21. yüzyılda yıllık izin hakkının karanlık yüzü

Günümüzde birçok kişi, hasta olduğunda yıllık iznini kullanıyor. Teknoloji, mesai saatleri dışında işten kopmayı engelliyor. Yöneticiler bu olgu karşısında insani becerilerini geliştirmeli. Sayıca az çalışandan çok iş istemek yanlış ekonomidir; en iyi çalışanlarınızı kaybedebilir, şirketinize daha fazla zarar verirsiniz.

Google Haberlere Abone ol

Ian Hesketh & Cary Cooper

Çoğu kişi ‘presenteeism’e** aşinadır; çalışanlar, görev duygusundan dolayı veya patronu etkilemek için veya başka nedenlerle iş yerinde gerektiğinden çok fazla vakit geçirir. Presenteeism verimliliğe zarar verir, nihayetinde ekonomiyi zayıflatır. Artık birçok şirket bu olguyu ortadan kaldırmaya öncelik veriyor.

Birkaç yıl önce, bu türden davranışa ilişkin bir araştırmamız, bizi bununla ilgili fakat farklı bir olguya götürdü: Çalışanların hasta olduklarında, bir akrabaya veya muhtaç bir kişiye bakım sağlamaları gerektiğinde yıllık izin veya diğer haklarını kullandığını gördük. Bu tür durumlar için bir isim yoktu, biz de ‘leaveism’ dedik

İŞİN ELE GEÇİRDİĞİ HAYATLAR

Aynı kategorinin bir parçası olarak, buna normal çalışma saatlerinde tamamlanamayan bazı işleri eve götürmek, izin ve tatil günlerinde arayı kapatmak gibi durumları da dahil ettik. Bir beş yıl sonra kötü haber geldi, leaveism gittikçe artan biçimde yaygınlaşıyordu.

“Akıl Sağlığı ve İşverenler: Yatırım Durumunu Canlandırmak” başlıklı yeni bir Deloitte raporu, bu olguyu derinlemesine inceliyor. Çalışanların yüzde 51’i sözleşmeli çalışma saatlerinin dışında çalışıyor, yüzde 36’sı hasta olduklarında izinlerini kullanıyorlardı. Çalıştıkları yerde presenteeism’e tanık olan katılımcıların yüzde 70’inin, aynı zamanda leaveism’e de tanık oldukları da raporda belirtilmişti.

Rapor, gelecek endişesi içindeki profesyonel gençlerin izinlerini bu şekilde kullanmaya yatkın olduklarını belirtiyordu. Bu gençler, aynı zamanda moral bozukluğuna ve maddi kaygılar hissetmeye eğilimliler; bu da onların ortalama bir çalışandan iki kat fazla depresyon yaşamasına neden oluyor.

BBC’nin geçen yıl 101 kişiyle, fikirlerin ve gidişatın bugün çalışmamızı nasıl değiştirdiği hakkında gerçekleştirdiği görüşmeye leaveism’i de katması şaşırtıcı değil. İnceleme, bu olguyu “günümüz işyerindeki en büyük dert” diye tarif ediyor.

HER ZAMAN AMADE

İnsanların işlerini kaybetmekten geçmişte olduğundan daha çok korktuğu bir çağdayız: Şirketler son 10 yıldır düşük büyüme ortamı içinde iş görüyordu, ki bu da -işçilik giderleri de dahil- verimliliğe daha fazla odaklanmak anlamına geliyordu. Bunun yanı sıra gelecek yıllarda daha fazla mesleğin otomasyonlaştırılma olasılığı da vardı.

Bu, çalışanların aşırı iş yüküyle yaşamaları ve kendi geçimleri için kaygılanan patronların insanları yakından kontrol edip onlara iş sırasında yeterince özerklik ve denetleme imkanı tanımamaları anlamına geliyordu. 2015’te Avusturya işçileri üzerine yapılan bir inceleme, eğer işlerini kaybetmekten veya kıdemlerinin indirilmesinden ya da düşük iş tatmini yaşamaktan korkuyorlarsa, çalışanların hastalandıklarında yıllık izin kullanmalarının daha olası olduğu sonucuna varıyordu.

ÇALIŞMA SAATLERİ DIŞINDA İŞTEN UZAK KALINMALI

Çalışma sırasında yaşanan bu mutsuzluk duygusunun yoğunlaşması, teknolojinin işimizi nasıl yapacağımızı değiştirmesine bağlı gibi görünüyor. 4.6 milyon İngiliz işçisini temsil eden 1.000 insan kaynakları uzmanıyla yapılan bir ankette, yüzde 87’si teknolojinin, çalışma saatleri dışında çalışanların işten uzak durmalarını etkilediğini söyledi. Yaygın örnekler çalışanların işle ilgili telefon çağrıları almaları, işle ilgili e-postalara cavap vermeleri şeklindeydi.

