Antalya'nın öksüz kedileri

Doğal zenginliklere sahip Antalya'da güzel bir yaşam için her şey var; ama bir tek kedilere yere yok...
Fotoğraflar: Adem Erkoçak

Adem Erkoçak  aerkocak@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Antalya şehir merkezindeki en güzel yerlerden birindeyim. Kilometrelerce uzayıp giden sahilin görkemli dağlarla birleştiği bir manzara var önümde. Meşhur Konyaaltı Plajı’nın başladığı yere inen varyant virajlarının başındayım. Sevindirici olan, böylesine güzel bir alanın yapılaşmaya açılmayıp park olarak korunması.

İnsanlar için “cennet gibi” olan bu park, kediler için adeta bir “cehenneme” dönüşmüş. Dört buçuk yıl önce parkın içine yapılan kedi evi, insanlardan gelen şikâyetler üzerine kaldırılınca yüzlerce kedi açıkta kalmış. O kedileri dert eden, karınlarını doyurup hastalıklarıyla ilgilenen sadece birkaç kişi var.

Bu insanlardan biri olan Filiz Uluçay, buraya kedi evi kurulduğu günden beri geliyor: “Kedi evi ilk kurulduğunda çay içmeye geldim buraya. Bir baktım ki, yavrular ishalden yürüyemiyorlar. Minik minik yavrular atmışlar, perişandı hepsi. Sonra Rixos Oteli’nin oraya doğru gittim. Dedim ki, yahu şu Rixos kalan yemeğini verse bu hayvanların hepsi doyar. Bundan kız kardeşime bahsettim, hemen Fettah Tamimci’ye mail yazdı. Anında otelin genel müdürüne söylemişler, bize iki gün sonra bir telefon geldi. O zaman turistin de bol olduğu bir dönemdi. Üç sene boyunca her gün öğlen müşterinin kalan yemeği, tabak artığı değil, tepside kalan yemeği tavuk, balık ve kırmızı et ağırlıklı tepsilerle getiriyorduk. O kadar çoktu ki taşıyamıyorduk, düşünün. Üç sene boyunca hiç olmazsa bir öğün protein alıyordu hayvanlar. Ama 3 sene sonra yeni gelen genel müdür hayvanları sevmediği için bize yemek vermeyi kestiler.”

Filiz Uluçay’ın şu an bulunduğu yerde bir zamanlar bir kedi evi vardı…

Kedi evi kurulmuş fakat oradaki kedilerin bakımı tamamen bu gönüllü girişimle olmuş: “Dört buçuk sene burada kedi evi vardı. Telle çevrili idi, kedi girişleri vardı, üstüne çatı yaptırmıştık. Yani kedilerin kaçabileceği, sığınabileceği bir alanda içerisi. Kapalıydı. Kışın muşambalarla kaplıyorduk, battaniyeler, yastıklar, peluşlar, bayağı bir sıcak oluyordu içerisi. Buranın yapılma amacı barınaktaki hayvanlar içindi. Barınağa düşen, kaza geçiren hayvanlar tedavi edilip, kısırlaştırılıp buraya getiriliyordu. Ama özellikle son bir senedir Günde en az 10 kedi buraya atılıyordu; bu da sadece benim gördüğüm, kim bilir görmediğim kaç tane daha vardı. Ev kedileri atarlar, evindeki kedi doğurur yavrularını atar, mahallesinde istemez kutulara çuvallara doldurur getirir atar; Isparta’dan bile çuvallarla getirip yavru kedi attılar buraya.”

Böylece kedi evi “hayvanseverlerin” kedileri “gönül rahatlığıyla” terk ettikleri bir merkeze dönüşmüş. Filiz Hanım, kedi evinde son bir sene hiç doğum olmadığını söylüyor ve “Hep kısırlaştırdık; her hafta gönderdim. Tüm kediler kısırlaştırıldı ama temmuz ayında kedi evi kalktığında burada en az 200 tane annesiz yavru kedi vardı,” diye ekliyor.

Peki, kedi evi niye kalktı? “İnsanların şikayeti üzerine,” diye yanıtlıyor Filiz Uluçay ve devam ediyor: “Böyle bir olayda belediyenin ilk defa bir suçu yok! Burada yürüyüş yapanlar, gelip geçenler, parkta kedi evi istemediler. Yani bu hayvanların hiçbir yerde yaşamasını istemeyen tipler var ya, onlardan. Şimdi gördüğünüz azalmış hali kedilerin. Büyük bir bölümünü, Düden’de kedi evi var, arkadaş gönüllü orada, oraya gönderdik. İnsana gelenleri, zarar görmesin diye yavruları, hep oraya gönderdik. Burada parkın kendi kedileri kaldı, sonradan atılanlar değil. Yani bunlar zaten başka hiçbir yerde yaşayamazlar, buraya çok alışıklar.”

