Atina'ya çalışmaya giden Türkiyeliler: Sultanahmet'teki Japon turist gibiyiz!

Çok sayıda Türkiyeli genç çağrı merkezlerinde çalışmak için uzun süredir Yunanistan'a gidiyor. Komşu başkentte çalışanlara sorduk: Neden çağrı merkezi, neden Atina?
Fotoğraf:Özgür Ölçer

Melishan Devrim     melishandevrim@gmail.com

DUVAR – Son birkaç yıldır Türkiye’den Atina’ya çalışmaya gidenlerin sayısı artıyor. Yunanistan’da bir hafta gibi çok kısa bir sürede çıkan çalışma izniyle gidenlerin yaptıkları iş ise büyük oranda Türkiye’den arayan müşterilere Türkçe teknik destek hizmeti sunmak. İşe kabul edilmek için tek şart iyi derecede İngilizce biliyor olmak, çünkü iş için verilen eğitim İngilizce ve yapılan görüşmeler de sisteme İngilizce kaydediliyor. Çipras hükümeti ile yaptığı özel anlaşma sayesinde bu kadar kısa zamanda çalışma izni çıkaran aracı şirket, çağrı merkezi işinde personel sirkülasyonu çok fazla olduğu için kısa süreli sözleşmelerle sürekli Türkiye’den eleman getiriyor. Ancak çoğu kişi ya kısa sürede geri dönüyor ya da başka bir ülkede iş bularak ayrılıyor.

KİMLER, NEDEN GİDİYOR?

Atina’da çalışanların çoğunun amacı, yurt dışında yaşama deneyimi kazanmak ve vize derdi olmadan Avrupa’yı dolaşabilmek. Erkekler ayrıca, üç yıl yurt dışında çalışmış olma şartını tamamlayıp bedelli askerlik yapabilmek için de tercih ediyor. Giden yüzlerce kişinin neredeyse tamamı üniversite mezunu. Bazıları mühendislik okumuş, bazıları dil bölümlerinden mezun. Aralarında uçak mühendisi, İngilizce öğretmeni ya da doktor bile var. Çevirmen ve rehber sayısı da oldukça fazla.

Hem AB üyesi olmadığımızdan hem de siyasi anlamda sık sık gerilim yaşadığımız için çalışmaya “komşu”muza gitmek, bazılarının gözünde büyük cesaret işi. Buradan Atina’ya çalışmaya gidip bir süredir orada yaşayanlara neden Atina’ya gittiklerini ve neler yaşadıklarını sorduk…

 

.

 

CANER: BİR AYAĞI GERİDE KALANLARIN KAÇIŞ YERİ

Kendisini “bilgisayar bilimci” olarak tanımlayan, 1985 doğumlu Caner, yüksek lisansı bırakıp Atina’ya çalışmaya gitmiş ve bir yıldan fazla zamandır orada yaşıyor. “Yunanistan, Türkiye’den kaçmak isteyen ama bir ayağı da geride kalan insanların kaçış yeri aslında. Öyle bir yere gitmeliyim ki ailemden birinin burnu kanadığında anında yetişebileyim” diyerek İrlanda’daki bir iş teklifini reddederek Atina’ya gitmiş. Türkiye’deyken tanınmış bir yazılım şirketinde çalışan Caner, gitme konusundaki nihai kararını 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı akşam vermiş: “O gün bir arkadaşım, ‘Darbeciler başarılı da olsa, başarısız da olsa, kaybeden ülke’ dedi ve haklıydı.” Şirkete kız arkadaşıyla birlikte başvuran Caner, ‘kendi ülkesinde öteki muamelesi görmekten yorulduğu için’ gittiğini söylüyor. Türkiye’deyken gayet iyi giden işini bırakıp ‘çağrı merkezi elemanı’ olarak çalışmaya razı olan tek kişi o değil.

EMRE: İŞ BİTTİKTEN SONRA ARAYAN PATRON YOK

1993 doğumlu olan ve Kayseri’de büyüyen Emre, yönetim bilişim sistemleri bölümünü bitirdikten sonra dış ticaret müdürü olarak çalışmış. Neden ‘müdürlük’ gibi bir pozisyonu bırakıp Atina’da çağrı merkezinde çalışmaya gittiğini sorduğumuzda, “Türkiye’deyken patron gecenin 11.00’inde arayıp iş isteyebiliyordu ve bu durum çok rahatsız ediciydi. Depresyona girmek üzere olduğumu hissedince Avrupa’da bir yerde çalışmaya karar verdim. Burada mesain bittiği anda iş bitiyor, kimse senden iş istemiyor, bu sayede de kendime ayıracak zaman buluyorum” açıklamasını yapıyor. Emre, bundan sonra yazılım mühendisi olarak başka ülkelerde kendi mesleğini yapmayı planlıyor.

