatlı 3 kolordu ve iki süvari tümeniyle girildi. Hem havadan mağaralara zehirli gaz atıldı hem de bu kadar büyük bir kara harekâtı yapıldı. 1938'de bu katliam bittiğinde Harput Merkezi'nde ordu bir gövde gösterisi yaparak başarısını kutluyor. Bu gösteriye katılan asker sayısı 40 bindir. Bu çapta bir ordunun silahları toplanan Dersimlilere yönelik nasıl bir katliam yaptığına da işaret ediyor. Hıfzıssıhha'nın kurucusu ve dönemin Sağlık Bakanı Rıfat Saydam, Dersim soykırımı sonrası Fevzi Çakmak ve Genelkurmay Başkanına bir telgraf çekiyor. 'Bu olaylarda zehirli gaz, kimyasal gaz kullanılması insanlık suçudur, bunun izahı yapılamaz, bunu devlette kaldıramaz' diyor. Cumhuriyet arşivinde var. Benim yayınladığım belgelerde ifade edilir.”

‘1919’DAN İTİBAREN BAŞLAYAN KATLİAMLARLA HELALLEŞMEK DEMEKTİR’

“İttihat ve Terakki döneminde yaşanan katliamları bile inkâr eden bir zihniyete karşı Kılıçdaroğlu'nun bu helalleşmeyi dile getirmesi önemlidir” diyen Bayrak, “Fakat bunu dillendirmek, -1919 Sivas Kongresi CHP'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilir- 1919'dan itibaren başlayan tüm katliamlarla, soykırımlarla helalleşmek demektir. Dersim, Cumhuriyet döneminin en büyük Alevi Kürt soykırımıdır. Bu nedenle eğer bunların hepsi ile yüzleşilecek ise, bunlar sorgulanır, mahkum edilirse o zaman ancak insanlar tatmin olurlar.  Bu yüzden Kılıçdaroğlu'nun bu çıkışı cumhuriyet tarihi ile hesaplaşmayı ve helalleşmeyi öngörür. Eğer buna gerçek niyet ve iradesi varsa ancak o zaman halk nezdinde sonuç alınabilir.”

VAHAP COŞKUN: CHP, KÜRTLER VE MUHAFAZAKÂR KESİMLERLE İLİŞKİLERİ SORUNLU OLAN PARTİYDİ

"Kendilerini ‘cumhuriyetçi, Atatürkçü’ olarak tanıtan gazeteci, yazar ve siyasetçiler, Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki cumhuriyetçi ve Atatürkçü olan insanları partinin dışına ittiğini gerekçe göstererek istifa çağrıları yaptı. Kılıçdaroğlu’nun hem parti içerisindeki sistemi değiştirmesine yönelik açıklamasını hem de ‘helalleşme’ söylemini nasıl değerlendiriyor sunuz?” sorusuna Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Vahap Coşkun, şu yanıtı verdi:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından sonra bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Bu sürecin hızı ve yoğunluğu konusunda çeşitli eleştiriler olabilir ama Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren partisini değiştirmek istiyordu. Nedeni de şu: CHP, özellikle Kürtler ve muhafazakarla, yani toplumun çok önemli iki tabanıyla ilişkileri son derece zayıf ve sorunlu olan bir partiydi. Sadece seküler kesimlerin oyunu alan ve dolayısıyla yüzde 20-25 bandına sıkışan, herhangi bir şekilde iktidar olamayan bir partiydi. Kılıçdaroğlu bunu gördü. Hem Kürtlerle hem muhafazakâr kesimle tarihsel kopuklukları gidermek için birtakım adımlar attı. Bu adımlar bazen son derece yüzeysel kaldı. En azından böyle bir adım atma çabası içerisinde olduğu görülüyordu. Hiç kuşkusuz bu CHP içerisinde de bir iktidar mücadelesini gerektiriyordu. Kılıçdaroğlu’nun bu dönüşümünü gerçekleştirebilmesi için partide kendisine direnç gösterecek olan odaklarla da mücadele etmesini gerektiriyordu ve bunlarla mücadele etti.”

 ‘2019 ÖNEMLİ BİR TARİHTİ’

CHP için 2019'un önemli bir tarih olduğunu belirten Coşkun, şöyle devam etti:

“2019’da büyükşehirlerde Kılıçdaroğlu Cumhur İttifakı’nı geriletmeseydi, özellikle 11 Büyükşehirde Millet İttifakı belediye başkanlıklarını almamış olsaydı, o zaman çok büyük bir ihtimalle Kılıçdaroğlu’nun bu siyasetini yürütebilmesinin imkanı ortadan kalkardı. Siyasette elde ettiği bu başarısı Kılıçdaroğlu’nun elini güçlendirdi. Özellikle gelecek seçimleri de düşünerek bu adımları hızlandırmak ve bu kesimlerle olan ilişkileri daha da yoğunlaştırmak istiyor. Helalleşme bu anlamda kullandığı bir tabir. Son derece önemli bir tabir. Bunun Türkiye siyaseti açısından son derece değerli olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyeti kurduğunu her zaman bize hatırlatan bir parti, cumhuriyet tarihinde kendisinin de çok önemli hataları olduğunu ve bunlarla yüzleşmesi gerektiğini söylüyor. Bu Türkiye’de siyasetin yumuşaması, odaklanması gereken noktayı göstermesi açısından son derece önemli ve değerli bir çaba. Burada Kılıçdaroğlu’nu bir samimiyet testine tutmak bence doğru değil. Önemli olan bu helalleşme söyleminin benimsenmesi ve CHP’nin kendi ideolojik yapısında değişime yönelik bir kapı aralamaktır. Bunun Türkiye için hayırlı ve sağlıklı olduğunu düşünüyorum."

‘GÜNDEMİ ARTIK KILIÇDAROĞLU BELİRLİYOR’

Coşkun şunları söyledi: “Türkiye’de bizim çok derin tarihsel yaralarımız var. Bütün toplumsal kesimlerin var. Kürtlerin, muhafazakarların, gayri müslim kesimlerin var. Bunlarla bir şekilde yüzleşen, helalleşen, kamuoyu önünde bir tartışma, müzakere ve diyalog süreci içerisinde bu helalleşmeyi gerçekleştirebilen bir çaba, Türkiye’nin önündeki sorunları çözme konusunda da son derece faydalı olacaktır. Kürt meselesi, Alevi meselesi gibi eşit vatandaşlık meselesi sorunların çözümleri için son derece etkili ve değerlidir. Bu nedenle doğru buluyorum. Son dönemlerde Kılıçdaroğlu’nun yaptığı hamleler şunu gösteriyor: Gündemi artık Kılıçdaroğlu belirliyor. Daha önce Erdoğan’a atfedilen özelliği şimdi Kılıçdaroğlu temsil ediyor. Biz bugün bunu konuşuyoruz, iktidar buna cevap verme mecburiyetinde kalıyor. Pekala siyasetçiler önündeki seçimi düşünürler. Ve ona uygun bir strateji de oluşturabilirler. Önemli olan bu stratejinin içeriği. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun yapmaya çalıştığı şey, kapsayıcı bir strateji geliştirmektir. Bu son derece doğru bir şey. Seçim için de doğru, uzun vadede Türkiye’nin normalleşmesi için de doğru. Zaten değişimler bu şekilde gerçekleşir.” 

‘KÜRTLER NEZDİNDE DEĞERLİ BİR ÇABA OLARAK KAYDEDİLDİ’

“Helalleşme söylemi Diyarbakır’da nasıl karşılandı?” sorusuna ise Coşkun, “Daha yeni bir açıklama. Bunun biraz derinleştirmesi gerekecek. Kılıçdaroğlu grup toplantısında hangi toplumsal kesimlerle helalleşeceğini söyledi. Muhtemelen tamamını saymadı. Bu süreç içerisinde derinleşecek. O kadar kutuplaşmış bir ortam var ki, ister Diyarbakır’da olsun, ister İstanbul’da olsun, doğuda olsun, batıda olsun... Türkiye’de bu siyasal kutuplaşmayı azaltacak, yasal, toplumsal kutuplaşmayı ve mesafeyi daraltacak her söylem Türkiye’nin normalleşmesine katkıda bulunur. Kitleler nezdinde de kıymet taşır. Özel olarak hangi toplumsal kesimin buna ne cevap verdiğini anlayabilmemiz için biraz daha beklememiz gerekecek. Bunun genel olarak Kürtler ve muhafazakarlar nezdinde değerli bir çaba olarak kaydedildiği kanısını taşıyorum” yanıtını verdi.