100 yaşındaki Malatyalı Mahmut Çalışkan: Türk, Kürt, Ermeni hep beraberdik

100. yaşını geçtiğimiz günlerde kutlayan Mahmut Çalışkan, ömrünün neredeyse tamamını geçirdiği küçük bir çıkmaz sokaktaki evinde yaşamaya devam ediyor. Çalışkan, şehirde Türklerini, Kürtlerin, Ermenilerin aynı avluda yaşadığı günleri hatırlatıyor: Herkes birbirini çok iyi anlıyordu...

MALATYA – 1920 yılında Malatya Haçova’da doğan Mahmut Çalışkan 100. yaş gününü 6 çocuğu 22 torunu ile kutladı. Malatya Tüccar Pazarı’nda yıllarca manifaturacılıkla uğraşan Çalışkan, 1945 yılında seferberlikten dolayı dört yıl askerlik yaptı.

69 yıl evli kaldığı eşi Göçer Öztorun’u 10 yıl önce kaybeden Mahmut Çalışkan, Ramazan Bayramı tatilinde İstanbul, Ankara ve İzmir’den gelen çocukları, torunları ve akrabaları ile doğum gününü kutladı. Ömrünün çoğunu, balkonu Beydağı’na bakan, üç katlı taş evinin de olduğu çıkmaz sokakta geçiren Çalışkan, çocukluğundan itibaren Malatya’nın değişimine tanık oldu. Yaşadığı küçük sokakta, Ermeni, Kürt ve Türk komşularla pek çok anı biriktirdi. Ancak yıllarca manifatura dükkanına gidip gelirken izlediği eski at arabaları, saman pazarı ve kilise manzaraları değişti. Yerlerine beton binalar ve geniş asfalt yollar, bolca da AVM geldi. Ufak tefek sağlık sorunları olsa da hâlâ yürüyebilen ve yaşamını sürdüren Çalışkan, eski günleri şöyle anlatıyor, “Sokaktaki Ermeniler de, Kürtler de, Türkler de, birbirlerini anlayabiliyordu. Aynı avlu içinde beraber yaşıyor, günlük hayatı birlikte geçiriyorduk.”

‘AÇIZ’ DİYE ASKERİN ÖNÜNÜ KESEN KADIN…

Farklı milliyetlere, dinlere saygı duyulması gerektiğini söyleyen Çalışkan, Hrant Dink’in de aralarında doğup büyüdüğü Ermeni ailelerle yaşadıkları komşuluğu, Alevi, Türkmen, Kürt kimlikleri ile kozmopolit şehir kültürünü, Fahri Kayahan’larla, Kasap Sami’lerle şehirlileşen müzik kültürünü, Malatya’nın ‘solun kalesi’ olduğu günleri de hatırlıyor.

.

İkinci Dünya Savaşı’nın zor yıllarını 1941 yılında onbaşı olarak askere gittiği İzmir Foça’da yaşıyor Çalışkan. Oradaki bir anısını anlatıyor, “Çarşıya, bölük için ekmek almaya çıktık bir erle birlikte… Dönüşte çocuklu bir kadın çevirdi yolumuzu. Ekmek vermemiz için yalvardı. Biz veremeyiz, bölüğün ekmeği dedik ama çok ısrar etti. Çocuğunun aç olduğunu söyledi. Sonunda dayanamadım yanımdaki erin ve kendimin payını kadına verdim. 1-2 gün sonra kadın, bölüğü buldu ve komutanımıza olayı anlattı. Komutan bütün bölüğün huzurunda bizi çağırdı ödüllendirdi.”

Yine yokluk yılları, evde hiç bulgur kalmamış. Annesi Mahmut Çalışkan’a, “mantar topla getir” diyor fakat tüm gün dağlarda gezse de hiç mantar bulamıyor. Ama şansı dönüş yolunda açılıyor. Kocaman dolunay şeklinde bir mantar buluyor. Annesine götürüyor ama annesi de ortadan ikiye kesip yarısını geri uzatıyor, “Bunu yan komşuya götür. Onları bulguru da bitmişti. Götür ki yesinler…”

Mahmut Çalışkan evinin balkonunda…

 

‘BİZİ UNUTMAYIN’

Yoksulluk evlenirken de karşısına çıkıyor Çalışkan’ın. Göçer Hanım’la evlenmek istediğinde, “Çok fakir, hiçbir şeyi olmayan birine kızı veriyorsunuz” diyenler oluyor. Ancak kayınvalidesi geri adım atmıyor, “Hiçbir şeyi yok ama kalbi temiz” diyor… Mahmut Çalışkan 100. doğum günü kutlamasını katılanlara ‘Hepinize mutluluklar’ diyerek bitiriyor: Bizi unutmayın… (DUVAR)

 

.