İlk bakışta bu davranışların pek de zararlı olmadığı, günümüz iş hayatının bir parçası olduğu düşünülebilir. Fakat teknolojinin mümkün kıldığı 7-24 çalışma kültürünü onaylayarak, işten uzak durmamızın gittikçe zorlaşması tehlikesi yaşıyoruz. İş-yaşam dengesi geçmişte kalıyor. Çoğumuz için bunun yerini iş-yaşam bütünleşmesi alıyor.

RAHATLAYIP GEVŞEYECEK ZAMAN KALMIYOR

Bir ofis masasına bağlı olmamanın olumlu yanları ne olursa olsun, bu durum rahatlayıp gevşememize yardımcı olmuyor. Uzun dönem işe devamsızlıkların yüzde 57’sine neden olan stres ve zihinsel rahatsızlıklar, yerini çalışanların yaşadığı sırt ağrıları gibi fiziksel şikayetlere bırakıyor.

İngiliz yardım derneği MIND’ın çıkardığı en son İş Yeri  Sağlık Katalogu’na göre, zihin sağlığı kötü olan işçiler, zihinsel sağlık sorunlarını ifşa etmek yerine, 12 vakada bir kez görüldüğü gibi izin için başvuruyorlar. Deloitte bulgularını yansıtır biçimde MIND, zihinsel sorunlarla mücadele eden genç çalışanların sorunlarını çok daha az ifşa ettiklerini belirtiyor.

ŞİRKETLER NASIL KARŞILIK VERMELİ?

Peki günümüz yöneticileri ve işverenler, personelin leaveism yüzünden bitip tükenmemesini sağlamak için ne yapmalı? Deloitte tarafından bildirildiğine göre, sorumluluk sahibi işverenler, kurumsal kadrolarıyla birlikte bunu değerlendiriyorlar. Bunun, aynı presenteeism’de olduğu gibi standart bir uygulama haline gelmesi gerekiyor.

Önceki kuşaklardan farklı olarak, birçok patron, çoğu birçok rota, saat ve çalışma örüntüleri içinde çalışan ekipleri yönetiyor olmalı. Çalışanların günümüz işyerinde nasıl düşündüğünü ve hissettiğini anlamak zorundalar; çalıştıkları yerin evin bir odası veya internet erişimi olan bir kafe olabileceğini unutmamalılar. Gerçek anlamda veya hissedilen anlamda yalnız olmak, stres veya zihin sağlığı sorunlarını şiddetlendirebilecektir.

PERSONEL İZİN YAPMAYA TEŞVİK EDİLMELİ

Bizim önerimize göre, yöneticiler ve işverenler bütün çalışanlarıyla düzenli olarak anlamlı temaslar için zaman ayırmalı, sadece işten değil genel olarak yaşam hakkında ne hisettiklerinden bahsetmeli. Elbette personeli tatil veya yenilenme amacıyla yıllık iznine çıkması için teşvik etmelidir. Aynı zamanda yapılacak işi eşit ve adil bir biçimde dağıtmalı, izinden döndükten sonra işte yığılma olmayacağından emin olmalıdır.

YÖNETİCİLER İNSANİ BECERİLERİNİ GELİŞTİRMELİ

İşverenler, bu türden etkileşimleri idare etmek üzere yöneticileri gerekli insani becerileri geliştirmeleri için teşvik etmeli, düzenli, uygun bir eğitim almalarını sağlamalıdırlar. Özellikle farklı yerlere serpilmiş, uzaktaki iş gücünden söz edildiğinde, çalışanları destekleyecek ve düzenli girişlerin yapılacağı işyerinin eşdeğeri bir yer olması çok önemlidir.

AZ SAYIDA ÇALIŞANDAN ÇOK İŞ İSTEMEK YANLIŞ EKONOMİ

Her şey, destekleyici bir kültüre olanak sağlayan çalışma ortamını yaratmaya bakıyor. Sayıca az çalışandan çok iş istemek yanlış ekonomidir; çünkü en iyi çalışanlarınızı kaybedebilir, uzun vadede şirketinize daha fazla zarar verirsiniz.

Sonuçta, çalışma saatleri dışında gelen bütün e-postaları kabul etmek zorunda kalıyoruz. Yöneticilerin bunları göndermemesi gerekir. Siz kim olduğunuzu biliyorsunuz.

*Leaveism: Çalışanların kendilerini iyi hissetmediklerinde veya çocuk, akraba bakımı gibi durumlarda rapor almak yerine yıllık izinlerini veya başka izin haklarını kullanmaları durumuna verilen ad.

*Presenteeism: Çalışanların çeşitli nedenlerle iş yerinde gerekenden çok daha fazla vakit geçirmesi durumu.

Bu makalenin orijinali The Conversation sitesinde yayımlanmıştır. (Çeviren: Serdar Aygün)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR