Mahalleme Eğil’den gelen yoğurt

Selam Akkul, babasının 90’lı yıllarda başladığı yoğurt satıcılığı işini sürdürüyor. Eğil’den gelen köy yoğurdunun daha lezzetli ve sağlıklı olduğunu söyleyen Akkul, hükümetin tarım ve hayvancılık politikalarını eleştirerek, “İnsanlar para kazanamayacaksa neden bu işi yapsın” diye soruyor.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

DİYARBAKIR – Neredeyse her gün önünden geçiyorum yoğurtçunun. Dükkana sığmayan sitilleri (bakraçları) daracık kaldırıma dizdiği için arada rahatsız olduğum da olmuştur. Üstelik günün her saati başı kalabalık oluyor satıcının. Tamam, markette satılan yoğurtta katkı maddesi var, kabul. Ama bir şehirde yaşıyorsun ve marketler, en başta aradığın her şeyi bulabilmenin olanağını sağladığı için epey kolaylık sağlıyor. Birkaç marka yoğurt dahildir aradığınız her şeyin içinde. Hal böyle olunca işi zora koşup, koca bir sitili yüklenip eve dönmenin manası nedir?

Ama işte benim oturduğum mahallede, birkaç market olmasına rağmen, sadece yoğurt satan bir dükkan var ve işleri de iyi görünüyor. Marketten alışveriş yapma hevesi mi geçti yoksa insanlar, reklamların baskısını bir kenara bırakıp, sağlıklı beslenmeyi mi tercih eder oldu? Bilemem.

Öğrenmenin tek yolu yoğurtçunun kendisiyle konuşmaktı. İlk girişimim başarısızlıkla sonuçlandı çünkü yoğurtçunun başı çok kalabalıktı. Sonraki gidişimde kendisi yoktu ama yeğeni Selam Akkul oradaydı. Selam Akkul, Duvar okuru olduğu için sohbet de daha rahat gerçekleşti.

Akkul, babasının dükkanı 1993’te açtığını söylüyor. Kendisi daha çok küçükmüş o tarihte. Dükkanın macerasını anlatırken, “Babam manav dükkanı açtı önce ama sonra semt pazarı kurulunca işleri kötü gitmeye başladı. O da bir süre sonra, 1997’de yoğurtçu yapmaya karar verdi. O günden beridir de burada yoğurt ve peynir satıyoruz” bilgisini paylaşıyor Akkurt.

EĞİL’DEN GELEN YOĞURT

Yoğurt ve peynir, Diyarbakır’ın Eğil ilçesinden geliyor kendilerine. Çünkü ailesi Eğilli ve yoğurt işine başladıklarında tanıdıkları köylülerle iletişime geçmişler. Yıllardır günlük olarak Eğil’in köylerinden kendilerine yoğurt ve peynir geliyor. Zamanla şehrin başka semtlerinde şubeler bile açmışlar.
Dükkanda yoğurt plastik kaplarda değil, irili ufaklı sitillerde satılıyor. Bu bile yoğurdun köyden geldiğini haber veriyor. Sitiller 5 ile 10 kilo arasında yoğurt alabiliyor. Elbette 5 ya da 10 kilo yoğurt az değil ve kısa zamanda tüketilmesi mümkün görünmüyor. Ama Diyarbakır’da ailelerin kalabalık ve yoğurttan ayran yapmanın da mümkün olduğu düşünülünce aslında sanıldığı gibi çok değil 5-10 kilo.

Nitekim biz Selam Akkul ile söyleşirken bir kadın müşterinin iki koca sitil yoğurt aldığını görünce dayanamayıp, “Çok değil mi bu kadar yoğurt?” diye sordum. Kadın, “Çok değil” dedi, “Benim evde makinam var, ayran da yaparım bu yoğurttan çökelek de.” Bir de marketten hiç süt, yoğurt, peynir almadığını ekledi kadın müşteri, “Çünkü köy yoğurdunun tadını başkadır ve çok sağlıklıdır” diyerek.

Selam Akkul da kadın müşterinin dediklerine katılıyor elbette ve şöyle diyor: “Market yoğurdunda katkı maddeleri vardır. Oysa köy yoğurdu binlerce yıldır aynı yöntemle yapılıyor ve tamamen doğaldır. Şimdi mesela mevsim bahardır ve hayvanlar onlarca çeşit ot yiyerek besleniyorlar. Bu doğal beslenme hayvanın sütünü de kaliteli ve doğal yapıyor.”

ŞEHİR DIŞINDAN TALEP

Yoğurt da peynir de köylerden geliyor. Peki, Selam Akkul nasıl emin olabiliyor yoğurdun hijyenik olduğundan? Kalitesinin ölçüsü nasıl belirleniyor? “Bir defa” diyor Akkul, “Eğer kötü bir yoğurt geldiyse bize uyarıyoruz. ‘Ya işini iyi yap ya da bize getirme’ diyoruz. Düzelirse birlikte çalışmaya devam ediyoruz ama düzelmezse hiç almıyoruz. Çünkü biz uzun yıllardır bu işi yapıyoruz ve müşterimize bu güveni verdik. Eğer kötü ürün satarsak kimse bizim dükkana uğramaz.”