Yunanistan’da işçi haklarının yasayla güvence altına alınmış olması sonucunda, haftada 40 saatin üstündeki çalışma süreniz fazla mesai sayılıyor; pazar günü gibi resmi tatillerde çalışanlar iki günlük mesai ücreti alıyor ve haftalık 40 saatin içine 1 saatlik yemek molası da dahil ediliyor. Yemek molanız da dahil olmak üzere günde sekiz saatten fazla çalışırsanız ‘fazla mesai’ sayılıyor.

YENİ NESLİN PLAZA ANLAYIŞI

Türkiye’den gidenlere Yunanistan’a adım attıkları andan itibaren her konuda yardımcı olunan şirkette aynı şartlarla farklı ülkelerden gelmiş birçok kişi farklı markalar için çalışıyor. Çalışanların neredeyse tamamı ‘Y jenerasyonu’ndan. Çalışanlarla aynı yaşlarda olan yöneticiler, onlarla ‘siz’li ‘biz’li konuşmanızı, iş arkadaşlarınızla ya da müşterilerle aşırı resmi ya da ciddi bir tonda iletişim kurmanızı beklemiyorlar. Şirkette, “aşırı derecede dikkat dağıtıcı olmamak” için belli bir kıyafet kuralı var ama eşofmanla ya da şortla gitmenize yöneticilerin hiçbir itirazı yok! Y jenerasyonundan olanlar bu rahatlıktan oldukça memnun. Emre, “Kayseri’de şort giyip gezdiğimde yolda kötü bakarlardı. Ben erkeğim, ben de şort giyemeyecek miyim? Türkiye’de insanlar çok dar görüşlü, Avrupalılar ise gayet açık fikirli” diyor. Öğrencilik döneminde de Erasmus ile Polonya’ya gittiğini anlatan Emre, “Zaten insan bir kere yurt dışında yaşayınca Türkiye’de tekrar yaşamak kolay olmuyor” diyor.

 

.

 

 

AŞKININ PEŞİNDEN GİDENLER…

Türkiye’deyken tango okulu sahibi olan Ozan ise, ‘aşk uğruna’ Atina’ya gidenlerden. Sık sık tango etkinlikleri için yurt dışına gidip geldiği dönemde Patras’ta öğretmenlik yapan Maria’yla tanışmış ve onunla evlenip Yunanistan’a yerleşmeye karar vermiş. Kuzeninin de halihazırda çalışmakta olduğu şirkete yaptığı başvuru kabul edilince annesinin itirazlarına rağmen İzmir’deki tango okulunu kapatıp bavulunu toplamış. Yedi aydır Atina’da yaşayan 1978 doğumlu Ozan, Yunanistan’da insanların ‘daha az gergin’ olduğunu ve kendini daha huzurlu hissettiğini söylüyor. Ne yazık ki Ozan’ın aşk hikayesi mutlu sona ulaşmamış. Maria, global bir teknoloji şirketinin İngiltere ofisinde iş bulunca mecburen ayrılmışlar. Ozan şu sıra bir yandan çağrı merkezinde çalışırken bir yandan da tango dersleri vermeye devam ediyor. Ancak Ozan’ı bırakıp gitti diye Maria’ya kızmayın! Yurtdışında iş bulup ülkesinden ayrılan tek Yunan, Maria değil. ‘Beyaz yakalı’ Yunanların çoğu, ülkedeki ekonomik kriz yüzünden İngiltere’ye ya da ABD’ye göç ediyor. Sanatla uğraşanlar ise genelde Berlin’de yaşamayı tercih ediyor. Kısacası Yunanistan’da da son dönemde ciddi anlamda bir beyin göçü yaşanıyor.

ÇALIŞANLARIN ÇOĞU REHBER VEYA ÇEVİRMEN

Türkiye’nin geçirdiği kültürel dönüşüm sonucunda turist profilinin değişmesi ve turizm gelirlerinin düşmesi yüzünden iki üç dil bildikleri halde işsiz kalan rehberler ve çevirmenler de şu sıralarda geçinmek için Yunanistan’a demir atmış durumda.

