Samiha Ahmad: Filistin'de herhangi bir yerde yaşamak isterdim

Samiha Ahmad, Ürdün doğumlu bir Filistinli. Filistin mücadelesinin hayatına yön verdiği binlerce insandan biri olan Ahmad, yaklaşık 5 ay önce oğullarıyla birlikte Beyoğlu'nda bir lokanta işletmeye başladı. Özlemini duyduğu topraklardan yemeklerin sunulduğu Zeytuna adlı lokantada görüştüğümüz Samiha Ahmad'in, Irbid'den İstanbul'a uzanan yolculuğunun hikâyesi...
Fotoğraflar: Meltem Ulusoy

Adem Erkoçak  aerkocak@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Samiha Ahmad, Ürdün’ün Irbid şehrinde dünyaya gelmiş bir Filistinli. Filistin’de neredeyse bir asırdır devam eden karışılık ve işgal süreci, o coğrafyadaki diğer tüm insanlar gibi Samiha’nın da doğrudan hayatını etkilemiş.

Onunla Zeytuna (Arapçada ‘zeytin ağacı’ demek) ismindeki aile işletmesinde buluşuyorum. Burası oğullarıyla birlikte Beyoğlu’ndaki Cezayir Apartmanının bünyesinde işletilen bir mekan. Lübnan, Ürdün, Filistin, Suriye mutfağından yemekleri, mezeleri bulabileceğiniz onların deyimiyle “bir sahili yemeklerle birleştiren” etnik bir lokanta.

Samiha Ahmad’in büyük oğlu Nicola, ki kendisi söyleşimizde bize tercümanlık yaptı, yaklaşık 15 yıldır Türkiye’de yaşıyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde doktorluk yapan Nicola’yı ziyaret ettiğinde ilk kez İstanbul’u gören Samiha, “İstanbul’un geldiği hale çok şaşırdım. Eskiden geldiğimde çok daha ferah ve mutlu bir insan topluluğu görüyordum. Şimdi daha somurtkan, daha zorlanmış insanlar görüyorum. Eskiden bu şehrin genel hali ve insanları daha eğlenceliydi,” diyor. Ona 15 yıl önce ilk kez geldiğinde bu onu en çok neyin şaşırttığını sorduğumda “İnsanların aşklarını aleni bir şekilde dışarıda yaşıyorlar olmaları benim için şaşırtıcıydı ve güzeldi. İnsanların bunu yaşayabiliyor olmasına benim bulunduğum toplumda rastlayamıyorsunuz,” diye yanıtlayan Samiha Ahmad, şimdi yaklaşık 5 aydır bu lokanta için dümenin başına geçmiş durumda.

“Ürdün’ün kuzeyindeki Irbid şehrinde doğdum. Suriye’nin, Lübnan’ın, Ürdün’ün ve Filistin’in birbirine yakın olduğu bir bölge, kesiştiği bir köşe. Taberiye Gölü’ne yakın bir yer,” diyen Ahmad’ın babası Filistin diasporasında bilinen bir kişi olup kentteki bir mülteci kampının da muhtarıymış.

“Bulunduğumuz bölgeye göre nispeten daha varlıklı bir ailede büyüdüm. Babam sosyal bir insandı. O yüzden evimizde sürekli bir kalabalık olurdu, davetler verilirdi. Hep farklı farklı insanları görüyordum,” diye anlatıyor Samiha Ahmad, hayatındaki ilk yıllarında bu durumun etkisini.

Babasının kendisini diğer insanların varlığını ve yaşadığı koşulları asla unutmayın diye büyüttüğünü söyleyen Samiha, şöyle devam ediyor: “Babam bizi her zaman başka insanlara yardım etmemiz gerektiğini söyleyerek büyüttü. Bizim yiyeceğimiz ve giyeceğimiz hep vardı ama olmayan birçok insan da vardı. İlk kez bir komşumuza yardım etmiştim. Yiyecekleri yoktu. Ben de bizim mutfağa gizlice girip alabildiğim ne kadar yiyecek varsa onlara götürdüm. Fakat benden bir yaş büyük ağabeyim beni gördü ve babama şikayet etti. Babam neden böyle yaptığımı sorduğumda ise ona bunu yapmamızı bize sen söyledin dedim ve bana hiçbir şey demedi.”

Öğrendiklerini hayatta pratik ederken bunları kendi doğrularıyla harmanlamış her zaman. Lisede fen bölümünü seçmesinden, 5 çocuk annesi olmasına kadar bu harman hep hayatına yön vermiş. Liseden sonra üniversitede biyoloji bölümünde okuyan Samiha Ahmad, üniversite bitince evlenmiş ve öğretmenlik yapmış. “Bir yandan öğretmenliğe devam ettim, bir yandan da sosyal alanlarda, STK’larda çalıştım. Hem yaşadığımız bölgede hem de Irak’ta, Lübnan’da yaptım bunu,” diyor.

Biyoloji okumaya nasıl karar verdiğini ise şöyle anlatıyor: “Kendime yaptığım baskı sonucunda biyoloji okudum. Ailenin en büyük kızıydım ve abilerimin edebiyat bölümleri okumasının ardından hem bir meydan okuma hem de örnek olsun diye bilim alanına yönelmek istedim ve fen lisesini gitmeye karar verdim. Aslında edebiyatı severdim, yazardım. Hatta kimi dergilerde yazılarımın çıkmışlığı da vardır o dönem. Ama kendi yolumu çizmek istedim. Fen lisesini seçince seçeneklerim azaldı, bazı istediğim şeyler de olmayınca ben de diğerlerine göre daha hafif bir bölüm olan biyolojiyi seçtim ve öyle devam ettim. Ama keşke edebiyatla devam etseydim.”

Samiha Ahmad’ın güçlü bir kişilik oluşturmasında ev ortamlarının rolü büyük. Babasının önemli bir isim olmasından dolayı evlerinden gelen giden eksik olmazmış: “Babamın toplumsal mevkisi itibariyle bizim ev her zaman sosyal bir yerdi ve ailenin en büyük kızı olduğum için babamın yanında ben oluyordum. Onu, kadın-erkek, toplumsal liderler çok sık ziyaret ediyordu. Dolayısıyla toplumsal içerikli konuşmalar oluyordu. Bir yandan da diasporada Filistin Devrimi’nin başladığı yıllardı. Filistin’de geniş katılımlı bir toplumsal hareket vardı. O sırada insanlar gelip babamla ‘ne yapalım, ne edelim’ gibisinden tartışırlardı. Ben de hep bu tartışmaları izleyerek büyüdüm. Sonrasında bir baktım okulda kendim de öğrencileri bir şeyler yapmak için toplamaya başlamışım. Daha sonrasında eylemlerde beni seçiyorlardı, slogan atmak için.”

 

Samiha, “Kendi babamın sosyal biri olması gibi eşimin babası da sosyal biriydi; Mısırlı bir sufi tarikatının başındaydı. Orada da bitmeyen davetler ve insan kalabalığı vardı. Böyle bir kombinasyonla hayatıma devam ettim ve sonra da emekli oldum,” diye ekliyor. “Temel konumuz Filistin’di,” diyen Samiha, “Biraz daha büyüyünce bölgenin genel haliyle ilgili sorunlarla da ilgilenmeye başladım. Ama Filistin’den göç edip diasporada yaşayan bir aileye mensup olunca herkes Filistin’e geri dönme hikâyesi ve mücadelesiyle meşguldü,” diyor.

Samiha Ahmad’e bilim alanını seçmesine rağmen neden öğretmen olmayı tercih ettiğini sorduğumda “Tabii farklı nedenleri var; ama temeline baktığımızda insan iş arıyor ve öğretmenlik de bir yandan prestijli ve nispeten iş yükü daha az olan bir meslek olarak karşıma çıktı. Ayrıca daha sosyal kalabilmeme imkan tanıyacağını düşündüm. O sırada evliydim ve çocuk yapmak istiyordum, o yüzden öğretmenlik daha cazip geldi,” diye yanıt veriyor.

“Yani,” diyorum “öğretmen olmasaydınız 5 çocuğunuz olmayacaktı.” Gülüyor ve şunu ekliyor: “Çok fazla çocuk düşkünlüğümden değil de bir kız çocuğum olmasını istiyordum. Denedim, denedim olmadı. En sonunda bıraktım ama tutmadı.”

Samiha Ahmad, doğduğu Irbid şehrinde yaptığı öğretmenlik mesleğinden uzun bir süre, yaklaşık 20 yıl önce emekli olmuş. Hem kendi baba evleri, hem de eşinin babasının benzer şekilde büyük ve bahçeli evlerinde şarklı, yemekli güzel davetler verilmiş. Bir evin önünde yeni dünya ağacı, diğerinin önünde ise kiraz ağacı varmış. Yaklaşık 5 aydır bulunduğu Zeytuna’yı da bu büyük evlere benzetiyor Samiha Ahmad. O nedenle burada da bir ev düzeni var, yani orada nasıl konuklar ağırlanıyorsa burada da o şekilde hazırlıklar yapılıyormuş.

Zaten kendisi bunu iş olarak tarif etmiyor, “Bu bir aile işi. Öncelikle burada olmaktan mutluyum ve eğleniyorum. Tek derdim ya da amacım para kazanmak değil,” diyor.

Zeytuna hazırlanan yiyeceklerin aslına uygunluğunu ve kalitesini takip eden Samiha Ahmad, “Daha çok geleneksel ve kadim yemekleri yapmayı çok seviyorum. Bunlardan da en çok maklube yapmayı seviyorum. Fırın yemekleri ve hamur işlerini de çok seviyorum; hamur derken hem tatlıları hem de zeytinyağlı bayram ekmeği gibi tuzlu çeşitleri, yani hepsini seviyorum,” diyor. Kendisinin yemeyi en çok sevdiği şeyi sorduğumda ise “Etli olmayan yemekleri yemeyi çok seviyorum. Topraktan çıktığını hissettiğim için baklagilleri çok severim. Bunlardan da en çok mujaddarayı (Müceddere: Arap mutfağına özgü mercimekli bulgur pilavı) seviyorum, yeşil mercimekle bir çeşit bulgur ya da pirinç pilavının karşımı diyebilirim,” yanıtını alıyorum.

Dünyada çok fazla ülke görmediğini söyleyen Samiha, bölgedeki ülkelerde bulunmuş: “Irak, Suriye, Lübnan, Türkiye. Beyrut’u ve Suriye’nin kuzey sahillerini çok seviyorum. Hem o şehirleri hem de yemeklerini seviyorum.” Samiha’ya “İmkanın olsa nerede yaşamak isterdin?” diye sorduğumda “Filistin’de herhangi bir yerde…” diyor.

Kısa ama her şeyi özetleyen bir yanıt oluyor bu…

* İsrail – Filistin sorununun tarihçesi için buradaki derlemeye bakabilirsiniz.