Martin Luther King’in gerçekleşmeyen rüyası

“Bir hayalim var. Mississippi eyaleti bile özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek” diyen liderin rüyası öldürülüşünün ardından 52 yılın geçmesine rağmen gerçekleşmedi. King’in vurulduğu otel ise Sivil Hakları Hareketi’nin bir anıtı olmaya devam ediyor.

Ayşegül Dikenli Williams

LONDRA – Ardından yıllar geçse de müzenin çıkışında, o sıcak Mississipi havasının yüzüme çarpışını ve gözyaşlarımı silişimi dün gibi hatırlıyorum. Ağlatan müzeler yapmak şart diye düşünmüştüm o gün.

Amerika’ya gitmek için bir neden arıyorsanız ve müzecilikle biraz ilgileniyorsanız yıllar önce ziyaret etme şansını yakaladığım Memphis’teki Sivil Hakları Müzesi’ni ilk sıraya koymalısınız. Martin Luther King’in vurulduğu Memphis’teki Lorraine Oteli’nin dönüştürülmesiyle oluşturulan Ulusal Sivil Hakları Müzesi, King’in başlattığı hareketin anıtı olmaya devam ediyor.

Sivil hakları savunucusu, Nobel Barış Ödüllü liderin vurulduğu balkonu da kapsayan müzeyi ziyaretim sırasında Amerikalı öğretmenler öğrencileri okul turuna çıkarmışlardı. Hemen her okul bunu yapıyor sanırım müfredatın bir gereği olarak. Öğretmenler sivil hakları mücadelesini anlatıyordu. Yaşananlar unutulmasın diye tarihi bilgileri çocuklara aktarırken geçmişin geçmişte kalmadığını seziyor olmalıydılar.

Martin Luther King’in vurulduğu balkonun önü.

17’inci yüzyıldan günümüze Amerika’nın sivil hakları hareketinin kompleks binalarda sergilendiği bu etkileyici müzenin odağı ve çıkış noktası ise King’in vurulduğu Lorraine Oteli. Müzede dolaşırken ve hareketin tarihini tüm çarpıcılığıyla öğrenirken sonunda otele ulaşıyorsunuz; adım adım King’in vurulduğu balkona doğru suikastçının gözünden ilerliyorsunuz adeta.

4 Nisan 1968, Memphis Tennessee’de uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Martin Luther King, sadece Amerika’daki değil tüm dünyadaki hak arayışlarının sembollerinden biri olmaya devam ediyor. Her ülkenin yaşattığı, sorumlu olduğu suçları hatırlatan müzeleri olmalı ki gelecek kuşaklar yaşanan karanlıkları unutmasın.

Yıllar önce bir arkadaşımın düğünü için Amerika’nın çok turistik olmayan eyaletlerinden Mississipi tarafına doğru bir yolculuk yapmıştım. Düğünün olduğu Kentucky’de bir kaç gün kalıp sonrasında Tenessee, Memphis, New Orleans’ı gezme fırsatı bulmuştum. Mississippi boyunca dura gide filmlerde gördüğüm hemen her sahnenin benzeri görüntüler karşıma çıkmıştı. Acaba bir filmin içinde miyim duygusunu yaşadığım tek gezim olmuştu bu seyahat.

52 yıl önce gerçekleşen suikasta sahne olan balkon, artık benim de dahil olduğum turistlerin önünde fotoğraf çektirdiği bir sembol. Zayıf, yaşlıca siyah bir adamın kızı ya da torununa poz verdiğini hatırlıyorum bu efsanevi şehire yaptığım gezide. Bu fotoğraflarda gülümseme olmaz. Sadece acılı bir hatırlama anı.

Bir seyahat yazarı değilim. Nerede ne yenir, neresi Instagramlık yerlerdir pek hatırlamıyorum (Ünlü tavuk kızartmasının icat edildiği Kentucky’i saymazsak). Amerika’nın bu bölgesi biraz Clint Eastwood filmlerini birazsa Alan Parker’ın Mississipi Yanıyor filmini çağrıştırmıştı bana.

HER ŞEY YOLUNDAYDI

Mississipi’de 60’lı yıllarda bir siyah için yaşam hiç kolay değildi. Yıl 2021 hala kolay değil hiçbir yerde ama her şeyin daha da berbat ve çetrefilli olduğu yıllardı. Ve o ünlü “I have a dream” diye başlayan ve “Bir rüyam var. Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek” diye devam eden konuşma tarihe geçecekti.

Martin Luther King vurulmasından önceki hayatının son günlerinde bir yürüyüş organize ediyordu. 3 Nisan 1968’de Memphis’e kısa bir ziyaret için gelmişti. Üç dört gün önce şehirde siyah işçileri destekleyen barışçıl bir gösteri, kalabalığı tetiklenmesi ve polisin sert müdahalesiyle şiddetli olaylara neden olmuştu.

Vurulmasından önceki o gece, King yerel bir kilisede “Mountaintop” konuşmasını yaptı. Çoşkuyla alkışlandı. King mutluydu, planlanan barışçıl yürüyüş için iznin gelmesini bekliyordu ve izin ode gelmişti. Her şey yolundaydı. Geceyi artık Sivil Hakları Müzesi’nin bir parçası olan 4 Nisan’da vurulacağı Lorraine Motel’de geçirdi.

BALKONDA ARKADAŞLARIYLA ŞAKALAŞTI

Ertesi gün saat 18.00 civarı, otelin ikinci kattaki odasının dışındaki balkona doğru yürüdü ve aşağıdaki otoparkta bulunan arkadaşlarıyla şakalaştı. Ateş sesi duyuldu ve King sendeleyip düştü. King’in vurulması dünyayı salladı. İki ay sonra Kennedy vurulacak ve bu öfkeyle karışık yas tutma süreci unutulacaktı.

King’in vurulduğu otel yavaşça eskiyip köhneleşirken 1991’de bir projeyle kurtarılarak Ulusal Sivil Hakları Müzesi olarak yeniden açıldı. Amerika’da sivil hakları hareketinin tarihi 17’inci yüzyıla kadar dayanıyor. Irkçılığa dayanan ayrımcılık ve köleliğe karşı mücadele Amerika İç Savaş’nın nedeniydi. 1861’deki savaşın sonunda kölelik kaldırılmıştı ancak mücadele sona ermemiş evrilerek günümüze kadar devam etmişti. Her ülkenin yaşadığı ve yaşattığı acıları müzeleştirmesi dileğiyle. Benim aklıma bir kaç başlık geliyor.