Mütercim tercümanlık mezunu olan ve Türkiye’deyken uzun süre profesyonel olarak mesleğini yapan 1985 doğumlu Yusuf, en son Çalışma Bakanlığı ile Avrupa Birliği arasındaki bir projenin çevirmenliğini yaparken neden işi bırakıp apar topar Atina’ya gittiğini şöyle anlatıyor: “Her şeyden önce toplu taşımaya bindiğimde kavga gürültüye rastlamıyorum! Her gün televizyonda, radyoda, gazetede birilerini hedef gösteren, insanların yatak odasına kadar girmiş toplumsal liderlerin seslerini çok duymuyorum. Örneğin burada hiç kimsenin 10 yaşında bir kız çocuğu tecavüze uğradığında ‘Rızası vardı’ gibi bir cümle kurduğuna denk gelmedim. Kitap okuyana, bilime, kültüre, sanata aç olana ‘entel’ demedikleri için insanlarla olan etkileşimimi temel insani ihtiyaçlar düzeyinde tutmuyorum. Keyif aldığım şeyleri yapıyorum. Keyif almadığım şeyleri de sırf kibarlık olsun diye çekmiyorum.”

‘TÜRKLER ATİNA’DA HİÇ YABANCILIK ÇEKMİYOR’

Bir yıldır Atina’da yaşayan Yusuf, Yunanların bize ne kadar benzediğini ve sıcak davrandıklarını şöyle anlatıyor: “Akşam olduğunda Yunanlar da tıpkı Türkler gibi televizyon başında dizi izliyorlar, hem de çıldırmışcasına! İzledikleri de Türk dizileri! Bütün magazin dergilerinin kapakları Türk oyuncularla dolu. Bu dizi sevdası yüzünden burada Sultanahmet’e düşmüş Japon turist gibiyiz. Bir yanaklarımızı sıkmadıkları kalıyor.” Yunanların da ‘bizim gibi’ sıcakkanlı olduğunu vurgulayan Yusuf benzer meselelere benzer tepkiler verebildiklerine dikkat çekiyor: “Syntagma Meydanı’na Uber çağırıp şoförü döven taksiciler burada da var!”

Atina’ya gittiğinden beri hiçbir düşmanca tavırla karşılaşmadığını söyleyen Caner’e göre ‘zenofobi’ (yabancı nefreti) Türkiye’de daha yaygın. Ona göre, “Türkiye’deki zenofobi Suriyelilerin göçü ile başlamadı, etnik ve dini kalıplar ile devlet politikası olarak uygulanıyor”… “Türkiyeliler yıllardır kendi içlerinde birbirlerine karşı düşmandı” diyen Caner’e, İstanbul’daki arkadaşları, ayrımcılığa maruz kalıp kalmadığını sık sık sormuşlar. Arkadaşlarına, “Buraya taşınınca düşmanlarımızı geride bıraktığımızı anladım, çünkü gördüğüm tek şey dostluktu” yanıtını vermiş.

 

.

 

YUNANLILARIN YAŞAM FELSEFESİ: YAŞASIN TEMBELLİK!

“Yunanistan’ın Türkiye’ye çok benzediğini” Burcu da söylüyor. İstanbul’da halkla ilişkiler ve tanıtım okuduktan sonra başka bir üniversitede fotoğrafçılık ve kameramanlık eğitimi almaya başlayan 1991 doğumlu Burcu, yedi aydır Atina’da çalışıyor. İkinci üniversitesine daha bir yıl devam etmişken iş bulduğu anda bavulunu toplayıp soluğu Atina’da almış. Burcu’ya göre Yunanlar, görünüş olarak bize benziyorlar, yemeklerimiz onlarla aynı ama, “Bizden daha umursamaz ve tembeller.” Haftada sadece üç buçuk gün çalışıp sürekli siesta yapmaları ‘tuhaf’ huylarından biri. Ekonomik kriz yüzünden dükkan sahiplerinin çoğunun eleman çalıştıracak parası yok ve canları ne zaman isterse dükkanlarını o zaman açıyorlar. ‘Dükkan’ demişken bu kategoriye eczaneler bile dahil. Burcu’nun da ifade ettiği gibi, Paul Lafargue’nun “Yaşasın Tembellik!” sloganı Yunanların yaşam felsefesi olmuş.

YARIN: YUNANİSTAN, ORTADOĞU’NUN EN BATISINDAKİ ÜLKE

Not: Bu yazı için görüş bildiren kişilerin gerçek isimleri, imzaladıkları iş sözleşmelerindeki ‘gizlilik’ maddesi nedeniyle gizlenmiştir.