 

Konuşma arasında Akkul, yoğurt ve peyniri sadece mahallede satmadığını da dile getiriyor. “Hollanda’ya bile peynir gönderiyoruz” diyor. Sipariş verilince İstanbul, İzmir, Antalya gibi şehirlere de hem yoğurt hem de peynir gönderiyormuş. Onlarca peynir çeşidinin bulunduğu ülkelerden, memleket şehirlerinden neden talep geliyor acaba? Akkul, “Çünkü buradaki lezzeti başka yerde bulamıyor” diyor. Sonunda lezzetle birlikte, peynir sayesinde memleket hasretinin de giderilmeye çalışıldığı konusunda uzlaşıyoruz.

MASADAKİ ‘BAKKAL DEFTERİ’

Yoğurdun fiyatını da öğreniyoruz Akkul’dan. İnek yoğurdunun kilosu 2-3 lira, koyun yoğurdu ise 4-5 lira arasında değişiyormuş. Hiç de pahalı değil. Yine peynirin kilosu 10 lira, örgü peynirinin kilosu ise 20 liraymış.

 

Önemli soru şu olmalı: Günde kaç kilo yoğurt satılıyor dükkanda? Akkul, “Kilo hesabı değil de sitil hesabı yapabiliriz. Günde ortalama 100 sitil yoğurt satılıyor. Peynir için ise günde 150-200 kilo sattığımızı söyleyebilirim. Şimdi tam peynir zamanı, baharda peynir daha çok satılıyor” diyor.

Hiç fena rakamlar değil. Bu hesapla Akkul zengin bir esnaf olmalı. Ama elbette komisyonla çalışıyor yani öyle kısa yoldan zengin olma şansı yok. Köylülerden yüzde 10 komisyonla alıyor yoğurdu ve peyniri. Bu da fena değil aslında ama bu arada masanın üzerindeki veresiye defterlerine takılıyor gözüm. Bildiğiniz “bakkal defteri.” Böyle bir defter varsa bir dükkanda işletmeci ancak kendi yağında kavrulur. Ama Akkul ne yapsın, defterde adı bulunan insanlar yıllardır kendisinden alışveriş yapan has müşteriler.

HÜKÜMETİN HAYVANCILIK POLİTİKASI

Selam Akkul’la hükümetin tarım ve hayvancılık politikasıyla ilgili de konuşuyoruz. Malum, son yıllarda hükümetin bu alanlardaki politikası epey eleştiri konusu oldu. Devletin verdiği krediler de teşvik primleri de yetersiz kalmaya başladı. Bu alanlardan ekmek parası kazanmaya çalışanların umudu giderek kırılmaya başladı. Yapacak başka işi olmadığı için ya da toprağa çok bağlı oldukları için ısrarla çiftçilik yapmaya devam ediyor insanlar. Ama öyle görünüyor ki devletin tarım ve hayvancılık politikası, bu alanlarda üretim yapanların morallerini her gün biraz daha bozuyor.

Akkul bir hayvan üreticisi değil elbette ama bu alanda üretim yapanlarla birlikte çalışan bir esnaf. Bu nedenle hayvan üreticilerinin, toprak sahiplerinin sıkıntılarına vakıf. Edindiği izlenimi şöyle anlatıyor: “Eğil köylülerinin geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ancak son yıllarda gübreden hayvanların yemine kadar her şeyin fiyatı arttı. Hayvan besleyenler de tarımla uğraşanlar da zor durumda kaldı, bu işleri yaparak geçinemiyorlar artık. Devlet hayvancılık ve tarım gelişsin diye çalışmıyor. Bu yüzden hayvancılıkla ilgilenenlerin sayısı giderek azalıyor. İnsanlar bu işten para kazanamayınca neden yapsın ki?”

EVDEKİ YOĞURT

Hükümetin tarım ve hayvancılık politikasından yoğurda dönecek olursak, sağlık uzmanlarının yoğurdu şiddetle tavsiye ettiğini bilmeyen oktur herhalde. Sağlık uzmanları, aynı zamanda, marketlerde satılan yoğurt yerine doğal ortamda ve katkısız hazırlanan yoğurdu önerdiği de malum. Özellikle çocuklar sevebilsin diye hazırlanan meyveli yoğurttan uzak durulması gerektiğini de tavsiye ediyorlar. Çünkü bu yoğurtta şeker ve renklendirici katkı maddeleri bulunuyor.

Öte yandan herkes duymuştur, köy yoğurduna ulaşamayan birçok şehir insanı kendi yoğurdunu evinde üretmeye başladı. İnsan sağlığına katkısı tartışılmaz yoğurdun en kalitelisi de bu olmalı. Ama elbette herkes kendi yoğurdunu üretecek kadar becerikli değildir ya da herkesin bu işe ayıracak zamanı yoktur. İşte bu noktada köyde üretilen yoğurt giriyor devreye. Yoğurt yemeyi seviyorsanız, mahallede köy yoğurdu satan var mı bakının etrafa. Varsa böyle bir yoğurtçu ve hijyenik hazırlandığından eminseniz, sürekli müşterisi olun. Çünkü insanın sağlıklı beslenmesini sağlayan bu kıymetli besin, uygun koşullarda hazırlanmamışsa eğer, kabusunuz da olabilir.