Kendini bir “keditapar” olarak tanımlayan ve Filiz Hanım’la birlikte burada en fazla emeği olan insan Şaban Akman. Akman, “Buraya ufacık bir kedi evi yapmışlardı. Zemini yaptırdık. Etrafı tellerle çevrildi, bir çatı eklendi, ki Antalya’nın meşhur 1 hafta 10 gün süren yağmurları için bu çok önemliydi. Kedi evi yıkıldı ama biz biraz da Polyannacılık oynuyoruz. Yüzlerce kedi değil de 3-5 kedi atılıyor diye seviniyoruz. Burada bazen 300 yavru ile karşılaşabiliyoruz. Anneden erken ayrılmış, gözü iltihaplı, hastalık, şu bu ve tuhaf insanlar geliyorlar, en kötü durumdaki kediyi çekip ‘bakın işte burada kedilerle ilgilenmiyorlar’ diye paylaşıyorlar.”

Şaban Akman

Filiz Hanım da ekliyor: “Büyükşehir Belediyesi sadece bir kedi evi koymuştum buraya. Biz gönüllü olarak onu büyüttük, çatısını yaptırdık, tellerini yaptırdık; kısırlaştırmalar, tedaviler belediyeye ait tamamen. Yoksa baş edemezsiniz, o kadar çok kedi var ki. İnsanlar ve buraya ev kedisini atıp ‘ben hayvanseverim’ diyenler yüzünden kalktı burası. Çok fazla kedi atıldı çünkü.”

Şaban Akman, “En azından iki ay anne sütü emmesi gerekiyor bir yavrunun, onu bile beklemiyorlar. Direkt ölüme atıyorlar. İki saatte bir onun yemesi içmesi lazım. Tuvalet ihtiyacını yardımsız gideremez. Yani yavru atmak, onu direkt ölüme atmaktır. Gece kedisi yavruluyor evde, hop toplayıp getirip buraya atıyorlar,” diyor ve “Bir gün deneme yaptık, ‘haydi gelin, bir gün siz ilgilenin; mama bulun, temizliği yapın.’ Geldiler, ellerinde 3 kilo mama, bir kutu da bebekler için süt tozu ile… Üstelik ben buraları tırmıkla temizledim. Hadi buyurun bugün siz yapın dedim, hiçbir şeye dokunmadan gittiler. O bir şeyler yapmak isteyenlerin çoğu da boş,” diye ekliyor.

Filiz Hanım ve Şaban Bey’in en zorlandıkları konu ise mama bulmak. “En büyük sıkıntımız mama,” diyor Filiz Uluçay “üç aydır biz kendi çabamızla bakmaya çalışıyoruz, günde 15 kilo mama yetmiyor. Ve burası öyle bir alan ki, hiçbir yerleşim yeri yok. Yani çöp bile yok hayvanların yemek bulacağı. Yemek arayacakları hiçbir şey yok. Biz getirirsek karınları doyuyor. Üç aydır birkaç arkadaşımın dışında buraya kimse yardım etmiyor. Herkes biliyor Antalya’da buranın bu halde olduğunu. O kadar yazdık ettik hayvan sitelerinde, bir kilo bile mama gelmedi. Kedi atmaya gelirken bile bir avuç mamasıyla gelmedi insanlar. Onlar burada ne yiyor, ne içiyor düşünmediler.”

Şaban Akman da “Çok uzun süreli yağmur yağdığında nerede kalacaklar? Tamam, bir gün saklanır. Ama bir hafta yağdığında ne olacak? Sonra en önemlisi mama sorunu. Hiç soran yok, ‘siz nasıl buluyorsunuz her gün 15 kilo mama’ diye. Havalar soğudukça da 5 saatte bir hepsinin yemesi lazım. Büyük problem geliyor. Yani, ilk kez bu kış evsiz geçirecekler,” diyor.

Son üç aydır Filiz Hanım ve Şaban Bey’e destek olamaya çalışan bir kişi daha var: Bekir Usta. “Ben günde 3 kez geliyorum buraya,” diye anlatmaya başlıyor Bekir Bey ve “Sabah erken geldiğimde tedavi için geliyorum. Gözlerine bakıyorum, damla sürüyorum. Hem de biraz mama getiriyorum. Öğlen bir kez daha geliyorum, sabah bulamadığım kedileri tedavi ediyorum. Akşamları da yine aynı şekilde göremediğim kedileri tedavi edip mamalarını veriyorum,” diyerek sürdürüyor konuşmasını.

Bekir Usta

Yine devam ediyor anlatmaya: “Hayvanları seviyorum çünkü onların yardıma ihtiyaçları var. Onlara su verirsen içecek, yemek verirsen yiyecek; onların bulma imkânı yok. Tek imkânı bizleriz. Demin ben yavru kedinin önüne mama koydum, baktım aranıyor, gözleri bozuk. Hayvanlar zararsızdır ama insanlar görüyorum onlara tekme atıyorlar, sopa ile vuruyorlar, kulağından tutup havaya kaldırıyor, ayağından tutup ters çeviriyorlar. Yatan köpeğe tekme atan insanlar var. Ben bunları bir türlü anlayamadım.”

Filiz Uluçay “Ben psikolojik sorunları olan insanların sevmediğini düşünüyorum. ‘Müslüman toplumuz’ deniliyor ya, bu hayvanlara zarar vermek en büyük günah. Tabii bir de eğitim; burada Türk çocuğu ile yabancı çocuğun farkını çok iyi görürsün. Otelden çıkarlar, annesi babası yanındadır, çocuk oturur yere, yavaş yavaş sever, anne baba gösterir. Ama bizimkiler şuradan bir başlar çılgınlar gibi koşmaya, hayvana tekme atsın, vursun, boğazını sıksın. Ailelerine şikâyet edince de ‘ne var, o hayvan’ derler bir de! Çocuk sevmeyi bilmeyebilir; ailesi ona sevmeyi öğretmeli,” diye görüşünü dile getiriyor.

Bekir Bey de benzer şeyler yaşamış: “Geçen gün burada kedilere süt veriyorum, bir tane küçük çocuk geldi, tekme atmaya başladı. Annesi de yanında, hiçbir şey demiyor. Ben kızınca da ‘çocuğum korktu’ diyor. Buradan geçen insanlar var, yavru kedileri tekmeleyerek geçiyor, koyduğumuz mamaları dağıtıyorlar. Yani yavru kediyi öldüren insan bence katildir. Burada ölmüş kedileri görünce iki, üç gün kendime gelemiyorum. Yavru kediler öldü mü kendime gelemiyorum ben. Mahallede baktım bir kedi öldü, bir ay yemek yemedim üzüntüden. Bu insanlar kedileri öldürünce nasıl üzülmüyorlar, rahat oluyorlar anlamış değilim. Öyle bir toplum olduk ki, adam hayvan gördü mü düşman görmüş gibi oluyor.”

Filiz Hanım devam ediyor: “Burada dört buçuk senem geçti. Ve bu dört buçuk senede buradan binlerce kedi geldi geçti. Ne üzüntüler yaşadık. Kedi evinden çıkmış yavrunun şansı yok ki, köpekler var etrafta. Sokak köpeklerini kastetmiyorum, onlar zarar vermez kedilere; sahipli köpekler tehlikeli. Özellikle pitbull sahipleri. Her geldiğimde en az 4-5 yavruyu parçalanmış şekilde topluyordum. Motorla geçenler ezerler. Ama onları şikâyet etmezler, hayvanları şikâyet ederler.”

Bekir Bey, bu noktada hayvanların sahip olduğu bir haktan bahsediyor: “Parklar sokak hayvanlarının barınma yerleridir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda da yazar bu. İlkokulda çocuklara hayvan sevgisi, doğa sevgisi öğretilmeli. Hayvanlar onlara tanıtılmalı, faydaları anlatılmalı. Bu bir ders konusu olmalı.”

Bu şekilde hayvanlarla ilgilenmeye daha ne kadar devam edebileceklerini soruyorum. Filiz Hanım, “Hiç bilmiyorum. Artık günü yaşıyoruz, kurtarıyoruz,” diyor.

Bu insanların şimdilik en önemli ihtiyacı mama yardımı. Filiz Hanım telefon numarasını veriyor ve bu konuda yardım etmeyi düşünenler varsa kendisine ulaşmalarını istiyor: 0505 428 27 31. Umarım bu hikâye burada bitmez, kediler de en az bizler kadar hak ettikleri bir yaşama kavuşurlar…